İÇ HABERLER
okuma süresi: 11 dak.

Aşıkoğlu’ndan ‘kırık cam' teorisi: “Herkesin görebileceği küçük bozulmalar en tehlikelisi”

Aşıkoğlu’ndan ‘kırık cam' teorisi: “Herkesin görebileceği küçük bozulmalar en tehlikelisi”

Şahap Aşıkoğlu Kıbrıs Postası için kaleme aldığı değerlendirme yazısında, “Kırık Cam Teorisi” üzerinden hem ülkemiz yönetişim sorunlarını hem de uluslararası sistemde yaşanan gelişmeleri değerlendirdi, Herkesin görebileceği küçük bozulmaların en tehlikelisi olduğuna dikkati çekti.

Yayın Tarihi: 18/02/26 08:05
okuma süresi: 11 dak.
Aşıkoğlu’ndan ‘kırık cam' teorisi: “Herkesin görebileceği küçük bozulmalar en tehlikelisi”

Kıbrıs Türk Petrolleri Ltd. Genel Müdürü Şahap Aşıkoğlu, Kıbrıs Postası için kaleme aldığı değerlendirme yazısında, “Kırık Cam Teorisi” üzerinden hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki yönetişim sorunlarını hem de uluslararası sistemde yaşanan gelişmeleri analiz etti.

Şahap Aşıkoğlu, teorinin küçük ihlallerin zamanında düzeltilmemesi halinde toplumlarda daha büyük yozlaşmalara yol açtığını savunduğunu belirterek, KKTC’de uzun süredir tartışılan hukuksuzluk, rüşvet ve denetim eksikliği algısının bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Şahap Aşıkoğlu, aynı teorik yaklaşımın uluslararası hukuk, Filistin meselesi ve küresel düzen açısından da önemli ipuçları sunduğunu kaydetti.

“HERKESİN GÖREBİLECEĞİ KÜÇÜK BOZULMALAR ZİNCİRLEME ETKİ YARATIR”

 “Kırık Cam Teorisi KKTC ve Filistin…

Kırık Cam Teorisi (Broken Windows Theory) günümüzde dünyada hâkim olan yozlaşmayı, kuralsızlığı, hatsizliği veya vandallığı bir şekilde anlamlandıran ve açıklayan teorilerden biridir. 1982’de Wilson ve Kelling tarafından ortaya atılan teori, denetim eksikliğinin suçun yayılmasına neden olduğunu savunur.

Philip Zimbardo’nun gerçekleştirdiği deney, sonradan “Kırık Camlar” yaklaşımıyla ilişkilendirilen bir gözlemi görünür kılar:

Kaputları açık, plakasız iki terk edilmiş araç kamerayla izlenerek biri suç oranı yüksek ve sosyoekonomik düzeyi düşük Bronx’a, diğeri ise yüksek gelir grubunun yaşadığı Palo Alto’ya bırakılmış; Bronx’taki araç ilk dakikalarda yağmalanmaya başlamış, 24 saat içinde değerli parçaları sökülmüş ve ardından camları kırılıp döşemeleri yırtılarak tamamen tahrip edilmiştir. Buna karşılık Palo Alto’daki araç bir hafta boyunca dokunulmadan kalmış, ancak deney koordinatörü Zimbardo isteyerek camını kırdıktan sonra kısa sürede bu araç da Vandallar tarafından yok edilmiştir.

Her iki araçta da zarar verenlerin ‘saygın beyazlar’ olarak kayda geçmesi, davranışın yalnızca “bölgenin profiline” indirgenemeyeceğini, fakat ilk bozulma işaretinin (kırık camın) ortaya çıkmasının “kimse umursamıyor” mesajı vererek yıkımı hızlandırabildiğini düşündürür.

George L. Kelling ve James Q. Wilson bu deneye atıfla, sosyal psikologların “bir binanın bir penceresi kırılıp onarılmazsa yakında diğerlerinin de kırılacağı” fikrinde buluştuklarını belirtir.

Teoriye göre herkesin görebileceği küçük bozulmalar, eksiklikler ve düzensizlikler, zamanında giderilmezse zincirleme etki doğar, “kırık camın kırık kalması” çevreye sahipsizlik sinyali verip “ne istersen yap” algısını güçlendirir ve normalde kurala uyan kişiler bile bu atmosferin içine çekilebilir.

Bu teorinin anlattığı atmosferin hem ülkemizde hem de dünyada yaşanmakta olduğunu çok net görüyorum. Mimarisini doğru yapamadığımız her kamusal sistem, her adil ve denetimli yapı bize yozlaşma, rüşvet, hukuksuzluk olarak geri döndü.”

‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bağlamında baktığımızda son dönemde hukuksuzluk, yozlaşma, rüşvet arttı şeklindeki algı güçlendi ve her an her yerde bunlar konuşuluyor. Bu noktaya nasıl gelindiğini sonuna kadar irdelemeliyiz. Uzun süredir iktidar olan sağ partilerin yozlaşması normal görünse de. Uzun süre iktidarda kalmak yöneticilerde ve partililerde güç zehirlenmesi yaratabiliyor. Böylece toplumun gözünün önünde kalan küçük ama sürekli “düzensizlik” işaretleri örneğin kuralların keyfi uygulanması, hesap verilebilirliğin zayıflaması, denetim mekanizmalarının çalışmaması, liyakatin tartışmalı hale gelmesi, görünür çıkar çatışması söylentilerinin cezasız kalması zamanla “burada kimse kontrol etmiyor’ mesajı üretiyor.

Bizdeki atmosfer de yıllardır böyle. İktidar olan partilerdeki organik çıkar ilişkileri bu teorideki zafiyetleri ortaya çıkardı. “Kimse kontrol etmiyor” “Kimse sahiplenmiyor” Bu mesajlar, suç işleme niyeti olmayan kişilerin bile davranış çıtasını düşürmesine yol açtı: “Demek ki böyle yapılıyor” “Ben yapmazsam zaten başkası yapacak” normalleşmesi devreye girdi.

Aslında mesele ilk büyük skandal değil; ilk küçük ihlalin görünür kalması ve düzeltilmemesidir. Biz bunu yıllardır anlatamadık.”

“ETKİLİ HAMLE, BÜYÜK LAFLAR VE BÜYÜK TEMİZLİK VAATLERİ DEĞİL”

“Partilinin kızının haksızca işe alınması, partilinin işinin haksızca yapılması, partilinin torpille terfi ettirilmesi… Bütün bunlar bakan veya başbakan koltuğunda bulunanların karıştığı inanılan büyük bir rüşvet olayından daha vahimdir ve daha ciddi sonuçlar doğurur. Kamu otoritesi “küçük” ihlallere bile tutarlı, hızlı ve şeffaf tepki vermezse, sistemin sınırları belirsizleşir; belirsizlik ise fırsatçılığı teşvik eder.

Sonuçta yozlaşma, olayların yalnızca bir grup insanın “kötülüğü” gibi değil, kuralların caydırıcılık üretmediği bir ortamda rasyonel davranışın enayilik olarak algılanmasına yol açar.

Esas konu “sahipsizlik” sinyalinin büyümesidir. Bu noktada kırık cam teorisi pratik bir uyarı verir: En etkili hamle, büyük laflar ve büyük temizlik vaatleri değil; küçük ama görünür bozulmaların sistematik biçimde onarılmasıdır. İhale/atama/harcama süreçlerinde iz bırakmak, bağımsız denetimi gerçekten çalıştırmak, çıkar çatışmasını tanımlayıp yaptırıma bağlamak, soruşturma ve disiplin süreçlerinde seçici değil tutarlı olmak, bilgiye erişimi kolaylaştırmak ve kamuya “kural herkese aynı” duygusunu geri vermek. Çünkü normlar “söylemle” değil “gözle görülen uygulama” ile kurulur.

Eğer toplum, ihlalin bedeli olduğunu ve düzenin gerçekten korunduğunu sürekli olarak görürse, zincirleme bozulma tersine döner; görmezse, insanın doğasındaki “fırsatçı hayvan” devreye girer ve “hayvan insan” vermektense almayı tercih eder.

Kırık cam teorisinin pratikte sonuçlarını sadece ülkemizde görmüyoruz. Makro düzeyde büyük sancılarla kurulmaya çalışılan yeni dünya düzeninde de görüyoruz.

Filistin bağlamında “kırık camı fiziksel bir pencere değil, uluslararası düzende görünür ihlal ve cezasızlık olarak düşündüğümüzde de şu anda yaşadıklarımız açıklanabilir.

Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi kurumların gözünün önünde ağır sivil kayıplar yaşanırken etkili ve tutarlı bir yaptırım veya hesap verme mekanizması devreye girmediğinden, bu durum küresel ölçekte “Kimse gerçekten durdurmuyor” “Uluslararası hukuk sonuç üretmiyor, yaptırım uygulamıyor” sinyali üretir. Bu sinyal, normların koruyucu gücünü aşındırır:

İlk büyük ihlalin “normalleşmesi”, sonraki ihlallerin maliyetini düşürür; ‘Kural var ama bedel yok’ algısı büyür. Burada kritik nokta, uluslararası sistemin söylem üretmesi değil, gözle görülür biçimde sonuç üretmemesidir.  Böylece daha sert yöntemler, daha geniş sivil zarar, daha radikalleşmiş söylem ve akıl dışı istekler gibi söylemler çoğalır ve normalleşir.

Bu çerçeve dünya için bazı sonuçlar doğurdu.

Birincisi, Meşruiyet Erozyonu: BM kararlarının uygulanabilirliğini tartışmalı hale getirdi; AB’nin insan hakları dili “seçici” oldu; küresel çapta çifte standart algısı kurumsallaştı. Bu çok tehlikeli başka bir kapı araladı. “Gelecekte başka krizlerde de ortak hareket kapasitesini olmayacak” kanısını beyinlere kazıdı. Bu psikoloji kendini içine kapar ve ortak akıl değil hayatta kal modunu devreye sokar. Ben hayatta kalmalıyım davranış örgüsünü dominant yapar. Bu da bütün dünyayı daha riskli ve tehlikeli bir noktaya götürür.”

“MADEM BEDEL YOK NEDEN İSTEMEYİM? NEDEN ALMAYIM?”

“İkincisi, Davranış Bulaşıcılığı: son dönemlerde Filistin’de yaşananlar uluslararası hukukta hesap verilebilirliğin zayıf olduğu algısını yarattı. Sadece Filistin-İsrail hattında değil, başka coğrafyalarda da “zor kullan, fiili durum yarat, sonra müzakere et” yaklaşımını teşvik etti. Bu tür adımların caydırıcılıkla karşılanmaması, siyasi sahiplenme ve fiili uygulamada hiçbir şeyin değişmemesi, bütün dünyaya bir mesaj veriyor. Cılız hamleler dışında aslında yapanın yanında kalıyor…

Örneğin eğer İsrail dünyanın gözü önünde, her şeye rağmen Filistin’i işgal edip halkını katlediyorsa “Ben en büyük güç olarak Grönland’ı niye almayım? noktasına geliyoruz. “Madem bedel yok neden istemeyim? Neden almayım?”

Tatbiki bütün bu çılgınlıkları bu teori ile açıklama kolaycılığına kaçmıyorum. Jeopolitik stratejileri es geçmiyorum. Bu teoriyi bir metafor olarak kullanıyorum… Ama unutmayın bütün bu çılgın kararları insanlar veriyor ve kırık cam teorisi insanların nasıl hissedeceğinin ve düşüneceğinin ip uçlarını bize veriyor.

Dünya bu halde çünkü ihlalin görünür kalıp kalmaması değil, bedelinin görünür olup olmaması önemli ve şu anda bedel görünür değil ve görünür de olmayacak gibi.

Sonuç olarak günümüzde tam manası ile bu teorinin işaret ettiği atmosferi yaşadığımızı düşünüyorum. Hem ülkemizde hem de dünyada fırsatçılığın ve vandallığın korkusuzca veya fütursuzca tavan yapmasını buna bağlıyorum. İnsanların vicdanlarını ve sağduyularını kalplerinde bir yerlere kilitlemesini de yine buna bağlıyorum. Bir başka deyişle insanlığımızdan verdiğimiz her taviz başka bir tavizi doğurur hale geldi.

Peki ne yapılmalı? ‘Kırık camı tamir etmek, büyük nutuk değil küçük ve tutarlı sonuç işidir’

Bütün kırık camları onarmalı, Ama bu da yetmez. Kural, ancak cezadan değil, ona duyulan inançtan ve kolektif sahiplenmeden doğar. Bu inancı yeniden tesis etmek, nutuklarla değil, herkesin “benim camım” diyebileceği bir aidiyet ve sorumluluk mimarisi kurmakla mümkündür”.

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.