İÇ HABERLER
okuma süresi: 22 dak.

Ahmet Uzun: "CTP PM yanlış karar aldı"

Ahmet Uzun: "CTP PM yanlış karar aldı"

Eski Maliye Bakanı Ahmet Uzun su konusunda yaşanan kriz konusunda CTP PM'nin kararını yanlış bulduğunu belirterek 'hayır' dedikten sonra ortaya yeni bir söylem getirmenin şart olduğunu söyledi.

Yayın Tarihi: 18/01/16 08:26
okuma süresi: 22 dak.
Ahmet Uzun: "CTP PM yanlış karar aldı"
A- A A+

Ahmet Uzun…

1950 Lefkoşa doğumlu…

Ankara SBF ya da kendi deyimiyle 'Mektebi Mülkiye-i Şahane' mezunu, 2004-2009 yılları arasında KKTC'nin maliyesinin en tepesindeki adam…

"En zor görev Maliye Bakanlığı görevidir, ne Başbakan ne de Cumhurbaşkanı bu kadar zorlanmaz" diyen Ahmet Bey, görev yaptığı dönemde iyi işlere imza attığını ancak ondan sonra gelenlerin işi iyi kotaramadığını düşünüyor.

Bu noktada kendi döneminden sonra iktidara gelen Derviş Eroğlu ve UBP'yi birinci derece mesul görüyor. "Derviş Bey iktidara geldi, ardından da tam 1 yıl yan gelip yattı. Dönemini Cumhurbaşkanlığı için bir zıplama tahtası olarak gördü ve zıpladı gitti, ardında da katmerlenmiş sorunlar bıraktı" diye bu durumu açıklıyor.

Ancak son iki yıldır hükümette olan kendi partisi CTP'yi de 'çözüm bulamadılar' diye eleştiriyor. Ona göre devlet maaş ödeyemezse o makamda işi yok.

2009 yılında CTP hükümetten giderken kendilerine dayatılan yeni ekonomik protokolün istişarelerinde Ankara'da Cemil Çiçek'le yaptığı gergin toplantıyı da anlatan Ahmet Uzun, o toplantıdan sonra CTP'nin hükümetten çekildiğini ve yerine gelen UBP'nin protokolü hemen imzaladığını hatırlatıyor.

Su konusunda yaşanan krize de değinen Uzun, bu konuda CTP-PM'nin kararının yanlış olduğunu çünkü böylesi bir konuda 'hayır' dedikten sonra ortaya yeni bir söylem getirmenin şart olduğunu belirtiyor. Ayrıca hükümetin biteceğine inanmadığını da sözlerine ekliyor…

CTP içerisinde yetişen yeni neslin 'iyi yetişmediğini' de vurgulayan Uzun, bundan partinin büyük abilerinin suçlu olduğunu ve CTP'nin dernekçi bir zihniyet içinde hareket ettiğini söylüyor. Öte yandan CTP içerisindeki kavganın ise sindiğini ancak Talat'ın ayrılması halinde tekrardan başlayacağını düşünüyor.

Kıbrıs sorununda Akıncı'nın performansını pek de iyi bulmadığını, halktan çok şeyin gizlendiğini gözlemlediğini belirten Uzun, yine de 2016'da çözüm olacağından umutlu görünüyor.

Özersay'ın yeni partisini 'balon' olarak niteleyen ve hiçbir şansı olmadığını söyleyen Ahmet Uzun, Özersay'ın Cumhurbaşkanlığı seçiminde aldığı oy oranını bir daha asla rüyasında bile göremeyeceğini de sözlerine ekliyor…

Kıbrıs Postası - Ulaş Barış

KTAMS Başkanlığından, Maliye Bakanlığına giden yol…

Ahmet Bey, yüksek tahsilinizi nerede tamamladınız?

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi, diğer ismi ile 'Mektebi Mülkiye-i Şahane' mezunuyum. Herkes 5 almak için uğraşırken, biz geçmek için 7 almaya uğraşırdık, öyle bir okuldan bahsediyoruz. Mesela hatırlarım da Şubat imtihanları 13 dersten olurdu. 13'üne birden hazırlanıp giderdin ve orada kura çekiliyor, bu kuradan da iki ders çıkıyordu. Oracıkta da o iki dersten sınava giriyordun. Her an hazır olmak zorundaydın yani. Öyle ezberle gel değildi. Dolayısıyla o okul insanları gerçekten iyi yetiştiriyordu ve haliyle de o okuldan mezun olanlar kendilerini biraz beğenmiş oluyor.

Politikaya nasıl girdiniz peki?

İlk olarak sendikada, KTAMS'tan başladım çünkü kamu görevlileri siyasi partilere giremezlerdi. Bende sendikaya 1975'de girdim, 76'da yönetim kuruluna seçildim, 20 sene orada görev yaptım. Bunun 10 senesi Genel Başkanlık ve Genel Sekreterlikle geçti. Bir ara sendika ile özdeşleştik ve bu durum 1994'e kadar sürdü. O yıl CTP'den Lefkoşa Belediye Başkanı adayı oldum.

-Çok az bir oyla kaybettiğiniz bir seçim oldu o değil mi?

100 oyla kaybettim ve işin tuhafı yanan oylarım, hem de itiraz etme hakkına sahip olduğum oylarımın adeti 750 idi. O oylar iptal edildi ve ben kaybettim. Sonra biz buna itiraz etmek için gittiğimizde bize o oylara ancak sandık başında itiraz etme hakkımız olduğunu söylediler ve biz de bu yüzden itiraz edemedik. O seçimin ardından da aktif olarak siyasete girdim ve 1996'da Başbakan Yardımcılığı Genel Koordinatörlü Müsteşarı olarak atandım. 1997'nin sonunda CTP-DP hükümeti çöküp yerine UBP-DP kurulunca ben de kendimi müşavir olarak buldum. Bu çok ağırıma gitti ve ben de istifayı basıp çıktım, emekli oldum. Aslında aktif siyasete girişim o tarihten sonra oldu. 1998-2004 arasında CTP Mali Sekreteri olarak görev yaptıktan sonra 2004 Ocak ayından CTP önderliğinde kurulan hükümetin Maliye Bakanı olarak göreve geldim ve 5.5 yıl o görevi sürdürdüm.

Maliye Bakanlığı için Başbakanlık kadar zor bir görevdir diyebilir miyiz?

Hayır, tam tersi, Başbakanlıktan da, Cumhurbaşkanlığından da daha zor bir görevdir çünkü bu ülkenin mihenk taşı maliyedir. Eğer maliye hesabını kitabını bilmezse ne sağlık ne ulaştırma ne de başka bir bakanlık icraat yapabilir. bu ülkedeki bütün icraatlar geliyor maliyeye dayanıyor. Orada da ya çözülür ya da duvara toslarsınız.

"Benim dönemimde maaşlar yüzde 140 oranında arttı"

Siz kaç kez duvara tosladınız görevde? Hatta bir karşılaştırma yapacak olursak, o zaman nasıldı durum ve şimdiki durumu nasıl görüyorsunuz?

O zamanlar mali olanaklar çok daha iyi idi. Mesela örnek verecek olursam, benim dönemimde maaşlar ve asgari ücretler yüzde 140 oranında arttı. Terfi alanlar için daha da arttı bu. Bunlar işte kaynak meselesi, kaynak yaratma meselesi idi. O zamanlar çok açılımlar yaptık ve bunlar iyi sonuçlar verdi. Örneğin kurumlar vergisini yüzde 15'ten 10'a çektik. Millet dedi nereye çekiyorsun, e dedim AB standartlarına çekiyor. Niye? Çünkü vergi yüksek olursa millet kaçak olur ve ödemez. Ama bunu aşağıya çekersek öderler ve nitekim biz bunu getirdik, o yıl ilk defa iyi miktarda vergi topladık. Gelir vergisini aynı şekilde, yüzde 45'ten 40'a çektik. Bir gün doktorlar gelmişti, hatırlarım. Bana dediler ki 'siz nasıl bizim kazandığımız her 100 TL'nin yaklaşık 50 TL'sini bizden istersiniz' diye? Durdum düşündüm, haklıydılar. Dolayısıyla önce 40'a, sonra 37'ye çektik. Hedefimiz de 30'a çekmekti zira AB ve Güneyin vergi oranı budur. Yani bunun gibi reformlar yaptık ancak gerisi gelemedi, hükümetten gittik. Şimdi maalesef her geçen gün daha da kötüye gidiyor.

"Bu kötüleşmenin en büyük sebebi Eroğlu dönemidir"

Kimdir esas sorumlu bu kötü gidişte? Ne oldu da sizden sonra daha kötüye gitti?

Bunun en başta müsebbibi Derviş Eroğlu'dur. Niye? Çünkü biz gittikten sonra iktidara o geldi ve tam bir sene yan gelip yattı, sadece Cumhurbaşkanlığı seçimlerine odaklandı. Yani iktidarı o mevki için zıplama tahtası olarak kullandı. O nokta iş bile yapmayınca sorunlar katmerlendi, çünkü o taş taş üstüne koymadı. Yerine İrsen Küçük geldi ki onun derdi başka. Onun derdi neydi? Sandalye. Onu sallardın, sallanırdı, dolayısıyla derdi de o oldu. Sandalyeyi sağlam yapamadılar kendisine. Ha ardından CTP geldiğinde artık iş işten geçmişti. Bayağı dağıldıydı ama toparlanır mıydı? Toparlanabilirdi ama arkadaşlarımız toparlayamadı. Bu da bir realitedir.

Hükümet maaş ödeyemez duruma geldi. Siz de bir zaman o çok ses getiren röportajınızda 'maaş ödemek için kötü yola düştüm' demiştiniz.

(Gülerek) Evet, evet, demiştim onu. Şimdi, böyle olacağı aslında belliydi. Bizden sonra görev alan Ersin Tatar, o zamanlar ben sürekli beyanat verirdim, ona 'gittiğin yol iyi değildir, ekonomiyi çok zora düşüreceksin' diye çünkü maliye politikasını sıkı para politikasına çevirmişlerdi. Yani ölçü hazineydi, orada işler tamam giderse tamamdır, gitmedi değildir. Kemerleri sıkınca ne olacak? Peki böyle yapınca para size nereden gelecek? Piyasaya para düşmezse size nasıl dolaşıp gelecek? Bunu defalarca anlattık ancak Tatar bunun savunucusu oldu ve sonrasında gelenler de devam etti buna. Sonuç olarak maliye gittikçe daraldı. Benim dönemimde, bütün gece düşünürdüm, nasıl yapayım da piyasaya para aktarayım diye. Sabahlara kadar toplantı yapardım hatırlarım. Mesela eski arabanı getir, fon muafiyeti verelim, git arabanı değiş. Sonra yazları KDV'siz soba, buzdolabı satma gibi şeyler bulduk. Şimdiki mantık piyasadan para toplamak, aktarmak değil. E nasıl olacak? Hep alacan, hiç vermeyeceksen, o çark dönmez. Nereden girecek bu para? Bizim zamanımızda en azından bir de emlak sektörü patlaması vardı, oradan da para girerdi. Şimdi o da yok. E nereden girecek o para? Gelelim 13. maaşa. Yani o kadar yanlış bir şekilde yorumlanır ki bu konu anlamak mümkün değil. Sanki de bu maaşı çalışanların aldığı bir ulufe olarak görüyorlar. 13.maaş sadece çalışanlar almıyor ki. 70 bin tane çek çıkar ve bu maaşlar şehit ailelerine, emeklilere, özürlülere, mücahit emeklilerine, sigortalılara, yani toplumun tüm kesimlerine gider. Çalışanlar bunun içerisinde en fazla 13-15 bin kişidir. Bu para tüm piyasaya akıyor ve bu maaş yeni değil. Zamanında 15 günde bir maaş ödenirdi diye çıktı bu iş. Çünkü bunu yıla vurduğumuzda ayda bir ödenenler 15'te bir ödenenlerden daha az para alır. Anlayacağınız, bu 13.maaşlar aslında insanlarımızın harcayacağı, bütün piyasaya giden bir paradır ve bu şu anda ortada yok. Dolayısıyla 13.maaşı gelin kaldıralım lafını söyleyenler çalışana ceza verdiğini sanır ama aslında bütün topluma ceza veriliyor demektir bu. Haliyle bu olursa, bütün ekonomi çöker ve refah seviyesi düşecek.

"Hükümet mazeret değil çözüm üretecek"

Ama ödeyemiyorlar? Para yok. Birikim Özgür bu parayı nereden bulacak? 180 milyon TL'ye ihtiyaç var sonuçta?

Şimdi, hükümetlerin görevi başarmaktır, mazeret bulmak değil. Dolayısıyla bize mazeret üretmesinler, iş yapsınlar. Ben de partiliyim, CTP benim canım ciğerimdir ama doğruları da ortaya koymak lazımdır. Kaçamak yok yani, bulacaksın kardeşim. Yaratacaksın kardeşim. E diyorlar ki 'Türkiye vermedi, biz de veremiyoruz." Becereceksin kardeşim, gidip o parayı almayı bileceksin. Yaratmayı da becereceksin. Aynen su meselesi gibidir bu. Kardeşim, ben vatandaş olarak su istiyorum, çünkü benim evimde su akmıyor. Ama biraz sonra yağmur yağsa, dışarı çıksak boğuluruz. Öyle de bir durum var. Yani bu su geldi, bu bir velinimettir ama vatandaşın evine gidemiyor. Senin hükümet olarak görevin bu suyu vatandaşın evine götürmektir. Ha nedir, sen götürürsün, nasıl götürdüğünü ondan sonra kimisi seni över, kimisi seni sever. Bu senin alın yazındır çünkü kimseyi memnun edemezsin. Eleştirilere katlanacaksın. Siyaset olacaklar içinde en iyisini seçme sanatıdır, olmayacaklar içinden birisini seçmek değildir. Dolayısıyla sen bu suyu evlere götüreceksin ve bileceksin ki bir kısım halk seni alkışlarken, bir kısım halk da seni yerecektir. Siyaset böyle bir şeydir.

CTP içerisinde bu konuda fikir ayrılığı var. Parti Meclisi gelen öneriye karşı çıktı ve reddetti. Nasıl değerlendirirsiniz bu durumu? Yani gelinen noktada 'memleketi PM mi yönetir' tartışmaları yapılıyor.

Bence PM kararı yanlıştır. Ve evet memleketi PM'ler yönetir. Bu noktada PM'nin kararı ağırımıza neden gidiyor? Başbakanı, bakanları PM belirlemiyor mu? Onlar da gücünü PM'den almıyor mu? Başbakanı düşürmeye muktedir değil mi PM? Politikaları PM çizer, hükümet de buna uygun icraatlar yapar. Ama bana göre burada, biz parti büyükleri CTP'nin yeni nesillerini pek de iyi yetiştiremedik. Hala daha dernekçilik ağır basıyor gibime geliyor. Şöyle basıyor; yani 'hayır'. Hayır da peki ne? Sendikaların, sivil toplum örgütlerinin genel tavrı budur; hayır derler ama ortada bir başka seçenek yok. Orası boş. Ben de özelleştirmeye karşıyım ve de suyun özelleştirilmesine şiddetle karşıyım ama öncelikli görev bu suyu almaktır.

Peki özelleştirilme dayatılırsa ne yapmak lazım? Zira PM'nin bu kararı bu yüzden aldığı biliniyor? CTP'deki kavganın sonucu mu karar?

Vallahi çaresini bulacaklar, bulmak zorundadırlar. Özelleştirmeyi dayatıyorlar da biz size suyu veremiyorlar demek bence akılcı değildir. CTP'deki kavga konusunda gelince; Ben kendi izlenimimi söyleyeyim. Bence Sayın Talat'ın gelişi ile bu kavga biraz yatıştı, geri kalanı da sindi. Çek Talat'ı al oradan, yatın yine millet birbirine girecek çünkü bu gruplar, bu çatışmalar sinmiş durumdadır. Ha nedir Mehmet Ali Talat'ın başarması gereken? Bu kavgayı kalıcı olarak bitirmek ve bu işi çözmektir. Mademki bir sinme durumu vardır, oradan hareket edilerek gerekli uyumu sağlamak lazımdır. Bunun için de biraz o dernekçilik havasından kurtulmak lazımdır çünkü hayır diye kesip atmak doğru değildir. 'Hayır' her zaman en doğru cevap değildir, olamaz da. Bakınız işte su gelemiyor. E o kadar mı? Ekonomik İşbirliği Protokolü de bu su işi yüzünden imza edilemiyor. E ne oluyor o da olmayınca? Para akışı olmuyor. E peki bu mu istediğimiz? Bu da değil. O zaman ne yapılacak? Bir çıkış yolu bulmak lazım.

"Cemil Çiçek'le görüştüm, uzlaşamadık, hükümet bitti..".

Hükümet bu sorunlar yüzünden biter mi sizce? Nasıl görüyorsunuz UBP-CTP işini? Kriz var, bu iş bitti diye yazılıp çiziliyor.

Bence hükümet bitmez. Neden düşmez? Uyumları nedeniyle düşmez. Dolayısıyla sarsılmazlar. Ha ne sarsar? Su ve ekonomik protokol sarsar. E sen bunu çözemedin, 13.maaşı ödemedin. E bu durumda sen bunu ödemediysen muhtemelen Ocak maaşlarını da ödeyemezsin. Benim bıraktığımdan pek farklı değil hesap kitap işi o yüzden biliyorum da söylüyorum. E ne işin var o zaman orada? Çünkü maaş ödeyemedin demek senin orada işin artık yok demektir. Çözeceksin, çözemezsen de gideceksin. Bakınız biz 2009 yılında hükümetten nasıl gittik? Bize bir program dayatıldı, biz de kabul etmedik gittik. Hatırlarım da o zaman hükümet adında o protokolün görüşmelerini ben yürütmüştüm. Toplantı için Ankara'ya gittim, o zamanın Kıbrıs İşlerinden sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek'ti. Gittim oturdum dedim ki 'bu program bize uymaz'. Cemil Bey de dedi ki 'siz Kıbrıslılar zenginlik içinde havuzlu villalarda yaşıyorsunuz, herkesin en az iki arabası var, tasarruf şarttır.' O öyle deyince ben de dedim ki 'size verilen rapor yanlış çünkü o villaların bir çoğunda yabancılar, hatta Türkiyeliler de dahil tim kesimden insanlar oturuyor. Herkesin de iki arabası yok.' Aslında Cemil Bey'e buradan rapor gitmiş ama ona giden raporu ben de ele geçirmiştim, baktım orada yazılanları bana söyler. Ben raporunuz yanlış deyince Cemil Bey 'benim çocuğum Kıbrıs'ta okudu, o yüzden neyin ne olduğunu gayet iyi bilirim'. Sonuçta dedim ki 'bizim hükümetimiz böyle bir protokole imza atmaz. Ülke hükümetsiz kalır'. Bunun üzerine Cemil Bey 'dünyada hiçbir ülke hükümetsiz kalmaz, bir hükümet bulunur' dedi. Ben de cevaben 'o zaman CTP o hükümetin içinde yer almaz' dedim. Cemil Bey ayağa kalktı ve 'toplantı bitmiştir' dedi. Ben de adaya dönüp durumu anlattım, hükümetten çekilme kararını öyle aldık. Sonra Derviş Bey geldi ve o protokolü imzaladı.

Yeni protokolde yazılanlar da basında çıktı. Mesela 28 belediyenin kesinlikle azaltılacağı söyleniyor. Bunu nasıl halledecek hükümet?

Aslında bu eski bir mesele ki biz bunun çalışmalarını yapmıştık. O zaman köyleri çeşitli belediyelere bağladık ve sonraki adım da belediyeleri azaltmaktı ama süre yetmedi başaramadık. Ancak 28 belediye bu ülkeye kesinlikle fazladır. O kadar belediyenin sadece araç bakımı bile milyonlarla ifade edilen rakamlardır. İdari kadroları, kâtipler, bilmem neler, bir sürü küçük küçük belediye var. Bunlar hep masraftır.

İyi de azaltılınca bu kadar insan nerede çalışacak? Halleri ne olacak?

Onlara da biz çözüm bulmak lazım. Yani aynı konuşmalar 'gelin elektrik kurumu da özelleştirelim' konusunda da tartışılır. E çalışanlar? Onlar dışarıda. E nasıl olacak bu? Devlete adam almayınız derler? İyi de nere gidecek bu adamlar? Herkes bir şeye karşıdır. Taksiciler T-iznine karşı, marketçiler yeni market iznine karşı. İyi de ne yapacak bu insanlar? Gidecekler Güneyde işlesinler? O da bitti. Göç mü etsinler?

"Hazır olmadan AB'ye girersek biteriz…"

İnsanlar 'devlete gireyim de garanti olayım' deyip ne iş yeri açmaya ne de üretime yönelmeye meyilli değiller. Bizim suçumuz değil mi bu sonuçta?

İnsanları yönlendirmek lazımdır, yapılmayan budur. İnsanımız mükemmel değildir zira yaşanan tarihi süreçler, ganimetler insanımızı hazırcılığa yöneltmiştir. İnsanlar 'mücahitlik yaptım, bu devleti ben kurdum, bana verecek' mentalitesi içindedirler. Peki Kıbrıs Cumhuriyeti'nde bizim değil mi? Ortağı değil miyim? Öyleyse o da bana verecek. Türkiye de anavatanım değil mi? Nasıl anavatan o? O zaman o da verecek. E AB? Onlara da evet dedik, onlar da lazım bize versin. İşte biz hep 'kim bize ne verecek' diye düşünüyoruz. Biz ne üreteceğiz? Ne satacağız? O bir muamma.

Velev ki çözüm oldu, AB'ye girdik. Bu iş, orada Troyka filan da var, daha da acı çekmemiz anlamına gelmez mi?

Kesinlikle öyle olacak çünkü o gömlek, o elbiseler bize uymayacak. Ama bunun çaresi elbette vardır. Şu anki yöneticiler bunun geçiş dönemi işin yapılması gereken çalışmaları süratle yapmalıdır çünkü yarın plan geldi, onayladık, 'hade heşşa' AB'deyiz dersek, mahvoluruz, biteriz. Bana göre AB'ye uyumlaşmamız için 3 ile 5 yıla ihtiyacımız vardır. Ekonomik olarak da bu süre şarttır. Düşünüzüz bütçemizin nerdeyse yarısını Türkiye karşılamaktadır. O zaman da onlar karşılayacak? Bence karşılamak zorundadır o geçiş döneminde. Bizim mali olarak çok yardımca ihtiyacımız vardır. Ancak AB'de acı reçeteler vardır. Mesele bir sürü iş yeri kapanacak. Örneğin CD dükkanları kapanacak. Neden? Çünkü AB içinde böyle bir şey, yani kopya yapmak yasaktır. E ne yapacaklar bu insanlar? İşte uyum süreci oradadır. Böylesi kapanacak olan sektörlere en yakın sektörlere geçişler yapılmalıdır. Geçiş dönemi dediğimiz şey tam da budur. Aksi takdirde büyük hezimet olacak ve ertesi gün bas bas 'AB'den çıkalım' diye bağıracağız.

Aslında AB ve onun neo-liberal politikalarına uyum sol kesimlerin büyük çelişkisidir. Siz ne dersiniz bu duruma?

Hani hep derler ya 'değneğin iki tarafı da kirli' diye, işte bu durum da tam olarak odur aslında. Yani bir taraftan emperyalist AB'de yer almak istiyoruz ama özümüz başka. CTP'nin taşıdığı sancılar aslında biraz da budur. Çünkü ya AB'yi savunuyorsun ya da liberalizme karşısın? Ben de bunu yaşıyorum, yanlış anlaşılmasın. Mümkün mertebe korunabilir miyiz? O da biraz sakat çünkü bir çözümde yarım devlet olacağız, ipler tamamen elimizde değil.

"Akıncı işleri gizli tutuyor, aydınlatması gereken çok nokta var"

Madem yeri geldi, çözümü nasıl görüyorsunuz? Sayın Akıncı nasıl götürüyor bu işi sizce?

Sayın Akıncı bu işleri biraz gizli tutuyor. Seçim zamanı eleştirileri bu yönde idi yani 'şeffaf olacak' her şeyi halkla paylaşacak filan ama öyle yapmadı. Süreç üzerinde aydınlanmamış birçok karanlık nokta olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla kamuoyunu aydınlatması lazımdır. Bir de süreç yavaş gidiyor gibime geliyor. Yani ivme yavaş sanki. Mesela sözcüsü geçen gün 'Mart da nereden çıktı?' dedi, şaşırdım. O Mart ümidini veren kendileriydi, şimdi de nereden çıktı diye sorarlar. E siz söylediniz. Bence gayretlerini artırmaları gerekmektedir.

2016'da çözüm olur mu sizce? Gerçi her yıl çözüm olur mu diye de yıllardır sorduk ama size de sorayım.

Kıbrıs sorununun çözümü o kadar zordur ki durup bunu konuşsak vaktimiz yetmez. Ama bugüne kadar üç defa çözüme yakınlaşmışsak bir tanesi de içinde bulunduğumuz bu süreçtir. Dolayısıyla bunu kaçırmamamız gerekmektedir çünkü bunu da kaçırırsak artık içinde bulunduğumuz durum da olduğu gibi kalmayacaktır. Umarım Rumlar da böyle düşünüyordur çünkü 2004'ten beri bekliyorsak onların yüzündendir. Bu süre içinde bir tane bile öneri sunmadılar, hiç sevdalı değillerdi. Ama ben umarım bu kez olur, olmalı.

"Özersay'ın partisi bir balon. O aldığı oyu bir daha rüyasında bile göremez"

Bir de bu yeni kurulan partiyi sorayım size. Başarılı olur mu sizce?

Bence bu hadise bir balondur, ben öyle görüyorum. Sayın Özersay o dönemde boşluktan yararlandı çünkü o günlerde CTP de UBP de yaralıydı. O ortamda Kudret Özersay iyi bir oy aldı ama bitti. Bence Özersay öyle bir oy oranını bir daha rüyasına göremez. Ayrıca oluşturduğu politikayı da anlayamıyorum çünkü kendisi ne sağcı ne de solcuyum diyor. E nesin be arkadaşım sen? Futbolcu? Tamam, sağ ile sola o kadar vurgulamasan bile bir karakterin olmalı. Bazı yerlere de bakarsın sol bazı yerde sağ olarak kokar. Politikada bir şey olman lazım…

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.