İÇ HABERLER
okuma süresi: 28 dak.

Talat: 'Bu politikayla Doğrudan Ticaret Tüzüğü geçmeyecektir'

Talat: 'Bu politikayla Doğrudan Ticaret Tüzüğü geçmeyecektir'

<STRONG>Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat</STRONG><STRONG> Kıbrıs Postası</STRONG> ve '<STRONG>Can Sarvan'la Sabah Postası'</STRONG> programı için özel bir röportaj verdi. Seçime girmeden önce Kıbrıs Türk basınına verdiği son röportajda Cumhurbaşkanı Talat'ın Sarvan'ın sorularına verdiği yanıtlar şöyle oldu:

Yayın Tarihi: 17/04/10 12:39
okuma süresi: 28 dak.
Talat: 'Bu politikayla Doğrudan Ticaret Tüzüğü geçmeyecektir'
A- A A+

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Kıbrıs Postası ve 'Can Sarvan'la Sabah Postası' programı için özel bir röportaj verdi. Seçime girmeden önce Kıbrıs Türk basınına verdiği son röportajda Cumhurbaşkanı Talat'ın Sarvan'ın sorularına verdiği yanıtlar şöyle oldu:

Soru: Sayın Eroğlu'nun seçim vaatleri arasında Ulusal Konsey önerisi de var. Sayın Eroğlu'nun kazanması durumunda Ulusal Konsey'in işleyebileceğini düşünüyor musunuz?

Cumhurbaşkanı Talat: Ulusal Konsey'in bileşimi ne olacak ona bağlıdır. Ben onun yerine siyasi partilerle çalıştım, siyasi partilerle toplantılar yaparak görüşlerini aldım. Meclis'le zaman zaman bir araya geldim.

Eskiden beri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Rum tarafının Ulusal Konsey'ini taklit etmek yerine Meclis'i ve siyasi partileri devrede tutmak istenirdi, arzulanırdı; o nedenle Kıbrıs Türk tarafında Ulusal Konsey gündeme gelmedi. Partilerle ve Meclis'le çalışma gündeme geldi.

Derviş Bey böyle bir şey yapabilir; o kendi isteğine bağlıdır. Ama bunun içerisine kimleri alacaktır? Bunların içerisine çözüm istemediği % 100 kesin olan, kaşarlanmış çözüm karşıtlarını alacaksa çözümü engellemek için bu yapılacak ve kullanılacak demektir.

O yüzden dediğim gibi içeriğine, kimlerin katılacağına bağlıdır. Siyasi partileri alabilir benim yaptığım gibi; adına da Ulusal Konsey der, olabilir. Bir farklılık yaratmak için icat edilmiş bir argümandır bu ve içi de boştur.

Kimleri Ulusal Konsey'e alacağını, kimlerin Ulusal Konsey'de yer alacağını söylemediğine göre böyle bir önerinin bir anlamı da yoktur. İçerik söylenmedikçe adı Ulusal Konsey olan bir şey söylemenin bir anlamı olduğunu düşünmüyorum.

Soru: Rum Ulusal Konseyi'nde statükocu olarak tabir edilen insanlar da var. Dolayısı ile Türk tarafında da benzeri bir konsey kurulacak olursa konseyin çalışabilmesi mümkün müdür? Çünkü daha önce bir Tv. kanalına verdiğiniz demecinizde siyasilerimizin ortak bir metin çıkarmakta çok zorlandığını ifade etmiştiniz.

Cumhurbaşkanı Talat: Eğer Ulusal Konsey ile birlilkte müzakereleri yürüteceğim, Ulusal Konsey'in kararlarına göre yürüteceğim derse ve bütün görüşlerden parti ve kuruluşları oraya alırsa oradan çıkacak sonuç sıfırdır. Hiçbir şey çıkmaz. Belki de müzakereleri sona erdirmek için düşündüğü yoldur bu Derviş Bey'in.

Şu anda biz Rum Ulusal Konseyi ile zaman zaman karşı karşıya geliyoruz. Sayın Hristofyas ile görüştüklerimizi o Ulusal Konsey'ine götürüyor, sonra da bize gelip Ulusal Konsey'de çok büyük tepki aldığını söylüyor ve ben de kendisine 'ben kiminle görüşüyorum' diyorum; 'Ulusal Konsey ile mi seninle mi? O da 'hayır , hayır Ulusal Konsey danışma niteliğindedir, benimle görüşüyorsun' diyor ama buna rağmen Ulusal Konsey çok ciddi bir engel oluşturuyor şu anda Kıbrıs Rum tarafında.

Aynı şey bizde de yapılacaksa bu görüşmeleri sona erdirmenin bir yoludur. Başka hiçbir anlamı yoktur. Görüşmeyi lider yapar, lider halk tarafından seçilir. Halk tarafından seçilecek kişi de halkı temsil eder. Evet, Ulusal Konsey, partiler gibi çeşitli danışma kuruluşları oluşturulabilir ama müzakereleri yürüten liderdir ve bunu değiştirmemek lazımdır. Bu değiştirilirse o görüşmelerden hiçbir sonuç çıkmaz. İki Ulusal Konsey'i karşılıklı oturttuğunuzu düşünün ve onlardan bir sonuç çıkarmayı bekleyin. Bu demektir ki ülkenin bütün kedilerini aynı torbaya dolduruyorsunuz. Bu o demektir.


Soru: Bugüne dek Avrupa Birliği ve genel olarak uluslararası toplumun desteklediği bir lider olarak anıldınız. Seçimde bu yönde size destekler olduğu söyleniyor. Sayın Eroğlu'nun seçilmesi durumunda Avrupa Birliği'nin doğması muhtemel gerginlikleri fırsat bilerek Kıbrıs Türk toplumu lehine atmayı planladığı, Doğrudan Ticaret Tüzüğü gibi birtakım adımları ötelemesi, daha uzun bir vadeye yayması mümkün müdür?


Cumhurbaşkanı Talat: Tabii ki. Zaten öyle bir durumda çözümsüzlük politikaları egemen olacağından bütün kazanımlarımız bir bir geriye gidecektir. Yani sadece o değil, AİHM'in kararı da değişecektir. Çünkü AİHM'in bu kararının çıkmasının sebebi bizim yürüttüğümüz doğru çözüm politikalarıdır. Eğer doğru çözüm politikaları yürütmeseydik AİHM bu kararı vermezdi. Çünkü AİHM bu kararı verirken şuna bakmıştır: Çözümü engelleyen, öteleyen kimdir; Kıbrıs Rum tarafıdır ve Kıbrıs Rum tarafına demiştir ki 'sen hem çözümü erteleyeceksin, öteleyeceksin hem de davalar açarak, Türkiye'den para isteyeceksin böyle şey olmaz; buyur, komisyona başvur.' Karar budur.

Eğer Türk tarafı çözümsüzlük politikalarına yönelirse o zaman yine aynı AİHM, Loizidu'da dediği gibi hem çözüm istemeyeceksin hem Rum mallarının üzerine yatacaksın deyip, kullanım kaybı veya benzeri tazminat ödenmesi cezasını Türk tarafına veya Türkiye'ye kesecektir. Bunun başka yolu yoktur. O yüzden bütün kazanımlarımız birer birer kaybedilecektir.

Doğrudan Ticaret Tüzüğü sadece birisidir, bu politikayla geçmeyecektir. İtibarımız, Avrupa ile ilişkilerimiz, Kuzey'de kurulmuş Avrupa Destek Ofisi de dahil, Avrupa Birliği ile birçok temas kanalımız dumura uğrayacaktır. Bu çok açık ve nettir.

Soru: Müzakere süreci aslında bir anayasa yazım süreci olarak da değerlendirilebilir. Federal bir anayasanın ayrıntıları üzerine müzakereler yürütülüyor. Kıbrıs sorununun çözümünün reel olarak hallolabileceğinden çok daha kısa bir zaman diliminde çözülebileceğini ifade ettiniz. Anayasa hazırlamak çok ciddi bir iş. İsviçre ve Belçika'daki örneklerini biliyoruz ki bu ülkelerde federal anayasaların hazırlanması yıllar sürdü. Çözümün kısa sürede gerçekleştirilebileceği şeklindeki sözleriniz topluma doğru yansıtılmamış olabilir mi ?

Cumhurbaşkanı Talat: Şimdi bakın anayasa hazırlamak yıllar alır diye bir şey yok. Nereden vardınız bu sonuca bilmiyorum. Çok kısa sürede hallolacak bir şeydir anayasa. İsviçre'nin özel koşulları farklıdır. Biz Kıbrıs Türk Devleti Anayasası'nı ne kadar zamanda hazırladık? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Anayasası'nı ne kadar zamanda hazırladık? Hiçbiri o kadar zaman almadı.


Soru: İngiliz yasalarından kopya edilen yasalar olduğu için bizim Anayasamızda... Burada, Annan Planı'nın etkisinde de olsa federal bir anayasa için orjinal bir çalışma yürütülüyor...


Cumhurbaşkanı Talat: Fark etmez ki. Sonuç olarak gerek Annan Planı'ndaki anayasa gerekse o zaman bizim hazırladığımız, bizim Meclis'imizin hazırladığı Kıbrıs Türk Devleti Anayasası çok kısa zamanda hazırlandılar. Burada önemli olan şudur: Anayasa hazırlama sürecine nasıl baktığınıza bağlıdır. Bizim anayasa hazırlama sürecimiz ne ABD'nin anayasa hazırlama sürecine benziyor ne Belçika ne de İsviçre'nin. Bizimki iki tarafın müzakereleri ile varacakları temel prensipler çerçevesinde bir anayasa hazırlamaktır. Halkın ve halkın kurumlarının tartışarak hazırlayacağı bir anayasa değil.


Soru: Ama halk adına temsilcilerinin tartıştığı bir anayasa...


Cumhurbaşkanı Talat: Evet, halk adına seçilmiş liderlerin tartıştığı ve sonuçlandırdığı ve sonunda da halkın onayına gidecek bir anayasadır. Ama Kıbrıs sorunu çözüm çalışmaları anayasa yazma çalışması değil onu da düzelteyim. Çünkü sizin açtığınız konuya kapılıp, öyle bir anlam da çıkarılabilir. Öyle değil. Burada anayasa hazırlama operasyonu değil yaptığımız, anayasa yazma çalışması değil. Bizim yaptığımız çalışma bütünlüklü bir çözüm bulma çalışmasıdır. Bunun tabii ki anayasaya yansıması olacaktır.

Biz sonuçta şimdi hazırladığımız bu kağıtları, vardığımız mutabakatları anayasa yazım komisyonuna vereceğiz. Anayasa yazım komisyonu iki taraftan uzmanlardan oluşacak, onlar bu temel ilkelere bakarak bir anayasa hazırlayacaklar. Bunun çok uzun zaman alacağını düşünmüyorum.

Hatırlayın; tabii hatırlayamazsınız yaşınız icabı. Ama okumuşsunuzdur. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası da böyle hazırlandı. 1959 Londra-Zürih Anlaşmaları tamamlandıktan sonra anayasa yazma çalışamaları galiba 8 ay gibi, hatta ondan da az bir zaman aldı. İlkeler Londra-Zürih Anlaşmaları'nda belirlendi. Sonra anayasacılara verildi. O anayasacılar da bunu hazırladı.

Yine aynısı olacak. Hatta bizim şu anda üzerinde çalıştığımız çok daha detaylı bir çalışmadır. Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ulaşan Londra-Zürih Anlaşmaları'ndan çok daha geniştir ve o yüzden de anayasacılara büyük kolaylık sağlayacak. Yani onlar bizim hazırladığımız metinleri ellerine aldıklarında anayasa kendiliğinden hazırlanmış olacak. O yüzden çok kolay olacak.


Soru: O zaman anayasanın temel ilkeleri belirleniyor dememiz daha doğru olacak...


Cumhurbaşkanı Talat: Anayasanın temel ilkeleri, hatta ayrıntılı ilkeleri belirleniyor ama anayasadaki o kategorizasyon vesaire, onları anayasacılar hazırlayacak.


Soru: Müzakerelerde gelinen aşamayı son derece geç olarak toplumla paylaştığınız iddia ediliyor. Daha önce müzakerelere dair bilgilendirme yapsaydınız UBP'ye yönelen tepki oylarının önünü kesmiş olur muydunuz?


Cumhurbaşkanı Talat: Bir kere bilgilendirmeyi geç yaptığım doğru değil. Ama görüşmelerin içeriği tabii ki gizlidir. Bu Birleşmiş Milletler'in kuralıdır. Bugüne dek yapılmış bütün müzakerelerde, 40 yıl boyunca Denktaş Bey'in yaptığı müzakerelerde dahil olmak üzere içerik hep gizli tutulmuştur. Bu benim icadım değildir. Benim tercihim de değildir. Benim tercihim halkımıza açıklanmasıydı bunların. Nitekim kendi görevimin sonuna yaklaştıkça ben halkımıza vardığımız yakınlıklarımızı ve farklılıklarımızı duyurmayı önerdim. Yalnız bu defa Rum tarafının onayı lazımdı bunun için. Çünkü dediğim gibi bu bir BM kuralıdır.


Soru: Ne zaman önerdiniz efendim bunu?


Cumhurbaşkanı Talat:
Bunu ikinci turun başlangıcında, yani Eylül-Ekim gibi önerdim. Çünkü görev süremin sonuna geliyorum; görev süremin sonunda vardığımız noktayı açıklamamız lazım, etik olarak bu şarttır dedim. Fakat dediğim gibi bunu Rum tarafı kabul etmedi ne yazık ki ve çok uzadı.

Ve en sonunda da gördüğünüz gibi ortak açıklama değil çünkü ortak açıklama yapmaktan korktular. Ulusal Konsey korktu ve ortak açıklamadan bir ara mutabakat gibi, ara anlaşma görülebileceği için korktular ve onun yerine Rum tarafı iki tarafın ayrı ayrı açıklama yapmasını kabul etti.

Dolayısıyla biz ayrı açıklama yaptık. Ama bu arada ben köyleri dolaştım, bilgi verdim. Şehirlerde sivil toplum örgütlerine bilgi verdim. Basın yoluyla değil ama doğrudan vatandaşla bire bir temas yoluyla ben yurttaşlarımı bilgilendirdim.

Sivil toplum örgütleri ile birçok toplantı yaptık. 4 seans halinde ve her bir defasında sivil toplum örgütlerini dörde, beşe ayırarak aşağı yukarı 20'ye yakın toplantı yaptım. Yani bilgilendirmediğim doğru değil. Partileri ise tamamen bilgilendirdim. Bütün ayrıntılar, bütün öneriler, bütün tartışmalar ve aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı'nda bir ofis oluşturduk. Oraya da gelip en ince ayrıntısına kadar inceleyebildiler. Hatta ilgi duyan bazı sivil toplum örgütlerine de bu imkanı tanıdım. Onlar da geldiler, inceleme yaptılar.

Dolayısıyla kesinlikle görüşmelerle ilgli bilgi vermediğim doğru değildir.

Soru: Ama Rum tarafında basına sızdırmalar yapıldığı için orada ele alınan konular çok daha fazla tartışılabildi ve buraya konular ancak oradan yansıtılabildiği için birçok spekülasyon yapıldı. Nitekim 1 Nisan'da sizin yaptığınız açıklamadan sonra, ileri sürülen bazı iddialara cevap verildikçe, iddiaların tek tek terk edilmeye başlandığı da görüldü. Önce konfederal çözüm gibi bir kavram ortaya atılmıştı. Fakat sonrasında UBP temsilcilerinin geri adım atarak, federal çözümü müzakere edebileceklerini söylemeye başladıklarını gördük. Keza tek egemenlik konusunda da tek egemenliğin aslında Annan Planı'yla Kıbrıs Türk toplumu tarafından kabul edilmiş olduğu ortaya çıktı fakat öncesinde tek egemenliği Talat kabul etti diye eleştiriler aldınız. Dolayısıyla basınla bunlar doğrudan paylaşılabilseydi ya da basın üzerinden bir tartışma yürütülebilseydi bazı iddialar çoktan çürütülmüş olmayacak mıydı?


Cumhurbaşkanı Talat: Çürütülmezdi. Çünkü biliyorsunuz burada basının tutumu çok farklıdır başka ülkelerden. Bir kere hafıza çok kısa sürelidir. Yani daha önce konuşulan, açıklanan şeyleri ancak siz bulun, bakın bu var diyeceksiniz ki basın da ona ilgi göstersin; eğer gösterirse. Bunun nedenini tabii biliyoruz. Basının hem ihtisaslaşma eksikliği hem personel eksikliği var hem de basındaki arkadaşlarımızın sayısının azlığından kaynaklanıyor. Her bir yayın organı bakımından demek istiyorum.

Bu bakımdan basının herhangi bir açıklamayı kesin susturucu yanıt olarak kullanacağını ben beklemiyorum. Kaldı ki birçok basın organı siyasi bir tarafa angaje olmuştur. Siz ne söylerseniz söyleyin onlar aynı şeyi çalar. Bu çok bilinen bir şeydir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde. Basının burada yalan yazması da normaldir. Yani herhangi bir yaptırımı yoktur. Diyeceksiniz ki dava açılabilir. Yoo dava da açılamaz. Çünkü böyle davaları bizim mahkemeler görmez. Bizim mahkemeler demokrasi adına böyle davaları görmez. O yüzden onun da bir anlamı yoktur.

Basın yoluyla tartışmak kolay değil. Fakat doğru olanı, açık oturumlarla ama bilirkişilerin katılacağı açık oturumlar yapmaktır. Yani örneğin müzakereleri ekibimle beraber ben yürütüyorum. Benim ekibimden hiç kimse olmadan, üç tane gazeteci, bilim adamı falan gibi insanlar çıkıp televizyonlarda tartışırsa bu sadece spekülasyondur. Nitekim her zaman için de öyle olmuştur. O nedenle bu tartışmaların televizyonda evet, basın organlarında evet; ama mutlaka orada görev alanların da katılacağı bir çerçevede yapılması gerekir.

Soru: Dolayısıyla müzakerelerin gidişatı açık oturumlar yoluyla daha önceden tartışılabilseydi daha etkili olurdu...


Cumhurbaşkanı Talat: Tabii ki daha etkili olurdu. Ancak müzakerelerin devam ettiği safhada tartışmaların toplum içinde ve sivil toplum örgütleri arasında, kamuoyunda yapılmasının da çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Niye diyeceksiniz. Çünkü konular henüz tartışma halindeyken, bunların öte yandan kamuoyunda da tartışılması hiçbir müzakere imkanı bırakmaz. O nedenle Birleşmiş Milletler bunları kapalı yaptırmaktadır.

Örneğin bizim en son verdiğimiz pakette biliyorsunuz çapraz oy da vardı. Şu anda en büyük eleştiri yapanlar, eleştirilerini en fazla çapraz oy üzerine yoğunlaştırdı. Halbuki çapraz oy bir paketin, bir unsuruydu sadece. Paketin diğer unsurları hiçbir zaman öne çıkarılmadı ve sadece çapraz oy konuşuldu.

Peki sadece çapraz oy tartışılırsa toplumda, bunun bizim pakete, içinde çapraz oyun da olduğu ama birçok başka şeyin de olduğu pakete ne gibi bir yararı var? O paketi görüşülemez hale getirir, o paketi tartışılamaz hale getirir ve öldürür. O yüzden müzakereler açık yapılamaz. Yani basının önünde yapılamaz. Dünyada hiçbir müzakere de öyle yapılmadı. Gerek görüldüğünde halka bilgi verilir. Sivil toplum örgütlerine, partilere bilgi verilir.

Temsili demokrasilerde partiler, seçilmişler halkı temsil eder. Zaten halk onlara güvendiği için onları seçmiştir. Ve zaten halk ayrıntılarla uğraşmaz. Ben köylerde bilgi veriyorum. Vatandaşlardan bugüne kadar hiçbirisi ayrıntı ile ilgili bir soru sormadı. Çünkü ilgilenmiyor onunla. O çerçeveye bakıyor. Siz ona bir resim çizmelisiniz. Bu resmi çizdiğinizde o tatmin olur ya da olmaz; mesele budur.


Soru: Müzakerelerde ele alınan tüm ayrıntılar tutanaklara geçirildi mi?

Cumhurbaşkanı Talat: Tabii ki. Yazılmayan mutabakat, mutabakat değildir biliyorsunuz. Eğer bir mutabakata varılmış da bir yere yazılmamıştır bu mutabakat değildir ki. Yazılanlar bile değil. Yazılanlar bile her konuda anlaşılmadan hiçbir konuda anlaşılamaz prensibinden dolayı onlar bile tam anlamıyla mutabakat değildir.


Soru: Müzakerelerde konuşulan her şeyin tutanaklara geçirilmediğine dair ciddi, sürekli gündeme getirilen iddialar var efendim...


Cumhurbaşkanı Talat: Ciddi değil, gayriciddi iddialar var. Anlamsız iddialar var. Böyle bir şey yoktur. Konuşulan bütün konular tutanaklara işlenir. Yazılan ortak metinler ancak anlaşılmış konuları içerir. Ve yazılan ortak metinler ancak bir anlam ifade eder. Bunun dışında tutanakta olsa bile yazılı hale getirilip, Birleşmiş Milletler tarafından tescil edilmemiş hiçbir anlaşma anlaşma değildir.


Soru: Tavizler verdiğiniz yönünde bazı iddialar da var. İlk etapta tartışılan İsviçre modeliydi ama sonra başkanlık sistemi tartışılır oldu; bunu bir taviz olarak değerlendirenler var. Keza çapraz oy meselesinde de Kıbrıs Türk tarafının çapraz oy önerisini kabul ederek taviz verdiği ileri sürülüyor. Bunları siz taviz olarak değerlendiriyor musunuz?


Cumhurbaşkanı Talat: Bunların tavizle bir alakası yok bir kere. Ben taviz verdiğimi iddia eden sayın Eroğlu'na ne taviz verdiğimi sordum. Cevap alamadım. 'Gel, televizyonda tartışalım' dedim. Olumlu cevap almadım. Dolayısıyla bunları boş ve anlamsız sözler ve yalanlar olarak addediyorum. Bir kere sözünü ettiğiniz İsviçre sisteminden başkanlık sistemine geçmek tavizle alakalı bir şey değil. O tamamen bir sistem meselesidir. Bir sistemden diğer bir sisteme geçiyorsunuz. Tavizle bir alakası yoktur bunun.

İsviçre sistemi bizim lehimizeydi de başkanlık sistemi bizim aleyhimizedir diye bir şey yok. Onun için o tavizle ilgili bir konu değil. Çapraz oya gelince; doğrudur o Rum tarafınca önerilmiştir ama çapraz oy ile birlikte bizim için birçok önemli husus da bir araya getirilerek bir paket oluşturulmuştur. Ve bu paket kendi içinde dengelidir denmiştir. Bu paketin bütün unsurlarını görüşeceğiz ve sonuçta paketi bir bütün olarak kabul edeceğiz denmiştir.

Rum tarafı diğer konuları henüz kabul etmediği için, diğer konularda yakınlaşma tam olarak sağlanmadığı için zaten çapraz oy kabul edilmiş değildir. O yüzden çapraz oyu bir taviz olarak nitelemek yanlıştır. Kaldı ki çapraz oy Kıbrıslı Rumların istediği bir şeydir, doğrudur ama bir şeyin taviz olabilmesi için Kıbrıslı Türklerin aleyhine olması lazım. Çapraz oy bizim aleyhimize değildir çünkü Rumların bizim seçimimizi etkileme yüzdesi ne kadarsa biz de onların seçimini o oranda etkileyeceğiz. Bu nasıl taviz? Bu taviz değildir.

Soru: Sayın Eroğlu'nun seçimleri kazanması durumunda Rum liderliğini, Türkiye Dışişleri'ni ve UBP'yi de tanıyan ve olası müzakere heyetini hayal edebilecek konumda bir lider olarak sizce müzakerelerde nasıl adımlar atılacaktır, öngörüleriniz nelerdir?


Cumhurbaşkanı Talat: Müzakereler bitecektir. Müzakere olamaz ki. Eroğlu müzakere edemez, öyle bir vizyonu yok. Nasıl müzakere edecek? Neyi müzakere edecek? Bakın en basit Birleşmiş Milletler kurallarını bile bilmiyor. Bilseydi tek egemenlik, tek vatandaşlıkla ilgili bu kadar spekülasyon yapmazdı. Bilmiyor. Tutanaklardan çalışmakla Kıbrıs sorunu öğrenilmez.

Kıbrıs sorununu öğrenmek için çözüm vizyonuna sahip olmanız lazım veya tabii çözümsüzlük vizyonuna da sahip olabilirsiniz, o zaman bozmak için çalışırsınız. Ama çözüm vizyonuna sahipseniz Kıbrıs sorununu çözmek için çalışırsınız. O zaman da bütün ayrıntılarına vakıf olursunuz. Sayın Eroğlu neyi müzakere edecek? Çözümsüzlüğü müzakere edemez ki... Çok kısa sürede görüşmeler bitecek. Türk tarafı suçlanacak o kadar.

Soru: Sayın Eroğlu'nun Kıbrıs sorununu bilmediğini iddia ediyorsunuz ama sayın Denktaş'a yönelik olarak hiçbir zaman böyle bir iddiada bulunmadınız. Sayın Denktaş ile sayın Eroğlu'nu kıyaslamanız gerekse neler söylerdiniz?


Cumhurbaşkanı Talat: Sayın Denktaş Kıbrıs sorununun yaratıcısıdır. Bilmez olur mu elbette biliyor. Tabii çarpıtıyor. Farklı, gerçek dışı iddialar ortaya koyuyor. Gerçek dışı yorumlar yapıyor. Olanları değiştirebiliyor. Bunları yapabiliyor ama tabii ki Denktaş Bey Kıbrıs sorununu biliyor.

Soru: Sayın Eroğlu'nun kampanyasında Avrupa Birliği'ne olan tepkinin yükseltildiğini görüyoruz. Sayın Eroğlu seçimi kazanırsa bu tepkinin nerelerden kaynaklandığı konusunda AB'ye ve uluslararası topluma bazı uyarılarda bulunacak mısınız?

Cumhurbaşkanı Talat: Çok zor bir soru sordunuz. Bir kere böyle bir ihtimal yok zaten. Yani sayın Eroğlu tarihi tersine çevirecek bir kahraman olacak değil. Gayet açık ve nettir. Kıbrıs Türkü geriye gidecek değildir. Böyle bir ihtimal yoktur. Sayın Eroğlu'nun seçim kazanma ihtimali yoktur. O nedenle böyle bir şeyi hiç düşünmemiştim. Bana olmayacak bir şeye amin dedirtmeyin.


Soru: Seçilmeniz durumunda diyeyim o zaman... Rum liderliğinin Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün AB'de tekrar gündeme gelmesi karşısında birtakım ataklara giriştiğini biliyoruz. Rum tarafına cevaben siz ne tür stratejiler izleyeceksiniz?


Cumhurbaşkanı Talat: O konuda zaten bir tartışma ve savaş var şu anda. Biz de çalışıyoruz. Onlar da çalışıyor. Biz bu tüzüğün Avrupa Parlamentosu'nda kabul edilebilmesi için çalışıyoruz. Lobi faaliyetleri vesaire yapıyoruz. Ben bizzat bu seçim otobüsünden birçok görüşme yaptım. Ve bu konunun bizler için önemini anlattım. Bunun mutlaka parlamentodan geçmesi gerektiğini anlattım.

Rumlar da kendi faaliyetlerini yürütüyorlar tabii. Bu arada bizim sivil toplumdan da katılımlar var. Dolayısıyla ben bu sürecin çatışmalarla ama lehimize sonuçlanacak bir süreç olduğunu düşünüyorum.

Soru: Seçilmeniz durumunda kadın girişimcilere mikro kredi verilmesi vaadinde bulundunuz. Bunun ön çalışmaları yapılmış mıdır efendim?

Cumhurbaşkanı Talat: Bu geniş bir projedir. Konu ile ilgili ayrıntılı bir çalışma yapılmış değil. Daha ziyade nitelikli tarım üzerinde durdum. Ama kadın girişimcileri desteklemek son derece önemlidir.

Ve seçim kampanyası sırasında da bunun ne kadar önemli olduğunu gördüm. Örneğin gittiğim yerlerde kadın vatandaşlarımızın kendi işlerini kurabilmeleri için en ihtiyaç duydukları şeyin kredi olduğunu tespit ettim.

Bunun önemli olduğunu düşünüyorum çünkü kadınlarımızın iş hayatında olmaları, çalışmaları son derece önemlidir. Hem toplumsal cinsiyet eşitliği ilkeleri nedeniyle hem de ekonomimize nüfusun yarısının katkısı nedeniyle. O bakımdan ciddi önem vermek gerekiyor bu konuya. Bunun üzerinde ayrıntılı çalışma yapacağız.

Soru: Seçilememeniz durumunda neler olabileceğine ilişkin bir sorum daha var ama nasıl olsa seçileceğim diyerek yanıtlamayacaksanız...


Cumhurbaşkanı Talat: Bilmem (gülüyor), dinleyeyim soruyu da ona göre ...

Soru: Seçilememeniz durumunda sayın Hristofyas'la gayriresmi olsa da görüşmelerinize devam edecek misiniz? Keza AK Parti hükümeti ile de görüşmeleriniz olacak mı?


Cumhurbaşkanı Talat: Yine olmayacak duaya amindir bu sorunun cevabı ama öyle bir olay olmadan bu konuda bir şey düşünmedim. Samimiyetle söylüyorum, gerçekten hiç düşünmedim. Cevap verebileceğim bir durum yok, düşünmedim.


Soru: Ulusal Konsey'e katılıp katılmamayı da hiç düşünmediniz o zaman?


Cumhurbaşkanı Talat: Hayır, hiç düşünmedim.


Soru: Peki davet edilseydiniz katılır mıydınız?

Cumhurbaşkanı Talat: Ulusal Konsey nedir ki? Bilmiyoruz. Açıklamadı sahibi. Kimi davet edeceğini daha belirlemedi. O yüzden şimdiden ayaklarımızı sallamamız doğru olmaz diye düşünürüm.

Soru: Türkiye hükümetinin Kuzey Kıbrıs'ın mali ve ekonomik yönden mevcut sistemin sürdürülemez olduğuna dair ciddi endişeleri bulunduğunu ve sistemin sürdürülebilir hale getirilmesi amacıyla bir dizi önlemler alınmasını önerdiğini biliyoruz. Sizce halkımız bu gerçeğin ne kadar farkında yoksa bu durum göz ardı ediliyor mu?

Cumhurbaşkanı Talat: Yok, bence göz ardı edilmiyor ama şu düşünülüyor: Türkiye nasıl olsa Kıbrıslı Türkleri terk etmez, bırakmaz mutlaka destekler. Buna inanılıyor. Buna inanıldığı için sürdürülebilir bir ekonomi için yapılacak planlamalarda da yeterince katılımcı olmaz. Bunu tabii en fazla kışkırtan da sayın Eroğlu olmuştur bugüne kadar. Onun yarattığı düzendir bu düzen.

Bütün yasalar neredeyse onun döneminde geçirilmiş, bütün düzenlemeler neredeyse onun döneminde yapılmıştır. Bugün eğer bir tıkanıklık varsa bunun müsebbibi en başta sayın Eroğlu'dur. Vatandaş anlatılırsa anlıyor. İyi anlatmak lazımdır.


Soru: Eklemek istediğiniz son bir şey varsa...


Cumhurbaşkanı Talat: Vallahi her şeyi sordunuz. Ama şunu söyleyeyim: Bu seçim gerçekten son derece önemli bir seçimdir. Dün ve dünya arasında bir seçimdir. Ve üstelik nesiller boyu Kıbrıslı Türkleri etkileyecek bir seçimdir.

Nesiller boyu diyorum çünkü bugün verilecek karar sadece gelecek nesilleri değil, bugünkü nesilleri de ve ondan sonraki nesilleri de etkileyecektir. Onların dünyalı mı olacaklarına yoksa geriye dönüp tekrar yoğun izolasyonlar altında mı yaşayacaklarına bu seçimlerle karar verilecektir.

Bu seçimler sadece Kıbrıslı Türkleri etkilemeyecek aynı zamanda Türkiye'yi de etkileyecektir. Şu anda Kıbrıs sorunu nedeniyle 8 başlığın askıda olduğu Türkiye'nin AB müzakereleri çok ciddi zorlukla karşılaşacaktır. O yüzden bu seçimler aslında Türkiye'nin de geleceğini etkileyecek kadar önemlidir ve buna da dikkat edilmesi gerekir karar verilirken. Son olarak bunu söylemek istiyorum.

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.