Prof. Dr. Köprülü: İran, İngiliz ve ABD üslerini hedef alarak bölgesel aktörleri karşısına alıyor
Prof. Dr. Nur Köprülü, 7 Ekim sonrası Orta Doğu’da yeni bir siyasal ve güvenlik anlayışının öne çıktığını belirterek, Abraham Accords ile hız kazanan normalleşme sürecinin ciddi biçimde sekteye uğradığını söyledi. İran’ın bölgedeki İngiliz ve ABD üslerini hedef almasının Tahran’ı “risk aktörü” olarak konumlandırdığını ifade eden Köprülü, bu durumun İran’ın normalleşmenin önündeki engel olarak gösterilmesine yol açtığını kaydetti.
Yakın Doğu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nur Köprülü, Kıbrıs Postası TV’de yayımlanan ve Canan Onurer’in hazırlayıp sunduğu “Sabahın Haberleri” programına konuk oldu.
“SAVAŞ ORTA DOĞU İÇİN BUGÜN BAŞLAMADI ANCAK ABD VE BAZI AVRUPA ÜLKELERİ İÇİN YENİ BAŞLAMIŞ OLDU”
Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesine ilişkin çalışmalarıyla bilinen Köprülü, çatışmaların tarihsel arka planına dikkat çekerek bölgenin uzun süredir savaşlar ve dış müdahalelerle şekillendiğini söyledi.
“Savaş Orta Doğu için bugün başlamadı; ancak ABD ve bazı Avrupa ülkeleri için yeni başlamış oldu” diyen Köprülü, 28 Şubat 2026 itibarıyla tırmanan askeri gerilimin, özellikle ABD’nin doğrudan müdahil olduğu yeni bir çatışma zemini yarattığını ifade etti.
Köprülü, 7 Ekim sonrasında bölgeye yayılan çatışma ortamının başta ABD ve İngiltere olmak üzere Batılı ülkeleri denkleme daha güçlü biçimde entegre ettiğini belirterek, bugünkü gelişmelerin 2011’de başlayan “Arap Baharı” sonrasında oluşan yeni güç dengeleri bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
“İRAN, ORTA DOĞU’DAKİ NORMALLEŞME SÜRECİNİN ÖNÜNDEKİ ENGEL OLARAK LANSE EDİLİYOR”
Köprülü, 7 Ekim saldırısının ardından bölgede yeni bir siyasal ve güvenlik anlayışının öne çıktığını belirtti. İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında imzalanan ve Abraham Accords olarak bilinen normalleşme sürecinin 7 Ekim sonrasında ciddi biçimde sekteye uğradığını hatırlattı.
ABD başlangıçta sürece mesafeli yaklaşmış olsa da İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve İran’ın Körfez ülkeleri ile Ürdün’de bulunan ABD üslerini hedef almasının yeni bir tablo ortaya koyduğunu ifade eden Köprülü, İran’ın bölgedeki normalleşme sürecinin önündeki engel olarak konumlandırıldığını söyledi.
Ancak Köprülü, gelinen aşamanın yalnızca İran’da rejim değişikliği hedefiyle açıklanamayacağını belirterek, Suudi Arabistan’ın Gazze ve Filistin meselesini gündemde tutarak İbrahim Anlaşmalarını ilerletmemesinin ve İsrail’in bölgeye nüfuz etme girişimlerine yekpare bir destek verilmemesinin meselenin İran ile sınırlı olmadığını gösterdiğini ifade etti.
“MEVCUT GERİLİM ÖNEMLİ BİR KIRILMA NOKTASI”
Mevcut gerilimin bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendirebilecek kritik bir eşik olduğunu vurgulayan Köprülü, İran’a yönelik saldırıların Umman’ın arabuluculuğunda Cenevre’de yürütülen ve sekteye uğrayan müzakerelerin ardından gerçekleştiğine dikkat çekti.
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun mezhepsel bloklaşmaya işaret eden açıklamaları, Hindistan ile İsrail arasındaki askeri iş birliğinin artması ve Pakistan ile Suudi Arabistan arasında oluşturulan askeri pakta Türkiye’nin katılımının gündeme gelmesi gibi gelişmelerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Türkiye, Körfez ülkeleri, Katar, Mısır ve Ürdün gibi aktörlerin şekillenmekte olan yeni bölgesel düzen karşısında dengeleyici bir pozisyon arayışında olduğunu belirten Köprülü, bu yaklaşımın Gazze’nin yeniden inşası ve “yeni Suriye” tahayyülü çerçevesinde de görüldüğünü söyledi.
“KIBRIS’TAKİ İNGİLİZ ÜSLERİ ‘EGEMEN’ STATÜSÜNE SAHİP”
Köprülü, İran’ın ABD üslerine yönelik saldırılarının ardından İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçı’nın saldırıların bölge ülkelerini hedef almadığı yönündeki açıklamasına rağmen, gelişmelerin tüm bölgeyi kapsayan bir güvenlik kaygısı yarattığını ifade etti.
Kıbrıs’taki İngiliz üslerinin “egemen üs” statüsünde olduğunu hatırlatan Köprülü, bu üslerin kullanımına ilişkin karar mekanizmasının İngiltere’ye ait olduğunu belirtti.
Prof. Dr. Nur Köprülü, İran’a yönelik saldırıların ülke içindeki siyasal dengeleri dönüştürme ve muhalefeti liderlik etrafında birleştirme potansiyelinin de tartışıldığını kaydederek, gelinen aşamanın yalnızca İran merkezli bir kriz değil; bölgesel dengeleri ve küresel jeopolitik güvenlik mimarisini yapısal olarak etkileyebilecek kapsamlı bir güç mücadelesinin parçası olduğunu vurguladı.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.