Bilgi, akademi, akademisyen

loading
31 Mayıs, Pazar
£

8.42

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Bilgi, akademi, akademisyen

Bir miktar kendine "akademisyen" diyen eşhasın, yayınladıkları bir bildiriyi eleştirip; "yaptığınız barış çağrısı değil, çatışan iki taraf arasından birini tutmaktır." Dedik ya? Olumlu da olumsuz da eleştirileri de dinledik, okuduk. Ama her şeyden önce şu "akademisyen" kavramını şöyle bir açmak gerektiğine karar verdim. Çünkü bütününde olduğu gibi bunda da kavramlar alt üst edilmiş. Fikir sahibi olmak için, bilgiye hiç mi hiç gerek duyulmuyor. Ve bir de üstelik, söz konusu unvan, bir dokunulmazlık zırhı, eleştirilemezlik garantisi, bilimsellik şemaili oluşturuyor. Haksız olarak… Ve bir adım daha atayım, bizde "medrese allamesi" gibi, bir unvan edinmiş olan, her konuda fikir beyan etme yetkisini de alıyor. Oysa, üniversite öğretim üyeliği, her bir haltı bilme makamı değil! O medrese allamesidir… Üniversite hocası, bir bilimin dar bir alanını, derinliğine bilen adama denir. Doktora tezi, "16..yy'da Sıvas Mühimme Defterleri" olan profesör bilirim. Odur bildiği… Belki de Bizans tarihinden hiç haberi yoktur… Ya da 16.yy'daki Kayseri hakkında ümmidir belki de… Biz tutturmuşuz: " Hoca"! Tamam DA "neyin" hocası?

24 Kasım 2007'de, Yeni Düzen'de Niyazi Kızılyürek'in bir makalesini konu edindiydim. "Kitap okuma gereksizdir" demiş bir İngiliz üniversite öğrencisi, Niyazi dehşete kapıldıydı. " Dünya üniversiteleri cahillere kaldı..." anlamına gelen, bir yazı yazdıydı... Diyordu ki: Bilgi, artık hakikati aramaktan vaz geçmiş; parça başı durum tespiti yapıp, malı götüren şaklabanların eline düşmüş... Günahı boynuna... Tabii tespit edilen de durumun; tespiti isteyenin, yâni parayı verenin görmek ya da göstermek istediği kısmı. "Bilgi artık buna deniyor" diyordu… Allah korusun, o hale düşmeyelim… Ama o cinsin de ünvanına kapılıp, peşine düşmeyelim…

Antik Atina'nın kuzeybatısında, adını kahraman Akademos'tan alan bir orman vardı. Yakınlarda bir malikanesi bulunan Platon, öğrencileri ile bu ormanda buluşur ve sohbet ederdi. Sonradan, burası bir duvarla çevrildi ve burada, bir gymansyum kuruldu. Akademos ormanında, Platon'un dersler verdiği bu gymnassiuma, Akademos'dan dolayı, Akademia denildi. Sonraları, Yeni-Platoncular ile Stoacılar arasındaki tartışmada, Platon'un tarafını tutanlara Akademisyenler de denildi.

Orta Çağ'da düşünürler ve yazarlar ile tarihçilerin bir araya gelerek, genellikle devletten yardım alarak oluşturdukları ve bir anlamda kiliseler çevresinde gelişen bağımsız schola'lara karşı (ki bunlar, güncel üniversitelerin çekirdekleridirler) siyasi düzeni korumak ve kollamak üzere denetleme görevi yapan, bağımsız kisveli ama aslında krala bağlı kurullara da Akademi, denilmeye başlandı.

1664'te Fransız Akademisi kuruldu. Varlığını bugün de sürdüren Fransız Akademisi, ülkede sanat ve bilim alanında sivrilen insanların, eskiden krala; şimdi ise cumhurbaşkanı'na yaptıkları bir dilekçe ile seçildikleri ve Fransız kültür ve bilim hayatını yönlendiren kararların alındığı, devlete bağlı bir kurumdur. Yani Akademi üyeleri, ders mers vermezler, tam tersine, verenlerin neler yaptığını denetlerler ve üniversiteden gelmeleri, gerekmez. Kendi alanında, değeri genel kabul görmüş çalışmalar yapan aydınlar, yazarlar, sanatçılar ve elbette bilim insanlarından oluşur. Fransız Akademisi, türünün tek örneği değil! Örneğin İsveç Akademisi de Nobel Ödülleri'ni dağıtıyor! Bunun gibi, Belçika Kraliyet Akademisi Fransız dilinin gelişimini sağlayan çalışmalar yapıyor, İtalya'daki Bologna Akademisi Fransa'daki örneği takip ediyor, Polonya İlimler Akademisi bilimsel gelişmeyi planlıyor v.s. Vatikan'dan, Rusya'ya kadar ayni amaca hizmet eden, sayısız "akademi" var.

Yani akademi, bütün dünyada bazı istisnalar dışında, üniversitelerin üstünde bir kurumdur. Onların çalışmalarını planlar.

Dünyada üniversitelerin kuruluşu ile Türkiye'ye gelmesi arasında, 700 yıl gibi bir zaman aralığı vardır. Dünyada ilk defa kurumsallaşan üniversite, Bologna Üniversitesi'dir ki kuruluş tarihi, 1088'dir... Değil Osmanlı, daha Anadolu Selçukluları kurulmamış! Oxford da Osmanlı'dan eskidi. 1930'larda Darülfünun'dan üniversiteye geçerken, bizde akademi, enstitü, fakülte, bölüm v.s. kavramları alt-üst edilerek, meslek yüksek okulu niteliğindeki bazı kurumlara, akademi adı verildi! (DMMA'lar, İİTİA'lar gibi)

Tarihsel anlamında bizde, örneğin Prof. Halil İnalcık; bir akademisyendir. Çünkü durduğu yerde hem İngiltere'deki Royal Academy, hem de USA Academia kendisine baş vurup, "üyemiz olmak şerefini bize verir misiniz?" demişlerdir. O da lütfedip, kabul buyurdu… Öyle olur…

Son yüzyılda pratik içinde, üniversite öğretim "üyeleri" de akademisyen diye anılmaya başlandı! "Üyeleri" dedim... Ayrıntıya dikkat edin… "Gürevlisi" başka…

Onun için önüne gelen, "akademisyen" ünvanını kullanarak, yaptığına ne meşruiyet, ne "bilimsellik" ne haklılık, ne de dokunulmazlık edinemez. Klâsik anlamda bizim bir "akademia"mız, bile yok henüz!

Medreseyi öldürdük… Üniversiteyi de daha anlama aşamasındayız! Adımızı akademisyen koyup, mollalık, allâmelik edenlerimizi, ciddiye almayın… Hele bu çağda, Kızılyürek'in yazdıklarını da okuyunca…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.