Mapolar: "Bileşik faiz, yasal boşluğun istismarıdır"

loading
13 Ağustos, Perşembe
£

9.57

8.66

$

7.33

Mapolar: "Bileşik faiz, yasal boşluğun istismarıdır"

Mapolar: "Bileşik faiz, yasal boşluğun istismarıdır"

Taşınmaz Mal Komisyonu Üyesi Romans Afif Mapolar, yazdığı makale ile hukukta yasal boşluk olduğunu yazdı. Mapolar'ın makalesinin tam metni şöyle:

Mapolar: "Bileşik faiz, yasal boşluğun istismarıdır"
A- A A+

Gerekli ve zorunlu olan bir düzenlemenin yasa koyucu tarafından yapılmaması hukukta yasal boşluk yaratır. Bunun ötesinde hukukta istismar başlar. Paranın aksine, hukuk kullanılmadığı zaman yok olur. Aslında Hukuk da tıpkı doğa gibi boşluk tanımaz. Mevzuatımız bileşik faizi düzenlememiştir. Günümüzde finans kapitalin, binlerce kredi borçlusuna uyguladığı bileşik faiz, hukuki dayanaktan yoksundur. Bileşik faizi yaratan yasal boşluktur. Üstelik bileşik faizin yanında borçlulardan temerrüt faizi de alınmaktadır. Halbuki basit ve anlaşılabilir bir yasal faiz yasası ile, toplumsal bir sorun haline gelen "faiz mağdurları sorunu" bugüne kadar aşılabilirdi.

Bilinen kararlar dışında Yüksek Mahkememiz bu konuda, bugüne kadar, yönlendirici, ışık tutucu ve yol gösterici özlü bir karar üretmemiştir. Bir sözleşmede akit taraflar yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır. Ancak bir sözleşmede zayıf tarafın istismar edilmesine, yerine getirilmesi olanaksız edimler altında bırakılmasına, değişik ülke mahkemeleri farklı açılardan bakmaktadır. Bileşik faiz bu bağlamda somut bir örnektir. Bu konuya ilişkin evrensel uygulamalar ve öğreti çok ciddi olarak sorgulanmalı ve bu çerçevede sorun kalıcı çözümlere kavuşturulmalıdır.

Borçtan Dolayı Özgürlüğünden Yoksun Bırakılma Yasağı

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 4'üncü Protokolunun 1'inci maddesi, "Hiç kimse yalnızca akdi ilişkiden doğan yükümlülüğü yerine getirmemiş olmasından dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılamaz" derken, Bölüm 6, Hukuk Muhakemeleri Usulü Yasası, "Hapis Yolu İle İcraya İlişkin Kurallar" başlığı altında yer alan 8'inci maddesinde "Borçlu, ödeyebilecek olanaklara sahip olduğu halde, hüküm veya emir uyarınca ödenmesi gereken borcunu ödemeyi ret ve ihmal ettiği anlaşılırsa hapse gönderilebilir" demektedir.

Görüleceği gibi Protokoldaki düzenleme, yükümlülüğü yerine "getirememekten" değil "getirmemekten", "getirmemiş olmaktan" bahsetmektedir. Bu durumda borcun ödenmemesi hapislik sonucunu yaratmaz. Kuşkusuz, borcun ödenmesini sağlamak için icra ve iflas yolu açıktır. Borçlu borçlandığı paraya karşılık mal varlığıyla sorumlu tutulmaktadır. Bu şekilde kredi açan da sorumluluk ve disiplin altına girmekte, borçlanana ödeme yeteneği ve mal varlığı üzerinde kredi vermemektedir. Kredi açan sözkonusu kurala uymazsa, borcun ödenmemesinden doğan sorumluluğu paylaşmak zorunda kalmaktadır.

AİHS'ne taraf Avrupa Konseyi üyesi 47 ülkede yaşayan 800 milyon insanın yalnızca akdi ilişkiden doğan yükümlülüğü yerine getirmemekten dolayı özgürlüğünü yitirme kaygısı yokken, buralarda eski İngiliz sömürge yasalarının gölgesinde yaşayan bir avuç insan borcundan ötürü hapse girme tehdidi altında yaşamaya mahkum edilmiş bulunmaktadır.

Borcun ödenmesinin "ret ve ihmal" edilmesi hapislik sonucunu yaratır mı? En azından icra ve iflas süreci tamamlanmadan, hüküm veya emir yoluyla borçlunun hapse gönderilmesi, pozitif hukukun benimsediği bir yöntem değildir. Bireylere de tüccarlar gibi iflas etme hakkı verilmekte, iflas işlemleri tamamlandıktan birkaç yıl sonra da borçlu borcundan ve müflis olmaktan kurtulmaktadır. İflas bildiriminden sonra borçlunun sorumluluğu mal varlığı ile sınırlanmakta, hapislik gibi bir durum asla sözkonusu olmamaktadır.

Sürekli devinim ve oluşum içinde olan hukuk, insani ve toplumsal sorunların çözülmesinde bir araçtır. Hukuk, insanları borçlanmaktan bağışık tutamaz, ama ağır koşullar altında borçlanılmamasınını sağlayan kurallar koyarak, esenlikli bir toplum için kılavuz rolü oynayabilir. Yargıçlar yasa koyucu gibi hukuk yaratamayacağına göre, bu işlevin yerine getirilmesinde seçilmişler başat aktördür. Hukukumuzu evrensel olarak saygı görecek bir konuma taşımak onların temel görevidir.

Kaldı ki Anayasamızın Sözleşme Hakkını düzenleyen 46 (1) maddesinin son cümlesi "Ekonomik bakımdan güçlü kişilerin diğer kişileri istismarı yasa ile önlenir" demektedir. Yaklaşık otuz yılı aşkın bir zaman geçmiş olmasına karşın, bileşik faiz konusunda var olan yasal boşluğun doldurulması yönüne gidilememiştir. Yasa koyucu, Anayasaya uygun yasa yapmak, toplumsal gereksinimleri gözeterek, sorunlara ivedi çözümler getirmek, gerekli önlemleri zamanında almak ve yurttaşlarının sömürülmesine, borç nedeniyle sürekli olarak hapis tehdidi altında yaşamasına seyirci kalmayıp, sorunu, yasal boşlukları ivedilikle doldurmak suretiyle çözümlemekle yükümlüdür. Bileşik Faiz, temerrüt faizi uygulaması yoluyla yurttaşların İstismarına dur denilmelidir.

Ad hoc komitenin arkasına saklanarak yapılan çalışmalar verimli olmamıştır. Kaldı ki bu amaçla kurulan ad hoc komitenin Meclis İçtüzüğü'ne uygunluğu bile tartışmaya açıktır. Ortaya çıkan Yasa, Baro'nun girişimiyle iptal için Anayasa Mahkemesi'ne havale edilmiştir. Herkesin sorumluluğu göreceli olarak paylaştığı bir yerde kimse sorumlu değildir. Konu ile ilgili çalışmalar normal bir yasa çalışması gibi, Hukuk ve Siyasi İşler Komitesinde ivedilikle görüşülüp nihai karar için Cumhuriyet Meclisinde enine boyuna tartışılmalıydı. Toplumu derinden yaralayan önemli sorunların sorumluluk almadan, hatta bedel ödemeden, aşılması mümkün değildir.

Aradan birkaç on yıl geçmesiyle birlikte borç veren ile borç alan arasındaki dengelerin sağlanamaması, Devlete duyulan güven ve adalet konularında derinlikli sorunlar yaratmaktadır.

İstikrarlı ve onurlu bir biçimde birarada varolabilme bağlamında, borç verenle borç alanın çatışan menfaatlerinin, öncelikli olarak, daha tümleşik bir biçimde dengelenmesi gerekmektedir.

Farklı paydaşların çatışmakta olan menfaatlerinin dikkatli bir biçimde dengelenmesine duyulan ihtiyaç ve yükümlülüklerin Devlet ve Toplum tarafından fark edildiğine işaret eden anlamlı gelişmeler görülmektedir. İlgili sorunları çözmede, etkilenmiş birey ve kolektif resmin tamamını görerek, kapsamlı ve sürekli çözümler arama doğrultusunda daha fazla azim ve kararlılık göstermek artık kaçınılmazdır.

Esasında, geçmişin toplu travmatik olaylarını tamir ederken söz konusu olan sadece bir grup bireyin kaderi değildir; aynı zamanda toplumun bugünü ve geleceğidir. Seçilmişlerin paydaşların haklarını gereğince temsil ettiği var sayıldığı ve kabul edildiği müddetçe; hukuk, toplumsal barışı engelleyebilecek katı yasal ilkelerle peşin olarak yazılmamalıdır. Borç batağına gömülmüş insanlarımıza geleceklerini yeni baştan inşa etme hakkı tanınmalıdır. Hiçbir yaptırımın amacı salt insanı cezalandırmak olamaz. Hiçbir borç yaşam boyu süremez. Aslolan insanı yeniden topluma kazanmaktır. Borç batağına gömülmüş insanı önyargınızdan arıtın altından sizin gibi bir insan çıkacaktır.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer İÇ HABERLER