Aramızda gezen Yeniçeriler

loading
3 Haziran, Çarşamba
£

8.51

7.58

$

6.76

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Aramızda gezen Yeniçeriler

" Avrupalılar, sanayiide sınır tanımayan ilerlemeleri sonucu, tank gibi, uçak, dretnot, denizaltı gibi korkunç silahlar yapabildikleri halde biz, bunlara karşı yalnız basit top ve tüfek kullanmak zorundayız. Böyle olursa, İslam dünyası Avrupa'ya karşı sonuna kadar nasıl direnebilecek? Gerek dinimizin gerek yurdumuzun bağımsızlığını nasıl koruyabileceğiz?

Bu yurt ve din tehlikeleri karşısında yalnız bir kurtuluş yolu vardır ki o da bilimlerde, sanayiide, askerlik ve hukuk örgütlenmesinde Avrupalılar gibi ileremektir; yani uygarlıkta, onlara eşit olmaktır. Bunun için de tek bir yol vardır; Avrupa uygarlığına tüm olarak girmek.

…Tanzimatçılar da bu gerçeği anlayarak, Avrupa uygarlığını almaya girişmişlerdi. Fakat onlar aldıkları şeyleri yarım alıyor, tüm almıyorlardı… Tanzimatçılar, ulusal üretimi çağdaşlaştırmadan önce tüketim biçimlerini… değiştirdikleri için, ulusal sanatlarımızın tümü ortadan kalktı (ama) bunun yerine Avrupalı bir sanayiinin çekirdeği bile oluşmadı…

Tanzimatçıların bir başka büyük yanılgısı da bize, Doğu uygarlığı ile Batı uygarlığının bileşiminden bir kültür karışımı yapmak istemeleriydi. Dizgeleri büsbütün ayrı ilkelere dayanan iki karşıt uygarlığın uyuşamayacağını düşünememişlerdi… Doğu uygarlığını Batı uygarlığı ile uzlaştırmaya çalışmak, Ortaçağ'ı, Yakınçağ'a taşımak demektir… Yazık ki yalnız tıpta ve askerlikte yeniçerilik kaldırılabildi. Obür uğraşlarda yeniçerilik, Ortaçağ hortlakları kılığında bugün de yaşıyor…

… Birkaç ay önce, İstanbul'da Milletler Cemiyeti'ne girmek üzere bir dernek kuruldu. Oysa Avrupa uygarlığına kesin olarak girilmedikçe Milletler Cemiyeti'ne girmemizden ne yarar elde edilebilecektir?"

Daha da uzatabilirim… Bu alıntıyı kimden yapıyorum? Hadi, bilin bakalım!

Hayır, bilemediniz… O değil…

Bu satırların yazarı: Ziya Gökalp!

Hem de nerde yazmış, biliyor musunuz? Türkçülüğün Esasları'nda! (Inkilap Yayınları, 1987 üçüncü baskı s. 56-60)

O ünlü " Türk ulusundanım, islâm inancındanım, Batı uygarlığındanım" lâfını, bu izahatın arkasından ediyor!

Nasıl Marx ile marxistleri birbirlerinden ayırmak gerekiyorsa, öyle görülüyor ki Türk Ulusçuluğu'nun kitabını yazan Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Mirseyit Sultan Galief, Fethali Ahundzade, Hüseyinzade Ali Turan, İsmail Gaspıralı v.b. düşünürler ile bugün ulusçu olduklarını ilân ederek, Gökalp'in "ortaçağ kılığında dolanan yeniçeriler" dediklerini de birbirinden ayırmak gerekiyor.

Bütün mesele, Ziya Gökalp'in dediği gibi, "batı gibi üretmeden, batı gibi tüketmek"ten kaynaklanıyor. Hem Türkiye'de hem de burada, batı tarzında asla üretemeyecek olan ama iş tüketime gelince, batıda üretenlerden de fazla tüketen birer azınlık yaşıyor. Gökalp'in " yeniçeriler"i, işte bunlar! Hiçbir değerleri, dünya ile uyuşmuyor. Normal bir dünyada, bugünkü saltanatlarının devam etmesi, mümkün değil! Adam, gazeteci ama Türkçe'yi bile bilmiyor. Bir tutam Terkib-i Bend, iki bukle Tevfik Fikret, Namık Kemal'den birkaç mısra, azıcık da Cenap Şahabettin! Elli senedir, lise son sınıf edebiyat bilgisi ile atıp tutuyor! Birşey değil, yazı başına 200 $ gibi bir de para alıyor… Her yanda, bunların sürüsüne bereket...

Kim dinler, Ziya Gökalp'i ?… "Avrupa bizi bölecek" diye, tutturur… Refah düzeyinde dünyada 96. sırada imişsin, memleketin gençlerinin %85'i ilk fırsatta kapağı bir başka memlekete atmaya çalışıyormuş, üniversite öğrencilerinin %96'sının niyeti bu imiş, ordunun elindeki uçakların uçuş kartları, ABD vizesine tabiiymiş, bütün İslâm aleminin elindeki deniz kuvvetlerinin atış gücü, Hollanda Deniz Kuvvetleri kadarmış, ne gam?! Altında kalanın, boynu kopsun… "Dünya ile bütünleşirsek, Kişi Başına Düşen Ulusal Gelir, 3binden, 10 bin dolara çıkar ama ben günde 200 dolar kazanamam arkadaş" diyemediğinden, çareyi, en kolay sığınılacak kaleye, ulusalcılığa sığınmakta bulur.

Bir ara elim değerse, biraz Mirseyit Sultan Galiev, Yusuf Akçura, falan da yazarım… Ya da daha İstanbul'da Türk ulusçuluğu yasakken, Kahire'de yayınlanan Türk, Tiflis'de yayınlanan Hayat, Bakü'de yayınlanan Füyuzat dergilerinden birkaç alıntı yaparım. Hiçbirinde Gökalp'in "yeniçerileri"ne ilham verecek bir satır bulamazsınız…

Türkler, bilinen tarihlerinin en eski günlerinden beri, uygarlık merkezlerine doğru ilerlemişlerdir. Zira Orta Asya'da gündüz ile gece arasında 50 derece santigrat ısı farkı var ve tarım yapılamaz. Tarımın olmadığı yerde de uygarlık filizlenemez… 10.yy'a kadar bu hareketlenme, hep Çin'e doğru olmuştur. Zira "Turan"ın önünde ciddi bir İran engeli vardı. 10.yy'da Gazne sultanı Mesud, yanılıp Oğuzlar'a Horasan'a inme izni verdi… İran duvarı çöktü! Türkler önce o günkü uygarlık merkezi olan Bağdat'a indiler. Ve ilk defa olarak, Çin'dekinin aksine özümsenmediler. Sonra, Bizans'a yürüdüler. Osmanlı yönetiminde, uygarlığın o zamanki merkezine girip oturdular. Osmanlı hep bir Avrupa gücüdür. Sonuna kadar… Ha şimdi işte bu bin yıllık yürüyüş, amacına varıyor! "Yeniçeriler" engel olamaz…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.