Kızıl elma nerede?

loading
23 Kasım, Pazartesi
£

10.49

9.33

$

7.88

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Kızıl elma nerede?

Bir önceki yazımda, sanki de gündeme getirileceğini biliyormuş gibi, "Kızıl Elma" mitosundan bahsetmiş, bu ritüelin, hem Megali İdea'cıların; hem de Turancılar'ın "mutasavver vatan" idollerini tarif için kullandıkları bir tanım olduğunu belirtmiştim! Daha o yazı bu sitede yayında iken, Türkiye'de "Kızıl Elma Koalisyonu" diye bir garabetin haberleri, gazete sayfalarını işgal etti! Ülkücüler ile Doğu Perinçek tayfası, yanlarına bir takım "sosyal demokratları" da almışlar, "Kızıl Elma"ya doğru yürüyüşe geçiyorlar! Aralarında bizim Fuat Veziroğlu da var ki, pek yakıştı, hayırlı olsun!

Kızıl Elma ritüelinin doğuşu, aslında Bizans imparatorluğu dönemine kadar gider. Söylenceye göre, İstanbul'da bugün Çemberlitaş dediğimiz sütunun tepesinde, Roma İmparatoru Justinyen'in, yüzü doğuya bakan, "doğu da fethedilmelidir" mesajını veren bir heykeli vardı. Bu heykel elinde, kırmızı altından bir elma tutmaktaydı. Bir deprem sonucunda, heykelin elindeki bu elma, yere düşer! Rumlar, bunu bir uğursuzluk simgesi olarak algılarlar ve toplumsal bilinçlerinde bu olay, şehrin Türkler eline geçmesiyle, bir uğrsuzluk olarak yerleşir. Kızıl Elma imparatorun elinden düşmeseydi, şehir de yabancı ellere geçmeyecek; imparatorluk yıkılmayacaktı! Veya eğer doğu da alınmış olsaydı, Türkler gelip imparatorluklarını yıkamayacaklardı.

18.yy sonlarında Megali İdea formüle edilirken, bu ritüel yeniden hatırlandı ve "mutasavver vatan" Kızıl Elma, Kokkino Milia diye tanımlandı!

Ziya Gökalp de Turancılık'ı meşhur ederken, başka bir sembol kalmamış gibi tuttu, Megali İdeacı'ların ritüelini kopya etti!

Vatan ne Türkiyedir Türklere, ne Türkistan
Vatan, büyük ve müebbed bir ülkedir: Turan

şiirinin yazarı, bir başka ünlü şiirinde de

Son arzumuz budur fâni dünyada

Türküz varacağız Kızıl Elmaya

Diyerek, bu ritüeli Türk fikir dünyasında yeniden popüler hale getiriyordu! Elbette durduk yerde bu ritüelin Ziya Gökalp'in aklına bir vahiyle doğmuş olduğu ileri sürülemez! Her ne kadar da zamane ulusçuları MS 6.yy'da Oğuz hakanının çadırının üstünde kızıl altından bir elmanın egemenliğinin sembolü olarak durduğuna dair bir mesel icat etmiş olsalar da bu eski Bizans kültünün, Türklere İstanbul'un fethinden sonra Rumlar'dan geçtiği aşikârdır. Ülkücü bir internet sitesinden aldığımız aşağıdaki alıntıda şöyle deniyor:

"Çeşitli tarihlerde İstanbul'u ziyaret eden Müslüman gezginler ve coğrafyacılar da Justinianus heykelini görmüş ve sol elinde parlayan kızıl küreden söz etmişlerdir. Zamanla şifahî kültüre mal olan ve elmaya benzetildiği için "Kızıl Elma" adıyla efsaneleşen bu küre,
merhum Osman Turan'a göre, Osmanlı devrinde "Türk cihan hakimiyeti mefkûresi"nin sembolü haline gelmişti. Başka bir ifadeyle, Kızılelma, Osmanlı Devleti'nin emperyal vizyonunu ifade ediyordu." Deniyor ama Osmanlı edebiyatında bu ada söylenmiş bir tek şiire, yakılmış bir tek türküye, yazılmış bir tek şarkıya rastlamak, mümkün değil!


Her ulusçuluk, kendine övünecek geçmişe dair meseller, efsaneler, ritüeller uydurur. Ama bunlara tarihten de bir takım dayanak noktaları bulmak gerekir. Oysa, Türk edebiyatının ne saraylı ne de halk kökenli olanında, ne yazılı ne de sözlü olan kısmında, 19.yy'a kadar bu lâfın geçtiği tek bir yer vardır, o da Evliya Çelebi Seyahatnamesidir. Hezarfen Ahmet Çelebi'yi uydurup uçurduğu, geçenlerde güncel basında da yer alan Çelebi, Kızıl Elma'yı tarif ederken, altı Kızıl Elma olduğundan bahseder ama sonra saymayı unutup, beş tane yazar:

1. Engerüs Kızılelması: Budin.
2. İkinci Engerüs Kızılelması: İstolni-Belgrad.
3. Orta-Macar Kızılelması: Estergon.
4. Küçük Macar Kızılelması (Alaman Kızılelması ve Beç Kızılelması da
denir): Viyana.
5. Rum-Papa Kızılelması: Roma.


İsmail Hami Danişment'e Evliya Çelebi'nin bu çelişkisi dert olur, o da oturup Peçevi'den kanıtlar geliştirerek, Çelebi'yi temize çıkaracak altıncı Kızıl Elma'yı bulur:

Peçevi'nin "Türk padişahı ol kadar yukarıya gide ki Kolona'ya vara!" cümlesinden hareketle,

6. Kızıl Elma'nın "Prusya'daki Kolonya Şehri" (Köln) olduğunu ileri sürer.

Görüldüğü gibi Osmanlı'nın, Evliya Çelebi'nin Kızılelma'sı, Avrupa'dır. Şimdiki aklı evvellerin sandığı gibi, Orta Asya ile Afganistan, Turan değil! O kadar ki ta 1917'de imparatorluk ortadan kalkmakta iken bile Ömer Seyfettin, Yeni Mecmua'nın 21.sayısında yayınlanan "Kızıl Elma Neresi" adlı hikâyesinde, ömrü hayatında doğuya bir tek sefer düzenlemiş, hep Orta Avrupa ovalarında dolaşmış olan Kanuni Sultan Süleyman devrindeki kahranmanına:

". Kanuni Sultan Süleyman, bir gün otağında divan üyelerine tek tek Kızılelma'nın neresi olduğunu sorar; hiçbiri doğru cevap veremeyince, dışarıda "Kızılelma'ya, Kızılelma'ya!" diye haykırıp duran halktan ve Yeniçeriler arasından üç kişinin gelişigüzel seçilip huzura getirilmesine emreder. Bu üç kişiden aldığı cevaplar, Kanuni'yi çok memnun etmiştir:

"Kızılelma Neresi?",

"Atınızın gittiği yer padişahım!",

"Orası neresi?",

"Neresi olduğunu ancak padişahım bilir!" dedirtir... Yâni, Kızılelma'nın yerini, Ömer Seyfettin de Avrupa'da aratır!

Bu Turan/Kızıl Elma özdeşleşmesi, 20.yy'ın ilk çeyreğinde, imparatorluğu dağıtan ve kendine bir taht ararken Buhara'ya göz diken Enver Paşa'nın ve onun ideoloğu Ziya Gökalp'in, Ömer Seyfettin'in; İttihat Terakki ideologlarının bir marifetidir. Evliya Çelebi'den başka, 600 yıllık Osmanlı edebiyatında, adına hiçbir yerde rastlanmayan eski bir Rum efsanesini kopya edip; eğe büke, evire çevire partilerinin güncel politik hedefine göre, kâh Budapeşte'de, kâh Belgrat'ta, kâh Orta Asya'da bulunduğunu ileri sürdükleri bir "varsayılan vatan" efsanesinin adı olarak, üstelik coğrafi olarak da bulunup bulunmadığı "meşkuk" bir yer olarak, istedikleri gibi kullanmışlardır. 1912 ile 1919 arasında ayyuka çıkan bu söylem, imparatorluk darmadağın edilince unutulmuş, 1940'larda Hitler'den cesaret alınıp bir daha hamle edilip, 1944'te bir daha yere konulmuştur. Şimdi bir daha tarihten derslerini almak üzere harekete geçiyorlar!

Çağdaş Kızılelmacı sitelerde şu şiirlere rastlanıyor:

Ey Türk oğlu, silâhların dolu mu?
Tuttuğun yol Kızıl Elma yolu mu?
Çözdü kader artık bağlı kolumu,
Sür git kardeş, bu yol çıkar Turan'a.
Akagündüz

Kızıl Elma uğrunda kılıç çekince kından,
Bahtiyarlık denen şey geçmez yakından;
Mesut olup gülmeyi sök, çıkar hatırından
Belki öldükten sonra bir parça güleceksin.
N. Atsız

Yiğitler kan dökün, bayrak solmaya!
Anadolu başlar vatan olmaya!
Kızıl Elma'ya hey, Kızıl Elma'ya!
N.Y. Gençosmanoğlu

Ve ne kadar ilginçtir ki bazı "sosyal demokratlar", Doğu Perinçek türü ebed müddet şaşkınlar ve Türkiye Komünist Partisi gibi solculuğunun kerameti adından mütevellit fosiller, Enderun artığı mülkiye hocaları ve Tercüme Odası kalıntısı emekli hariciyeciler de "anti – Amerikanizm" yapıyorum sanarak, bunlarla işbirliği yapmaktan, içi boş kuru lâflarla hamaset üretmekten, utanmıyorlar! Ve bütün bu utanç verici işleri yaparken bir de kendilerini ilerici ilan ediyorlar!

Neden dersiniz?

Tümünün de çıkış noktası ayni de ondan!

Ne demek istediğimi merak eden okur, Türk "solu"nun tarihine bir göz atmalıdır. Hepsinin de çıkış noktasının İttihad ve Terakki olduğunu, ilk TKP'nin de Sultan Galief üzerinden Turancı olduğunu, çağdaş Türk solunun kökeninde, Avrupa'da olduğu gibi işçi sendikalarının hak savaşımları değil, İttihat Terakkideki fraksiyon ayrılıkları bulunduğunu, Türk (güya) sosyal demokrasisinin de Avrupa'daki gibi marxizmin yorumu üzerine ll.Enternasyonal'deki fikir tartışmasından değil, İttihat Terakki'nin Bonapartist bir fraksiyonundan doğduğunu, marxizmle hiçbir ilişkisinin olmadığını bildikten sonra, bu olanlara şaşırmak, en olmayacak şey. Sadece, yıllar önce bu tespitleri yaptığınızda, sövülmedik kulağınızın arkasını bırakmayanlara, gülümsemek geliyor içinizden! Herşeyin yenibaştan ele alınması gerektiğini, bir defa daha önermek geliyor aklınıza,okadar!

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.