İÇ HABERLER
okuma süresi: 7 dak.

İncirli, Üstel’i hedef aldı ama tartışmanın bir de diğer yüzü var: Her facianın siyasi sorumlusu başbakan mı?

İncirli, Üstel’i hedef aldı ama tartışmanın bir de diğer yüzü var: Her facianın siyasi sorumlusu başbakan mı?

CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli, Erhan Arıklı’nın görevden alınmasının ardından Başbakan Ünal Üstel’i çok ağır ifadelerle hedef aldı. Sahte reçeteden alkollü mama skandalına, Kumyalı’daki silo patlamasından trafik kazalarına ve son deniz faciasına kadar farklı olayları aynı siyasi sorumluluk zincirinin içerisine koyan İncirli’nin açıklaması, beraberinde başka bir tartışmayı da gündeme getirdi: Muhalefetin siyasi sorumluluk arayışı nerede biter, yaşanan her facianın doğrudan hükümetin hanesine yazılması nerede başlar?

Yayın Tarihi: 02/09/26 22:27
okuma süresi: 7 dak.
İncirli, Üstel’i hedef aldı ama tartışmanın bir de diğer yüzü var: Her facianın siyasi sorumlusu başbakan mı?
Özel Haber

Kıbrıs Türk siyaseti, Girne açıklarında yaşanan ve toplumda derin bir acıya neden olan deniz faciasının ardından bu kez sert bir siyasi hesaplaşmaya doğru ilerliyor.

CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı’nın görevden alınmasının ardından yaptığı açıklamada yalnızca Arıklı’yı değil, doğrudan Başbakan Ünal Üstel’i ve hükümetin bütününü hedef aldı.

İncirli, Arıklı’nın görevden alınmasının siyasi sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını savunurken, son yıllarda yaşanan çok sayıda olayı Üstel hükümetinin yönetim anlayışıyla ilişkilendirdi.

Ancak açıklamanın kullandığı geniş sorumluluk çerçevesi beraberinde önemli soruları da getiriyor.

BİRBİRİNDEN FARKLI OLAYLAR AYNI SİYASİ DOSYAYA KONULABİLİR Mİ?

İncirli’nin açıklamasında sahte reçete soruşturması, alkollü mama skandalı, Kumyalı’daki silo patlaması, trafik kazaları ve son deniz faciası peş peşe sıralandı.

Kuşkusuz bunların her biri kamu yönetimi, denetim, mevzuat ve siyasi sorumluluk açısından ayrı ayrı sorgulanması gereken ciddi olaylar.

Ancak bütün bu olayların doğrudan aynı hükümet politikasının sonucuymuş gibi tek bir siyasi dosyanın içerisinde değerlendirilmesi de tartışmaya açık.

Çünkü siyasi sorumluluk ile adli, idari ve bireysel sorumluluk aynı şey değil.

Bir trafik kazasında sürücünün kusurundan yolun durumuna, denetimden altyapıya kadar çok sayıda faktör bulunabilir.

Bir deniz kazasında gemi işletmecisinden kaptana, teknik denetimlerden liman otoritesine ve kamu kurumlarına kadar uzanan çok katmanlı bir sorumluluk zinciri ortaya çıkabilir.

Bunların hangisinin siyasi iradeye kadar uzandığını ise sloganlar değil, soruşturmalar ve ortaya çıkacak somut bulgular belirlemeli.

ARIKLI’NIN GÖREVDEN ALINMASI “SORUMLULUKTAN KAÇMAK” MI, SORUMLULUK ALMAK MI?

İncirli’nin açıklamasındaki en dikkat çekici noktalardan biri de Erhan Arıklı’nın görevden alınmasını Üstel’in “kendini aklama” girişimi olarak değerlendirmesi.

Ancak burada tersinden sorulması gereken bir soru bulunuyor:

Bir Başbakan, sorumluluk alanındaki çok ağır bir olayın ardından ilgili Bakanı görevden aldığında bu karar neden doğrudan “sorumluluktan kaçmak” olarak değerlendiriliyor?

Arıklı görevde kalsaydı hükümetin “hiçbir şey olmamış gibi devam ettiği” eleştirisinin yapılması kuvvetle muhtemeldi.

Görevden alındığında ise bu kez Başbakanın kendisini kurtarmaya çalıştığı ileri sürülüyor.

Bu durumda siyasi iktidarın atabileceği hangi adım muhalefet açısından kabul edilebilir olacaktı?

Bu soru bugün yaşanan tartışmanın en önemli başlıklarından biri.

ÜSTEL: KİMİN SORUMLULUĞU VARSA ORTAYA ÇIKARILACAK

Öte yandan Başbakan Ünal Üstel, facianın ardından yaptığı açıklamalarda soruşturmanın yalnızca gemi şirketi veya mürettebatla sınırlandırılmayacağı mesajını verdi.

İlgili liman görevlileri hakkında da işlem başlatılırken, olayın teknik boyutunun ortaya çıkarılması amacıyla Türkiye’den uzmanların katıldığı inceleme süreci devreye sokuldu.

Üstel, varsa ihmal, kusur veya sorumluluğun kimden kaynaklandığına bakılmaksızın ortaya çıkarılacağını ve süreci bizzat takip edeceğini açıkladı.

Dolayısıyla siyasi sorumluluk tartışması devam ederken önümüzde henüz tamamlanmamış bir adli, idari ve teknik soruşturma bulunuyor.

CTP DE BU ÜLKEYİ YÖNETTİ

İncirli’nin “devletin kurumsal yapısının çürüdüğü” yönündeki ağır eleştirisinin karşısında ise Kıbrıs Türk siyasetinin çok daha eski bir tartışması duruyor.

Bugün konuşulan kamu yönetimi, liyakat, denetim, trafik, altyapı ve kurumsal kapasite sorunlarının ne kadarı son beş yıl içerisinde ortaya çıktı?

Kuzey Kıbrıs’ın yapısal sorunları gerçekten yalnızca Üstel hükümetinin eseri olarak değerlendirilebilir mi?

Çünkü CTP de geçmişte hükümetlerde bulundu ve ülkenin yönetiminde sorumluluk üstlendi.

Bu gerçek Üstel hükümetinin bugünkü sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.

Ancak yıllar içerisinde oluşmuş yapısal problemlerin tamamının yalnızca mevcut hükümet üzerinden okunmasının ne kadar hakkaniyetli olduğu da sorgulanmayı hak ediyor.

MUHALEFETİN GÖREVİ HESAP SORMAK; AMA ACININ SİYASETLE BULUŞTUĞU ÇİZGİ NEREDE?

Muhalefetin görevi hükümeti denetlemek, yanlışları ortaya çıkarmak ve gerektiğinde siyasi sorumluluk talep etmektir.

CTP’nin de Üstel hükümetinden hesap sorması demokratik siyasetin doğal bir parçasıdır.

Ancak Girne açıklarındaki facianın yaraları henüz bu kadar tazeyken tartışmanın başka bir hassas boyutu bulunuyor.

Kayıp insanlar hâlâ aranırken ve aileler gelecek haberi beklerken yaşanan facianın ne ölçüde siyasi hesaplaşmanın merkezine taşınması gerektiği de sorgulanmalı.

Çünkü siyasi sorumluluk sormak başka, toplumun ortak acısının henüz en sıcak günlerinde bu acıyı iktidar mücadelesinin temel argümanlarından biri haline getirmek başka.

ASIL SORU: HESABI KİM VERECEK?

Sıla Usar İncirli’nin açıklaması Üstel hükümetine yönelik bugüne kadarki en ağır siyasi çıkışlardan biri.

Ancak açıklamanın ardından cevap bekleyen sorular da en az yöneltilen suçlamalar kadar önemli:

Erhan Arıklı’nın görevden alınması gerçekten siyasi sorumluluktan kaçış mı, yoksa siyasi sorumluluğun gereği mi?

Birbirinden farklı adli, idari ve teknik olayların tamamı aynı hükümetin “çürümüşlüğünün” kanıtı olarak gösterilebilir mi?

Yıllardır devam eden yapısal devlet sorunlarının bütün faturası son beş yıla kesilebilir mi?

Ve en önemlisi;

Henüz kayıplar aranırken, ailelerin acısı devam ederken siyasi hesaplaşmanın sınırı nerede çizilmeli?

Bu soruların yanıtını yalnızca hükümet veya muhalefet vermeyecek.

Soruşturmalar gerçek sorumluları, sandık ise siyasi sorumluluğu gösterecek.

Ancak bir gerçek şimdiden ortada:

Girne açıklarında yaşanan facia artık yalnızca adli ve teknik bir soruşturmanın değil, iktidarla ana muhalefet arasında giderek sertleşecek büyük bir siyasi hesaplaşmanın da merkezine yerleşmiş durumda.

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.