İÇ HABERLER
okuma süresi: 11 dak.

Makina Mühendisleri Odası: Gemi değil, ülke alabora oldu

Makina Mühendisleri Odası: Gemi değil, ülke alabora oldu

Makina Mühendisleri Odası, Girne açıklarında meydana gelen gemi faciasının ardından yayımladığı açıklamada hükümeti ve kamu kurumlarını sert sözlerle eleştirdi. Oda, facianın denetimsizlik, liyakatsizlik ve kurumsal çöküşün sonucu olduğunu savunarak, gemi faciasının arkasındaki ruhsatlandırma ve denetim zincirinin yanı sıra enerji ve telekomünikasyon alanındaki kararların da yargı denetimine açılması çağrısında bulundu.

Yayın Tarihi: 01/09/26 12:20
okuma süresi: 11 dak.
Makina Mühendisleri Odası: Gemi değil, ülke alabora oldu
A- A A+

Kıbrıs Türk Makina Mühendisleri Odası, Girne açıklarında meydana gelen gemi faciasının ardından yayımladığı kamuoyu açıklamasında hükümete ve kamu kurumlarına sert eleştiriler yöneltti. Oda, facianın denetimsizlik, liyakatsizlik ve kurumsal çöküşün sonucu olduğunu savunarak, “Alabora olan yalnızca bir gemi değildir” ifadelerini kullandı.

“DENETİMSİZLİĞİN, LİYAKATSİZLİĞİN VE RANT DÜZENİNİN SONUCU”

Kıbrıs Türk Makina Mühendisleri Odası, yıllardır teknik uyarılar yaptıklarını, raporlar hazırladıklarını, kamu zararlarını ve yaklaşan tehlikeleri ortaya koyduklarını ancak devlet adına karar verenlerin bu uyarıları dikkate almadığını savundu.

Yaşanan gemi faciasının; kayırmacılığın, liyakatsizliğin, denetimsizliğin, siyasi biatin ve kurumsal çürümenin ülkeyi getirdiği noktanın gözle görülür sonucu olduğu ifade edilen açıklamada, “Alabora olan yalnızca bir gemi değildir. Ülkenin yönetim düzeni, kurumları, denetim sistemi, hukuka duyulan güven ve toplumun geleceği de alabora olmaktadır” denildi.

“KURUMLAR ARTIK GÜVEN DEĞİL, KUŞKU ÜRETİYOR”

Oda, ülkede resmi açıklamaların gerçeği öğrenmek için değil, “neyin gizlendiğini anlamak için” okunmaya başlandığını savundu.

Açıklamada, ihalelerde en uygun teklifin değil, ihalenin kime verileceğinin sorgulandığı; atamalarda ise liyakat yerine kişilerin kimlere yakın olduğunun konuşulduğu belirtilerek, kurumların bağımsızlık, tarafsızlık ve kamu yararını koruma yeteneklerinin zedelendiği ileri sürüldü.

“Kurumların adı duruyor olabilir. Binaları, mühürleri, makam araçları ve tabelaları yerinde olabilir. Ancak kurumların içi boşaltılmış; bağımsızlıkları, tarafsızlıkları ve kamu yararını koruma yetenekleri ortadan kaldırılmıştır” ifadeleri kullanıldı.

“2017’DEN BERİ ANLATIYORUZ: DUVAR ANLADI, ÜLKEYİ YÖNETENLER ANLAMADI”

Karayollarındaki ağır araçların teknik taşıma kapasitelerine ilişkin sorunlara da dikkat çeken Oda, araçların teknik taşıma kabiliyetleri ile araç kayıt belgeleri, yasal mevzuat ve polis raporlarında farklılıklar bulunduğunu iddia etti.

Bu konudaki tehlikeye 2017 yılından beri dikkat çektiklerini belirten Oda, “Duvar anladı; ülkeyi yönetenler anlamadı” ifadelerini kullandı.

Açıklamada, bakanlık, araç kayıt makamları, denetimle görevli kurumlar ve trafik komisyonunun söz konusu sorun karşısında gerekli adımları atmadığı savunularak, “Bir sonraki facia yaşandığında hiç kimse ‘Bilmiyorduk’ diyemez” denildi.

“SORUMLULUK YALNIZCA BUGÜNÜN BAKANINA AİT DEĞİLDİR”

Gemi faciası, trafik güvenliğindeki sorunlar ve ülkedeki denetimsizliğin sorumluluğunun yalnızca mevcut bakana yüklenemeyeceği belirtilen açıklamada, bugünkü hükümetin yanı sıra geçmiş hükümetler de eleştirildi.

Oda, teknik gerçekleri bildiği halde siyasi iradeye teslim olan mühendisler ile denetim görevini etkili biçimde yerine getirmeyen kurumların, Sayıştay’ın, hukuka aykırılık ve kamu zararı iddiaları karşısında gerekli işlemleri başlatmayan yetkili makamların ve savcılığın da sorumluluğunun bulunduğunu savundu.

“HÜKÜMET, FRENLERİ PATLAMIŞ BİR KAMYON GİBİ BAYIR AŞAĞI GİDİYOR”

Açıklamada, yaklaşık 26 yıldır devam ettiği savunulan yozlaşmanın özellikle son beş yılda kontrolden çıktığı ileri sürüldü.

Milliyetçilik söyleminin arkasına saklanılarak biat kültürü oluşturulduğu iddia edilen açıklamada, liyakat yerine sadakat, yeterlilik yerine yakınlık, kamu yararı yerine siyasi ve ticari menfaatlerin tercih edildiği savunuldu.

Oda, hükümeti “frenleri patlamış ağır bir kamyon”a benzeterek, alınan kararların, imzalanan anlaşmaların, verilen ayrıcalıkların, görmezden gelinen teknik sakıncaların ve ortaya çıkan kamu zararlarının hesabının açıklanması gerektiğini belirtti.

“TRAFİKTEKİ, DENİZDEKİ VE ENERJİDEKİ SORUNLAR AYNI YÖNETİM ANLAYIŞININ SONUCU”

Oda, deniz, trafik ve enerji alanlarındaki sorunların birbirinden bağımsız olmadığını savundu.

Teknik uyarıların dikkate alınmaması, denetimin etkisizleştirilmesi, sorumluluğun dağıtılması, riskin halka yüklenmesi ve ekonomik faydanın belirli sermaye çevrelerine aktarılmasının aynı yönetim anlayışının sonucu olduğu ileri sürüldü.

Takata krizine rağmen tartışmalı araçların ithalatına izin verilmesi ve Kalecik III anlaşmasının imzalanması da açıklamada eleştirildi.

“KALECİK II’DEN HİÇ Mİ DERS ALINMADI?”

Kalecik II ile Kalecik III anlaşmalarını karşılaştıran Oda, Kalecik II’de yaşananların ardından Kalecik III’e nasıl gelindiğini sorguladı.

Kalecik III öncesinde hangi ihtiyaç analizinin yapıldığı, hangi kapasite yeterlilik raporunun hazırlandığı, hangi alternatiflerin karşılaştırıldığı ve kamu yararı ile maliyet etkinlik değerlendirmesinin kamuoyuna açıklanıp açıklanmadığı soruldu.

“İMZASIZ FATURALAR NEDEN KİMSENİN GÜNDEMİNDE DEĞİL?”

Kamu kaynaklarından ödendiği belirtilen imzasız veya usul yönünden tartışmalı faturaların da açıklığa kavuşturulmasını isteyen Oda; sayaç kayıtları, gerçek üretim miktarları, sözleşme yükümlülükleri, yakıt hesapları, kapasite ve kira ödemelerinin neden kamuoyuna açıklanmadığını sordu.

Sayıştay’ın söz konusu faturaları inceleyip incelemediğinin de açıklanmasını isteyen Oda, kamu kaynağından yapılan her ödemenin hukuki dayanağının, yetkili onayının ve karşılığında alınan hizmetin açık olması gerektiğini vurguladı.

“ENERJİDE BOĞAZIMIZ SON ÇEYREĞE GİRMİŞTİR”

KIB-TEK’in üretim alanının her geçen gün daraltıldığını savunan Oda, Kalecik III ile özel üreticinin korunan alanının genişletildiğini, büyük ticari güneş enerjisi yatırımları ve alım garantili anlaşmalar üzerinden KIB-TEK’in üretim alanının sermaye çevrelerine devredilmesinin önünün açıldığını ileri sürdü.

Oda, yenilenebilir enerjiye, güneş enerjisine, bataryaya ve dağıtık üretime karşı olmadığını; kamu malı ve kamu kaynakları kullanılarak özel şirketlere alım garantisi verilmesine karşı olduğunu belirtti.

“TELEKOMÜNİKASYONDA DA AYNI ANLAYIŞ”

Telekomünikasyon Dairesi ile Türk Telekom arasında imzalanan protokole de değinen Oda, kamunun gerçek ihtiyacını ortaya koyan raporun, teknik ihtiyaç analizinin, alternatif yatırım ve işletme modellerini karşılaştıran çalışmanın ve maliyet etkinlik gerekçesinin kamuoyuna sunulmadığını savundu.

Protokol kapsamında rekabetin, şeffaflığın ve kamu menfaatinin nasıl korunduğunun açıklanmasını isteyen Oda, kamu kurumlarının geleceğinin ihtiyaç ve kamu yararı belgelenmeden protokollerle belirlenemeyeceğini ifade etti.

Türkiye ile iş birliğinin KKTC hükümetinin kendi halkına hesap verme sorumluluğundan vazgeçmesi anlamına gelmediğini belirten Oda, Türkiye’den bir yetkilinin onayının kamu ihtiyaç raporu, teknik gerekçe, maliyet etkinlik analizi ve hukuka uygun ihale sürecinin yerine geçemeyeceğini kaydetti.

“KAMU KAYBEDERKEN SİSTEMİN İÇİNDEKİLER KAZANIYOR”

Enerjiyle ilgili kurul ve komisyonlarda görev alan bazı kişilerin, alınan kararlardan gelir sağlayan şirketlerle doğrudan veya dolaylı ticari ilişkiler içerisinde bulunduğuna yönelik iddiaların bağımsız biçimde araştırılması çağrısı yapıldı.

Oda, kurul ve komisyon üyelerinin şirket ortaklıklarını, danışmanlık ilişkilerini, mesleki hizmet bağlantılarını ve alınan kararlardan doğrudan veya dolaylı kazanç elde etme ihtimallerini açıklaması gerektiğini belirtti.

“UYARDIK; ‘YANLIŞSINIZ’ DİYEN OLMADI”

Kalecik III anlaşması imzalanmadan önce hazırladıkları Enerji Arz Güvenliği Stratejik Hedef Planı’nı siyasetin tamamına, Savcılığa, Sayıştaylığa ve mühendislik çevrelerine gönderdiklerini belirten Oda, konuya ilişkin gazetelerde ve televizyonlarda da açıklamalar yaptıklarını kaydetti.

Oda, uyarılarına karşı bilimsel veya teknik bir görüş ortaya konulmadığını ancak itiraz ettikleri düzenin kurullarında ve komisyonlarında görev alanların bulunduğunu savundu.

Açıklamada, “Bugün hiç kimse ‘Bilmiyorduk’ diyemez. Belgeler gönderildi. Uyarılar yapıldı. Riskler açıklandı” ifadeleri kullanıldı.

“BU ÜLKE YOKSULLUKTAN DEĞİL, YÖNETİMSİZLİKTEN ÇÖKÜYOR”

Oda, ülkenin temel sorununun kaynak yokluğu değil, kamu kaynaklarının kamu yararı için kullanılmaması olduğunu savundu.

Mühendis eksikliği bulunmadığını, asıl sorunun mesleki doğruları söyleyen mühendislerin dışlanması olduğunu belirten Oda, mevzuat eksikliğinden ziyade mevzuatın güçlü ve ayrıcalıklı çevreler söz konusu olduğunda uygulanmamasının sorun olduğunu ileri sürdü.

“BİR GEMİ BATTI; ÜLKENİN BATMASINI SEYRETMEYECEĞİZ”

Kıbrıs Türk Makina Mühendisleri Odası, gemi faciasının arkasındaki ruhsatlandırma sistemi, denetim zinciri, siyasi müdahaleler, kurumsal ihmaller ve sorumluların bütünüyle araştırılmasını talep etti.

Oda ayrıca Başbakan, Bakanlar Kurulu ve ilgili bakanlardan enerji kararları, araç ithalat izinleri, Kalecik II ve Kalecik III sözleşmeleri, AKSA’ya yapılan ödemeler, ticari alım garantili güneş enerjisi yatırımları ve Telekomünikasyon Dairesi ile Türk Telekom arasında imzalanan protokole ilişkin işlemlerin belgeleriyle açıklanmasını istedi.

Açıklamanın sonunda tüm bu işlemlerin yargı denetimine açılması talep edilerek, hukuka uygunluklarının ve kamu yararına dayandıklarının belgeleriyle ortaya konulması istendi.

Oda, sorumluluğunu yerine getiremeyecek ve yaptıkları işlerin doğruluğunu belgeleriyle açıklayamayacak kişilerin görevlerinden istifa etmesi çağrısında bulundu.

Kıbrıs Türk Makina Mühendisleri Odası, “Biz bu çöküşü seyretmeyeceğiz. Susmayacağız” ifadeleriyle teknik gerçekleri açıklamaya, kamu zararının hesabını sormaya ve sorumluları belgeler üzerinden ortaya koymaya devam edeceğini bildirdi.

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.