Adada buzları kıran düğün
Referans Gazetesi'nden Barçın Yinanç, 'Ada'da buzları kıran düğün' başlıklı yazısında "Rauf Denktaş, herhalde halefi KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la ilgili şu anekdotu duysaydı gözleri yaşarırdı" diye yazdı. Yinanç'ın yazısının tam metni şöyle:<BR>
Rauf Denktaş, herhalde halefi KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la ilgili şu anekdotu duysaydı gözleri yaşarırdı. Talat, yabancı bir büyükelçinin "Neden 'Adada tek bir Kıbrıs halkı ama iki ayrı toplum var' demiyorsunuz" sorusunu şöyle yanıtlar:
"Ben eskiden bu söylemi kullanırdım. Ama Rumların tavrını gördükten sonra anladım ki 'ada'da iki halk var." Talat'ın, Denktaş'ın çizgisine biraz daha yaklaştığının çarpıcı bir göstergesi.
Bir dönem Türkiye'ye girmesi bile yasaklanan Talat'ın Ankara ile iyi geçinmesinde AK Parti'nin Kıbrıs politikasında sergilediği strateji değişikliği kadar Talat'ın, eski görüşlerinden uzaklaşması da rol oynadı. Bu nedenle Talat ve ekibinin Türkiye'deki sivillerle fazla sorunu olmadı. Tabii aynı durumun askeri makamlar için geçerli olduğu söylenemez.
Özellikle de adadaki Türk askeri makamlarıyla CTP iktidarı arasındaki gerginlik Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in tokalaşmamasına kadar varan noktalara gelmişti.
Geçen yılın martında tepe noktasını gören krizin aradan geçen süre içinde giderilerek yerini taraflar arasında normalleşmeye bıraktığı gözleniyor.
Hatta, Kıvrıkoğlu'nun Soyer'in oğlunun düğününe katılarak Soyer'le tokalaşması buzların erimeye başladığının ilk çarpıcı göstergelerinden biri olmuş. Bu yumuşamanın nasıl gerçekleştiğinin açıklaması, adada değil, anavatanda yatıyor. Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak gelecekte nasıl bir strateji izleneceğine dair sivillerle askerler arasında bir uzlaşma sağlandığı, bu uzlaşmanın da doğal olarak adadaki havaya yansıdığı belirtiliyor.
Gül'den Denktaş'a: Hedef aynı yöntem farklı
Peki, Kıbrıs sorununda askeri makamlarla siviller nasıl bir uzlaşmaya vardı? Anlaşılan hükümet, Kıbrıs'la ilgili nasıl bir taktik strateji izleneceği konusunda askeri makamları ikna etmiş durumda. Hatırlamak gerekirse, AK Parti'nin, "Rumlar çözüm için bir adım atarsa biz iki adım atacağız" yönündeki tavrı, askeri makamların hiç hoşuna gitmemiş, Annan Planı'na giden süreçte hop oturup hop kalkmışlardı. Planın Rumlar tarafından reddedilmesi üzerine rahat bir nefes alan askeri kanat, ilerisi için "Tamam işte Türk tarafı elinden geleni yaptı. Bundan sonra, çözüm için hâlâ konuşmaya devam edelim demenin âlemi yok" çizgisindeydi.
Ancak mevcut durumun yani çözümsüzlüğün hem Türkiye'nin hem de Türk tarafının aleyhine olduğunu askeri kanadın da kabul ettiği belirtiliyor. Tabii burada önemli olan çözümden ne kastedildiği. Aslına bakarsanız, hükümet ve özellikle de Dışişleri bürokrasisi, "Güney"de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonucu ne olursa olsun, Annan sürecine benzer bir süreçle, iki tarafın da kabul edebileceği kapsamlı ve kalıcı bir çözüme ulaşma konusunda son derece umutsuzlar. Askerleri de anlaşılan şu görüşle ikna etmişler: "Biz çözüm için elimizden gelen çabayı sarf edelim. Dünya eninde sonunda, Rum tarafının tutumuyla iki tarafı da tatmin edecek makul bir çözüme varılamayacağını zaten anlayacaktır ve adada iki ayrı toplumun varlığı giderek daha fazla kabul görecektir."
Bu bana biraz da Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçildikten sonra adada ziyaret ettiği Rauf Denktaş'a sözlerini hatırlattı. Gül, AK Partililerin Kıbrıs politikasına her zaman muhalefet etmiş olan Denktaş'a "Aslında hedefimiz aynı sadece yöntemlerimiz farklı" der.
Bu pazar, Rum Kesimi'nde cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu yapılacak. Ankara, devlet kademelerinde sağladığı uzlaşma ile izlenecek stratejiyi belirlemiş, seçim sonrası döneme hazırlıklı giriyor. Türk dış politikası için oldukça atipik bir durum. Bu da benim gözlerimi yaşarttı.
"Ben eskiden bu söylemi kullanırdım. Ama Rumların tavrını gördükten sonra anladım ki 'ada'da iki halk var." Talat'ın, Denktaş'ın çizgisine biraz daha yaklaştığının çarpıcı bir göstergesi.
Bir dönem Türkiye'ye girmesi bile yasaklanan Talat'ın Ankara ile iyi geçinmesinde AK Parti'nin Kıbrıs politikasında sergilediği strateji değişikliği kadar Talat'ın, eski görüşlerinden uzaklaşması da rol oynadı. Bu nedenle Talat ve ekibinin Türkiye'deki sivillerle fazla sorunu olmadı. Tabii aynı durumun askeri makamlar için geçerli olduğu söylenemez.
Özellikle de adadaki Türk askeri makamlarıyla CTP iktidarı arasındaki gerginlik Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in tokalaşmamasına kadar varan noktalara gelmişti.
Geçen yılın martında tepe noktasını gören krizin aradan geçen süre içinde giderilerek yerini taraflar arasında normalleşmeye bıraktığı gözleniyor.
Hatta, Kıvrıkoğlu'nun Soyer'in oğlunun düğününe katılarak Soyer'le tokalaşması buzların erimeye başladığının ilk çarpıcı göstergelerinden biri olmuş. Bu yumuşamanın nasıl gerçekleştiğinin açıklaması, adada değil, anavatanda yatıyor. Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak gelecekte nasıl bir strateji izleneceğine dair sivillerle askerler arasında bir uzlaşma sağlandığı, bu uzlaşmanın da doğal olarak adadaki havaya yansıdığı belirtiliyor.
Gül'den Denktaş'a: Hedef aynı yöntem farklı
Peki, Kıbrıs sorununda askeri makamlarla siviller nasıl bir uzlaşmaya vardı? Anlaşılan hükümet, Kıbrıs'la ilgili nasıl bir taktik strateji izleneceği konusunda askeri makamları ikna etmiş durumda. Hatırlamak gerekirse, AK Parti'nin, "Rumlar çözüm için bir adım atarsa biz iki adım atacağız" yönündeki tavrı, askeri makamların hiç hoşuna gitmemiş, Annan Planı'na giden süreçte hop oturup hop kalkmışlardı. Planın Rumlar tarafından reddedilmesi üzerine rahat bir nefes alan askeri kanat, ilerisi için "Tamam işte Türk tarafı elinden geleni yaptı. Bundan sonra, çözüm için hâlâ konuşmaya devam edelim demenin âlemi yok" çizgisindeydi.
Ancak mevcut durumun yani çözümsüzlüğün hem Türkiye'nin hem de Türk tarafının aleyhine olduğunu askeri kanadın da kabul ettiği belirtiliyor. Tabii burada önemli olan çözümden ne kastedildiği. Aslına bakarsanız, hükümet ve özellikle de Dışişleri bürokrasisi, "Güney"de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonucu ne olursa olsun, Annan sürecine benzer bir süreçle, iki tarafın da kabul edebileceği kapsamlı ve kalıcı bir çözüme ulaşma konusunda son derece umutsuzlar. Askerleri de anlaşılan şu görüşle ikna etmişler: "Biz çözüm için elimizden gelen çabayı sarf edelim. Dünya eninde sonunda, Rum tarafının tutumuyla iki tarafı da tatmin edecek makul bir çözüme varılamayacağını zaten anlayacaktır ve adada iki ayrı toplumun varlığı giderek daha fazla kabul görecektir."
Bu bana biraz da Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçildikten sonra adada ziyaret ettiği Rauf Denktaş'a sözlerini hatırlattı. Gül, AK Partililerin Kıbrıs politikasına her zaman muhalefet etmiş olan Denktaş'a "Aslında hedefimiz aynı sadece yöntemlerimiz farklı" der.
Bu pazar, Rum Kesimi'nde cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu yapılacak. Ankara, devlet kademelerinde sağladığı uzlaşma ile izlenecek stratejiyi belirlemiş, seçim sonrası döneme hazırlıklı giriyor. Türk dış politikası için oldukça atipik bir durum. Bu da benim gözlerimi yaşarttı.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.