Soyer: "Büyükelçi Akça'ya 'çözüm bulabiliyoruz' mesajı verilmeli"
<P>CTP Milletvekili Ferdi Sabit Soyer, Tahsin Mertekci'nin Posta FM'de hazırlayıp sunduğu 'Bam Teli' programına katılarak Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Halil İbrahim Akça'nın elektrikle ilgili açıklamalarını değerlendirdi.</P>
Kıbrıs Postası
Kıbrıs Türk halkının bu topraklarda hep daha iyi, daha adil, daha insani bir yaşam aradığını vurgulayan Soyer, bu uzun yol yürüyüşünde dönem dönem Kıbrıs Türk halkının bugünlere gelinmesinde önemli kazanım ve gelişmeler de elde ettiğini söyledi.
Bugün gelinen 'konakta' artık ciddi şekilde değerlendirme yapma zamanı olduğuna işaret eden Soyer, bu 'konağın' dayandığı zemin üzerinden bir sonuca gitmenin olanaklı olmadığını belirtti. Soyer, "Bu zemine dayalı olarak sol partiler dönem dönem sendikalar, sivil toplum örgütleri, siyasi ve toplumsal güçler elbette hükümetleri de yani ana hattıyla UBP'yi de etkilemişler, onlar da bu daha iyi yaşam standardı konusunda toplumsal zorlamayla bazı adımlar atmışlardır. Ancak artık bu zeminle birlikte bir değişimi gündeme getirmek mümkün değildir" diye konuştu.
"NE KIBRIS CUMHURİYETİ NE KKTC ÜZERİNDEN ÇÖZÜME GİDİLEBİLİR"
Bundan böyle şu ya da bu parti meselesinin ötesinde bu zemini sorgulamak gerektiğine işaret eden Soyer, statükonun sürmesi için oluşturulan zemin durduğu sürece, zemini öncelikle değerlendirmenin zorunlu olduğunu kaydetti. Kıbrıs sorununda artık 1964'te oluşan ve bugüne gelen Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bugünkü yapısı üzerinden bir çözüme gitmenin mümkün olmadığını vurgulayan Soyer, Kuzey'de de KKTC zemininden bir çözüme gitmenin olası olmadığını ifade etti.
Kıbrıs sorununun yol açtığı siyasi gelişmelerin içinde oluşan devlet üzerinden çözüme gidilemeyeceğini yineleyen Soyer, Güney'de ana mantığın 1964'ten sonra oluşan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin siyasi, toplumsal statükosunu Kuzey'e kabul ettirerek bir sonuca gitmek, Kuzeyde ise, 1974'ten sonra oluşan KKTC üzerinden sonuca gitmenin egemen mantık olduğunu söyledi. Bu iki zeminin haliyle 1974 ve 1964 statükolarını birbirine kabul ettirmek gibi bir ana güdüyle siyasi ilişkiler şekillendiği için tarafların bir ağırlık koyadığını kaydeden Soyer, sözlerine şöyle devam etti:
"TÜM ARAYIŞLAR TÜRKİYE'DEN GELEN KAYNAKLARLA BAĞLANTILI OLDUĞU SÜRECE TIKANIKLIK KAÇINILMAZ"
"Statükoyu benimsetme taraftarları ne bundan vazgeçebiliyor ne de karşıtları yeni bir durum ortaya koyabiliyor ve iş tıkanıyor. Kuzey Kıbrıs açısından statükoda Kıbrıs sorununa bağlı olarak gelişen yapıda Kıbrıs Türk halkının kurumsal varlığını devam ettirmek için çabalarda bazı değerler oluştu. Sermaye, emek gücü, insan gücü, kurum gücünde müthiş bir gelişme olmuştur. Ancak bu gelişme, bugünkü temel üstünden bir çıkış yolu bulamaz. Bu temel, Kıbrıs Türk halkının kendi toplumsal emek ve alınteriyle oluşmuş kaynaklar üzerinden yaşamı dizayn etmek değildir. Temel, Kıbrıs Türk halkının toplumsal emekle oluşturulan kaynaklar ve Türkiye'den gönderilenlerle hayatı düzenlemektir. Türkiye'den gelen kaynaklarla çözümsüzlüğün verdiği darlıkların da getirdiği noktayla bağlantılı olarak sonuçta ülkede dominant olan yaşamın daha ileri gidebilmesi için tüm toplumsal kesimlerin Türkiye'en gelecek kaynağa muhtaç olmalarıdır. Bu çerçeve olduğu sürece ve tüm siyasi kültür ve insani arayışlar da bununla bağlantılı bir şekilde olduğu sürece tıkanıklık kaçınılmazdır.
"2008'DE SÜREÇ TIKANDI"
2004-2008 yıllarını Kıbrıs Türk halkının tarihi hızlanmış bir şekilde yaşadığına dikkat çeken Soyer, 5 yıllık süreçte 20 yıllık bir devinim yaşandığını belirtti. Referandum, AB Mali Yardım Tüzüğü, Yeşil Hat Tüzüğü, TMK, AİHM'in aldığı karar, tüm toplumlararası görüşme süreçleri ve uluslararası arenada elde edilen yeni siyasi konumlanış, Türkiye'nin demokratikleşmesine Kıbrıslı Türklerin yaptığı katkının yanı sıra ekonomide sabit sermaye yatırımlarının beş yılda beş milyar dolara çıkması, tasarrufların 1.5 milyar dolardan 7 milyar dolarlara çıkması, milli gelirin iki kat artması, beş yıllık dönemin hızlandırılmış bir tarih olduğunu gösterdiğini kaydeden Soyer, 2008'de bu sürecin tıkandığını belirtti.
"GERİ DÖNÜŞÜN ANA NEDENİ CTP BECEREMEDİ, UBP BECEREMEDİ DEĞİL"
Soyer, "Şimdi geriye dönüş daha kötü olarak başladı. Bunun ana nedeni CTP beceremedi, UBP beceremedi değildir. 2009 seçimlerinden sonra geriye dönüş başladı. 2004-2008 arası tarihin hızlandırılmış bir sürecinde elde edilen kazanımlar ve diğer gelişmelerin temelsel dayanağını iyi yorumlayamadığımız için hep birlikte, bugüne getiren pozisyon galip çıktı. O da, Türkiye'den alınacak kaynakla mevcut durumu idare edebilme konusu..." diye konuştu.
Soyer, sözlerine şöyle devam etti:
"Türkiye hükümetlerinin de bu yapıyı soğuk savaş dönemlerinde NATO'nun ihtiyaçları, bölgesel ihtiyaç, sola duyulan düşmanlık, genlerine işlemiş olan dar milliyetçi açılar ve buraya fetih gözüyle bakıp karşı çıkan herkesi hain ilan etmeleri anlayışı da bu düzeni besledi. Bu bir kültürdür ve sağa da sola da işlemiştir. 2009 seçimlerinde ne kadar 'ben kendi kendimi yönetmek istiyorum' diyen kesimler olsa da seçimlere ciddi bir itiraz yapılmadı. UBP seçim bildirgesinde 'TC Merkez Bankası'ndan alacağımız kaynaklarla ülke ekonomisini düze çıkaracağız' dedi. Absürd bir ifadeydi. TC Merkez Bankası kendi hükümetine bile para vermez, kanunu buna müsait değildir. Böylesi bir yanlışa rağmen buna dönük toplumda hiçbir itiraz gelişmedi çünkü eskiye rücu çıktı. Birileri Türkyie'den parayı alacak ve bize dağıtacak".
Kaybedilen her anın Kıbrıslı Türklere büyük pozisyonlar kaybettirdiğini savunan Soyer, 2009'da oluşan ve geriye rücu olarak ortaya çıkan durumda statükonun tüm zihniyetinin çok daha kötü biçimde ve UBP'nin dünkü idaresinin de aranır hale gelmesinde gözlemlendiğini belirtti.
"EL-SEN, OYUNU KURANLAR KADAR AKILLI İNSANLAR OLDUĞUNU GÖSTERDİ"
El-Sen ve Tel-Sen grevlerinin politik ve sosyolojik olarak değerlendirilmesi gereken sonuçlar çıkardığına dikkat çeken Soyer, El-Sen ve tüm Kıb-Tek çalışanlarının son derece duyarlı, kararlı ve cesurca bir mücadele sürdürdüklerini, diğer sendikaların da değişik vesilelerle sürdürdükleri mücadelelerle bağlantılı iki sendikanın da oldukça yiğit bir adım attıklarını kaydetti. Soyer, El-Sen'e grev erteleme yasağı getirildiğini hatırlatarak süreci şöyle anlattı:
"Oradaydık, çevik birlikler de oraya sevk edildi. El-sen yöneticileri oturdu, önce işyerine adam sokma eyleminin karşsında bir tercih yaptı. 'Biz bu işyerine, adam sokulmasını çatışmayla karşılamayacağız'... Bu insanlar müdahale etmeyecek, kavga etmeyecek, çatışmayacak. Bu odak da ne yapacağını şaşırdı. Beklentisi çatışmaydı, klasik olan buydu, insanları toplayıp götürecekti. Bir insan üşümemek için yüzüne kar maskesi taktı. Bir gazete de terörist diye damgalamaya çalıştı. Mantık bu. Terörist damgasıyla insanları ezip eleyeceklerdi. Sendika çok soğukkanlı durdu. Çatışmayla sonuca gitmeyi düşünenlere en büyük dersi verdiler. Ağırbaşlı, kararlı, davasına inanmış, oyunları bozmaya oyunu kuranlar kadar akıllı insanlar olduklarını gösterdiler. Bir talep geldi. Bu talep, özelleştirmenin önüne çıkan en büyük demokratik taleptir. Mücadele sonucunda hükümet de bu konuya geldi, orta yerde bir protokol çıktı ve en büyük yeni duruma doğru bir temel ilke yani özerkleştirme olgusu prensip olarak kabul edildi. Önemli bir kazanım. Tüm El-Sen çalışanları, partiler, elektriği kesilip ceza da yemiş olsa halkın desteğiyle kazanıldı ve hükümet bu yüzden pozitif yaklaştı. Şimdi yapılması gereken; yeni durumu yaratabilecek bu unsurlar üzerindeki düşünce biçimi geliştirilmesidir".
"BÜYÜKELÇİ'NİN TEPKİSİ, KENDİ ÇİZDİĞİ ÖZELLEŞTİRME TALEBİNE ALTERNATİF KONMASINADIR"
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Halil İbrahim Akça'nın elektrik konusuyla ilgili açıklamalarını da yorumlayan Soyer, şunları söyledi:
"Elçi dedi ki 'Ben bunu kabul edilmez buluyorum'... Eskiye rücu gerçekleştiği için tüm siyasi alanlardaki karar verici güç Elçiliğin önünden geçmiştir. Kendi çizdiği özelleştirme talebine bu noktada alternatif bir fikir kondu. Tepkisi de onadır. 'Kıbrıs Türk idareleri, hiçbir zaman sorun çözmez' diyor. Onun sorunu çözme dediği kendi düşüncesinin hayat bulmasıdır, siyaseti böyle domine etmektedir. Elçi diyor ki 'Bu anlaşmayla Kıb-Tek'in sorunu çözülemez, gelir-gider dengesi bulunamaz'... Evet, bu doğrudur. Zaten problem buradadır. Hükümet bir adım attı, özerkleştirme talebiyle demokratik bir direniş gösterdi. Elçilik bu adıma karşı çıkıyor. El-Sen, tüm sendikalar, mimar mühendis odaları, elektrik mühendisleri odası, partiler bu konunun tüketicisi olanlar sürece destek verdi... Üreticiler platformu geldi ve esnaf, sanayici, üretici örgütleri tam destek belirtti. Toplumsal varlığın devamı için elektriğin toplum mülkiyetinde kalması gerektiğini belirttiler. Esnaf, sanayi ve ticaret erbabı ve üretici örgütleriyle gurur duydum".
"ELÇİ VE TEMSİL ETTİĞİ TÜM ZİHNİYETE 'BİZ KENDİ İHTİYAÇLARIMIZA ÇÖZÜM BULABİLİYORUZ' MESAJI VERİLMELİ"
Hükümeti ne kadar beğenmese de bu adımı attığı için, Elektrik Kurumu'nu 'beladan çıkartmanın' herkesin görevi olduğunu vurgulayan Soyer, "Sayın Elçi'ye ve onun temsil ettiği tüm zihniyete; 'biz kendi ihtiyaçlarımıza çözüm bulabiliyoruz' mesajı verilmeli. Bunlara rağmen yine siz Elektrik Kurumu'nda yakıt alamayacak duruma gelirseniz ve bunun idamesi konusunu sağlayamazsanız, ister çalışan ister işveren ister hükümet olun bu elinizden gidecektir. Toplumsal ortak akıl, bu platformu yaratmaktır" ifadelerini kullandı.
"HİÇ KİMSE BİZİ BİZDEN FAZLA SEVEMEZ"
"Hiç kimse bizi bizden fazla sevemez" diyen Soyer, sözlerini şöyle tamamladı:
"Markulli diyor ki Kıbrıslı Türkleri kurtaracağız. Türkiye'den gelenler de kurtarıyor. Bulut İnşaat'ın sözcüsü de 'namusunuzu kurtaracağım, tesettürlü otel yapacağım' diyor. Herkes bizi kurtarıyor. Herkes peşimize düşmüş bizi yiyecek. Biz de kendimizi buğday tanesi gibi görüyoruz. Siz kendinizi buğday tanesi gibi görürseniz herkes sizi yemek için tavuk diye peşinizde koşturur".
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.