"Nüfusumuz da psikiyatrik sorunlarımız da arttı!"

loading
15 Temmuz, Çarşamba
£

8.67

7.85

$

6.87

"Nüfusumuz da psikiyatrik sorunlarımız da arttı!"

"Nüfusumuz da psikiyatrik sorunlarımız da arttı!"

Tanınmış psikiyatri uzmanı Dr. Mehmet Yağlı, ülkemizde yaşam süren insanların birinci sorununun "huzursuzluk" olduğunu söyledi; TL'nin değer kaybının bu huzursuzluğun sebepleri arasında olduğunu belirtti.

"Nüfusumuz da psikiyatrik sorunlarımız da arttı!"
A- A A+

Ülkemizin tanınmış psikiyatri uzmanlarından Dr. Mehmet Yağlı, ülkemizde nüfusun bilinmediğini ancak arttığının gözle görülür olduğunu kaydederken, nüfus artışı ile birlikte, psikiyatrik sorunlarımızın da arttığına dikkat çekti.

Dr. Yağlı, tüm Dünyada psikiyatrik sorunların sayısında ve çeşitliliğinde artış olduğuna dikkat çekerken, ülkemizdeki en ciddi sorunun "huzursuzluk" olduğuna vurgu yaptı. Toplumun huzursuz olduğunu belirtti.

KIBRIS POSTASI'nın sorularını yanıtlayan Dr. Yağlı, Türk Lirası'nın (TL) değer kaybının, bu para biriminden geliri; ancak buna karşın borcu ya da ödemesi bulunan insanların huzursuzluğunun nedenleri arasında olduğunu anlattı.

Bir çok farklı konuya yanıt veren Dr. Yağlı, "İnsanlar, bireyselleşmeyle, toplumsal ilişkilerin eskisi gibi olmamasıyla, çok değişen nüfus yapısıyla ciddi bir yozlaşmanın içindedir... Eskiden, mahalle baskısı vardı... Artık bizde mahalle baskısından bahsedemeyiz... Mahallemizde kimin kaldığından, kimlerin yaşadığından haberimiz yoktur artık" diye konuştu.

Yağı, sosyal medyanın yozlaşmayı tetiklediğine dikkat çekti. Yağlı, "İnsanın hiç bir sorunu olmasa bile, bulunduğumuz ortamda internetin çekmemesi bile bir anksiyete kaynağıdır" saptamasını yaptı.

Dr. Yağlı, "Birçoğumuz restorana gidiyoruz, yemeğin kalitesi, tadı umurumuzda değil; selfie çekip yayınlayayım derdindeyiz" diye konuştu. Ülkede çok ciddi uyuşturucu ve alkol sorunu olduğuna vurgu yaptı.

BU ÜLKEDE NÜFUSUMUZUN NE OLDUĞUNU BİLMİYORUZ

Soru: Elinizde her hangi bir istatistik var mı bilemem ama ülkemizde ruhsal sıkıntıların, ruhsal rahatsızlıkların son yıllarda arttığını söyleyebilir miyiz?

Cevap: "Evet arttı" deme hakkını kendimde bulmuyorum... Çünkü bu ülkede nüfusumuzun ne olduğunu bilmiyoruz... Evet bir artış vardır... Ama bu nüfusun artışından kaynaklanan bir artış mıdır, yoksa gerçekten nüfusa oranla artış mı söz konusudur bilemem... Ada'ya 1995'te geri döndüm. Mesleğe burada o yıl başladım... O yıllarda, bana gelen vatandaşlar arasında, örneğin Türkiye'den gelmiş vatandaş sayısı çok çok azdı. Binde bir gelirdi... Ama sadece bu söyleşiyi yaptığımız güne bakarsak, bugün kliniğe gelen Türkiye kökenli – çalışma amacıyla bu ülkede bulunanların sayısı, Kıbrıs kökenli vatandaşlardan fazladır...

TÜM DÜNYADA OLDUĞU GİBİ ÜLKEMİZDE DE PSİKİYATRİK SORUNLAR ARTMIŞTIR

Soru: Sonuçta, ülkemizde yaşam süren insanlarda psikiyatrik sorunlar arttı diyebiliriz...

Cevap: Evet, bizim ülkemizdeki sıkıntılar artmıştır... Bizim ülkede evet artış vardır... Ama tüm Dünya'da psikiyatrik sıkıntılar artmıştır... Bir artış vardır ve sadece ülkemize has değildir... İşin kötüsü de nedir; örneğin Suriye'de savaşlardan, bombalardan kaçan, denizlerde ölüm tehlikesi yaşayan, bitap olan, biten insanlarda görülen bir durum değildir... Ruhsal rahatsızlıklardaki artış, en gelişmiş ülkelerde görülmektedir...

RUHSAL RAHATSIZLIKLAR DAHA ÇOK ZENGİNLERİ VURUYOR!

Soru: Ruhsal rahatsızlıklar daha çok zenginleri mi vuruyor?

Cevap: Evet, daha çok zenginleri vurabiliyor! Aman şu yoksuldu, savaşırdı, şuydu değil... Sebebi illa ki ekonomik değildir...

TOPLUMUN EN BÜYÜK ACILAR ÇEKTİĞİ, EN ÇOK ALT ÜST OLUŞU YAŞADIĞI 1974'TE KİMSE İNTİHAR ETMEDİ

Soru: Ruhsal rahatsızlıkların sebepleri nelerdir? Böyle bir sebepler sıralaması falan yapılabilir mi?

Cevap: Hepimiz şöyle düşünürüz... Psikiyatrik rahatsızlık eşittir sıkıntı sorun... Oysa öyle değildir... Sorun – problem – sıkıntı tek başına psikiyatrik rahatsızlıkların artmasına bir neden değildir... Önemli olan kişinin bu sıkıntı ve zorlukları nasıl algıladığıdır. Ve bu sorunlardan nasıl etkilendiğidir. Nasıl başa çıkmaya çalıştığıdır... Her zaman söylediğim ve örnek verdiğim bir şey vardır... Konferanslarda hep anlatırım... Kıbrıs'ta intiharlarla ilgili bir araştırma yaptım... 20 yıllık süreci inceledim... O 20 yıl içerisinde, intiharla ilgili tek bir kaydın olmadığı, yani intihar olayının yaşanmadığı bir tek yıl vardı... "Hangi yıl olabilir?" diye sorarım... Çeşitli cevaplar verilir... İşte şu yıl bu yıl diye... Oysa o yıl 1974'tür... Yani bu toplumun en büyük acılar çektiği, en çok alt üst oluşu yaşadığı yıldır ve hiç intihar olmamıştır. Niye? Bütün o alt üst oluşa rağmen, yani ölümler yaşanmıştır... Kimisinin evladı, kardeşi, annesi, babası ölmüştür. Kimisi belki birini öldürmüştür. Yani çok travmatik bir yıldır. Travmatik olaylar yaşanmasına rağmen kişiler o yıl yaşama sarılmıştır. Önemli olan budur. Bir de hepsinden önemlisi öyle zamanlar, toplumsal dayanışmanın en üst düzeye çıktığı zamanlardır. Bireyin, diğer bireyler tarafından sarmalandığı dönemlerdir. İnsanlar zorlukların üstesinden böyle geliyordu o yıl... Ama günümüzde bize gelenlerin yüzde doksanı anksiyete bozukluğu şikayeti ile gelir... Kaygı bozukluğu...

TOPLUMUN BİRİNCİ ŞİKAYETİ HUZURSUZLUK... TOPLUM HUZURSUZDUR

Soru: Nedir o?

Cevap: Huzursuzluk... Toplum huzursuzdur... Birinci şikayet budur. İnsanlar huzursuz... Peki neden bu kadar huzursuzuz? Ekonomik nedenler mi? O bir faktör olabilir... Peki daha kötü ülkelerde neden insanlar bizim kadar huzursuzluk yaşamıyor? Şöyle düşünelim... Çok yoksul bir aile... Yoksuldur... Ekonomik sıkıntı o aileyi ne kadar etkileyebilir? Zaten yoksuldur ve alıştığı bir şeydir yoksulluk... Ama eğer bizim hayatımızda, bizim irademiz dışında ani değişimler olursa, örneğin son bir iki yılda döviz konusu vardır...Yani bir anda Türk parası ile yaşamını sürdürüp, Sterlin olarak borcu ya da taksiti olan insanların bu ödemeleri iki misli artmış olabilir. Artmıştır... Buna karşın geliri artmamıştır... Onun iradesi dışında yaşamında değişiklikler yaşanmıştır ve bir şeyler yapması gerekir... İşte bu, o kişi üzerinde sıkıntı yapar. Huzursuz olur...

TL'NİN DEĞER KAYBI ÇOK CİDDİ BİR SIKINTIDIR, HUZURSUZLUK SEBEBİDİR

Soru: Demek ki huzursuzluk adına dövizdeki olay çok ciddi bir sıkıntıdır...

Cevap: Elbette çok ciddi bir sıkıntıdır... İnsanın yaşamında ani değişimler sıkıntıdır...İnsanların işinden ayrılması, yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalması – yer değiştirmesi, işsiz kalması, işsiz kalma korkusu huzursuzluk yapar... Nitekim, durumunda sorun olmayan insanlar bile sıkıntı yaşayabilir... Örneğin bu döviz olayına bakalım... Bana bir beyefendi panik – dehşet içinde geldi... Mahvolduk – bittik diyor, ölümü dahi düşünüyor... Aslında öyle bir durumda değil... Hanımı da diyor ki, "bizikimiz de emekliyiz, şükürler olsun ne durumlarda olanlar var, bizim halimiz iyi, bugün çalışanlar bizim aldığımız emekli maaşını almıyorlar, emekli ikramiyemizin bir miktarı da bankada ama benim bey şimdi, neden sterlin olarak yatırmadık da TL olarak yatırdık diye huzursuz oluyor, TL olarak yatırdık, gitti para diyor"... Adam öyle bir anksiyeteye girdi ki neden iki yıl önce tatile gittiklerini bile sorguluyor oldu... Bu kadar kaygılı olmamızın nedeni artık yaşamın eskisi gibi olmaması... Gelişmiş ülkelerde de böyledir. Maddi durumları daha iyidir, sosyal güvenceleri daha iyidir ama yine oralarda da insanlar intihar ediyor. Çünkü insanlar, eskiden sadece yaşadıkları bölgede belli sayıda insanla ilişki kurarlardı. Bütün dertleri o insanların dertleri kadardı. İlişkileri sınırlıydı. Daha küçük bir toplumun sorunları ile uğraşırlardı. Daha huzurluydular, daha güvendeydiler. Öyle hissederlerdi. Ama bugün insanlar, Dünya'nın öteki ucundaki her hangi bir sıkıntıdan anında haberdar olabiliyor. Tüm Dünya'nın olumsuzluğundan anında haberdar oluyor insanlar ve bu olumsuzluklara duyarsız kalmaları beklenemez. Her hangi bir ülkedeki savaş, facia veya felaket insanları etkiliyor...

MEDYA DİKKATLİ OLMALI: ANNELER, ÇOCUĞUYLA BAŞ BAŞA KALAMAZ HALE GELEBİLİR

Soru: Basın, iletişim, medya tetikliyor...

Cevap: Bir örnek vereyim. Ülkemizde çok acı bir durum yaşandı geçenlerde. Basın aracılığıyla anında kişilerin önüne geliyor... Son yaşadığımız ve telaffuz bile etmek istemediğim bir olay var. Basından da bu konuda biraz rahatsız oldum... Çok ayrıntılı bir şekilde olayın verilmesinden rahatsızlık duydum. Bazı psikolog arkadaşları uyardım, televizyon kanallarında sağ olsunlar en azından olayı anlattılar ve detaylara girilmemesi gerektiği uyarısını falan yaptılar. Bakanlık da açıklama yaptı. Olayın kendisinin korkunçluğu kadar, o olayın toplum üzerindeki etkisi de çok kötüdür... O olaydan sonra bir çok çocuğun psikolojisi etkilenmiştir... Anneler – babalar etkilenmiştir... Bugün, evet biz bu söyleşiyi yaptığımız bugün bile iki kişi 'ya bende yaparsam' diye bana sormuştur... Endişelenmiştir... Anneler çocuğuyla baş başa kalamaz hale gelebilir...

KENDİMİ KAYBEDERSEM BEN DE ÖLDÜRÜR MÜYÜM?

Soru: "Kendimi kaybedersem, ben de öldürür müyüm?" endişesi mi?

Cevap: Evet aynen öyle... Demek ki olabiliyormuş! Ya ben de yaparsam! Al sana bir huzursuzluk hali... Medya çok dikkatli olmalı gerçekten... Medeni ülkelerde medya bu gibi durumlarda daha duyarlıdır...

MAHALLEMİZDE KİMİN KALDIĞINDAN, KİMLERİN YAŞADIĞINDAN HABERİMİZ YOKTUR ARTIK

Soru: Medyaya her gün yansıyan sıkıntılarımız çok... Mesela son günlerde iş insanlarını şantajlar, gizli filme almalar falan... Bunun yorumu nasıldır?

Cevap: O konuda da doğrusu toplumumuzda yozlaşmanın olduğunu düşünüyorum... İnsanlar, bireyselleşmeyle, toplumsal ilişkilerin eskisi gibi olmamasıyla, çok değişen nüfus yapısıyla ciddi bir yozlaşmanın içindedir... Eskiden, mahalle baskısı vardı... Artık bizde mahalle baskısından bahsedemeyiz... Mahallemizde kimin kaldığından, kimlerin yaşadığından haberimiz yoktur artık. Her gün değişiyor insanlar mahallenizde... Mahallede kalan insanlar bizim kim olduğumuzu bilmiyor... Bir insanın ihtiyacı olan şeylerden biri, toplumda yer edinmektir. Bir doktorsam, iyi bir insansam, bunun çevre tarafından da bilinmesi ihtiyacım vardır. Beni tanıyanların, komşularımın 'aa bu doktor Mehmet Yağlı'dır, iyi bir insandır, iyi bir doktordur, merhaba doktor bey' demesi bize huzur veren, mutluluk veren bir şeydir. Yaşama sevinci veren bir şeydir. Oysa bugün, bu küçücük ülkede, yaşadığımız mahallede çoğu insan kim olduğumuzu bilmiyor; biz de kimin ne olduğunu bilmiyoruz... Özellikle büyük şehirlerde... İş böyle olunca insanlar özellikle, medya sosyal medya olayla maalesef yozlaşmaktadır. Normalde yapamayacağı, yapmayacağı bazı davranışlara girmektedir. Bu da ayrı bir huzursuzluk sebebidir... Örneğin, hiç bir zaman bir erkekle konuşmaya cesaret edemeyecek bir kadın, sosyal medya sayesinde hiç tanımadığı insanlarla konuşabilir. Ama bu bir yandan da ona huzursuzluk verir... Bu yaptığım doğru mu? Ya duyulursa? Evli olabilir bekar olabilir... Bunlar hep huzursuzluk kaynağıdır...

İNTERNET ÜZERİNDEN NE ŞANTAJLAR YAŞANIYOR, NE FELAKETLER YAŞANIYOR!

Soru: Bu gibi durumlarda da artış vardır değil mi?

Cevap: Kesinlikle artış vardır. İnsanlar internet sayesinde hiç tanımadıkları örneğin Türkiye'den biriyle temas kurabiliyorlar... Sonuçta başlarına, bugün basına yansımayan inanılmaz kötü şeyler gelebiliyor... Ne sıkıntılar, ne felaketler oluyor. Ne şantajlar yaşanıyor. Bir insanın yaşamını alt üst edebilecek; huzursuz olmamanın mümkün olmadığı durumlar ortaya çıkıyor...

BULUNDUĞUMUZ ORTAMDA İNTERNETİN ÇEKMEMESİ BİLE BİR ANKSİYETE KAYNAĞIDIR

Soru: İnternet, sosyal medya da bir anksiyete kaynağıdır...

Cevap: Hiç bir sorunu olmasa bile, bulunduğumuz ortamda internetin çekmemesi bile bir anksiyete kaynağıdır... Artık çağımızın en ciddi sorunlarından biridir bu... 10 yıl, 20 yıl önce insanların böyle bir kaygısı var mıydı? Şu anda eğer bulunduğumuz yerde telefon çalışmazsa, internet çalışmazsa, insanlar huzursuz olabiliyor... Klinikte internetimizin süresi bitti... Yeni bir kampanya falan bekliyorum, taktırmadık, bağlatmadık daha... Ucuzlayacak, hızlanacak, arıya inecek dediler. Bekliyoruz... Bugün gelenler yok mu, internet ne oldu, eskiden vardı... soruyorlar... Ve hemen sıkıntıya giriyorlar... Gençler bu konuda daha sıkıntılıdır. Gençler bulundukları ortamda eğer internet olmazsa huzursuz olacaklardır. Çocuklar bile. Evde internet olmaması huzursuzluk halidir artık...

İNTERNETTE YAYINLANAN, PAYLAŞILAN ŞEYLER BAŞLI BAŞINA HUZURSUZLUK SEBEBİDİR

Soru: İnsan ilişkilerini de olumsuz etkiliyor bu durum...

Cevap: Elbette etkiliyor. O kaçınılmazdır. İlişkilerimiz bozuluyor. İnternete sarılıyoruz. İnternete sarılınca var olan ilişkilerimiz de bozuluyor... Kısır bir döngü... Yalnızlaşan birey mutsuz oluyor... İnternetin kendisi zaten bizi mutsuz ediyor... İnternette yayınlanan, paylaşılan şeyler başlı başına huzursuzluk sebebidir... Bazıları, 'yemek yiyorum keyifliyim' diyor mesela... Mutluyum, yemekteyim, şuradayım, buradayım diyor... Bunları yapanlardan belki de çok daha mutluluk dolu, insan ilişkileri çok daha iyi ama kendisi bunları yapamayan bir çok insan huzursuz oluyor... 'Ben yaşamıyorum, ben bunlar kadar mutlu değilim' diye düşünüyor. Kendi mutluluğunun farkına varamıyor...

'PAYLAŞIM YAPTIM, BİR SAATTE EN AZ 100 KİŞİ BENİ BEĞENMELİYDİ, 20 KİŞİ BİLE BEĞENMEDİ'

Soru: Sürekli her şeyini sosyal medyada paylaşan insanlar çok... Bu konudaki yorumunuz nedir? Ben uyandım, ben dişlerimi fırçaladım, işte kahvaltımı yaptım... diyerek her şeyini paylaşmak nasıl bir yorumu gerektirir?

Cevap: Bu paylaşımlar bizi iyi yere götürmüyor... Herkes bunu eleştiriyor... Hatta psikiyatride yeni hastalıklar üretiliyor artık. Bir yandan egolarımız ortaya çıkıyor... İnsanlarla bağlantılarımızı sosyal medya üzerinden oluşturuyoruz artık... Ve ben varım, ben seviliyorum, ben beğeniliyorum diyorlar. Egolar öne çıkıyor... Örneğin bana, 'mutsuzum, kendimi kötü hissediyorum çünkü beğenilmiyorum' diye şikayet edenler var. Neden? 'Paylaşım yaptım, bir saatte en az 100 kişi beni beğenmeliydi, 20 kişi bile beğenmedi' diyor...

BİRÇOĞUMUZ RESTORANA GİDİYORUZ, YEMEĞİN KALİTESİ, TADI UMURUMUZDA DEĞİL; SELFİE ÇEKİP YAYINLAYAYIM DERDİNDEYİZ

Soru: Bu yüzden size gelenler mi var?

Cevap: Evet var... Hüseyin'i şu kadar kişi beğendi, Ahmet'i, Ayşe'yi bu kadar beğendi diye şikayetler var. Gençler bu konuda daha mutsuz oluyor. Çünkü ergenlikte beğenilmek önemli bir şeydir. Bütün dönemlerde ergen beğenilmek, grup içerisinde popüler olmak ister... Ama internet üzerinden bu olay önem kazandığı için, rezil olmak pahasına, komik duruma düşmek pahasına olmayacak şeyler paylaşılabilir... O paylaşım illa ki güzel, olumlu bir şey olmalıdır diye düşünmez. Maskaralık dediğimiz şeyleri yapıp paylaşabilirler... Eğer beğeniliyorsanız, ilgi çekiyorsanız, bu kişi dönüp her şeyi yapabiliyor. Mesela bir kediye zarar verip, bunu görüntüleyip yayınlayabiliyor... Olumlu ya da olumsuz tepki alıyor... Demek ki varım... Dert budur... Beğeniliyorum, eleştiriliyorum ama varım. Buna ihtiyaç duyuyor... Bir çoğumuz restorana gidiyoruz, yemeğin kalitesi, tadı umurumuzda değil; selfie çekip yayınlayayım derdindeyiz... Oraya gitmeye motive eden restorandaki yemeğin, cafedeki kahvenin kalitesi değil. Orada olmak. Görüntülemek, paylaşmak. Yer bildirimi yapmak. Vaaaaouvflan kişi filan cafede!

YEŞİL REÇETE İLE SATILMASI GEREKEN İLAÇLAR REÇETESİZ SATILABİLİYOR

Soru: Psikiyatristlerin yazması – vermesi gereken bir çok hapın reçetesiz satıldığı iddiası ne kadar doğrudur?

Cevap: Ülkemizde satılıyor. Doğrudur. Reçetesiz satılıyor. Hatta bırakın normal ilaçların reçetesiz verilmesini; yeşil reçeteye tabii ilaçlar bile reçetesiz veriliyor. Bağımlılık yapma riski olan ilaçlardır bunlar... Bu reçeteleri belirli doktorlar yazabiliyor... Ama bunlar bile reçetesiz veriliyor...

PSİKİYATRİDE İLAÇ ÇEŞİTLİLİĞİ VE BAŞARI ORANI ARTTI

Soru: Psikiyatride son yıllarda ilaç adına ciddi gelişmeler yaşandı değil mi? Tedavi başarısı yüksek ilaçlar...

Cevap: İlaç çeşitliliği çok artmıştır... Eskinin o ağır yan etkileri olan ilaçların yerine nispeten daha az yan etkisi olan ilaçlar vardır. Belli rahatsızlıklarda daha başarılı oluyor bu ilaçlar...

İNSANIN 'DEVLET KONTROLLÜ OLARAK SAĞLASIN, GENÇ İÇECEKSE HİÇ OLMAZSA DOĞALINI İÇSİN' DİYESİ GELİR

Soru: Uyuşturucu ve alkol kullanımımız ne alemde?

Cevap: Gözle görülür oranda uyuşturucu ve alkol bağımlılığımız vardır. Bu sorunu görmemek için kör olmak lazım. Mesela alkol konusunda, bırakın bağımlılığı, alkol kötüye kullanımı dediğimiz şey vardır. Alkol kötüye kullanımı dediğimiz şey çok yaygındır... Üç beş yaşındaki oğlunun eline içki bardağını verip fotoğrafını çeken ve internette paylaşan babalar vardır. Bu alkol kötüye kullanımıdır işte... Alkolü gereksiz bir şekilde kullanıyoruz. Bazen alkol kullanımı yüksek olan hastalarıma soruyorum, "niye kullanıyorsun?"... Cevap; huzursuzluğumu gidermek için... Cevap, uyuyabilmek için... Niye alkol alıyorsun? Keyif versin diye... Bunlar da alkolün kötüye kullanımıdır. Oysa alkolün böyle bir görevi, böyle bir işlevi yoktur. Kötüye kullanarak, hayatımızda adeta içki olmazsa yaşam da yoktur noktasına geliyoruz... İçki olmazsa yemek olmaz, içki olmazsa mangal olmaz gibi düşüncelerimiz vardır. Alkol ülkemizde çok yaygındır. Maalesef uyuşturucu ve psikoaktif madde dediğimiz maddelerin kullanımı da öyle... Özellikle gençler arasında çok daha yaygındır. Amaçsız, boşlukta, işte bir şeyler yapıp popüler olma hevesinde, kullanım yaygınlaşmaktadır. Genç, grup içinde beğenilmek ister. O grupta çoğunluk kullanıyorsa, o da kullanır. Sentetikti, şuydu, buydu çok değişik uyuşturucular arttı. Artık gerçekten insanın, 'devlet kontrollü olarak sağlasın, genç içecekse hiç olmazsa doğalını içsin' diyesi gelir... Artık bazı türlere "Psikoaktif madde, uyuşturucu" demek bile saçma gelir... Alın inceleyin, içinde fare zehri, her çeşit zehir olanları vardır. Ne olduğu bilinmeyen maddeler vardır. Tehlike büyüktür... O maddeyi kullananlara bir bakın... Durumları vahimdir...

DEVLET ALKOL VE UYUŞTURUCU TEDAVİSİNDE YETERLİ DEĞİLDİR

Soru: Devlet dediniz... Devlet alkolle, uyuşturucuyla mücadelede nerededir? Yeterli midir?

Cevap: Devlet yeterli değildir. Ruh ve sinir devlet hastanesi üç – dört doktoruyla hizmet vermektedir... Ciddi psikiyatrist eksiği söz konusudur. Nüfus artmıştır... Orada çalışan arkadaşlar gerçekten çok zor durumdadır. Nüfus çok artmıştır... Sadece orada değil, acil servislerde, hastanelerde nüfus artışına yanıt verilemez bir durum söz konusudur. Nüfus hızla artarken, eleman sayısı belli sınırın altında kalıyor. Bu insanların uyuşturucu veya alkolle ilgili tedavi olacağı imkanlar yok... Öğrenciler geliyor dışarıdan... Onların sayısı artıyor... Bunlar arasında, sadece okula kayıt yaptıracak kadar parası olanlar var... Sokakta kalıyorlar açıkçası... Zorda kalıyorlar... Ya madde satacak ya vücudunu satacak, ya hırsızlık yapacak. Bu durumlar da var. Polis yetersiz. Üniversiteden geliyor öğrenci, ilaç yazıyorum, "benim karnım da aç" diyor... "Yemek yiyemiyorum, ilacı nasıl alacağım?" diye soruyor... Bunları yaşıyoruz... Şahsen her an bunları yaşıyoruz... Yıllarca üniversitede de çalıştım... Gelenler muhaceret tarafından kontrol edilirdi... Sağlık kontrolleri yapılırdı, hastalık kontrolleri söz konusuydu... Şimdi bu takibin olduğundan emin değilim... Doğru düşürt yapılmıyor. Öğrenci okula kaydını yapıyor... Eskiden bir kaç ülkeden gelirdi. Şimdi her yerden geliyor... Poliste sorunlar belli, bunları kontrol edecek gücümüz yok...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer İÇ HABERLER