Şener Elcil: "KKTC tanınmadı ve tanınmayacak!"
Tahsin Mertekçi'nin hazırlayıp sunduğu "Bam Teli" programına katılan Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Genel Sekreteri Şener Elcil gündemle ilgili açıklamalarda bulundu.
Kıbrıs Postası
Elcil, halkın doğru bilgi almasının çok önemli olduğunu, Kıbrıs Postası ve Posta FM'in toplumun temsilcilerine yer vermekle önemli bir görevi yerine getirdiğini, bu açıdan da önemli bir misyon üstlendiğini belirtti.
Elcil, Kıbrıs sorununun uzun bir süreden beri devam eden ve insanları yakından etkileyen önemli bir süreç olduğunu belirterek, bu sürecin çözümle sona erdirilmesini, iki toplumlu federal süreç olarak tarif edildiğini kaydetti.
II. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat döneminde 23 Nisan ve 1 Temmuz kararlarnın varolduğunu, tek vatandaşlık, tek cumhuriyet olan bir Kıbrıs'ın öngörüldüğünü belirten Elcil, sürecin 1968'den beri devam ettiğini ancak durumun çok da iyiye gitmediğini söyledi.
Elcil, "Toplum sürecin iyiye gitmediğinin farkında. İnsanlar çözümle ilgili umutlarını kaybetmiş durumda. Bu yeni dönemde ne olacağı ile ilgili endişeler devam ediyor. Bu soru insanların bu ülkede tutunmasını en çok engelleyen şeydir. Gelecek endişesi taşımak, çok kötü bir zihniyet yaratıyor. Gençlere sorduğumuz zaman 'ben bu ülkede yaşamak istemiyorum' diye cevap veriyor. Gençler artık ekonomik ve siyasi şartlardan bunalmıştır. İnsanların üzerindeki baskılardan şikayet ediyorlar" şeklinde konuştu.
1968 yılında Kıbrıs'taki sorunun çözümü ile ilgili süreç başladığında görüşme masasında bir güç paylaşımı meselesi varolduğunu belirten Elcil, 1974 sonrası süreçte ve masada çözümsüz diye duran sorulara bakıldığında sorunun farklılaştığının ortaya çıktığını söyledi.
"TÜRKİYE, YUNANİSTAN, İNGİLTERE VE AMERİKA'NIN ÇIKARLARININ BİRLEŞTİĞİ NOKTADA ÇÖZÜM BULUNACAK"
Rauf Denktaş ve Türkiye'nin 1968'li yıllarda kantonal çözümü kabul ettiğini sözlerine ekleyen Elcil, şu anda gündemde 1974'ten önce olmayan 3 konunun olduğunu belirtti.
Elcil, "Konulardan biri Türkiye'den taşınan nüfus, ikincisi; toprak ve üçüncüsü mülkiyet meselesidir. Bunlar görüleceği üzere 1974'ten önce Kıbrıs sorununun temelini oluşturmayan konulardı. Bu sorunlar 1974'ten sonra ortaya çıktı ve çözümsüzlüğün en büyük sebebi oldu. Bölgede çıkarı olan güçlerin, yani Türkiye, Yunanistan, İingiltere ve Amerika'nın çıkarlarının birleştiği noktada çözüm bulunacak. Çıkarların çatıştığı oranda çözüm beklemek zordur. Kıbrıslılar, bu soruna taraf olmaktan sürekli kaçıyor. İçinde bulunduğumuz durumu daha da karmaşık hale getirmek için dış güçlere hep yardımcı oluyoruz" dedi.
"KIBRIS SORUNUNUN YARATILMASINDA EĞİTİMCİLERİN ROLÜ BÜYÜK"
Eğitimin toplumları şekillendirdiğini ve eğitimcilerin toplumun şekillenmesinde rolünün çok büyük olduğunu belirten Elcil, Kıbrıs sorununun yaratılmasında da eğitimcilerin rolünün büyük olduğunu iddia etti. Meslek grupları içinde savaşta en çok kayıp verenlerin öğretmenler olduğunu ifade eden Elcil, Güney'de EOKA, Kuzey'de de TMT'nin aktif örgütleyicilerinin yine öğretmenler olduğunu söyledi.
"TAKSİM VE ENOSİS GERÇEKLEŞTİ AMA ADA HALKI HÂLÂ MUTSUZ"
Elcil sözlerine şöyle devam etti:
"Malesef öğretmenler, dış güçlerin iş karıştırmacılığına çok kolay geldi ve bu toplumun içinde öğretmenler ayrılık tohumları ekilmesinde büyük rol aldı. Bugün ise tam tersi bir durum olduğunu söylemek gerek. Kıbrıs'ta yaşayan herkes bölünmekten ıstırap çekiyor. Malını, mülkünü bırakmış insanlar halen o yarayı yüreklerinde taşıyorlar ve bunun sonlanmasını istiyorlar. Bölünme iki tarafa da mutluluk getirmedi. Kıbrıslı Türkler siyasi birtakım sorunlar yaşıyor. Rumlar da güneye göç etme sorunlarını yaşıyorlar. Her ne kadar 'Rum toplumu rahattır' desek de ben onların da sıkıntı yaşadığını düşünüyorum. Kıbrıs Rum liderliğinin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni sahiplenmesi ve paylaşmak istememesi Kıbrıs Türkü'nün ayrılıkçı faaliyetlerinin sonucudur. Kıbrıslı Türk liderler adayı bölmek için uğraştı, Rumlar ise Enosis rüyası ile Kıbrıs Cumhuriyeti'ni sahiplendiler. Rumlar, Avrupa Birliği üzerinden Yunanistan'la bir arada oldular, Enosis i sağladılar, Türkler de Taksim'i sağladılar. Peki mutlu mu bu insanlar? Hayır! Adanın halkı halen mutsuzdur."
DOĞALGAZIN KIBRIS SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNE YÖNELİK BİR İVME YARATMASI GEREKİR
Doğalgaz olayının 1963'ten beri bilinen bir gerçek olduğunu, fakat bu gerçeğin yıllarca halktan saklandığını iddia eden Elcil, doğalgaz ile ilgili gelişen sürecin 1990'lardan sonra hız kazandığını ve sondaj sonucunda 12. parselde yaklaşık değeri 100 milyar dolar olarak tahmin edilen doğalgaz bulunduğu hatırlattı.
Elcil, "Doğalgazın Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik bir ivme yaratması gerekir. Dolayısıyla doğalgaz rezervi, Kıbrıs'ın ve Kıbrıslıların katalizör görevi görmesi açısından önemlidir ve o şekilde kullanılması gerekir. Bazı gerçekleri topluma hatırlatmakta yarar var. Eğreti bir düzende insanlar yaşatılmaya çalışılıyor. Gerçekler hatırlatıldığı zaman insanlar sorgulamaya başlıyor. Gerçeklerin hatırlatılması görevi ise bizlerin görevidir" şeklinde konuştu.
"AMERİKA, KIBRIS'IN İKİNCİ BİR KÜBA OLMASINDAN KORKUYORDU"
Elcil sözlerine şöyle devam etti:
"Ganimet Osmanlılarda önemli bir gelir kaynağıydı. Padişah savaşa çıkardı, toprağı alırdı, insanları dahi köle durumuna getirirdi. Ardından da toprak, padişahın mülkü olurdu, kulları olurdu ve ganimet bölüşülürdü. Kur'an'da da bu yazar zaten. Gelişen bir çağdaş dünya çerçevesinde, bu ganimet düzenin bitti, ki Osmanlı'nın gerilemesinin en büyük nedeni de buydu. 1974'te askeri müdahalenin neden yapıldığı belli çevreler tarafından gizleniyor. Nedir olan? Kıbrıs'ın garantörü olan Yunanistan'ın 10 bin civarında gizli askeri gücünün Kıbrıs'ta olduğu söyleniyordu ve bunlar o dönemde Sovyetlere yaklaşan Makarios'a karşı bir askeri darbe düzenlediler ve yerine EOKA B'ye yakın birisini getirdiler. Rum toplumu içinde ciddi bir silahlı çatışma meydana geldi. Türkiye ise Kıbrıs'ta yaşanan çatışmaları durdurmak, garantörlük görevini yerine getirmek için askeri bir müdahale gerçekleştirdi ülkeye. Daha sonra ortaya çıkan durum bunun böyle olmadığını gösterdi. Kenan Evren bir açıklama yaparak fazla toprak aldıklarına dair bilgi verdi. Belli bir plan varmış ve bu planı aştıkları söyledi. Bunlardan Amerika'nın bilgisiz olması mümkün değil. Amerika'nın sessiz kalmasının ve müdahaleye onay vermesinin en büyük sebebi Kıbrıs'ın ikinci bir Küba olmasından korkuyordu. Makarios'a kızıl papaz denmesi de bundan dolayıydı. Ada ikiye bölündü. Taksim anlayışı ön plana çıktı. Ada'nın kuzeyinde kalan rumlar Etnik Temzik Çerçevesi'nde Güney'e gönderildi. Bu, Kuzey'deki Rum'ların tamamının Kuzey'e gönderilmesi ile ilgili olarak tamamen güvenlik sebebi ile ilgili yapılmıştı. Karpaz'daki olayla ilgili olarak Viyana'da anlaşma yapıldı ve insanlar dini ibadetleri, eğitim yapması ile ilgili bir takım kararlar alndı, yerlerini değiştirmeme olarak kararlar alındı."
Türkiye tarafından sistematik bir şekilde tarım işgücü altında nüfus aktarıldığını savunan Elcil, 1983'ten sonra hepsine vatandaşlık verildiğini, oy kullandırıldığı, yasa çıkararak zorla soy isim aldırıldığını belirtti. Sokak, mahalle, ve köy isimlerinin değiştirildiğini, Türk Lirası'nın yürürlüğe girdiğini ve ayrı bir devlet kurgusuyla KKTC üzerinde ambargoların kullanılmaya başlandığını ifade etti.
1990'lı yıllardan sonra Avrupa Birliği süreçlerinden ayrı tutulduğumuzu iddia eden Elcil, ayrılıkçı yapı ve konfederasyon istenildiği söylemlerinin devam ettiğini kaydetti.
"KKTC TANINMADI VE TANINMAYACAK"
Elcil, "Sosyalist ülkelerde devlet toprağı devletleştirir. Aynısı 1974'ten sonra bu ülkede yapıldı. Geçirilen mal mülk yasası çerçevesinde, tüm Rum malları devlete geçti ki bu uluslararası hukuka aykırı bir karardı. Herkese norm arazi şeklinde 100 150 dönüm arazi verilmeye başlandı. Sosyalist bir düzen olsa bunu anlardım ama kapitalist bir düzende bu olmazdı. Türkiye'den gelen nüfusa da bu dağıtıldı. Askeri güçle girdiğiniz bir ülkeye nüfus taşıyacaksınız ve başkasının malını vereceksiniz. Bu olacak birşey değildir! Rumlar da tabii ki boş durmadılar ve mahkemeye gittiler. Loizidu ile başlayan süreç halen devam ediyor. Bu davalar Türkiye'nin başını çok yakacak. Kıbrıs'ın kuzeyi Türkiye'nin kontrolündeki yerel yönetimdir. Kıbrıs'ta lokal bir yerel yönetim vardır ve buradaki tüm yapılanlardan Türkiye hükümetleri sorumlu tutuluyor. Vatandaşlık da aynı şekilde eğrelti bir durumdur. KKTC'nin tanınmaması ve tanınmayacak olması da bundan kaynaklanıyor çünkü herşey Uluslararası Hukuk'un dışında oluşan bir düzendir" dedi.
"KIBRIS TÜRKÜ'NE GÜVENMİYORLAR"
1950'li yıllarda Kıbrıs İstihdat Planı'nın hazırlandığını da belirten Elcil, 1963'teki çarpışmalardan sonra 186 sayılı kararın geçtiğini ve Türkiye'nin de bunu kabul ettiğini söeyledi. O kararın Kıbrıslı Rumlar'ın o makamlarda olmasına onay veren bir karar olduğunu söyleyen Elcil, Türkiye'nin de buna imza verdiğini ama şimdi, Egemen Bağış'ın çıkıp 'yarım devlet' demesinin aslında bize bir hakarettir olduğunu kaydetti.
Elcil sözlerine şu şekilde son verdi:
"Kıbrıslı Türkler, kurbanlık olarak seçildi. Rumların bir devleti var ancak biz kendimizi ifade edebilecek bir noktada değiliz. Türkiye'den gelen nüfusun ne kadar olduğunu bilmiyoruz ama biliyoruz ki her halukarda Kıbrıslı Türkler'den daha fazladır. Biz herşeyin dışındayız. Türkiye Cumhuriyet, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıyor. Futbol, basketbol maçı da yapıyorlar. Adanın Kuzey'i ile ilgili bir düzenleme yoktur. Kıbrıs sorunu vardır ama bu bizi daha fazla yakıyor. Kıbrıs'ın kuzeyinde var olan bir plan var. Sistematik bir nüfus taşıma projesi var. Demografik yapının değiştirilmesi ile ilgili ciddi bir sorun var. Kıbrıs Türk'üne güvenmiyorlar. Bağımsızlık isteyebileceğimizi düşünüyorlar ve bu iradeyi yaratmamaya çalışıyorlar. İlişkilerin karşılıklı saygıya dayalı siyasi ilişki olması gerkeirken buyuran emir alan bir pozisyon yaratıldı ve Türkiye'ye bağımlı olarak yaşayan bir ülke olarak yaşatılıyor. Bir toprağın dostluğu, üzerinde yaşayan insanlarla ölçülür. Biz Türkiye'nin dostuyuz, onlara da düşman olmayacağız. Bu dostluğun kalıcı olması için burada yaşayan insanların kendi ayakları üzerinde yaşayabileceği bir yapı yaratılması gerekiyordu. Ama bu yaratılmadı. Bunun yokedilmesi ile ilgil olarak süreç devam ediyor ve son süreçte dahada artmıştır".
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.