Eski Başbakan Nejat Konuk, Federe Devleti dönemini anlattı!

loading
30 Mayıs, Cumartesi
£

8.44

7.59

$

6.84

Eski Başbakan Nejat Konuk, Federe Devleti dönemini anlattı!

Eski Başbakan Nejat Konuk, Federe Devleti dönemini anlattı!

Nejat Konuk, Rauf Denktaş ve Burhan Nalbantoğlu'nun arasının bakanlık yüzünden bozulduğunu söyledi ve o günlere dair anılarını anlattı.

Eski Başbakan Nejat Konuk, Federe Devleti dönemini anlattı!
banner
A- A A+

Star Kıbrıs - Yurdagül BEYOĞLU

Nejat Konuk, Rauf Denktaş ve Burhan Nalbantoğlu'nun arasının bakanlık yüzünden bozulduğunu söyledi ve o günlere dair anılarını anlattı

Eski Başbakanlardan Nejat Konuk'la yaptığımız söyleşinin ikinci bölümünü yayınlıyoruz.

Soru: Denktaş ve Nalbantoğlu neden karşı karşıya geldi?

İşin aslı şu; Biz Denktaş'ın kabinesinde görev yaparken 1973 seçimlerinde Dr. Fazıl Küçük'ün adaylığını koymaması için Burhan Nalbantoğlu ile birlikte Elçiliğe gittik. Yukarıda da söylediğim gibi, Dr. Küçük çekilince Denktaş başkan seçildi. Denktaş seçilince tek aday olarak bana Bakanlar Kurulu listesini uzattı. Bana "Burhan Nalbantoğlu vatandaşa karşı çok sert davranıyor. Onun için Sağlık Bakanlığı'nda onu görevlendirmeyeceğim" dedi. Ben "Arkadaşınız, şimdiye kadar hep bizimle birlikte hareket etti" diyecek oldum. "Olmayacak" dedi. Bunu da Sayın Burhan Nalbantoğlu'na bildirdiğinde o andan itibaren "Yollarımız ayrılıyor ağam" demiş ve kapıyı çarparak ayrılmış. Ondan sonra da hep Denktaş'ın karşında oldu Nalbantoğlu.

Soru: Anayasa nasıl hazırlandı?

Seçim yasası benim eserimdir. UBP Eylül 1975'te Rauf Denktaş başkanlığında kuruldu. İlkin Genel Sekreter ben değildim. Kurucu Meclis'te çalışırken çok yorulmuştum. UBP'nin tüzüğünü hazırladım, Denktaş Bey'e teslim ettim. Günlerce düşünülerek, hazırlanmış bir yasaydı.

"DÜNYANIN TÜM SİSTEMLERİ İNCELENDİ, EN DEMOKRATİK OLAN BULUNDU"

Günlerce düşündüm, dünyanın tüm sistemlerini inceledim, bize en uygun olanı bulmaya çalıştım. Karma liste, daha çok düşünen insanların seçilmesini sağlayacak bir sistemdi. Bizde karma oylarla liste sonundakini en başa getirmek mümkün. Seçmenin azda olsa, yapabileceği bir şey var. Parti sultasını kaldırmış olduk. Çok karışık oldu ama aynı partiden olan adayların, birbirlerinin oyunu almalarına engel olmak için tercih işaretlerini mahdut sayıda kullanma zorunluluğu getirdik. Aynı partiden olmayan adaylarında kazanabileceği bir sistem oldu.

"İSMAİL BOZKURT'LA HAZIRLADIK"

Bunları yaparken İsmail Bozkurt'un da çalışmalar katkısı oldu. Bozkurt Anayasa Komitesindeydi. 40 maddelik bir Anayasa taslağı hazırlandı. Bu taslağı hazırlayan da Prof. Suat Bilge ile Şeref Gözübüyük'tü. Orada esas maksat, aşağı yukarı yarı başkanlık düzeni kurulmasıydı. Devlet başkanına Başbakan vekalet edecek. Yürütme yasamadan ayrı tutulacak. Devlet işlerinde devlet başkanının önemli bir katkısı olacak. Başbakan gerekirse devlet başkanı tarafından görevden alınabilecekti.

"DENKTAŞ'IN RAHAT ÇALIŞMASINI SAĞLAMAK İÇİN…"

Kıyametler koptu "padişahlık geliyor" diye… Niyet daha çok Denktaş Beyi devlet başkanı olarak her türlü muhalefetten korumak ve rahat çalışmasını sağlamaktı. Fena bir sistem değildi aslında. Ama o zaman Meclis'e giren genç arkadaşların hepsi Denktaş muhalifiydi. Yukarıda da söylediğim gibi Nalbantoğlu Sağlık Bakanlığı'na atanmadığı için Denktaş'ın karşısındaydı. Akıncı da Mühendisler Birliği'nin temsilcisi olarak geldi. Durduran muhalif, Özker Yaşin muhalif… Ahmet Mithat Berberoğlu CTP Başkanı olarak Mecliste. Naci Talat Meclis'te…

"DENKTAŞ'A YAKIN OLDUĞUM İÇİN, KÜÇÜK'ÜN MUHALEFETİ KESKİNDİ"

Ben Denktaş Bey'e yakın olduğum için Dr. Küçük'ün muhalefeti keskindi. Yani, Özker Özgür, Mustafa Akıncı, Turgut Mustafa, Alpay Durduran, Naci Talat. Diğer muhalif grup İsmail Bozkurt, Fuat Veziroğlu ve Burhan Nalbantoğlu da o tarafta. Ben yalnızdım.

"MUHALEFET TEPKİ GÖSTERDİ"

Hazırladığımız taslak öyle bir muhalefetle karşılandı ki, Suat Bilge bıraktı gitti, bize kaldı iş. Dr. Fazıl Küçük'ün gazetesi de muhalefet yapıyor. Böyle olunca kırk maddelik Anayasa'yı bir tarafa bıraktık ve yarı başkanlık sistemini bir yana bırakırsak diğer maddelerde anlaşmazlık olmayacağını düşündük. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası çok demokratik bir Anayasa idi. Türkiye'nin 1961 Anayasası da öyle. Bunları kaynak alalım, hangisinin hükümleri daha iyi ise onları alıp koyalım dedik. Böylece bütün maddeler kolaylıkla geçti. Ama iş yarı başkanlık sistemine gelince, reaksiyon oldu. Yavaş yavaş rejimin devlet başkanına tanıdığı yetkiler bir birer elden gitti. Parlamenter sisteme doğru yol alındı. Hatta parlamenter rejimde Cumhurbaşkanı'na tanınan yetkiler bile tanınmamaya başladı. En sonunda Başbakanın azletme yetkisi kaldı. Ben halk tarafından seçilen bir Cumhurbaşkanı'nda bu yetkinin olması gerektiğini düşünüyordum.

"O ZAMANIN ŞARTLARINDA MÜKEMMEL BİR ANAYASA HAZIRLANDI"

Neyse çok iyi bir Anayasa hazırlandı. TC 1961 Anayasası ile 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası esas alınarak en özgürlükçü maddeler hangisindeyse onları alarak kendi Anayasamızı hazırladık. Maddeleri kendi düzenimize göre uyarladık. Katılımcı bir demokrasi vardı. En güzel çalışmaları birinci kurucu Meclis'te yaptık. Ancak bazı şeyleri içtüzükle kontrol altına alamadık. Elbette yasalar çağa göre güncellenmeli ama o zamanın şartlarında en demokratik yasaları hazırladığımızı söyleyebilirim. Yani nerde 1976, nerde 2013. Her şey değişti, Anayasa da değişebilir. O dönem en iyisi oydu.

"BAŞBAKAN OLMA NİYETİNDE DEĞİLDİM"

Burada başka bir anektodumu da anlatayım. 3. Kıbrıs Türk Federe Devleti Hükûmeti kuruluyor. Orhan Zihni Bilgehan Başbakan olmak ister. Çünkü Denktaş Bey Ankara'da mecburi ikamet ederken yanında olan bir kişi. Vedat Çelik ve Osman Örek'te ister. Denktaş beni İskan Bakanı yapmak istedi Ben alakadar olmadım İsmet Kotak'la kötü olmayayım diye… Bana Kotak'tan haber gelir, "onlar olacağına sen ol!" Neyse "başkan seni istiyor" dediler. Sarayın avluya açılan bir kapısı var. Ben girdim, tam oturdum ki arka tarafta TRT muhabiri. Denktaş Devlet Başkanı ve 15 gün içinde Başbakanı tayin etmesi lazım. Muhabir kimi tayin edeceğini sorunca Denktaş, "işte karşında oturuyor" dedi. Ben kalakaldım. Canlı yayında benim Başbakan olacağım söyleniyordu.

"İRSEN KÜÇÜK KABUL ETTİ"

Bilgehan'ı Adalet ve İçişleri Bakanı yapacaktı kabul etmedi. Çelik te kabul etmedi. Başbakanlık istiyorlardı çünkü. İrsen'i (Küçük) arayalım dedik. O kabul etti ama Tarım Bakanı olmak kaydıyla… Denktaş tekrar Çelik'le konuştu. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olmak kaydıyla razı oldu Çelik. İçişleri Bakanlığından "Adaleti" kaldırdık. Bilgehan İçişleri Bakanı oldu. (Adaleti niye kaldırdınız sorusu üzerine: Erklerin ayrı olması düşüncesinden ötürü kaldırdık. Yürütmede Adalet Bakanlığının olması nedeniyle hukuka müdahale olabilir diye düşündük.)

"MAĞUSA'YA 4 BAKANLIK DÜŞMÜŞTÜ"

Mağusa'ya dört Bakanlık düştü. Bilgehan İçişleri, Ali Atun Sağlık Bakanı, Derviş Eroğlu, Milli Eğitim Bakanı, Mehmet Altay Maliye Bakanıydı. Kabine oluştu ancak Derviş Bey 5 ay sonra ayrılmak istedi. İkna ettik, kaldı. Dört ay daha durdu, 9 aylıkken ayrıldı. Temmuz'da başladı, Mayıs'ta bıraktı. Uzun politik yaşamımda Derviş Beyle hiçbir problemimiz olmadı. Ne bir tartışma, ne bir sıkıntı. Derviş Bey politikada kendini çok iyi yetiştirdi.

"FEDERE DEVLET NASIL KURULDU"

Burada Federe Devletin nasıl kurulduğunu da anlatalım: Biz Hükümet olarak devam ederken Türkiye'de de hükümet değişti. Bülent Ecevit FerrufBozbeyli'yle koalisyon kuracağım düşüncesiyle istifa etti. Bozbeyli son dakika vazgeçti. Başbakanlığa gelen Sadi Irmak güvenoyu alamadı. Türkiye'de güvenoyu alamayan bir hükümet varken, Kıbrıs'ta da hükümet kurulmuştu. Washington Büyükelçisiyle dönemin Dışişleri Bakanlığına atanan Melih Esenbel tarafından Federe Devlete karar verildi. 13 Şubat 1975'de birde Kurucu Meclis'in oluşması kararı alındı. Sonra da Türkiye'de seçim oldu, hükümet kuruldu.

"İRSEN KÜÇÜK'ÜN ÖNERGESİ KABUL EDİLİNCE ÇİFTÇİLER BAŞBAKANLIĞA YÜRÜDÜ"

Hükümetin kurulmasından sonra devalüasyon oldu. Devalüasyon yüzünden İrsen Küçük bir önerge sundu. Önerge kabul edilince de çiftçiler traktörle Başbakanlığa yürüdü.

Soru: Bugün KKTC'de nedense 1963-1974 yılları arası hiç konuşulmadığı gibi, bugünlere gelmemizde payı olan kişiler hiç anılmıyor. Bunun nedeni nedir?

TMT döneminde bu toplum, 7'den 70'e, her türlü fedakarlığı yaptı, sıkıntıyı göğüsledi. Cumhuriyetin ilanına kadar olan süreci incelersek, hangi badirelerden geçtik, ne kadar kan döktük görürüz. Şehitlik mertebesine ulaşanları, topluma hizmet edenleri unutup dünya nimetlerine gark olursak bu toplum çok şey kaybeder. Biz Türkiye sayesinde, şehitler sayesinde bugünlere geldik. Biz Türkiye ile etle tırnak gibiyiz. Sömürge idaresine ve Rumların baskısına karşı hürriyet mücadelesini başarıyla yürüten Kıbrıs Türkü, anavatan Türkiye'nin yardımlarına mazhar olarak 1974'de özgürlüğe kavuşmuştur. 15 Kasım 1983'de de tam bir devlet olmanın mutluluğunu yaşamışlardır. Bu devletin ayakta kalması hem Türkiye'nin stratejik çıkarları bakımından, hem de Kıbrıs Türk halkı tarafından önemlidir. Bu mücadeleyi ancak Türkiye'nin yardımlarıyla sürdürebiliriz.

Soru: Son yıllarda Türkiye'ye yönelik olumsuz söylemlerin arttığını gözlemliyoruz. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye olmasaydı bugünlere ulaşabilir miydik? Zaman içinde Türkiye ile fikir ayrılığına düştüğümüz olmuştur ama her zaman minnet duygularıyla andık. Kim ne derse desin, Türkiye'ye bağlıyız. Parası ile yardımı ile askeri ile de bağlıyız. Türkiye bazen derleyip toparlayıcı bir ağabey rolüne bürünüyor. "Bizde sizde maaşlar şu kadar da bizde bu kadar. Sizde memurun grev hakkı var da bizde yok. Sendikalara çok fazla hak verdiniz" gibi şeyler. Yavru vatan Anavatan bir bütündür, bunu unutmamak, bu noktadan uzaklaşmamak gerekir.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer İÇ HABERLER