Ersun Atakerler: ''Çocukları özgür bırakın, yalnız bırakmayın''

loading
28 Eylül, Pazartesi
£

9.98

9.06

$

7.78

Ersun Atakerler: ‘’Çocukları özgür bırakın, yalnız bırakmayın’’

Ersun Atakerler: ‘’Çocukları özgür bırakın, yalnız bırakmayın’’

Mağusa Doğa Kolejinde psikolog, öğretmen ve sosyal bilimler bölüm başkanı Ersun Atakerler ile Z kuşağı yani lise ve ortaokul çağı çocuklarına karşı yapılması gerekenler hakkında konuştuk. ‘’Çocuğun sosyal ve kültürel konuşabileceği konular azalmakta. Genel gündemi takip edip sosyal ve kültürel bilgileri ve fikirlerini geliştirmeliler. Tek düşündükleri ödevler ve sınavlar olmamalı.’’

A- A A+

Kıbrıs Postası - MERVE YEŞIL

Mağusa’da doğup büyümüş ve eğitimini Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde tamamlamış Ersun Atakerler, sistemin içerisinde yer alan bir öğretmen olarak; sistemin değil öğrencilerin yanında olan onların çıkarlarını gözeten bir insan. Bölüm başkanlığı ve öğretmenliğinin vermiş olduğu kurallarla sınırlı kalmayarak, onları yaşamdan koparılmış bir yarış atı olarak değil de yaşamın bir parçası olarak gören bir psikolog olarak yanlarında oluyor.

GÖZLEMLERİN DOĞRULTUSUNDA Z KUŞAĞI HAKKINDA NELER AKTARMAK İSTERSİN?

Z kuşağı; iletişim açısından zor bir kuşak. Bu kuşağı nasıl tanımlarız? Kitapta gördüğümüz ve tanımladığımız 96 yılından sonra doğan nesile bu tanımlamayı yaparız. Benim gördüğüm olay aileler ve çocuklar arasındaki iletişim. Z kuşağında iletişim daha önemli ; özgür ruhlu,  ne istediğini bilen, serbest ve daha rahat yetişen bir nesildir.

Z KUŞAĞININ EBEVEYNLERİNDEKİ FARKLILIKLAR NELER?

Aileler birbirleriyle yarış halinde olmamalı. ‘’Benim çocugum doktor olsun’’ fikri çürümeli. Ama çocuğun fikrine düşüncelerine ve yeteneklerine önem verilmelidir. Z kuşağındaki en önemli nokta çocuğun özgün ve rahat olmasıdır bir de teknolojiyle birlikte gelen özgün analitik düşünce yapısı çok daha fazladır. Bu dönemde ailelerin en büyük hatası çocuğa karşı herhangi bir çabası ilginin az olmasıdır.  Çocuğa telefon vermek, internet serbest bırakmak, çocukla ilgilenmek demek değildir. Bu durum çocuğu özgür bırakmaktan çok yalnız bırakır. Haliyle sorunlar olur çocukta; anti sosyal kişilik bozukluğu , kaygı bozukluğu gibi psikolojik problemler ortaya çıkabilir. Aileleyle çatışmalar daha çok artar çünkü çocuk aile ile iletişim sorunu yaşamaktadır. Ya özgüveni sarsılır ya da çok çatışır. Aileden kendini soyutlar onlara karşı sert bir mizaca bürünebilir.

ÇOCUĞU YARIŞ ATI GİBİ KULLANAN AİLE İLE FİKİRLERİNE DEĞER VEREN AİLENİN ÇOCUĞU ARASNDAKİ FARK NELERDİR?

Çocuğa baskı yapan bir ailenin çocuğu dünya gerçeklerinden uzak kalabilir. Çocuk gerçek dünyayı sadece bilgisayara sığdırabilir. Çocuk arkadaşlarıyla buluştuğunda tek yaptığı online oyun oynamak. Tartışmalardan uzak ; sosyal, kültürel aktiviteleri azalır. Etkinlikleri azalır. Dışarı çıkıp arkadaşlarıyla buluştuğunda herhangi bir iletişimi yoktur çünkü, aile içerisinde ona konuşma fırsatı verilmez.

Bizler ne öğrendiysek her şeyi ailelerden öğrendik. Doğru nefes almayı yanlış nefes almayı bile ailelerden öğreniyoruz. Aile ona söz hakkı vermediği zaman kendini ifade etmesi açısından çocuk biraz düşer ve arkadaşlarıyla iletişimi azalır. Sosyal kültürel bir konu üzerinde konuşamaz, konuştukları tek konu internet üzerinden konulardır yani oyunlardır. Dünyadaki gelişmelerden bahsedemez.

 15-18 yaş aralığındaki bir gence sorduğumuz zaman gündemdeki bir konu hakkında düşüncelerini ve fikirlerini yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı aktarmakta zorluk yaşayabilirler. Genelde derslerle ilgili konuşur çünkü ailem derslerime çalışmamı çok istiyor, başarılı olmamı istiyor ben başarılı olamazsam ve ben doktor olamazsam bir yere gelemeyeceğim diye düşünüyor. Bir yerde güzel bir düşünce başarmak istemesi ama bunu ailesi için yapmaya çalışıyor. Bunu yaptığı için sadece buna odaklandığı için dışarıdaki gerçek dünyayı göremeyip ve gerçek dünyaya atılamayabilir.. O özgün dediğimiz kişiden daha çok özgüveni düşük bir birey yetişebilir.

ÇOCUKLARIN KENDİNİ KEŞFETTİĞİ BİR ALANA YÖNLENDİRİYOR MU AİLELER?

Kısmen yönlendiriyorlar, kısmen yönlendirildiklerine inanmıyorum. Örneğin öğrencinin resime sanata müziğe yeteneği var ve aynı zamanda bu ve benzeri bölümlerde kendini geliştirmek isteyen öğrenciler vardır ancak toplumumuzda şöyle bir algı var ‘’ çocuğum doktor olsun’’ ‘’ mühendis olsun’’ veya ‘’ aile şirketimiz var işletme okusun ‘’ gibi algılar var. Burada en önemli nokta şu benim çocuğum ne olmak istiyor? Hayali nedir? Vey çocuğumu yeteneği ve ilgisine göre doğru yönlendiriyormuyum?

Ailelerin şu an bu kuşaktaki çocuklara yaptığı etkinin sonuçlarından biri; liseye geçişte yanlış tercihler bunun devamı da başarısızlık olarak gider. Üniversiteye geçişteki yanlış tercihler ve üniversite hayatındaki olumsuzluklar ve bunun devamında bölüm değiştirme ve okulu bırakma var.   Örneklerle görüyoruz, genelde ilgi alanına göre gerek liseye geçişte gerekse üniversite ye geçişlerde aile tarafından doğru yönlendirilmeyen öğrenciler, akademik başarısızlıklar yaşayabilir veya kendini bulana kadar sürekli bölüm değiştirebilirler.

Özellikle 15-18 yaş arası öğrencilerde, sınav streslerinden, özel derslerden dolayı çok gördüğümüz şey kaygı bozukluğu. Bu da özgüven kaybı, başaramama korkusu gibi kaygı bozukluğundan ilerleyip panik bozukluğa dönüşebilir.

Üniversiteyi bırakmayan için daha fena, çünkü bırakmayıp da başaran o stresin, huzursuzluğun altında kalarak devam eden kişide  psikolojik rahatsızlıklar açığa çıkıyor.

BU KONUDA AİLELERİN NASIL BİLİNÇLENMESİ GEREKİYOR?

Burada ailelere çok büyük iş düşer. Bu kuşaktaki gençlere çok fazla kontrolcü, baskıcı olmamaları gerekir. Buradaki en önemli etken; aile, öğretmen, pdr ilişkisi çok önemli. Çocuğun akademik ve kişisel gelişimi için ailelerin, gerektiği yerde sürekli öğretmen ve pdr kısmıyla iletişim halinde olması gerekir..

Özel okuldaki öğrencinin ailesi daha baskıcı bir aile diyebilir miyiz? Aile, mal varlığının kaynağı olan iş grubuna çocuğu yönlendiriyor, çocuğunun ilgi alanını gözetmeksizin!

Orta düzeyde bir aile anne baba memur, bu durumda çocuğu alıp zorla bir yere konumlandıracakları iş grubuna sahip değiller.

EĞER BİR BİLİNÇLİ BİLİNÇSİZ AYRIMI YAPILACAKSA DEVLET OKULUNDAKİ ÇOCUK ÇOK DAHA RAHAT DİYEBİLİR MİYİZ?

Kısmen öyle diyebiliriz. Aile bir şirket sahibiyse çocuk işletme okumalı. Özellikle hukuk, işletme tercihlerinde hayallerinin peşinden koşan çok fazla değil. Son dönemdeki moda; işletme okuyayım ve aile şirketinde işe devam edeyim. Hukuk okuyayım şirketin hukukçusu olayım veyahut ailem tanınmış bir avukat bende oradan devam edeyim.

SANATA YÖNELSE SANKİ İYİ BİR İŞ SAHİBİ OLAMAYACAK GİBİ DAVRANIYORLAR

Aynen öyle. Özellikle sanata ilgisi olan öğrencilerimi alıp bu alana yöneltmek istedim, biraz işe yaradığını düşünürüm. Birçok öğrenci güzel sanatlara kaydını yaptırdı. Örneğin okulumuzun voleybol takımı çok iyidir. İyi bir takımımız var, sürekli şampiyonluğa oynuyor. Burada yaşadığımız sıkıntılar var. Aile diyor ki  ‘özel dersin var, özel derse git’. Ama çocuğun voleybola yeteneği var. En son bu yıl bunu biraz kırdık. Dedik ki bu çocuğun kendine de vakit ayırması gerekir. Geçen yıllarda bu sorunu yaşadık, çocuk istediği sporu yapamadı, ilerleyemedi ve geri kaldı.

 Geçen yıllarda bir öğrencimiz hayallerinin peşinden koştu. Avrupa’da çok ünlü bir yere gitti ve çok iyi müzik yapıyor. Bir öğrencimiz daha var müziğin peşinden giden, ailesi de buna destek oldu ve bu yıl single çıkardı. Özellikle okulumuz bu konuda da destek oldu. Biz de ailelerle konuştuk, bırakın çocuk istediğini  yapsın diye. Zaten onun yapacağı şey güzel bir şeydir. Onun istediği şeye yönlendirin dedik. Bazı öğrencilerimiz Avrupa’nın sanat okullarından burs aldı. Ciddi anlamda yeteneği olan öğrenciler için bizde destekliyoruz.

ASLINDA İÇİNDEKİ O YETENEĞİ PARLATIP ÜLKESİNE DE BAŞARI GETİREBİLECEK GERÇEĞİ GÖZ ARDI EDİLİYOR

Çocuklar hayallerini ortaya koyması gerekir bunu da öğretmenleriyle pdr birimiyle iletişime geçmesiyle yapabilir. Çünkü onu en çok doğal ortamında onları gözlemleyebiliyoruz. Ne sevdiklerini ne sevmediklerini aileler kadar biliyoruz. Ailenin boş bıraktığı bir yerde, ailenin eksik kalabildiği bir yerde biz tamamlayabiliyoruz, bizim eksik kaldığımız yerde de tabiki her zaman aile.

500 öğrenciden sorumluyum, onları gözlemliyorum, sohbet ediyorum ne zaman nerede bir kriz çıkacak onu öngörebilirim. Onlarla konuştuğumuz her kelime her cümlede bir anlam var zaten.

BU KONUDA AİLELERİN TUTUMU NE OLMALI?

İlk olarak aileler çocuklarını önemsesin. Aileler çocuklarına destek vermeliler. Onların en çok buna ihtiyacı var.

İkincisi; çocukların telefon,internet kullanımından şikayetçilerse onlara koyduğu yasakları kendileri de uygulasın. Böyle bir olay geçmişti başımdan. Çocuğunun telefon kullanımından, ailesiyle iletişim kurmamasından şikayet ediliyordu. Bende dedim ki sizde kullanmayacaksınız örneğin akşam 7 den 9 a kadar çocuğa telefonu yasaklıyorsanız sizde kullanmayacaksınız.

O AİLEDE BİR DEĞİŞİM KAYDETTİNİZ Mİ?

Kaydettik. Haliyle her aileye bu şekilde konuşamıyoruz. Aile iletişime açık olduğu için kabul etti. Bu şekilde bir çok başarı hikayesine sahibim.

İkinci bir örnek ise…

Aile, çocuğun odasından çıkmadan sürekli ders çalışmasını istiyor. Bende tamam dedim; sizde eve iş getirin bugünün ya da yarın yapmanız gereken bütün işleri getirin eve ve o iş bitmeden odanızdan çıkmayın dedim.

Olur mu öyle şey dedi aile. Tabiki olur neden olmasın dedim. Çocuğunuz bütün gün odasında kalabiliyorsa olur dedim.

Çocuğunuzun nefes almasına izin verin, maximum odak süresi 20 dakikadır. O yaş grubu çocuklarının hormanlarının üst düzeyde olduğu bir dönemdir daha heyecanlı, hareketli olduğu bir dönemdir. Bu yüzden çocuğunuz kolay dağılabiliyor. Siz 50 dakika odaklanıyorken o 20 dakika odaklanabiliyor dedim. Çocuğunuza nefes almak için süre verin dedim.

Çocuklar uyuduğu yerde ders çalışırsa gece uyumakta zorluk yaşayabilir, uyku düzeni bozulur. Sürekli aynı yerde ders çalışır aynı yerde molasını verirse verimli olmaz.  Dersini çalıştığı zaman molasını dışarda vermelidir, o ortamdan ayrılmalıdır.

Çağımızdan dolayı telefon kullanımı artık gereklilik oldu, çocuk bunu yapmalı molasında ama sadece 10 dakika ve çalıştığı ortamda yapmayacak. Hatta mola saatini gelip aile söylemeli ki aile buna alışsın, çocukla olan iletişim artsın. Aileye bunu uygulayacağı bir ödev verdim. Aileye de dedim ki ara verdiğinde ona küçük sürprizler yapın. Örneğin en sevdiği çikolatayı alın. Bu süreç sonunda çocuğun hem akademik başarısı arttı hem de aileyle iletişimi ve güveni arttı.

AİLE VE ÇOCUK İLETİŞİMİ ‘ÖDEV YAPTIN MI, YEMEĞİNİ YE, UYKU VAKTİ’ SARMALINDAN İBARET. BU ÇIKMAZDAN NASIL KURTARILABİLİR?

İşte bu olay tam da şu noktaya getirdi, çocuğun sosyal ve kültürel konuşacağı hiçbir konu kalmıyor. Tek düşündüğü şey ödev, ders çalışmak ve boş kaldığı zaman aileden kaçış noktası bilgisayar oyunu.

BUNUN SEBEBİ OLARAK EĞİTİM SİSTEMİNİ Mİ GÖSTEREBİLİRİZ?

Kısmen öyle ancak ailelerin tutumu da önemli onlara sosyal yaşam alanı da bırakmalı hayat sadece okul ve sonrasında özel derslerden ibaret değildir. O yüzden çocukların rahatça nefes almasına izin verilmeli

Bundan dolayı yapabileceğim tavsiye; ailelere, çocuklarla iyi iletişim kursun, onları özgür bıraksınlar boş bırakmasınlar.

Özgürlükle boş bırakmayı yanlış değerlendiriyor birçok aile. Onların yanında olduğunu hissettirsin ama elinden de sımsıkı tutmasın. Çünkü bardağı çok sıkı tutarsak kırılır, elimizi keser. Her şeyin fazlası zarardır. Bir insana sevginizi göstermek için günde yüz defa onu sevdiğini söylersen bu cümle değerini yitirir. Söylemekten ziyade hissettirmektir doğru olan.

BURADA HERKESE İŞ DÜŞÜYOR DEĞİL Mİ?

Evet. Örneğin öğretmen derse  girip çıkayım gün bitsin gözüyle bakmamalıdır. Klasik bir cümle ama öğretmenlik kutsal bir meslektir. Ailelerle ilgili de yine tekrarlıyorum, çocuklarını gerçekten önemsesinler. Sevsinler. Onlara inansın ve güvensinler.

Bir çok noktada aileleri eleştiriyorum fakat görüyorum ki çocuklar da onlara güvenip arkalarında durabileceği tutarlığı göstermiyor. Sadece piyanoya yönelmiyor beş enstrüman aynı anda çalmaya çalışıyor. Kimi kesimde bu ailenin zorlamasıyken kimi durumda da çocuğun doyumsuzluğu olarak yorumlayabilir miyiz?

Aynen öyle. Hem çocukların hem ailelerin birbirlerine olan inançları kırılıyor. Çocuklarına sürekli onu yap bunu yap dediğinde çocuk da başarısız olduğunda özgüveni sarsılıyor. Çocuk ne yapacağını bilmez ve ondan sonra da gerçekten yapmak istediği herhangi bir dalda adım atmaya cesaret edemiyor.

PEKİ SENİN NASIL BAŞLADI BU SERÜVENİN?

Ailem her zaman benim kararlarıma saygı duydu.

ŞANSLI KESİMDENSİN...

Gerçekten öyle. Bu konuda çok şanslıyım. Hiç bir zaman aldığım hiç bir kararda benim önüme çıkmadılar. Hep desteklediler. Hep destekledikleri için olmak istediğim yerdeyim. Yanlış yaptığım zaman bir arkadaş gibi beni karşılarına aldılar ve doğruyu anlattılar. İnsanlarla olan iletişimim beni psikoloji okumaya itti. 

Aileler çocukların mutlu oldukları ortamda rahat bıraktıkları zaman, istediklerini yapmalarına engel olmadıkları zaman başarının gelebileceğini bilmeliler.

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için Telegram kanalımıza katılın!

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer YAŞAM Haberleri