İÇ HABERLER
okuma süresi: 6 dak.

Özer Kanlı yazdı: Demek ki neymiş? Tufan Hoca da görüşmeyi reddedebiliyormuş

Özer Kanlı yazdı: Demek ki neymiş? Tufan Hoca da görüşmeyi reddedebiliyormuş

Gazeteci-yazar Özer Kanlı, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın New York’ta üçlü görüşmeyi reddettiğine ilişkin açıklamaları değerlendirdi. Kanlı, “Mesele ön şartın olup olmaması değildir. Mesele, o şartın Kıbrıs Türk halkının hangi geleceğine hizmet ettiğidir” ifadelerini kullandı.

Yayın Tarihi: 28/09/26 14:55
Güncelleme Tarihi: 28/09/26 18:44
okuma süresi: 6 dak.
Özer Kanlı yazdı: Demek ki neymiş? Tufan Hoca da görüşmeyi reddedebiliyormuş

Gazeteci-yazar Özer Kanlı, “Demek ki neymiş? Tufan Hoca da görüşmeyi reddedebiliyormuş” başlıklı yazısında, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın New York temaslarını ve üçlü görüşmeye ilişkin tutumunu değerlendirdi.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguín’in “Üçlü görüşmeyi Tufan Bey reddetti” şeklindeki açıklamasına işaret eden Kanlı, bunun Kıbrıs sorununda görüşme ve müzakere konusundaki yaklaşımlar açısından dikkat çekici olduğunu belirtti.

Kanlı, “Demek ki temel istekleriniz karşılanmadan yapılan her görüşme çağrısına, kimden gelirse gelsin, devrede kim olursa olsun ‘evet’ denilmezmiş. Demek ki önemli olan görüşmek, müzakere yapmak değil; sonuç almakmış” ifadelerini kullandı.

Özer Kanlı'nın yazısının tamamı ise şöyle:

"Hayat, en fazla bilgiye sahip ordinaryüs profesör, öğretmen, hocadır.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguín’in açıklaması dikkat çekici:

“Üçlü görüşmeyi Tufan Bey reddetti.”

Demek ki neymiş?

Bir: Siz ne kadar isterseniz isteyin, “çözümsüzlük de çözümdür” deyip sanki çözüm istemeyen varmış gibi bir kesim insanınıza çatın; gün gelir BM sizi de “görüşme istememekle” suçlayabilirmiş.

İki: Demek ki temel istekleriniz karşılanmadan yapılan her görüşme çağrısına, kimden gelirse gelsin, devrede kim olursa olsun “evet” denilmezmiş.

Üç: Demek ki önemli olan görüşmek, müzakere yapmak değil; sonuç almakmış.

Peki nasıl bir çözüm?

Elbette sizin hakkınızı, hukukunuzu içeren bir çözüm.

Cumhurbaşkanı, değerli Tufan Erhürman Hoca ne yapmaya çalışıyor?

Dört maddelik bir metodoloji ortaya koyuyor. Rum tarafı bu metodolojiyi kabul etmeden esas müzakereye geçmek istemiyor.

Siyasi eşitlik konusunda güvence istiyor.

Dönüşümlü başkanlığı siyasi eşitliğin bir unsuru olarak görüyor.

Buna karşılık güvenlik ve garantilerin daha baştan masaya getirilmesine itiraz ediyor.

Yani Tufan Hoca’nın da müzakereye başlamak için koşulları var.

Adına ister metodoloji deyin, ister müzakere şartları…

Gerçek değişmiyor:

Ön şart var.

Tıpkı Ersin Tatar’ın kendi çözüm anlayışı doğrultusunda ortaya koyduğu şartlar gibi.

Ersin Bey, iki devletli çözüm siyaseti için egemen eşitlik ve eşit uluslararası statünün kabulünü istedi. Bunu müzakereye geçmenin şartı olarak ortaya koydu. Kendi siyasetinin gereğini yaptı.

Tufan Hoca ise farklı bir çözüm modelini savunuyor. Federasyon temelinde müzakere istiyor. Ama o da müzakereye gelişigüzel oturmayacağını söylüyor.

Türkiye ile açık bir görüş ayrılığı görüntüsü vermemeye de dikkat ediyor.

Ancak kullandığı ifadelerden çıkan sonuç açık:

Tufan Hoca da federasyon için kendi şartlarını masaya koyuyor.

Demek ki neymiş?

Bal gibi ön şart konurmuş!

Türkiye’nin ve Ersin Tatar’ın yaptığı gibi…

Peki sadece Kıbrıs Türk tarafının mı ön şartları var?

BM’nin ve Rum tarafının yok mu?

Elbette var.

Onlar da yıllardır kendi çerçevelerini ortaya koyuyorlar:

“Çözüm BM kararlarına ve mevcut parametrelere uygun olacak.”

Bundan geri adım atmıyorlar.

Dolayısıyla masaya kimse koşulsuz oturmuyor.

Rum tarafının çizgisi var.

BM’nin çizgisi var.

Kıbrıs Türk tarafının neden olmasın?

Üstelik dünya çok değişti.

Bölge değişti.

Türkiye değişti.

Doğu Akdeniz’in dengeleri değişti.

Kıbrıs Türk halkı yarım asrı aşan bir devlet deneyimi yaşadı.

Ama BM’nin Kıbrıs konusundaki temel yaklaşımı değişmedi.

Rum tarafının uzlaşmaz olarak gördüğümüz tutumlarına, Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonlara ve Kıbrıs Türklerinin uluslararası temaslarını engellemeye yönelik girişimlerine rağmen değişmedi.

İşte tam da bu nedenle Tufan Hoca’nın üçlü görüşmeyi reddetmesini önemsiyorum.

Doğru yapmıştır.

Çünkü sırf görüşmüş olmak için görüşmenin kimseye faydası yoktur.

Fotoğraf vermek çözüm değildir.

Toplantı yapmak başarı değildir.

Sonuç üretecek zemin yoksa “hayır” diyebilmek de diplomasinin bir parçasıdır.

Şimdi Tufan Hoca’dan beklenen, bu duruşunu sürdürmesidir.

Ortaya koyduğu şartların arkasında durmalıdır.

Egemen eşitliği sulandıracak girişimlere izin vermemelidir.

Kıbrıs Türk halkının öz mücadelesi ve Anavatan Türkiye’nin yaşamsal katkılarıyla elde ettiğimiz güvenliğimize zarar verecek, self-determinasyon hakkımızı kullanarak ilan ettiğimiz DEVLETİMİZİ yok sayacak hiçbir öneriye, hiçbir girişime izin verilmemelidir.

Ve en önemlisi…

Bağlı olduğu yemine sadık kalmalıdır.

Kıbrıs Türk halkının iradesini ve devletini korumalıdır.

Rum tarafı ve BM, Kıbrıs Türk halkının devlet statüsünü görmezden gelmeye devam ettiği sürece, sırf “müzakere başladı” dedirtmek uğruna sonuçsuz süreçlerin içine sürüklenmemelidir.

Çünkü yıllardır bize “ön şartsız masaya oturun” diyenlerin, verdikleri sözleri tutmayanların da aslında kendi şartları vardı.

Bugün görüyoruz ki Tufan Hoca’nın da şartları var.

Ve olması da doğaldır.

Mesele ön şartın olup olmaması değildir.

Mesele, o şartın Kıbrıs Türk halkının hangi geleceğine hizmet ettiğidir.

Hayat öğretiyor…

Bazen siyaset de insanlara dün eleştirdikleri şeylerin bugün neden gerekli olabileceğini öğretiyor."

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.