İÇ HABERLER
okuma süresi: 14 dak.

BM Yeni Misyon Şefi Diagne, Kıbrıs Postası’na konuştu: Çözüme inanıyoruz, pes etmeyeceğiz!

BM Yeni Misyon Şefi Diagne, Kıbrıs Postası’na konuştu: Çözüme inanıyoruz, pes etmeyeceğiz!

Genel Sekreter Antonio Guterres’in yakın çalışma arkadaşlarından olan Diagne’ye göre hem Genel Sekreter, hem Maria Holguin hem de tüm BM ailesi, Kıbrıs’ta bir çözüm için umutlu ve asla pes etmeyecek!

Yayın Tarihi: 04/03/26 14:55
okuma süresi: 14 dak.
BM Yeni Misyon Şefi Diagne, Kıbrıs Postası’na konuştu: Çözüme inanıyoruz, pes etmeyeceğiz!

Ulaş Barış

150.000 personel, 187 şehit ve 62 yıllık bir misyon!

Bugün 4 Mart. Bundan tam 62 yıl önce, 4 Mart 1964 günü toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 186.sayılı karara imza atarak Kıbrıs adasının kaderini sonsuza kadar değilse bile bugüne kadar değiştirdi.

O gün, adanın tek ve mutlak otoritesi olarak kabul edilen Kıbrıs Cumhuriyeti yoluna yarım da olsa devam ederken, adanın kuzeyinde kurulan yapı yine aynı karara atıfla hiçbir zaman tanınmadı ve yasa dışı sayıldı. 

Ancak 186 sayılı kararın bir başka kritik hususu daha vardı. Alınan o kararla o günlerde yaşanan toplumlararası çatışmaları önlemek için adaya bir Barış Gücü misyonu gönderildi. Alınan karar uyarınca 6 Mart 1964 günü adaya gelen birliğin başında Hindistanlı P.S. Gyani adlı komutan bulunuyordu. İlk görev süresi 2 aydı. Ancak işler istenildiği gibi gitmeyince hem görev süreleri 6 aya hem de adadaki BM gücünün mevcudiyeti artmaya başladı.

1964’ten 1974 Ağustos’una kadar adadaki toplumlararası çatışmaları önlemek için görev yapan Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış Gücü yani kısa adıyla UNFCYIP, 1974 yılına gelindiğinde adada patlak veren savaş sonrası başka bir hale ve mandaya evrildi. 

Önce 15 Temmuz 1974’te Yunan Cuntasının, EOKA-B ile birlikte Makarios’a karşı düzenlediği darbe, ardından Türkiye’nin 20 Temmuz müdahalesi sonra başlayan savaş Ağustos 1974’te ateşkesle sonra erdi. O günden sonra ada Yeşilk Hatla birlike ikiye ayrılırken, işte o hattın üzerine UNFCYIP görevlendirildi. Yaklaşık 180 kilometrelik bu hatta bugüne kadar dünyanın hemen her ülkesinden 150.000’den fazla personle görev yaptı. Bunlardan 187 tanesi bu görev sırasında hayatını kaybetti. Ancak bu görev barışın korunmasında çok kilit bir rol oynayarak, iki toplumun kan dökmesini başarıyla engelledi. 

Bununla da kalmayan BM, Güvenlik Konseyin’den aldığı mandayla birlikte iki toplumun diyaloğunu sağladı, bugüne kadar başarılı olmasa da iki toplum arasındaki çözüm müzakerelerini düzenledi, arabuluculuk görevini sürdürdü.

Kıbrıs Postası bu anlamlı günde BM Barış Gücü’nün Ekim ayında göreve gelen yeni misyon şefi Kassım Diagne ile görüştü. Daha önce bir çok üst düzey BM görevinde bulunan Senegalli diplomata göre adanın bir çözüme ulaşması hayal değil bir gerçeklik. Ancak bunun için diplomasiye, çok çalışmaya, karşılıklı tavizlere ve sabıra ihtiyaç var. 

Genel Sekreter Antonio Guterres’in yakın çalışma arkadaşlarından olan Diagne’ye göre hem Genel Sekreter, hem Maria Holguin hem de tüm BM ailesi, Kıbrıs’ta bir çözüm için umutlu ve asla pes etmeyecek! 

Genel bir soruyla başlamak istiyorum. Yeni görev yeriniz Kıbrıs’ı ve Kıbrıslıları nasıl buldunuz?

Yer olarak çok canlı ve ilginç buluyorum. Hem kişisel hem profesyonel açıdan şok dikkat çekici bir yer. Burada çalışabileceğimiz bir alan olduğunu düşünüyorum. Kıbrıslılar ise -her iki tarafta da- muhteşem insanlar. Meslektaşlarım ve ben genel olarak her iki tarafta da çok sıcak karşılandığımızı hissediyoruz.

Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar arasında herhangi bir benzerlik görüyor musunuz? Benzer insanlar mı sizce?

Açıkçası iki toplum arasında herhangi bir fark göremiyorum. Birinin dışarıdan Kıbrıslı Rum mu yoksa Kıbrıslı Türk mü olduğunu söyleyebileceğim farklılık yok, tabii ki dilleri dışında. Ama genel olarak aynı hissi alıyorum, aynı heyecanı görüyorum. Bu arada iki toplumun ortak bir özelliği var: iyi yemek yemeyi seviyorsunuz.

4 Mart 1964’teki BM’nin meşhur 186 sayılı karardan bu yana 62 yıl geçti. BM Güvenlik Konseyi’nin o kararından sonra adaya gelen Barış Gücü, en uzun süren görevlerinden birine dönüştü ve burada statüko haline geldi. Kıbrıslılar neredeyse BM olmadan bir hayatı hayal edemiyor. Bu iyi bir şey mi?

Bizim açımızdan bu kesinlikle iyi bir şey. Çünkü Birleşmiş Milletler barışı koruma misyonunun temel amacı, çatışmaları önlemek, arabuluculuk yapmak, durumu istikrara kavuşturmak ve siyasi çözüme olanak sağlayacak bir ortam yaratmaktır.

İşte bu yüzden buradayız. Umudumuz ve dileğimiz, bir gün siyasi sürecin olgunlaşması ve siyasi bir çözüm bulunmasıdır ki o zaman biz ayrılabiliriz. Bu arada, taraflar arasında siyasi çözüm üzerinde çalışılırken, uluslararası toplum olarak da Kıbrıs’a çözüm üretme fırsatı sunuldu ve sağlandı ama başarılamadı. 

Buradaki belgelerde “statüko” ifadesi kullanılıyor, ama benim için bu daha çok mevcut bir düzenleme, ayakta duran bir durum anlamına geliyor. Son 52 yılda bu mekanizma iyi işledi. Başlangıçta BM Güvenlik Konseyi burada bir görev konuşlandırmıştı; amacı şiddetin yeniden yaşanmasını önlemekti. Hepimiz hemfikiriz, o zamandan beri herhangi bir şiddet yaşanmadı. Öte yandan BM Güvenlik Konseyi’nin verdiği diğer görev ise durumu istikrara kavuşturmak ve normal koşullara dönüş için çalışmaktı. Bu görev hâlâ geçerliliğini sürdürüyor. Konseyin Barış Gücü misyonuna verdiği bir başka görev ise iki topluluğu bir araya getirmekti ve bu görev zaman içinde evrildi.

İşte biz şimdi bunu her gün yapıyoruz; hem askeri, polis hem de sivil personelimizle. Bu vesileyle, adadaki Barış Gücü misyonunda çalışan farklı ülkelerden yaklaşık 150.000 personeli saygıyla selamlıyorum. Ne yazık ki bunlardan 187 tanesi barışı koruma görevi sırasında yaşamını yitirdi. Onların anısı bu görevin başarıyla devam ettiğini gösteriyor. 

Ancak 62 yıl sonra, bu tür uzun bir görev doğal olarak adaya entegre olmuş duruma geldi. Ama unutmamak gerekir ki bu varlığın bir anlamı var: Bu varlık, taraflar çözüm bulana kadar önemli bir istikrar unsuru olmaya devam edecek. 

Sizin Kongo, Mali, Liberya gibi sıcak çatışma bölgelerinde görev yaptığınızı biliyoruz. Oralardaki durumla kıyaslayacak olursak, 1974 Ağustosundan bu yana süren ateşkes ve BM’nin bu ateşkesi koruma rolü büyük bir başarı mı sizce?

Kesinlikle. Diğer çatışma bölgelerinin dinamikleri ile karşılaştırdığımızda, 1974’ten bu yana süren ateşkesin korunması büyük bir başarıdır. Adada şiddet ve açık çatışmalar yoktur. İnanınız ki, dünyanın hiçbir yerinde kimse çatışma istemiyor. Çünkü bu sadece can kaybı demektir, hepimizin kınadığı şiddet demektir.  

Bu nedenle ateşkes hattının korunması ve şiddetin önlenmesi görevi, siyasi diyalog için alan açmada temel bir unsurdur. Bu büyük bir başarıdır ve Barış Gücü’nün bu başarıda anahtar rol oynadığını düşünüyorum.

Kıbrıs sorunu – en uzun süre çözülemeyen meselelerden biri olarak – BM’nin prestijini olumsuz etkiliyor mu?

BM ve uluslararası toplumun amacı, bu sorunun çözülmesini görmektir. Ancak başarımızı anlaşmazlığın süresine göre ölçmüyoruz. Bu karmaşık bir konudur ve çözümler bir gecede gerçekleşmez. Geçmişte girişimler oldu, başlarılamadı ve BM pes etmiyor. Temel amacımız, Güvenlik Konseyi kararlarında belirtildiği gibi, Kıbrıs sorununun çözümünü sağlamaktır. Pes etmeyeceğiz ve tüm düzeylerde çabalarımızı sürdüreceğiz; ister kişisel temsilci aracılığıyla, ister Genel Sekreter’in doğrudan katılımıyla. Barış Gücü olarak da elimizden gelen katkıyı sunuyoruz. Ancak geleceği belirlemek bizim işimiz değil. Bu, Kıbrıslıların kendisinin belirleyeceği bir mesele. Biz ise Kıbrıs sorunu çözülene kadar burada olacağız.

Kıbrıslı Türk tarafındaki bazı milliyetçi çevreler, BM’nin Kıbrıs’tan çekilmesini istiyor. Artık ateşkes hattına ihtiyaçları olmadığını söylüyorlar ve bunu da iki devletli çözümün yolunu açmak için istiyorlar. Sizce bu mümkün mü?

Elbette herkesin bir görüşü olabilir. Ama ben Kıbrıslı Türk siyasetçiler veya yetkililer adına konuşmuyorum; ben BM adına konuşuyorum. BM’nin tutumu, tüm Güvenlik Konseyi kararlarında olduğu gibi çok net: iki toplumlu, iki bölgeli siyasi eşitliğe dayalı bir federasyon. Ben bu çözümün tükenmiş olduğunu düşünmüyorum. Bu hedefe yönelik çabalar da zaten devam ediyor. Evet herkesin bir görüşü olabilir ama pes etmemeliyiz. Pes etmeyeceğiz. Bazı insanlar sabırsız olabiliyor, farklı şeyler deniyor ve bu aslında BM’nin şu anda birçok bölgede karşılaştığı durumun küçük bir yansımasıdır çünkü BM’nin rolü sorgulanıyor.

Ama temel prensiplere dönmemiz gerekir: çözüm BM çözümü değildir. Çözüm her zaman tarafların çözümüdür; BM burada kolaylaştırıcıdır, BM tarafların çabalarını destekler.

2026 yılı, Sayın Guterres’in Genel Sekreter olarak görev süresinin son yılı. Ocak 2017’de göreve başladığında Cenevre’de ilk karşılaştığı sorun Kıbrıs sorunu olmuştu. Üzerinden yaklaşık on yıl geçti. Sizce Genel Sekreter bu konuyu kişiselleştirdi mi? Çözüm için son bir hamle yapacak mı?

Bence yapabilir, biz öyle düşünüyoruz. Sayın Guterres, 2017’de göreve geldiğinden bu yana Kıbrıs sorunundan hiç vazgeçmedi. Hatta daha birkaç gün önce bile BM’nin Kıbrıs sorununun çözümü konusundaki kurumsal taahhüdünü yineledi. Hem kurumsal hem kişisel açıdan, BM ve Sayın Guterres, Kıbrıs sorununun çözümüne çok kararlıdır. 

Belki, Maria Holguin’in dediği gibi, bu yıl Temmuz’dan sonra son bir hamle olacak. İnanıyor musunuz? 

Belki de öyle. Bilmemiyorum. Şunu söylemeliyim ki, Sayın Guterres ile Bayan Holguin arasındaki özel görüşmeler hakkında bilgim yok ama ikisinin de bu konuda kararlı olduğunu söyleyebilirim.

BM son dönemde özellikle de Amerikan Başkanı Donald Trumo’ın tutumu nedeniyle bütçe sorunları yaşıyor. Bu durum BM’nin faaliyetlerini ne ölçüde etkiliyor?

Çok ciddi bir likidite krizi var. BM genelinde oldukça ciddi bir durum yaşıyoruz. BM’nin iki bütçesi var: düzenli bütçe (sekretarya ve düzenli operasyonlar için) ve barışı koruma operasyonları bütçesi. Her iki bütçe de likidite krizinden etkilendi. Basitçe söylemek gerekirse, nakit sorunu var ve üye devletlerin katkıları da zamanında ödenmiyor.

Bu durum, sahadaki personelin azalması, operasyonların sınırlanması, devriyelerin azalması veya sürelerinin uzatılması gibi sonuçlar doğuruyor. Örneğin, BM polislerinin belirli tampon bölgelerde sivillerle etkileşimi azalıyor. Sivil personel sayısı da her seviyede düşüyor. Günlük faaliyetlere katılım azaldı. Önümüzdeki birkaç ay içinde durumun iyileşmesini umuyoruz. Genel Sekreter bazı asgari görevlerin sürdürülmesi için önlemler aldı. Ama içinde bulunduğumuz durum, daha az kaynakla daha az şey yapmak zorunda olmamız anlamına geliyor. Üstelik bunu daha az kaynakla daha iyi yapmak zorundayız.

Operasyonlarımızı da daha verimli şekilde yürütmenin yollarına bakmamız gerekiyor. Bu sadece Kıbrıs için geçerli değil; BM’nin dünya genelinde yürüttüğü yaklaşık 10 barışı koruma operasyonunun hepsinde aynı sorunlar var ve Kıbrıs bunlardan biri.

Ancak Kıbrıs ayrıca çok karmaşık bir durum çünkü tampon bölge 180 kilometre uzunluğunda ve bazı alanlarda oldukça geniş, 4–5 kilometre kadar. Bu nedenle kara, hava ve deniz devriyeleri gerekiyor. Tüm bunlar, için daha çok kaynak gerekiyor. 

Görüşmemizin başında bahsettiğim fedakârlık meselesine dönersek, sadece burada yaşamını yitiren personelin fedakârlığı değil, uzun saatler çalışan insanların fedakârlığı da var. Çaba harcamak, barışa inanmak ve BM Güvenlik Konseyi’nin verdiği görevlerin uygulanmasını sağlamak. Bunlar bizim ilkelerimiz. 

Amerikan Başkanı Donald Trump, BM’ye meydan okuyan yeni bir Barış Kurulu kurmayı deniyor ve BM’nin prestijine saldırıyor. Sizce bu girişim BM’nin uluslararası statüsünü etkiler mi?

Bu konuda bir yorumum yok. Barış Kurulu hakkındaki yorum başkalarına ait, bana değil.

Kıbrıs sorununun çözülmesi mümkün mü, ilk izleniminiz nedir?

Evet ve bu BM prensibinin, yani anlaşmazlıkların barışçıl çözümünün bir yansımasıdır. Genel Sekreterimiz, Güvenlik Konseyi ve BM ailesinin net mesajı şudur: pes etmeyeceğiz. Bu nedenle iyimseriz.

Ama sabır gerekecek. Elbette insanlar “62 yıldır sabrettik” diyebilir, ama sorun çok karmaşık ve çok fazla uzlaşma gerektiriyor. Sorunlar bir gecede çözülmez, ama umutluyuz.

Belki de Kıbrıs sorununun uluslararası bir sorun olması ve garantörlerin varlığı işleri daha da karmaşıklaştırıyor olabilir mi?

Karmaşıklık sadece garantör güçlerden kaynaklanmıyor, meselelerin kendisi de karmaşıktır. Mülkiyet, toprak gibi konular karmaşık ve çözüm için maksimum diplomasi, uzlaşma ve en önemlisi sabır gerektiriyor.

Genel Sekreter 2017 yılındaki konferansta bu meselelerin çözümü için kendi belgesini hazırlamıştı. Guterres Kriterleri bütün konuları bir araya toplamıştı. Çözüm için diplomasi, karşılıklı taviz ve sabır istiyor.

İki lider, Tufan Erhürman ve Nikos Hristodulidis’i nasıl buludunuz?

Onları muhteşem buluyorum. Birlikte katıldıkları toplantılara şahit oldum; çok olumlu bir ortamları vardı. Çok dostça ve samimiydiler. Ama tek başlarına bu işi yapamazlar. Kendi topluluklarının desteğine ihtiyaçları var.

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.