Bir musibet, evlâ mıdır?

loading
7 Haziran, Pazar
£

8.57

7.64

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Bir musibet, evlâ mıdır?

Bugün köşeme bir konuk alacağım. Daha düne kadar, "kan dökülecek ha" diye aba altından sopa gösteren Murat Belge'yi konuk edeceğim izninizle. Demek ki bir musibet, bin nasihatten evlâymış! Yer sorunu yüzünden özetleyerek verdiğim, doğru ama eksik bir yorum yapmış. Paylaşıyorum:

" Demokrasi Nöbetleri ve Sınıf Meselesi

Altmışlı yıllarda Komünizm Türkiye için "olabilir" bir "tehlike haline geldi…

"Komünizm tehdidi" başlamıştı ama o tarihlerde bu tehdidi oluşturanlar "bizim çocuklardı: albay Sıddık Bey'in oğlu, avukat Nazif Bey'in kızı v.b. "Gençlikte olur, büyüyünce geçer.".çocuklar "bizim çocuklar".

"Bizim çocuk" olmayan biri daha vardı resmin içinde: Kapıcı! O tarihlerde İstanbul'da orta sınıftan insanların, özellikle de hanımların dünyasında böyle bir potansiyel düşman vardı. Gelmez ya, gelecek olsa Komünizm, naylon çorap kalmayacak, ruj, rimel, oje üretilmeyecek. Böyle tehlikeler var, ama daha önemlisi, "bizim daireye kapıcı gelip yerleşecek"! …

"Komünizm tehdidinin sınıfsal boyutu böylece, "kapıcı" kanalıyla, bilinçlere yerleşti. Aradan geçen yıllarda devrimciler kapıcıları ikna etmeyi başaramadılar ve bu tehlike zihinlerde tavsadı, unutuldu. …

Sınıf farkına aldırış etmediği söylenen Türk milleti sınıf farkına fena halde aldırış eder. Onun için bu "ayakların baş olması" sorunu ciddi bir sorundur. Avrupa toplumlarının ciddi bir feodal geçmişi ve aristokratik bir geleneği olduğu için (bunun "iyi" bir şey olduğunu söylemiyorum), orada insanlar böyle bir "tehlike"yi fazla umursamazlar, çünkü herkesin yeri bellidir. Ne toprak sahibi bir aristokrasi ne de sermaye sahibi bir burjuvazi geleneği kurulabilen Türkiye'de kim kalburun üstünde, kim altında, devlete yakınlık ve bunun bir sonucu –ya da nedeni– olan eğitim türüne ve derecesine büyük ölçüde bağlıdır. İşin başında, Galatasaray'da lise, Mülkiye'de üniversite "tahsili" yapmış olmak, yapanı "elitler" arasına sokardı. Zaman geçtikçe bu işler karıştı durdu. Onun için, ayakların baş olması sorunu da gitgide ciddileşti.

Altmışlarda sosyalizmin zuhuru "kapıcı" tehlikesini düşündürmüş ama düşündürdüğüyle kalmıştı. Son dönemde AKP ile birlikte kapıcı, bakkal çakkal, inşaat çavuşu ve daha niceleri, uzak değil şurada, hemen yanımızda, soyut değil gayet somut, ter kokusuyla v.b. beni, "bizi" itekleyerek, aramıza karıştı. Benim daireme henüz yerleşmediler, çünkü onlara yığınla daire yapıldı. Ama bana talimat verir konuma geçmeye başladılar.

Anlatmaya çalıştığım bu "sınıf" algılamasının oldukça iyi bir örneği malum "başörtüsü/türban" sorunsalının bir "veçhe"sidir. Öteden beri üniversitelerimizde kadın odacılar vardı. Bunların başlarını örtmesi de kimseyi ilgilendirmez, yadırgatmazdı. Sık sık söylendiği gibi, başını örtmüş kızlar öğrenci olmaya başlayınca kızılca… kıyamet koptu. Çünkü bu kızlar bizimle aynı "sınıftan" oluyordu, ama başları bağlıydı. Buna izin verilemezdi...

"Sınıf", sosyalizmin çok temel bir konusu... Egemen sınıflar sorunu var tabii. Ama egemen-olamayan sınıflar sorunu da var. Ayrıca, o da yetmiyor, "egemenleşmeye-başlamış-sınıflar" sorunu da ekleniyor…

Popülistle sosyalisti… Birbirinden ayıracak şey bu eklemlemelerdir. Ögeler üç aşağı beş yukarı aynıdır ama eklemlenmeleri değişiktir… Bir "sınıf öznelliği" vardır.

… İslâmî ideoloji… Tabii çok önemli… ama onun "egemen ideoloji" olmasının ve onun tam da bu şekilde "eklemlenmiş" olmasının sınıfsal, maddî nedenleri var.

Darbe girişimi sonrası "Demokrasi Nöbetleri" karşımızda anlamlı bir olgu. Oraya gidenler, o nöbeti tutanlar, klasik Türkiye'nin "ayaktakımı". Nişantaşı'ndan oraya giden yok, kapıcıları saymazsak. Yani Cumhuriyet'in de kendinden önceki çağdan devraldığı ve kesinlikle gideremeyip ancak keskinleştirdiği sınıfsal terslik devam ediyor. Yoksul halk geleneksel ideolojik yapısını sürdürüyor. Siyasette de "sağ" denilen cenahta yer alıyor. "Varlıklı" ve "okumuş" olanlar, Batı toplumlarında kitlesel olarak "sağ"da olması beklenecek kesim, burada tanımı kendinden menkul bir "sol"da!

… Ama "Demokrasi Nöbeti"nin nöbeti tutanlar açısından… Hayatlarında çok şey kazanmaya alışmamış yoksul kitleler… Bir zafer kazandılar. Bu zafer şu kadar lira olarak ceplerine girmedi… ama ortada kazanılmış bir şey var…

Sokaklara, meydanlara dökülen bu kitleler nesnel gözle ve bir dünya görüşü düzeyinde bakıldığında bu cesareti göstermekle Türkiye'de demokrasiyi bir saldırı karşısında savundular. Ama onların "öznel" gözüyle bakıldığında anlaşılan durum bu değil… Onlar "demokrasi" gibi soyut sayılacak değerler için değil, bugünkü düzeni devam ettirmek için hayatlarını tehlikeye atmışlar.

Bu hissediliyor ve Tayyip Erdoğan'dan hoşlanmayan kesimde bir hoşnutsuzluk yaratıyor. Şimdi kalkıp "Vah vah! Ne güzel darbe oluyordu, olamadı" diye hayıflanmak pek kolay değil; ama içinden bunu geçiren çok kişi var.

Benim duygum değil bu... Yeni yaşadığımız bu somut olayda halkın sokaklara dökülmesine ayrıca pozitif bir değer veriyorum. Ezik büzük, başını dik tutamayan bir toplum olmaktan çıkış anlamında, demokratikleşme yönünde bir dönüşüm bağlamında çok önemli bir adım atıldığını düşünüyorum. Tayyip Erdoğan konusunda eleştirilerim belli. Ama bundan elli, yüz yıl sonrasının tarihyazımında Türkiye'de halkın (hiç değilse bir kesiminin) siyasî olgunlaşmasına önemli katkılarda bulunmuş bir siyaset adamı olarak anılacağını da tahmin ediyorum…"

Yazının bütünü için bkz:

http://kuyerel.org/yazarlarimizYaziGosterb.aspx?id=847&yazarId=15

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.