"450 bin Rum'un 490 milyon Avrupalı'nın çıkarını baltalaması kabul edilemez"
<P>TC Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Avrupa'nın bugün yaşadığı birçok sorunda, Türkiye'nin çözümün önemli bir parçası olmasına karşın Türkiye'nin adil ve makul bir müzakere sürecinden geçmesine Rumların izin vermediğini belirterek, "Bunlara artık 'dur' deme vakti geldi" dedi.</P>
AB Dergisi Kriter'in bu ayki sayısına konuşan Egemen Bağış, şunları kaydetti:
"450 bin Kıbrıslı Rum'un, 490 milyon Avrupalı'nın çıkarlarını baltalaması kabul edilebilir bir durum değil. Şu anda Avrupa'da enerji krizi var. Çözüm Türkiye ama Rum kesimi Enerji faslının müzakereye açılmasını engelliyor. Avrupa'nın bugün yaşadığı birçok sorunda, Türkiye çözümün önemli bir parçası olmasına karşın Türkiye'nin adil ve makul bir müzakere sürecinden geçmesine Rumlar izin vermiyor. Bunlara artık 'dur' deme vakti geldi."
Egemen Bağış, Türkiye AB müzakere sürecinde, gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra Rekabet ve Kamu Alımları başlıklarını, ardından da Eğitim ve Kültür faslı ile Enerji faslını açabileceklerini, ondan sonraki süreçte de Kıbrıs konusunda gerekli adımlar atılır ve iki taraf arasında uzlaşma sağlanabilirse müzakerelerin önünün açılacağını söyledi.
Bağış, "Genel seçimlere kadar müzakere sürecinde bir ilerleme sağlayabilecek misiniz?" sorusu üzerine, 12 Eylül sonrasındaki 3-4 ayın çok önemli olduğunu, 1 Ekimde Meclis'in açılmasından itibaren, 3-4 aylık süre içinde AB yolunda önemli adımlar atılabileceğini bildirdi.
"Devlet Yardımları Otoritesi Kanunu'nu Meclis'ten geçirebilirlerse Rekabet başlığını, İhale Kanunu'nda istisnalarla ilgili bir takım düzenlemeleri yapabilirlerse de, Kamu Alımları başlığını müzakereye açabileceklerini söyleyen Bağış, öte yandan siyasi baskılarını da farklı bir biçimde kullanarak Eğitim ve Kültür faslı ile Enerji faslını açmak için çaba gösterdiklerini" belirten Bağış, Aralık ayındaki AB Zirvesi'nde Ek Protokol konusunun yeniden gündeme geleceğinin hatırlatılarak, AB'nin Rum kesimine çözüm yönünde ciddi bir baskı yapmasını bekleyip beklemediğinin sorulmasına karşılık Bağış, aralık ayında nasıl bir tablo ortaya çıkacağını şimdiden öngörebilmenin zor olduğunu bildirdi.
AB MÜZAKERE SÜRECİ
Bağış, "Türkiye'nin artık gereksiz yüklerinden, ayak bağlarından kurtulması ve koşması gerektiğini, anayasa değişikliği paketinin bu açıdan çok önemli bir adım olduğunu" belirterek, 12 Eylül referandumunun, "AB ile müzakere sürecinde de bir dönüm noktası olacağını" söyledi.
Bağış söyleşisinde , önümüzdeki döneme ilişkin AB politikaları konusunda açıklamalarda bulunarak, Anayasa değişiklik paketini AB'ye uyum açısından değerlendirdi.
12 Eylül'deki referandumun AB ile müzakerelerde dönüm noktası olacağını belirten Bağış, şunları kaydetti:
"Türkiye'nin artık gereksiz yüklerinden, ayak bağlarından kurtulması ve koşması gerekiyor. Anayasa değişikliği paketi bu açıdan çok önemli bir adım. 12 Eylül, AB ile müzakere sürecinde bir dönüm noktası olacak. Referandumda "evet" denmesi ile Türkiye sırtındaki yüklerden kurtulacak. Müzakereler hızlanacak. Ekonomik kalkınma yolunda devam edeceğiz. Refah herkese ulaşmadan da durmayacağız."
Bakan Bağış, Anayasa Paketi'nin AB'ye uyumlu olup olmadığı yönündeki tartışmaların hatırlatılması üzerine de bu paketin AB ile uyumlu olduğunu sadece kendilerinin değil, AB yetkililerinin de net biçimde ifade etiğini belirterek, "paketin her maddesinin müzakerelerde en az bir fasıl açmak kadar önemli olduğuna dair görüşü AB'lilerin de teyit ettiğini" kaydetti.
Bağış, zaman ayırıp Anayasa Paketi'ni okumayan muhalefetin bilinçli olarak konuları ve değişikliklerin içeriğini, anlamlarını çarpıttığını, Türkiye'nin AB standartlarını yakalaması gibi bir dertleri olmadığını söyledi. Bağış, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Her fırsatta dile getiriyoruz. Bir çağdaşlaşma projesi olan AB üyeliği, Türkiye;nin devlet politikasıdır. Bu süreçte en tarihi adımları atan hükümet de biziz. Ama, biz isteriz ki devlet politikasının bir gereği olarak AB süreci, polemiklerden uzak, partiler üstü bir düzlemde devam etsin ve herkes taşın altına elini koysun. El birliği ile gerekli yasaları çıkaralım. Ümit ediyorum ki 12 Eylül referandumu bu bakımdan da yeni bir başlangıç olur. Referandumda 'evet' çıkmasıyla AB'ye tam üyelik sürecimizin hızlandığını görecek olan muhalefetin, bu sürecin milletin bir arzusu olduğunu anlayacağını ve sürece destek olacağını umuyorum."
Muhalefetin temel itirazlarından birinin, AB'nin İlerleme Raporlarında da eleştiri konusu olan Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nda (HSYK) Adalet Bakanı ve müsteşarın varlığı olduğu ve pakette bu değişikliğin neden yapılmadığı sorusu üzerine Bağış, 2009 İlerleme Raporu'nda Adalet Bakanı'nın kurulun başkanı ve Müsteşarı'nın kurulun doğal üyesi olması konusunda bir eleştiri getirilmediğine işaret ederek, raporda HSYK'nın bağımsızlığı ile bağlantılı iki hususun eleştiri konusu olduğunu, bunların da sadece Yargıtay ve Danıştay'ın kıdemli üyelerinin kurulda yer alması ile hakim ve savcıların performansını denetleyen adalet müfettişlerinin kurula değil, Bakanlığa bağlı olması olduğunu kaydetti.
Bağış, HSYK'nın yapısı ve işleyişiyle ilgili paketteki diğer değişikliklerin ise siyasi değil, teknik düzenlemeler olduğunu söyleyerek,mevcut rahatsızlıkları giderecek bazı temel değişikliklerin sözkonusu olduğunu bildirdi.
Anayasa Mahkemesi'nin yapısı ve seçim yöntemi ile ilgili eleştirilerin de bulunduğunun anımsatılması üzerine Bağış, "İddia edilenin aksine, AK Parti'nin hiçbir şekilde yargıyı ele geçirme niyeti olmadığı gibi, sistem de zaten ona müsaade etmiyor. Bu iddiayı ortaya atanların, halkın kafasını karıştırmaktan başka bir amacı olmadığını düşünüyorum" dedi.
Bakan Bağış, bu anayasa paketinin, AB'ye uyum açısından içine sinen bir paket olup olmadığının sorulması üzerine şunları kaydetti:
"Mükemmel mi diye soruyorsanız, hayır. Keşke muhalefet destek verseydi de, bu paketi mükemmel hale getirip, halkın önüne öyle çıkarabilseydik. Hatta tümden yeni bir anayasa oluşturabilseydik. Anayasaların hazırlanmasında uzlaşma en önemli husustur. Biz bunun için defalarca muhalefetin kapısını çaldığımız halde, kapılar hep yüzümüze kapandı."
Ben, Konya'daki Şeb-i Aruz törenlerinde Sayın Baykal'a bir teklifte bulundum. Dedim ki "Bakın, siz darbe mağduru olmuş bir siyasetçisiniz. Biz sizin gibi askeri darbe sonrası hapsedilmek, ailemizden koparılmak istemiyoruz. Biz sizin yaşadığınız mağduriyetleri torunlarınızın ve yeni nesillerin yaşamaması için tarihi bir adım attık. Ama siz görüşmeye bile yanaşmadınız. Eğer bizim anayasa taslağımızı kabul etmiyorsanız, o zaman gelin siz bir taslak hazırlayın. Sizin hazırlayacağınız bir anayasanın, Türkiye'yi bugünkünden daha demokratik bir hale getireceğine de inanıyorum. Onun üzerinden tartışalım, sizin taslağınız ile çalışmaya başlayalım" dedim. Sayın Baykal, 'Olmaz öyle şey' diyerek kestirip attı."
Paketin geçmesi halinde AB sürecinin canlanıp canlanmayacağının sorulması üzerine Bağış, referandumdan sonra ilgili uyum yasalarının çıkacağını, zaten Meclis gündeminde bekleyen yasalar bulunduğunu belirterek, 1 Ekimden sonra, iktidar-muhalefet el ele verip, AB yasaları konusunda işbirliği yapılmasını umduğunu, iktidar-muhalefet el ele verirse, önümüzdeki 3-4 ayda, 4 faslı müzakereye açacak hale getirebileceklerini kaydetti.
AB İLE MÜZAKERE SÜRECİ
Bakan Bağış, 2010 yılında vize sorununun çözümü konusunda bir gelişme beklenip beklenmeyeceğinin sorulması üzerine de geri kabul anlaşması ile ilgili metnin son aşamaya gelmiş durumda olduğunu söyleyerek, Komisyon'a metni paraflayabilmek için, üye ülkelerden vize muafiyeti müzakerelerine başlamak üzere yetki almasını talep ettiklerini de bildirdiklerini, halihazırda Komisyon'un bu konuda istişarelerini yürüttüğünü belirtti. Bağış, "Son 8 yıllık dönemde nasıl 30'a yakın ülke ile vizeleri kaldırdıysak, AB ülkeleri ile de kaldırmak için kararlı çabalarımızı sürdüreceğiz" dedi.
Heybeliada Ruhban Okulu'nun gündemde olup olmadığına ilişkin bir soru üzerine Bağış, şöyle konuştu:
"Ruhban Okulu'nun açılması zaten gündemimizde. Ruhban Okulu'nu biz kapatmadık. Bir mahkeme kararı ile kapandı. O karardan sonra anayasamızda ve yasalarımızda yapılan değişikliklerin, okulun yeniden açılması için yeterli olup olmadığına ilişkin incelemelerimiz sürüyor. Bu konu mütekabiliyet meselesi olmamakla birlikte, Yunanistan ile eş zamanlı atılacak adımların önemli rol oynayacağını düşünüyorum.
88 yıl sonra nasıl Sümela'da insanlık barışı için dua edilmesine hoşgörü ile yaklaştıysak, 19 Eylülde Akdamar'da 112 yıl sonra bir ayin gerçekleşebilecekse, Atina'da ya da Yunanistan'ın diğer bölgelerinde kapısına zincir vurulmuş camilerin ibadete açılmasının da sağlanması gerek. Bunun, sadece yüzbinlerce Yunan vatandaşının değil, Yunanistan'ı ziyaret eden milyonlarca Müslümanın ihtiyaçlarının karşılanmasının ve demokrasinin beşiği olmakla övünen Yunanistan'ın zengin kültürünün gereği olduğuna inanıyorum."
TAK
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.