KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI

Yanlış Terminoloji 5: Sonuç...

Yayın Tarihi: 07/01/21 07:00
okuma süresi: 5 dak.
A- A A+

Yalnız siyasette geçen yıllarımızdan dolayı değil ama geçmişte öğrendiğimiz tartışma tekniği derslerinden ve propaganda okumalarımızdan da biliyoruz ki tartışan birden çok taraftan, söylemini egemen kılan, tartışmayı da kazanır.

Kimseyi şahsen suçlamak istemem ama yıllar içerisinde ortaya çıkan şu mahud, "empati” söyleminin, “Rum gardaşları anlayalım”, “üzmeyelim badriodileri da çözümü bunlarınan bulacağız” sakilliğinin sonuçlarını hayatı slogan söylemekle geçen bir kazara yöneticinin döneminde de derinden yaşadık.

Üzmeyelim herifleri de masadan kaçmasınlar pespayeliği, bize "Markos Dragos övgüsü” olarak geri dönme cürretini gösterdi. Neydi? Madem ki bu adamlarla “çözüm” bulacaktık ve madem ki onlar da okullarında EOKA’yı “özgürlük örgütü” diye okutuyorlardı, biz de bir biçimde EOKA “kahramanları”ndan sitayişle bahsedelim ki “badriodilerimiz”, alınmasınlar…  Çok afedersiniz ama bu satırların yazarı, genç bir ayvazın ağzından, "EOKA İngiliz’e karşı bir özgürlük örgütü idi ve Türk üyeleri da vardı! TMT onları vurunca yalnız Rumlardan ibaret kaldı!” saçmasını da dehşetle dinlemiş ve "E nedir bre eşek? Etniki’dir… Milli! Türk üye sen gitsen o seni almazdı zaten, anormal!” cevabını verince de ağabeylerinden "Kırma çocuğu da yeni heveslidir, zamanla öğrenir” tavsiyesini duyup, onların da tavsiyelerini başlarına geçirmişti.

Bunlar, bir günde olmadı… Önce AKEL’in kendi milliyetçi söylemine teslim olması ve sonra da AKEL söylemlerinin, solculuk diye bu tarafa da bile bile sirayet ettirilmesi ile zaman içinde oldu. Olayları yaşamamış ve tarihi de okumaya mecali olmayan bir ayvaz çevrede konuşulur oldu… Kimisinin kendi aklı da o kadardı! Kimisi, oylarını alsın diye sustu, seslenmedi… Kimisi ödendi! Yalnız genç bir ayvaz çevrede değil, daha da geniş bir çevrede, egemen oldu… Her geldiği göreve, karşıtlarının birbirini kırması sonucu, tesadüfen gelen birinin döneminde de “yeryüzüne çıktı!” Günahı boynuna…

Böylece, bizim yıllardır bilip söylediğimiz, “söylemini egemen kılan, tartışmayı kazanır” ilkesi de az kaldı galebe çalsın.

Yeni bir terminoloji ihtiyacının bir sebebi budur… İkinci sebebi ise, madem ki bu yeni cumhurbaşkanı yeni bir politika üretmeye heveslidir, önce onun felsefesini üretmelidir! Sonra söylemi ve ondan sonra politikasını… "Bizim Tahsin bey, Rumlardan hoşlaşmaz” diye politika üretilemez…

Aylar önce o "Terminoloji Tartışalım” yazısını bunun için yazdım ve illa maşallah eksikliği çekilmeyen bir meslek grubuna, “önce akademisyenler” diye çağrı yaptım. Bir “tek” yanıt aldım… Pardon! İki yanıt aldım dolaylı olarak ama biri ne dediğimi hiç anlamadığını gösteren bir yanıttı…

Bu dizi, onun için kaleme alınmıştır!

Kendi söyleminizi geliştirmeden, bir tartışmadan galip çıkamazsınız. Unutmayın ki bugün oldu, Kıbrıs Rum tarafı uyum değil, galebe arıyor, onun peşindedir. Cevabı, kendi kavramlarınızla konuşarak verilir. Onun ağzıyla konuşmaya devam ederseniz, gün gele "Biz haklıyız ama dünya onlara hak veriyor” diye şikâyet edecek adam da bulunamayacaktır! Sesiniz İngiltere’den, Kanada’dan, Avustralya’dan, Papua Yeni Gine’den çıkacaktır…

Hulâsa:

Kıbrıs sorunu bir ulusal sorundur… Onun için çözümü ancak eşitliğe dayalı bir federasyon olabilir.

Adada iki milli halk vardır! Cemaat/toplum lâkırdısını ağzına alan Rum şovenizmine katkı yapmaktadır.

BM dahil, AB kapsam içinde; soruna doğrudan taraf olmayanlar bu meseleye davet ile dahil olmuşlardır ve doğrudan tarafların dışındaki “önerileri” “davulcu yellenmesi” mesabesindedir. Sorunun uzun tarihi her önerdikleri şeyin bu meseleyi daha da karmaşık ve içinden çıkılmaz hale getirdiğini kanıtlamaktadır.

Herkes kendi çıkarına göre bir tanım yapıyor ama sorunun bir numaralı tarafı olan Kıbrıslı Türkler için bu 'var' veya 'yok' olmakla ilgili, en temel insan hakları problemidir. Hiçbir tartışma, tartışılan şey tarif edilmeden, çözülemez.

Var mısınız kavram tartışıp üretmeye? Yoksa pazarcı esnafı gibi bağrışmaya devam mı edelim?

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Doç. Dr. N. BERATLI yazıları