Farz-ı muhal

loading
11 Ağustos, Salı
£

9.47

8.52

$

7.24

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Farz-ı muhal

Batı edebiyatında fiction diye bir tarz vardır. Bizde çok popüler değil… Olmuş bir şeyi, olmamış; ya da olmamış bir şeyi, olmuş gibi ele alıp, ondan sonra olabilecek ihtimaller üzerinden, tamamıyla kurguya dayalı bir anlatımı ifade eder. Örneğin, Yerhisar Savaşı'nı, Osman Bey değil de Bizans tekfuru kazansa idi, ne olurdu? Önce, Osmanlı İmparatorluğu olmazdı tabii… Ve ardından da düşün düşün, yaz… Germiyanlar mı galebe çalardı? Karamanoğulları mı? Yoksa Bizans hepsinin de canına okur, bugün biz altı yüz seneden beri, Ortodoks olmuş, Asya'dan gelme bir kavmin kalıntıları arasında mı olurduk? Tabii o zaman da en iyi ihtimalle, Türkçe'yi unutmuş, Rumca konuşuyor olurduk… Kıbrıs Meselesi diye bir sorun da elbette ki olabilemezdi… Peki ama ya o sıralar Bizans kilisesi ile tam da papaz olmuş Vatikan'a bağlı; zamanın batı Avrupa'sı gelir "Konstantinapol"ü alır, herkesi de Katolik ederse, ne olurdu bizimkilerin o zamanki, bizim de bugünkü halimiz? Katolik mi kalır, dönüp Protestan olur; Aydınlanma'ya mı katılırdık? Olsaymış, acaba şimdi AB'nin merkezi Brüksel değil de Lefkoşa olur muydu? Size söyleyeyim: Olamazdı! Çünkü Latinler'in gözünde Kıbrıs'ın en önemli şehri Mağusa idi ve olacaksaydı, adanın da AB'nin de başkenti, Mağusa olurdu… Gözünü sevdiğim… Bizim Mulla'nın deyimi ile "dünya entelektüel üretiminin %92'sini sağlayan, ışıklar kenti…" Yakışırdı ama ne çare? Orhan'ın Holofira'ya sevdalanacağı tuttu… Nerde gördü? Nesine tutuldu? Allah bilir… Ya kız buna kaçsaydı? Yerhisar Savaşı, gene mafiş…

Oğlun sevdalanmış, herif de kızını vermiyor… Sen git hisarı bas, hem kızı al, hem de şehri… Holofira'yı Nilüfer Hatun yapıp, oğlanın kucağına ver; üstünden bir de imparatorluk kurulmasına sebep ol…

Yaktın Bey'im Mağusa'yı… Demesi var…

Bu kafayla gidince, ben geçen gün Türkiye'de yapılan seçimin, başka türlü sonuçlanması halinde neler olurdu acaba? Diye bir fiction yaptım.

Yani meselâ, AK Parti 150'de kalsaydı… CHP 100… MHP 100… Selocan'ın mikro milliyetçi partisi de 100… Kardeş payı… Ne olurdu?

Uzun Adamın havasını alırdık, ne güzel…

Ama seçimin ertesi günü tepesi üstü düşmeye başlayan dolar, herhalde pazartesi 4 TL'yi bulur,5'e doğru seyreder; borsa da dibe vururdu… Bankalar, Pazar'dan pazartesiye %8 kâr etmişler borsanın yükselen endeksinden! Büyük şirketler de… Onlar da zarar ederlerdi… Durdukları yerde… Üretim düşer, istihdam daralır, oh ne kadar iyi olurdu… Açlıktan nefesi kokunca, ben görürdüm bu "aptal" halkı! Mao Ze Dung da demiyor mu ki "Çelişkileri artınca halklar, sosyalizmi benimser"? Aç bırak, devrim yap… Kendileri aç, çor çocukları sefil kalırsa, iyiliklerinedir ama aptal olduklarından, ille hanımı giydirmek, çocukları okutmak, karınlarını tok tutmak ister hepsi de… Çıkarlarının nerede olduğunu bilmez, devrim yapacağına iş arar bunlar… Ne dedi Aziz Nesin?

Ben, Pazartesi günkü ekonomik veriler ve analizlerin yalancısıyım… Pardon yani…

Sonra, sıra gelirdi hükümete… CHP/MHP/HDP mümkün değil… Bahçeli Selo'yu muhatap kabul etse, zaten bu seçime gerek kalmazdı… AKP/MHP olur muydu? Sayı yetmez… CHP/MHP'ye de yetmez… AKP/HDP'ye de… Kaldı mı size AKP/CHP? Geçen defa eli daha zayıfken, İçişleri, Adalet, Dışişleri, Maliye, Savunma ve Eğitim Bakanlıklarını isteyen Kılıçdaroğlu, iki milleyvekili artırmış! Bu defa neyi isterdi? Söyledi zaten… Cumhurbaşkanı'nın da istifasını! Olur muydu? Kimse daha güçlüyken, kendi kafasına sıkacak kadar deli olmadığına göre, o da olmazdı…

Ne olurdu? Düşünün!

Hiç… Ne AKP'li ne de AKP'siz bir hükümet, kurulamazdı…

Olması istenen de bu muydu? Hiç, olsun…

Bir adım sonrasını planlamaya kafa yormadan, sonuç istediğiniz gibi olursa ne; olmazsa ne yapacağınızı önceden bilmeden yapılan şeye, siyaset denmez, hiç kusura bakılmaya…

Kıbrıs Sorunu da olduğu gibi kalırdı be sör… Çünkü AB defterini kapamış güçsüz bir hükümetin yönettiği Türkiye'nin, Kıbrıs Sorunu'na ihtiyacının sürmesi bir yana, bitirecek gücü de olmazdı… Anastasiadis, zil taktı, Çipras telefon açıp Davutoğlu'nu kutladı; Ankara'ya gelmeye hazırlanıyor, biz karalar bağladık…

Yazıyı da görüşleri de beğenmeme özgürlüğü tabii ki var… Başından "demesi var" dedik zaten… Faraza… Farz-ı mahal…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.