İÇ HABERLER
okuma süresi: 16 dak.

Ali Dayıoğlu Kıbrıs'ın Ötekileri'ni anlattı...

Ali Dayıoğlu Kıbrıs'ın Ötekileri'ni anlattı...

Kıbrıs'ın Ötekileri kitabının yazarı Yrd. Doc. Dr. Ali Dayıoğlu, azınlık haklarıyla ilgili KKTC mevzuatında herhangi bir düzenleme olmadığını, hiçbir azınlık grubunun da herhangi bir statüye sahip olmadığını kaydetti.

Yayın Tarihi: 09/11/14 12:57
okuma süresi: 16 dak.
Ali Dayıoğlu Kıbrıs'ın Ötekileri'ni anlattı...
A- A A+

Röportaj: Hasan YIKICI - Kıbrıs Postası

"Azınlıklar asimile edilmeye çalışıldı"

Kıbrıs'ın Ötekileri kitabının yazarı Yrd. Doc. Dr. Ali Dayıoğlu, azınlık haklarıyla ilgili KKTC mevzuatında herhangi bir düzenleme olmadığını, hiçbir azınlık grubunun da herhangi bir statüye sahip olmadığını kaydetti.

Dayıoğlu azınlıkların asimile edilmeye çalışıldığın da kaydederek: "1974'ten sonra Kıbrıs'ın kuzeyinde de homojen bir Kıbrıs Türk ulus-devleti oluşturulmaya çalışıldı. Kıbrıslı Türk veya Türk kimliğinden farklı kimliklere sahip olanlardan ya kurtulmaya (göçe zorlamak gibi) ya da bu insanlar asimile edilmeye çalışıldı" dedi.

Kıbrıs'ın kuzeyinde Rumların, Maruniler'in, Alevilerin ve Kürtler'in azınlıklar grubuna girdiğini kaydeden Dayıoğlu, "Kıbrıs Türk toplumunu Türkiye toplumuyla kıyasladığımız zaman Kıbrıs Türk toplumunun çok daha seküler bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, her ne kadar seküler bir yapıya sahip olsa da, Millet Sistemi'nin ve Türkiye'deki resmî söylemin etkisiyle Kıbrıslı Türkler arasında da azınlık eşittir Gayrimüslim şeklinde bir anlayış vardır" ifadelerini kullandı.

Geçtiğimiz günlerde ülkemizin değerli akademisyenlerinden Yakın Doğu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde görev yapan Yrd. Doc. Dr. Ali Dayıoğlu'nun kaleme aldığı "Kuzey Kıbrıs'ın 'Ötekileri' isimli kitabı çıktı. Alt başlığı "Rumlar, Maruniler, Romanlar, Aleviler, Kürtler" olan kitapta tahmin edeceğiniz üzere Kıbrıs'ın kuzeyinde yaşam mücadelesi veren azınlıklar konu alınmakta. Her evin kütüphanesinde olması gereken bir kaynak kitap olan "Kuzey Kıbrıs'ın 'Ötekileri'"yle ilgili olarak akademisyen Ali Dayıoğlu sorularımızı cevapladı.

İşte Hasan Yıkıcı'nın, Ali Dayıoğlu ile yaptığı röportajın ilk bölümü

Kuzey Kıbrıs'ın 'Ötekileri', çok da alışık olmadığımız bir konu! Öncelikle 'öteki'den ve 'ötekiler'den başlayalım. Öteki derken neyi, hangi ötekileri kastediyorsunuz?

Öteki kavramıyla etnik, dinsel veya dilsel farklılıklarından dolayı toplum tarafından görülmeyen veya görülse bile çoğunluktan farklı kimlikleri reddedilen, hakları çiğnenen kesimleri kastediyorum. Yani ötekiler, kimliklerinden ötürü hakları bir tarafa atılan, ihlal edilmesinde bir beis görülmeyen kişilerdir.

Öteki bağlamında azınlıklar, çoğunluktan sayıca daha az olan, başat olmayan, farklılık arz eden ve bu farklılığı korumak isteyen kesimlerdir. Dolayısıyla Kıbrıs'ın kuzeyinde bu açıdan değerlendirilebilecek 5 grup vardır. Bunları Hıristiyan olan ve olmayanlar diye iki ana gruba ayırdım. Millet Sistemi etkisini sürdürdüğünden dolayı Türkiye'de Müslümanlar ve Gayrimüslimler şeklinde bir ayrım yapılır. Kuzey Kıbrıs'ta da Millet Sistemi etkisini sürdürdüğü için burada da aynı ayrım yapılabilirdi ama Kuzey Kıbrıs'taki Musevi sayısı epeyce az olduğundan dolayı Hıristiyanlar ve Hıristiyan olmayanlar şeklinde bir ayrıma gittim. Hıristiyanlar başlığı altında Rumları ve Marunîleri inceledim. Hıristiyan olmayanlar başlığı altında da Romanları, yani Gurbetleri; Alevileri ve Kürtleri.

Müslüman olanlar olmayan şeklinde de bir inceleme yapabilirdim ama Alevilerin dinî inancıyla ilgili ciddi tartışmalar var. Alevilerin içindeki bazı kesimler 'hayır biz Müslümanlıktan farklı bir düşünce şekliyiz' yönünde görüş belirtmektedirler. Dolayısıyla, onların da görüşlerine saygı duymak adına böyle bir ayrım yaptım

H.Y.: Burada hem eski ötekiler hem de yeni ötekiler var.

Eski-yeni şuradan kaynaklanmakta: Türkiye'de azınlık kavramı Gayrimüslimlerle özdeştir. Bu da Millet Sisteminden gelir. Fatih Sultan Mehmet tarafından 1454'te oluşturulan bir sistemdir. Bu dönemde İmparatorluk çok büyüdüğünden, çok etnili, dinli ve dilli bir yapıyı yönetebilmek için Osmanlı toplumunu çeşitli kompartımanlara ayırma yoluna gidildi. Böylece Osmanlı toplumu genel olarak ikiye ayrıldı. Müslümanlar ve Gayrimüslimler. Müslümanlar, Millet-i Hâkime idi. Diğerleri de Millet-i Mahkûme. Gayrimüslimler dinlerine ve mezheplerine göre gruplara ayrılıyorlardı. Buradan baktığımız zaman üstünlük Müslümanlardaydı. Diğerleri de tali unsurlar idi. Ama her ne kadar ikincil konumda olsalar da, bu insanlara, onları daha rahat yönetebilmek için, bugünkü anlamıyla grup hakları diyebileceğimiz haklar tanındı. Yani bugünün azınlık haklarıyla eşit, hatta onlardan daha ileride olan haklar. Daha sonra da bu kesimlerin başına birer "Milletbaşı" koydular. Dediğimiz gibi bu ayrım din ve mezhep temelli bir ayrımdı.

Türkiye'nin hâlâ daha bu sistemi devam ettirdiğini söylemek mümkündür. Bu çerçevede, Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan hemen önce imzalanan Lozan Barış Antlaşmasında Millet Sisteminin etkisi görülmektedir. Örneğin Lozan'da yalnızca Gayrimüslimlerin hakları uluslararası güvenceye kavuşturulmuştur. Dolayısıyla Türkiye'de bugün sadece Gayrimüslimler azınlık olarak görülmektedir. Müslüman gruplar, örneğin Kürtler, Romanlar vs. azınlık olarak asla kabul edilmezler. Halk da bu insanları azınlık olarak görmez. Hatta azınlık olarak nitelendirebileceğimiz bazı Müslüman grupların mensuplarına baktığımızda büyük bir kesiminin de kendilerini azınlık olarak nitelemekten kaçındığı görülür. Çünkü azınlık eşittir Gayrimüslim anlamına gelmektedir bu kesimler için.

Bu durum, Aleviler için de böyle, Kürtler için de. Uluslararası hukukta azınlıkların self determinasyon hakkı yoktur. Halkların vardır sadece. Dolayısıyla Kürtler kendilerini azınlık olarak nitelendirip bu haktan mahrum kalmak istemezler. Ayrıca Aleviler gibi, kendilerini Gayrimüslimlerle özdeşleştirmekten kaçınırlar. Dolayısıyla, kendilerini azınlık olarak görmüyorlarsa kimsenin "sen azınlıksın" diye ısrar etme hakkı yoktur. Ama kendilerini azınlık olarak görmeseler bile bu "dezavantajlı" gruplara azınlıkların yararlandıkları haklar tanınmalı ki çoğunlukla eşit hale gelebilsinler ve eşit haklardan yararlanabilsinler.

Peki ya Kıbrıs?

Kıbrıs Türk toplumunu Türkiye toplumuyla kıyasladığımız zaman Kıbrıs Türk toplumunun çok daha seküler bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, her ne kadar seküler bir yapıya sahip olsa da, Millet Sistemi'nin ve Türkiye'deki resmî söylemin etkisiyle Kıbrıslı Türkler arasında da azınlık eşittir Gayrimüslim şeklinde bir anlayış vardır. Ama uluslararası literatüre baktığınız zaman bir grubu azınlık olarak nitelendirmek için 5 ölçütten yararlanılmaktadır. Bunlar; çoğunluktan sayıca az olma, başat olmama, o ülkenin vatandaşı olma, çoğunluktan etnik, dinsel veya dilsel farklılıklara sahip bulunma ve en önemlisi de, söz konusu grubun bu farklılığını veya farklılıklarını sürdürmek isteme, yani azınlık bilincine sahip olma şeklindedir.

Bu tanımın içerisine ayrımcılıktan dolayı hakları çiğnenen ve haklarını talep eden kesimleri yerleştirebiliriz. Örneğin, kimliklerinden dolayı bu ülkede Romanlar bir kenara atılıyorsa, bundan ve karşılaştıkları ekonomik sorunlardan ötürü zamanında İngiltere'ye gitmeye çaba sarf ediyorlarsa, ama 1997'de olduğu gibi KTHY ve İstanbul Havayolları tarafından uçaklara alınmıyorlarsa, bunun üzerine Rum tarafına kaçıyorlarsa, işsizlik ve fakirlikle boğuşuyor ve kendi kimliklerini yaşayamıyorlarsa bu insanları azınlık saymak gerekir.

Alevilere gelince, 199 camiye karşı ülkemizde tek bir cemevi yoktur. "Din Hizmetlerinin Geliştirilmesi Projesi" çerçevesinde Türkiye Büyükelçiliği Yardım Heyeti KKTC için her yıl 8-10 milyon TL tutarından bir bütçe ayırmakta ve bu paranın kayda değer bir kısmı yeni cami yapımında kullanılmaktadır. Ama cemevleri Türkiye'de ibadethane olarak kabul edilmediğinden dolayı, cemevi inşaatı için Alevilere bu bütçeden tek kuruş verilmemektedir. Bu durumda Aleviler "öteki" pozisyonuna itilmektedir.

Kürtlere bakımından da benzer şeyler söylenebilir. "İmralı Süreci" başlayana kadar Kıbrıs'ta Newroz kutlamaları gözetim altında tutulmaktaydı. Düğünlerde giydikleri kıyafetleri "PKK renginde" olduğu gerekçesiyle insanlar ülkeden atılıyordu. Kürt kimliklerinden dolayı işinden olanlar vardı. Kürtçe isim konusunda engellemelerle karşılaşmışlardı. Bu durumda Kıbrıs'ta yaşayan Kürtler de "ötekileştirilmişti".

Tarihsel süreç içerisinde devletin ve resmî ideolojinin de dönüşmediğini görüyoruz. En önemli göstergesi de mevzuat olsa gerek!

Kesinlikle değişmedi. KKTC mevzuatında azınlık haklarıyla ilgili herhangi bir düzenleme olmadığı gibi, hiçbir azınlık grubu da herhangi bir statüye sahip değildir.

Bu da temelde ulus-devlet yapısından kaynaklanmaktadır. Ulus-devlet, egemen etno-dinsel unsur dışındaki kimlikleri yok sayan, onları yasaklayan ve onlardan kurtulmak isteyen devlet türüdür. 1974'ten sonra Kıbrıs'ın kuzeyinde de homojen bir Kıbrıs Türk ulus-devleti oluşturulmaya çalışıldı. Bu çerçevede Kıbrıslı Türk veya Türk kimliğinden farklı kimliklere sahip olanlardan ya kurtulmaya (göçe zorlamak gibi) ya da bu insanlar asimile edilmeye çalışıldı.

Örneğin bu devlet yapısı uzun bir süre Rumlar ve Marunîlerden kurtulmak için çeşitli baskılar uyguladı.. 90'ların sonunda bu tablo biraz değişmeye başladı. Alevilerin dertleri ise çok az gündeme geldi. Gurbetleri hiç konuşturmadık bile. Kendi kimliklerini öne çıkaran bazı Kürtler, vatandaş olanlar dahi, 92-93'te sınır dışı edildi. 98'de Güzelyurt'ta kahvehaneleri basıldı, dövüldüler. Bunu yapmaları için de bazı Ülkücü gruplara izin verildi! 92-93'teki gibi, 2003'te de ev baskınları oldu.

Marunîler de çeşitli baskıların hedefi oldular. Bununla birlikte, Marunîlerin durumunun Rumlara göre her zaman daha iyi olduğunu da söylemek lazımdır. Bunun da iki nedeni var. Bunlardan birincisi, geçmişte bir Türk-Rum çatışması gibi Türk-Marunî çatışmasının yaşanmaması, ikincisi de çok büyük bir gücün, Vatikan'ın koruması altında bulunmaları.

Mevzuat kısmını biraz daha açabilir miyiz? Bildiğimiz kadarıyla iç hukukta azınlık haklarıyla ilgili hiçbir şey yok!

Mevzuatta bir şey yok ama başka iki şey var. Birincisi, Cumhuriyet Meclisinin Çocuk Hakları Sözleşmesini 1996'da, Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Uluslararası Sözleşmesini de 2004'te tüm hükümleriyle kabul etmesinin ardından bu sözleşmelerin iç hukukun parçası haline gelmeleridir. Bu sözleşmeler, ayrımcılığın önlenmesi, eşitliğin sağlanması ve azınlık haklarının korunmasıyla ilgili hükümler içermektedir. Özellikle Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 27. maddesi ile Çocuk Hakları Sözleşmesinin 30. maddesi azınlık hakları açısından çok önemli düzenlemelerdir. Bu maddelerde, azınlıklara mensup kişilerin kimlik haklarının korunmasına, azınlıkların kendi kimliklerini geliştirme yönünde atacakları adımlara devletin karışmamasına hatta bunların korunması için atacakları adımlara devletin destek vermesine ilişkin düzenlemeler vardır.

Burada belirtilmesi gereken çok önemli bir husus, az önce de söylediğim gibi, Cumhuriyet Meclisinin KKTC'yi hukuken bağlayan söz konusu üç sözleşmeyi tüm hükümleriyle onaylamış olmasıdır. Bu durumda KKTC devleti sözleşmelerde yer alan tüm yükümlülüklere harfiyen uymak zorundadır. Bu durumda herhangi bir azınlık gurubuna mensup kişiler azınlık kimliklerini geliştirme yönünde hareket etme hakkına sahip olma bir yana, KKTC devleti azınlıkların bu yöndeki faaliyetlerine destek çıkmak zorundadırlar.

Azınlık haklarıyla ilgili olarak ülkemiz açısından geçerli olan ikinci belge ise, 31 Temmuz-2 Ağustos 1975 tarihlerinde Kıbrıslı Türk ve Rum liderler Rauf R. Denktaş ile Glafkos Klerides arasında Viyana'da yapılan toplumlararası görüşmelerin üçüncü turunda Kuzey Kıbrıs'ta kalan Rumların haklarıyla ilgili olarak varılan anlaşmadır. Resmî adı Üçüncü Viyana Anlaşması olan bu belgeyle 1974'ten sonra kuzeyde yaşamaya devam eden Rumların hakları güvence altına alınmıştır.

Bu anlaşmaya göre, Kuzey'de kalan Rumlara güneye göç etmeleri için herhangi bir baskı uygulanmayacaktır. Hatta ailelerin birleştirilmesi ilkesi çerçevesinde bu insanların güneyde yaşayan akrabalarının kuzeye geçip de kuzeyde yaşamaları için her türlü kolaylık sağlanacaktır. Eğer Kuzey'de yaşayan Rumlar Güneye göç etmek isterlerse engel çıkarılmayacaktır. Kuzey'de kalanlar serbest dolaşım özgürlüğünden yararlanacaklardır. BM, bu insanların yaşadıkları köylere istenildiği zaman yardım götürebilecektir. Ve son olarak kendi doktorlarının tıbbi gözetiminde bulunma, dinlerinin gereklerini yerine getirme ve eğitim olanaklarından yararlanma hususlarını da kapsamak üzere, Kuzey Kıbrıs'ta normal bir yaşam sürebilmeleri için Rumlara her türlü yardım sağlanacaktır.

Dolayısıyla bizdeki mevzuatta azınlık haklarıyla ilgili düzenlemeler yoksa da, Çocuk Hakları Sözleşmesi, Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Uluslararası Sözleşmesi ve Üçüncü Viyana Anlaşması bizim açımızdan bağlayıcıdır ve devlet bu belgelerde yer alan düzenlemelerin gereklerini yerine getirmekle mükelleftir.

Anayasa değişikliği için sunulan ilk öneride azınlık hakları da vardı.

Çok doğru bir adımdı. Anayasa'ya azınlık hakları konulmaya çalışıldı fakat bu madde referanduma bile götürülemeden Meclis Genel Kurulu tarafından reddedildi. Sağ partiler bunu reddetti. Nedeni de sağ partilerin bu düzenlemeyi 'Kıbrıs Türk toplumu içerisinde azınlık yaratma ve Kıbrıs Türk toplumunu bölme yönünde atılan bir adım' şeklinde değerlendirmeleriydi.

Oysa azınlık haklarının mevzuatta, özellikle de Anayasa'da yer alması iyi olurdu. Kimliklerinden dolayı ayrımcılığı uğrayan kesimler haklarını talep etme hakkına sahip olabileceklerdi. Ama Rumlar için Viyana anlaşmasının geçerli olduğunu bir kez daha hatırlatabiliriz. Rumlar da dahil olmak üzere tüm dezavantajlı grupların az önce isimlerini zikrettiğimiz uluslararası belgeler çerçevesinde haklarını talep edebileceklerini de söyleyebiliriz.

Ali Dayıoğlu ile yaptığımız söyleşinin devamı yarın Kıbrıs Postası'nda...

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.