Radar Reşat'tan ekonomik kriz yorumu
<P>Radar Reşat, "Lokomotif, Dünya Krizinin Yaratıcısı Olurken, Çözümünün De Öncüsü Olma Çabasında. Yedek Lokomotif Çin, Anavatana Ders Olur Belki" başlıklı yazısında ekonomik krizi yorumladı. İşte Radar Reşat'ın yazısı:</P>
Lokomotif, Dünya Krizinin Yaratıcısı Olurken, Çözümünün De Öncüsü Olma Çabasında.
Yedek Lokomotif Çin, Anavatana Ders Olur Belki.
Amerika'nın konut inşaatı ile ilgili sub-prime mortgage kredilerinin zamanında ödenememesinin yarattığı kredi daralmasıyla başlayan krizin, bir finans krizi olarak başlayıp akabinde bir ekonomik krize dönüştüğünü görerek 2008 yılının sonuna geldik.
Amerika'da başlayan bu finans-ekonomik kriz Amerika'da kalmayarak, her geçen gün yeni boyutlarla değişik ülkelerdeki bazı finans kuruluşlarını da batağa iten zararlarla küresel bir problem halini almış olarak karşımıza çıktığını da görmekteyiz.
2008 yılı dünya ekonomi tarihinde çok başlıkların atıldığı bir yıl olarak hatırlanacak. En başta,
*** 2008 yılı, "batmayacak kadar büyük" diye tanımlanan birçok şirketlerin de yaşamını yitirdiği,
*** rekor seviyede insan gücünün işsizliğe terk edildiği bir yıl olarak da hatırlanacak.
Ayrıca,
*** yüksek getiri ve kazanç için, rasyonellik sınırını aşıp da intihar edercesine alınan riskler sonucu mahvolan kurum ve kuruluşlar sayısı ve boyutlarıyla da ekonomi tarihine geçecek bir yıl.
*** profesyonel ahlak dışlanarak sahtekarlıkların ve yolsuzlukların da rekor kırıcı boyutlarda işlendiğini de kaydedecek ekonomi tarihi 2008 yılı için.
*** bu finans krizinin oluşumunda ve gerçekleşmesinde, finans kuruluşlarının kendi içlerindeki finans mühendislerinin yarattığı finans modellerinin ve ilaveten de finans enstrümanlarının intihara gidermişçesine riskli bir şekilde kullanılmasının oynadığı rolün önemini de,
*** çok konuşulup tartışılan hedge fonlarının ve "credit default swap"ların yaratmış olduğu tahribatların arkasındaki ihtiras da elbette konuşulacak. Ders alınacak konular olarak kayıt da edilecek.
Benim şahsen ilerisi için sabrederek bekleyeceğim şunlardır:
*** devlet müdahalesiyle şirket kurtarmanın da kaçınılmaz olduğu, devletlerin ekonomilerini canlandırma plan ve uygulamalarında fiilen görülmüşlüğümüz, serbest piyasa sistemine inanmış olanları ne derece rahatsız edecek? Devlet müdahalesini nelerle sınırlayacak? piyasa denetiminde, sistemin kendi kendini denetlemesi(şimdiye kadar olan) inancıyla hükümetin müdahalesi, yani politikacıların da söz sahibi olmasındaki denge nasıl kurulacak?
Yaratılan manzaradan "işte kapitalizmin de sonu geliyor" sonucuna varanlardan değilim.
Nedeni de, başladığı ülke olan Amerika'da işin temeline teşhis koyma, hatalardan çok çabuk ders alabilme en önemlisi zararlar üzerinde değil ona sünger çekerek fırsatları gözetleyen halk, ona yardımcı olan enstitü ve inovasyon merkezlerinin var olşu.Biliyorsunuz Amerikanın inovasyona harcadığı yılda 300 milyar doların yanına bile gelecek ülke yok.
Inovasyon'la daha etkin ve daha güçlü bir risk yönetimi ve güvenilir şeffaflığıyla, denetlenebilirliğiyle, dirençli, ve sonuçta daha güçlü bir finans sisteminin doğacağı inancımın beni "gerçekçi" mi yoksa "nayiv bir iyimser" sınıfına mı koyar, onu zaman gösterecek.
O zamanın da yıllara uzanmayacağı inancındayım.
Ancak şu anın gerçeği o ki dünya ekonomisinin lokomotifi olan Amerika resesyonda. Yani duraklamış ve daralmakta.
Herkesin aklındaki soru, acaba,
*** Merkez Bankası FED'in faiz politikası yanında bankalara likit enjeksiyonu,
*** hükümetin ekonomiyi hareketlendirici politikaları sonucu ekonomiyi canlandırmak için ilk etapta öngördüğü 700 milyar dolarlık meblağ,
*** ilaveten yeni seçilen Cumhurbaşkanı Obama'nın öngördüğü ek $800 milyar doların kullanımıyla ekonomi ne zaman resesyondan çıkıp da tekrar büyümeye başlar?
Şu ana kadar "ekonomik takvim"deki ekonomik göstergeler, hep güneye doğru.
Mortgage almak için müracaatların arttığı haberi şimdilik gelen en iyi haber ancak kafi değil. Ama fırsatların yakından izlendiği, "daha ne kadar düşer bir bekleyelim" diyenlerin de azalacağı haberlerini duymaya başlayacağız intibaını uyandırıyor.
Çin lokomotif olabilir mi? Çin'in durumu ne? Bir göz atalım.
RESESYONA GİREN ÜLKELER ZİNCİRİ.
Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya ve daha birçok ülkeleri ekonomik resesyon'a girmiş durumda.
Ancak unutulmamalı ki Amerika ve Avrupa ülkeleri, Çin ve Japonya gibi ülkelerin büyük oranda ihracat yaptığı ülkelerdir. Bu nedenle onların da ekonomik büyümelerini engelleyecektir ki nitekim yıllar yılı 12-13%' lük büyüme kaydeden Çin ekonomisinin bu yıl ancak 7.5% büyüyebileceği kaydedilmekte. Bu nedenle Çin, içteki tüketimi artırıcı önlemler almakta. Her yıl emek piyasasına katılan işçi sayısının 26 milyonu aştığı ülkede büyüme oranının 11% olması bile Çin yönetimini tatmin etmemekte.
Artacak işsiz ordusunu ve insanını yedirme görevini de üstlenen Çin Hükümet'i,
*** devlet harcamalarını bilhassa altyapı yatırımlarını artıran,
*** vergi muafiyeti rakamını artırarak hane halkının harcanabilir gelirini artırarak harcamalarının da artmasını sağlayan,
*** ağırlığı, her zamanki ihracat ve endüstri yatırımına değil, tüketim ve hizmet sektörüne yöneltecek politikaları gütmekle meşgul.
YA ANAVATAN?
Çin yönetimi, ülkesine spekülatif para yerine ülkeye direk yatırım yoluyla paranın gelmesini sağlamayı beceren bir ülke. Bu temel ve kanımca Çin'i bu günkü Çin eden bir politika.
Reservlerini, dıştan gelen para ile değil kendi ürettiğini ihraç ederek kazandığıyla artırmayı yeğlemiş ve bu gün de 2 trilyon doları aşan reserve sahip bir ülke.Ama ana sorununu da çok önemseyen bir yönetime sahip. İşsiz nüfusu yüksek, yani yeni istihdam olanaklarına ihtiyacı olduğunun, ancak bunu çözmekle diğer sosyal sorunlarını da çözebileceğinin idraki içinde olan bir hükümet.
%12 büyümeye alışmış bir ülkenin ihracat yaptığı ülkelerin resesyonda olması nedeniyle ancak %7.5 oranında büyüyebileceğini hazmedemeyip de işsizler ordusunu azaltmak için yukarıda değindiğim tedbirleri alıyor da *** Anavatan Türkiye dayanılmayacak seviyedeki işsiz ordusunu azaltma, *** yerli üretimi artırmaya yönelik politikalar gütmemekte uzun süre ısrarlı kalışını,
*** faizleri daha önceden ve daha hızla indirerek iş dünyasına, üretim yapabilmek için borçlanabilme imkanını yaratmayışını anlayabilmekte hala zorlanıyorum.
Halbuki bu kriz döneminde hane halkının çalışarak kazanacağıyla iç talebi artırabileceği ve üretimin artması sağlanabileceği gibi, YTL kurunun düşmesinin ihracatı pozitif yönden etkileyeceğine, bunun bir çıkış bir kurtuluş yolu olabileceğine inananlardan olduğumu daha önceki yazılarımda da değinmiştim.
Ama yine de geç olsun da güç olmasın.
Ekonomik politikaların seçim için değil, ekonominin canlanması için yapıldığı nispette ancak 2009 yılına ümitle bakabileceğimizi unutmayalım.
KKTC den bahsetmeyeceğim. Bizim sorunumuz daha vahim. KKTC yönetimi ve halkına 2009 yılı mesajımı bir sonraki yazıma sakladım.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.