İÇ HABERLER
okuma süresi: 19 dak.

Gürdal Hüdaoğlu: Medyanın görevi şiddeti eleştirmek ve azaltabilmek

Gürdal Hüdaoğlu: Medyanın görevi şiddeti eleştirmek ve azaltabilmek

Medya ve şiddet ilişkisi yıllardır hem çok tartışılan hem de bir türlü bir sonuçlanmayan konuların başında geliyor. Bugün farkında olarak ya da olmayarak hayatımızı bir şekilde şiddetin tam ortasında yaşamaya devam ediyoruz.

Yayın Tarihi: 26/09/10 12:42
okuma süresi: 19 dak.
Gürdal Hüdaoğlu: Medyanın görevi şiddeti eleştirmek ve azaltabilmek
A- A A+

Toplumun gelişim, değişim ve bekli de en önemlisi artışının etkisiyle KKTC'deki suç oranlarında da fark edilir bir yükseliş bulunuyor. Hangi gazeteyi açsak açalım karşımıza darp, cinayet, hırsızlık veya tecavüz manşetleri çıkıyor.

Bunun sonucunda zihinlerimizdeki korku ve panik duygusu da gittikçe büyüyor. Hatta gün geçtikçe şiddetin yoğunluğu olduğundan daha ciddi algılanıyor. Buna bağlı olarak şiddet artıyor. Suça meyilli yeni bir toplum modeli oluşurken medyaya da her gün daha çok malzeme çıkıyor. Böylece içinden çıkılmaz bir kısır döngü başlıyor.

Acaba sorunun çözümü nerede? Çözüm gazete okumaktan vazgeçip, televizyonu kapatmak olabilir mi? Oysa Amerikalı yazar ve Stüdyo Sanatları Prof. David Trend'in de dediği gibi "medyada şiddet tartışmasındaki en büyük yanlış anlamalardan biri, bir gün bir şekilde ondan kurtulmanın bir yolu olabileceği gerçeğidir." Hayatımızdaki şiddetten kurtulmanın mümkün olmadığı gerçeğiyle yüzleştikten sonra asıl sorulması gereken soru, bu haberlerin nasıl aktarılması gerektiği olmalıdır.

Nisan ayında yayınlanan Başsavcılık 2009 raporu ile hukuk ve adalet alanında yaşanan sıkıntılar bir kez daha gündeme geldi. Rapora göre; karşılıksız çek, adam öldürme uyuşturucu ve cinsel suçlarında 2008 yılına kıyasla büyük artışlar bulunuyor.

Yönetsel eksiklikler ve farklı problemler yanında toplum olarak ülkedeki suça olan katkımız, bireysel masumiyetimiz, ise sorulmayan bir soru olarak zihnimizin bir köşesinde durmaya devam ediyor.

Trajı en yüksek Kıbrıs ve Havadis gazetelerine bakıldığında, her gün ne kadar çok şiddet haberlerinin yayınlandığı ve yaşanan olayların nasıl bireysel boyutlara indirgenerek meşrulaştırılmaya çalışıldığı ortaya çıkıyor. Yazılan her bir haberle şiddete olan katkı biraz daha artıyor.

Vicdani olarak bakıldığındaysa her biri bilinmeyen bir geçmişe sahip bu insanlardan; nasıl korku saçan suçlular ya da intihara meyilli bireyler yarattığımızsa ardı arkası kesilmeyerek artan suçlardan ve intihar olaylarından belli oluyor.

İşte KKTC'nin en çok satan iki gazetesinden, Mayıs ayına ait, sadece bir haftalık insan manzaraları;

Havadis 1 Mayıs Cumartesi, 2007 yılında sahte evrak düzenlemekten ve başkasının kimliğine bürünmekten suçlanan kadının bir ayı geçmemek üzere Merkezi cezaevine gönderildiği detaylı olarak anlatılıyor. Aynı sayfada geniş manşetlerle yer bulan bir başka haber ise iş kadını S.A 'nın alacağı olduğu gerekçesiyle Asil Nadire açtığı davanın esas gerekçesinin "terk edilmek" olduğunu iddia ediyor.

Kıbrıs 2 Mayıs Pazar, yine bir suç ve suçlu haberi. İlk manşet dolandırıcılıktan aranan 2 kişiyi konu ediyor. Alt başlıklar ise "Hırsızlık olayları bitmiyor" diyerek, 2 bin TL nakit para ve 12 bin değerinde giyim ve muhtelif ev eşyalarının çalınmış olduğunu anlatıyor. Bir diğer başlık ise barda içerisinde hintkeneviri türü uyuşturucu olduğuna inanılan bir sigarayı yere atan gencin tutuklanmasını anlatıyor.

Havadis, 4 Mayıs Salı, yine üçüncü sayfa haberlerinden; Dipkarpaz Belediye'sine ait inşaat alanı içerisine girerek 15 adet kalıp tahtaları elindeki balta ile kırdığını söyleyen sanık, Gazi Mağusa kaza mahkemesine teminat amacıyla çıkarılıyor. Bu olay üçüncü sayfa da ilk haber olarak karşımıza çıkıyor.

Aynı tarihli bir diğer haber ise, devam eden bir cinayet davasından çok Yücel Erol'un cinayet duruşmasında Savcı Erdinç Akyener ile iki savunma avukatı arasında çıkan tartışmayı "Ciddi gerginlik" başlığıyla okuyucuya sunuyor. Adeta cinayet davasından çıkıp diziye dönüştürülen bu durum ilerleyen günlerde de gündemde kalmaya devam ediyor.

Bu sayfa insanları gümrük memuru ve telefon satıcısı olarak kandırarak para alan B.A'nın yargılanmasıyla devam ediyor. Bu haberler yanında, iki kişinin de Mutluyaka'da bulunan bir gece kulübünde fuhuş yaptırdığı ve fuhşa teşvik ettiği sebebiyle mahkemeye çıkarılmasını anlatıyor. Bu da aynı günün, hatta aynı sayfanın haberi…..

Kıbrıs, 5 Mayıs Çarşamba, sür manşette bir intihar haberi, haberin detaylarıysa gazetenin iç sayfalarında tam sayfa ve detay fotoğraflarla anlatılıyor. Böylece, 36 yaşında intihar eden gencin olayı detaylı olarak okuyucuya anlatılıyor.

Havadis, 5 Mayıs Çarşamba, Lefkoşa'daki intihar haberi benzer bir şekilde bu diğer gazetede de yer buluyor.

Kıbrıs, 6 Mayıs Perşembe, yine mahkeme koridorlarından "işkenceye şahit olmadım" olarak öne çıkan bu manşet dikkatleri habere çekmeye çalışıyor. İçeriğine bakıldığında ise bunun Yücel Erol cinayetinin devamı olduğu ortaya çıkıyor. Hemen yanındaki sayfada ise "Evlada son veda" manşetiyle intihar eden gencin cenaze töreninden fotoğraflar gazetede detaylı olarak yer alıyor.
Havadis gazetesi yine aynı gün bir darp iddiası haberine yer vererek, kişiye yaşadığını iddia ettiği şiddet ve darp olayını bütün ayrıntılarıyla anlattırıyor.

7 Mayıs Cuma gün Havadis gazetesi mahkeme haberlerine devam ederek, yine Yücel Erol cinayeti ile ilgili olarak sorgulanan zanlıya yer verirken, diğer yandan uyuşturucu kullanan ve içmek üzere Hint keneviri yetiştiren beş gencin mahkum edildiği haberi göze çarpıyor. Yine bir kişinin sahtekârlıkla para temin etmeye çalıştığı gazetenin 3. sayfasında yer buluyor.

Detaylı olarak inceleyip baktıktan sonra bu haberlerin kaç tanesinin aslında önemli olduğu ya da kaçının tüm detayları ile ortaya dökülmesi gerektiği sorgulanabilir. Şahıslar değişmek suretiyle her gün yaşanan hırsızlık veya darp olaylarının ne kadar önemli olduğu düşünülürken şiddetin biraz da medya tarafından yeniden üretilip üretilmediği üzerinde yoğunlaşılmalıdır.

Elbette dünyada da örnekleri olduğu gibi gelişmekte olan toplumlarda her yıl belirgin bir şekilde uyuşturucu, şiddet veya göçün getirileri olarak suç ve şiddet olaylarında belirgin artışlar yaşanıyor. Ancak var olan bu suçları sürekli olarak deşifre etmek yeni suçları ve suçluları da beraberinde getirebiliyor.

Bu konuda en önemli sorumluluk medyaya, özellikle gazetelerde, düşüyor. Bu sebeple gazetelerin nasıl olması gerektiğini ve KKTC 'deki gazeteciliğin geldiği noktayı Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi ve dekanlık koordinatörü Gürdal Hüdaoğlu'yla değerlendirdik.

Gazetelerde yayınlanan mahkeme haberleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Toplum dinamiklerinin seyri ile basının gittiği yer arasında paralel bir yapı bulunuyor. Gazetelerimiz artık siyasal gazete olmaktan uzaklaşarak, piyasa gazetesi olmaya doğru ilerliyor. Tarafsız bir tavır izleyerek, okuyucunun görüşü ne olursa olsun, geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyorlar. Belli bir amaç edinmek yerine, okuyucuya daha çok müşteri gibi bakıyorlar.

Böylece hedef bir mesaj vermek yerine, daha çok okuyucuya ulaşmak ve daha çok kar etmek oluyor. Kısaca KKTC'de yayınlanan gazeteler gün geçtikçe siyasi gazete olmaktan çıkarak, ticariye doğru bir geçiş gösteriyorlar. Bu ticari gazetelerin tipik örneği de üçüncü sayfa haberleri olarak karşımıza çıkıyor. Bu sayfaların amacı, çok haber veriyor gibi görünerek, haberleri toplumsal tabana yaslamak böylece oradaki gündelik problemleri örnekleyerek, gerçek yaşam alanındaki hassasiyetlere dokunabilmek oluyor.

Aslında temel konu toplumun ekonomik ve sosyal yapısındaki değişiklerle başlıyor. Eski kimliğimizden uzaklaşıp başka bir toplum olmaya doğru gidiyoruz. Yeniden harmanlanıyoruz Böylece sosyal yapının değişmesi ile birlikte gazeteler de değişmeye başlıyor. Kentleşmenin artması, apartmanların çoğalması ve hayatı medya üzerinden yaşamak sorunun aslını oluşturuyor.

Gündelik hayatta, basit görünen bu sistem bizi gerçek hayatlarımızda farklı noktalara taşıyabiliyor. Böylece bizler de siyasal görüşlerimizden arınıp, bu sisteme tutunur hale geliyoruz. Tabii, artan nüfusla birlikte göçmen sınıfla, yerleşik halk arasında ortaya çıkan uzlaşmaz çelişkiler de bunlara sebebiyet veriyor. Bunun yanında içinde yaşadığımız kapital sistemin doğal bir sonucu olan şiddet olgusu da hayatlarımızda daha fazla yer almaya başlıyor.

Eşit olmayan şartlar, özel sektör ve kamu sektörün arasındaki farklılıklar ve yeni ekonomik modele geçişin getirisi olarak şiddet sürekli artıyor. Böylece medya için bu yönde malzeme de artıyor. Bunun sonucunda da yaşam biçiminin bir getirisi gibi algılanarak, bu tip çok fazla olay yaşanması da hesaba katılarak ister istemez bu yönde yazılan haberlerde ciddi artışlar göze çarpıyor.

Biraz da haberlerin içeriğinden bahsedelim, bu haberlerin içeriği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Gazetelerdeki haber merkezlerinin gelişmesiyle ve istihdamın da artmasıyla polis/mahkeme muhabirliği gibi kurumsal olarak düzenli ilişkiler ortaya çıktı. Böylece bir yandan olaylar artarken, diğer yandan artan olayları aktarmak için medyada da kararlılık oluştu. İçerik olarak üçüncü sayfa haberleri oldukça kötü yazılıyor. Dünyada bu haberleri yazmak demek olayı sadece nerede, ne zaman veya nasıl olduğunu anlatmaktan öteye giderek, olaya daha insani boyutlar katıp, hikâyelendirme şekline dönüştürülüyor. Standarttan uzaklaşılıyor.

Bu haberleri yazarak veya okuyarak aslında hepimiz suça dâhil olmuş sayılmıyor muyuz?

Suç toplumsal bir yapıdır ve toplum düzeninin ürettiği bir şeydir. Bu eşitsiz yapı içinde hepimiz ortaya çıkan suçlara ortak oluyoruz. Bu haberlerle suçu sistematik olmaktan çıkarıp, bireyselleştirmeye başlıyor. Böylece düzen kendi içinde kişilerin vicdanını rahatlatan bir yapıya dönüşüyor. Medya ve toplum bir anlamda yazılan bu suçlarla kendini aklamış oluyor. Suçu başka birilerine, küçük hırsızlara, küçük katillere mal ediyor. Böylece kendi hayatımızdaki bazı gerçeklerin de üstü örtülüyor. Taciz ve hırsızlık alt sınıfa mal edilirken, vergi kaçıran şirket sahibi ya da çalışanını taciz eden patronun suçu açığa çıkmayabiliyor. Bütün suçlar göçmen kesime mal ediliyor. Bireysel suçlarımızdan arınarak, daha da ileri gidip "onlar olmasa biz ne güzel yaşardık" bile denilebiliyor.

Üçünü sayfa haberleri dediğimiz bu haberler nasıl daha iyi yazılabilir?

Daha iyi yazılsalar bana göre bu haberler daha çok okunacaklar. Haberlerin içeriğini başka ülkelerde olduğu gibi biraz daha insanileştirmek gerekiyor. Biraz daha toplumun gelenekselle modern arasındaki geçişini içerecek şekilde yazılabilse de daha fazla okunacak. Medya ve şiddeti birbirinden ayırmak elbette mümkün değil. Çünkü içinde yaşadığınız yapı, Kapitalizm, zaten şiddeti kendi içinde barındıran bir yapıya sahip.

Dolaysıyla hayatımızda inkâr edilemez bir şiddet var. Elbette medyada da bu şiddet var. Teorisyenler "içinde yaşadığınız dünya şiddet içeriyorsa, medya da bu şiddeti yansıtmak zorundadır " diyor. Ancak medyadaki şiddet biraz daha rötuşlanabilir. Medyanın şiddet yansıtması ancak kesinlikle meşrulaştırılmadan yansıtılması gerekmektedir. Olumlayan bir dille yansıtmak yerine, içinde yaşadığımız dünyada şiddet varsa medya buna işaret etmek ve hafifletilmesi için de çaba harcamak zorundadır.

Oysa bu şiddeti içerirken ayni zamanda aklıyorsa bu durum zaman içinde tehlikeli olabilir. Bu tür haberlerin yazılıp yazılmamasının tartışmasını yapmak yerine, bu haberlerin nasıl bir yaklaşımla yazılacağı tartışılmalıdır.

Dünyada bu gün gazetecilik nasıldır ve nasıl olmalıdır?

Gazetecilikte okuyucuların beklentisi ve toplumsal evrenin ne aşamada olduğu çok önemlidir. Amerika Birleşik Devletlerinde 19yy önce gazeteler burjuva sınıfının elindeydi. Haberler toplumdan kopuk, üst sınıf için üretiliyordu. Sanayi devrimi ile birlikte gazeteler toplumsallaşmaya, haberler gündelik hayatın içinden çıkmaya ve hedef kitle büyümeye başladı. Böylece o dönemlerde gündelik hayata eğilen haberler çok makbul oldu.

Haberin toplumsallaşmış olması olumlu bir gelişmeyken, toplum bu haberlerle sağlıksız bir zemine oturtuldu. Zaman içinde sistem yerleşerek sorunlar fark edilmeye başladı. Evet bu gün de bu haberler var ve hala okunuyor. Ama bu haberleri okuyanlar tabloid gazete müşterisi olarak sınıflandırıldı. Bazı gazeteler ise bu haberleri verirken olaylara daha genel yaklaşmaya başladı. Olay anlatılmak yerine olgusal yaklaşımlar geliştirildi. Tek tek olayları, vakaları, işaret etmek yerine; olayın işaret ettiği olguya eğilmeye önem verildi.

Böylece ciddi gazete ve kitle gazetesi farkı da burada ortaya çıkmış oldu. Böylece şiddet KKTC'de yazılan haberlerde olduğu gibi münferit olmaktan çıkartıldı. Yerine, olgusal soruna işaret eden, çözümcü yaklaşımlar geliştiren haberler yazılmaya başlandı. Elbette bunlar bir günde olmadı. Dünyada gazeteciliğin 150 yıllık bir tarihi var. Gelişmek ve doğruyu bulmak için zamanları oldu. Biz bu evrelerin daha başındayız. O yüzden hala haberleri münferit olarak okuyucuya aktarıyoruz.

Gazetecilikte tiraj ve kalite neden hep ters orantılıdır?

Aslında hep öyle olduğunu söyleyemeyiz. Bu okuyucunun niteliğine bağlıdır. Daha önce de söylediğim gibi tarihsel olarak bakıldığında19yy'dan önce gazeteler üst sınıfa aitti. Dolayısıyla sadece parasal değil ayni zamanda kültürel sermayesi de olan insanlara hitap ediliyordu. Toplumun her kesimine hitap etmek, toplumun geneline yayılan bir dil oluşturmak diye bir şey yoktu. Dolayısıyla kullanılan dil üst bir dildi.

Sanayileşmeden sonra gazetecilikte kitle üretimi ve kitle tüketimi alanına dönüştü. Kitleselleştiği anda, entelektüel bir ihtiyacı karşılamaktan çıktı. Sonuçta gazeteler entelektüel ihtiyaçtan çıkıp, tüm gruplara hitap etmeye başladı. Kitle haberciliği yapmak en alt sınıftan insanın bile anlayabileceği bir dil tutmayı beraberinde getirdi. Sadece entelektüellere hitap eden gazetelerin Pazar payları çok düşük olmaya başladı. Böylece sadece entelektüele hitap etmeyen gazetelerin pazar paylarının daha büyük olduğu da ortaya çıktı.

Çok büyük kitlelere hitap ederek, yüksek kar payı elde etmeye çalışan medya kuruluşları ki bunlar sadece gazeteler değil yayın evleri, televizyon, radyo ve film endüstrisi de "geniş kitleye hitap etmeyi, çok reklam alarak, kar amacı gütmeyi, herkesin anlayacağı dile yönelmeyi" tercih eder oldu. Kısaca, entelektüel dilin ve karmaşık metaforların yerini, çağın yapısını oluşturan basitlik almaya başladı. Amaç daha çok satmak oldukça okuyucu kitlesi de daha aşağılara çekilmek zorunda kaldı. Böylece bu durum bizim ülkemizde de görülen "içerikteki sığlığı" da beraberinde getirdi. Elbette durum bir ülkedeki çoğunluğun nerede biriktiğiyle değişiklik gösteriyor. Alt sınıftaysanız ona uygun bir dil tutuluyor. Çoğunluğa entelektüel bir sınıf hakimse vasata yakın, ortada, bir medya dili tutuluyor. Çünkü günümüz medyasında üst dil diye bir şey yok artık.

KKTC'de yayınlanan gazetelerin tamamı ortalama bir okuyucu kitlesine hitap eden bir dile sahip denilebilir mi?

Okuyucunun beklentisi kolay anlaşılan basit dille yazılan günlük dile yakın haberler okumaktır. KKTC medyasına kolay anlaşılan, gündelik ilişkileri içeren bir gazete dili hâkim. Artan kentleşmeyle veya sanayileşmeyle birlikte bazı sosyal alışkanlıklar da değişmeye başlıyor. Yüz yüze ilişkiler gittikçe azalıyor. Kamusal alandan uzaklaşarak yaşanan ilişkiler, medya üzerinden yaşanmaya başlıyor. Aslında küçük toplum yapısından uzaklaşılarak, kalabalıklarda yalnızlaşıp sosyalleşme aracı olarak medyayı kullanmaya başlıyoruz. Daha yapay bir sosyalleşme yaşıyoruz.

Ama bu toplumsal geçişi yaşarken de geçmişten tamamen kopamıyoruz. Bu sebeple en çok okunan köşe yazarları haberi dedikodu malzemesi yapan, haberi içine dedikodu malzemesi yerleştirerek yazanlar oluyor. Haberi kurumsal olarak inşa edenler ya da yorumu kurumsal olanlar çok fazla itibar görmüyorlar. Gelenekselden moderne geçerken, geleneksel yapıdan tamamen kopamıyoruz. Bir anlamda gelenekselden sarkan beklentiler de medyanın modern takvimine etki etmiş oluyor. Hatta bu söylediklerim politik haberler için de geçerli.

Eskiden mahalle aralarında fısıldanan haberler şimdi medya yoluyla kulağımıza fısıldanıyor. Böylece okuyucu daha kolay anlayıp, daha fazla ilgi gösteriyor. Birden bire teorik bir dil geliştirmeye çalışan yazarlar ise ister istemez bu algılamanın dışında kalıyor.

Medya ve şiddet konusunda yazılan her makale söylenen her söz yapısal olarak bir kez daha ikisini birbirinden ayırmanın mümkün olmadığını bir kez daha ortaya koyuyor. Ancak esas tartışma ikisi arasındaki ilişkinin ne yönde olduğuyla başlıyor. Bu açıdan bakıldığındaysa günümüz medyasının üzerine büyük görevler düşüyor.

Medyanın üzerine düşen en büyük görev bilinçli bir şekilde şiddeti eleştirmekten ve toplumsal olarak nasıl azaltılabileceği üzerinde durmak olduğu anlaşılıyor. Bunu için elbette her şeyden önce hayatımıza sosyal adalet getirmek gerekiyor. Suçu, suçluları belli bir kesime ve bireylere yüklemek yerine, büyük bir olgunluk göstererek farklılıklarımızla birlikte yaşamayı öğrenmeye başlamak daha zor ama daha doğru bir seçenek gibi görünüyor. Bu yeni durum modernleşme sürecinde bir dönüm noktasını da karşımıza çıkarmış oluyor. Sonuç olarak zaman içinde sadece haber yazarken değil, her alanda dış dünya ile kendi toplum yapımız arasındaki farklılıkları kabul edip, ikisini birbirin uyumlu kılacak, birleştirecek, yeni düşünce biçimleri geliştirmeyi de öğrenmiş olacağız.

Simge Çerkezoğlu - Kuzey Dergisi

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.