Çaydamlı: “Adalar Denizi” köklü bir geçmişe sahip tarihsel bir kavram, ancak diplomatik riskler de taşıyor
Ekonomist, yazar Hakan Çaydamlı, “Ege Denizi mi Yoksa Adalar Denizi mi?” başlıklı makalesinde, “Adalar Denizi” kavramının modern dönemde üretilmiş reaksiyoner bir söylem olmadığını, Osmanlı-Türk denizcilik geleneğinde köklü bir geçmişe sahip olduğunu savundu. Çaydamlı, kavramın Türkiye'nin tarihsel anlatısını güçlendirebileceğini ancak Yunanistan’ın ada merkezli tezlerini dolaylı olarak destekleme riski de barındırdığını belirtti.
Ekonomist, yazar Hakan Çaydamlı, kaleme aldığı “Ege Denizi mi Yoksa Adalar Denizi mi?” başlıklı makalesinde, Türkiye'nin son dönemde daha görünür hale getirdiği “Adalar Denizi” söyleminin tarihsel temellerini ve olası jeopolitik sonuçlarını değerlendirdi.
"'ADALAR DENİZİ' KAVRAMI HEM OSMANLI-TÜRK DENİZCİLİK GELENEĞİNE DAYANMAKTA HEM DE YUNANİSTAN'IN MİTOLOJİK SÖYLEMİNE KARŞI TARİHSEL BİR ALTERNATİF"
Çaydamlı, “Adalar Denizi” kavramının zaman zaman ileri sürüldüğü gibi günümüzde ortaya çıkmış, “Ege Denizi” adlandırmasına tepki olarak geliştirilmiş bir söylem olmadığını belirterek, Türk Tarih Kurumu kaynaklarında yer alan Osmanlı dönemi haritalarında söz konusu deniz alanının “Adalar Denizi” olarak adlandırıldığını ifade etti.
Makalesinde Osmanlı döneminde bölgenin “Cezayir-i Bahr-i Sefid” olarak anıldığını hatırlatan Çaydamlı, Türk denizcilik tarihinde Çaka Bey’den itibaren “Adalar Denizi” kavramının kullanıldığına dikkat çekti. Piri Reis ve Kâtib Çelebi gibi önemli Osmanlı denizcileri ve coğrafyacılarının da bu terminolojiyi eserlerinde kullandığını kaydetti.
Çaydamlı, “Ege Denizi” adının ise Yunan mitolojisindeki Kral Aegeus’un hikâyesinden geldiğini belirterek, Türkiye'nin “Adalar Denizi” söylemiyle kendi tarihsel ve kültürel anlatısını öne çıkarmayı amaçladığını savundu.
Makalede, kavramın jeopolitik boyutuna da değinilerek, “Adalar Denizi” ifadesinin denizi adalar üzerinden tanımlayan bir yaklaşımı yansıttığı ve bunun Türkiye'nin adaların statüsü ile silahsızlandırılmasına ilişkin tezlerini daha görünür kılabilecek söylemsel bir çerçeve sunduğu görüşüne yer verildi.
"ADA MERKEZLİ HAKİMİYET İDDİALARINI DOLAYLI BİÇİMDE DESTEKLEME RİSKİ DE BARINDIRABİLİR"
Öte yandan Çaydamlı, bu yaklaşımın Yunanistan açısından farklı sonuçlar doğurabileceğini belirterek, ada merkezli bir tanımlamanın Yunanistan’ın adalar üzerindeki hâkimiyet tezlerini dolaylı biçimde güçlendirme riski taşıdığı yönünde değerlendirmelerin bulunduğunu aktardı.
Makalesinin sonucunda Çaydamlı, Türkiye'nin “Adalar Denizi” söylemini öne çıkarmasının tarihsel mirası sahiplenme ve Yunanistan’ın mitolojik kökenli “Ege” söylemine alternatif bir anlatı geliştirme stratejisi olarak okunabileceğini ifade ederken, kavramın tarihsel kaynaklarda yer alan köklü bir adlandırma olduğunun da göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Çaydamlı'nın ilgili makalesinin tamamı şu şekilde:
"Türkiye son dönemde 'Ege Denizi' yerine 'Adalar Denizi' söylemini daha görünür biçimde öne çıkarmaya çalışıyor. Bunun temel nedeni, 'Adalar Denizi' kavramının hem Osmanlı-Türk denizcilik geleneğine dayanması hem de Yunanistan’ın mitolojik kökenli 'Ege' söylemine karşı tarihsel bir alternatif sunmasıdır. Türkiye böylece, bölgedeki egemenlik tartışmalarında kendi tarihsel ve kültürel anlatısını güçlendirmeyi hedefliyor.
Ancak burada dikkat çekilmesi gereken önemli bir husus bulunuyor: 'Adalar Denizi' kavramı, zaman zaman ileri sürüldüğü gibi, günümüzde ortaya çıkmış, 'Ege Denizi' kavramına itiraz amacıyla üretilmiş çağdaş ve reaksiyoner bir söylem değildir. Bu kavramın tarihsel kullanımına ilişkin somut örnekler mevcuttur. Nitekim Türk Tarih Kurumu kaynaklarından elde edilen, biri orijinal son dönem Osmanlı Türkçesiyle hazırlanmış, diğeri ise aynı haritanın günümüz Türkçesiyle yayımlanmış tıpkı basımında da görüldüğü üzere, söz konusu deniz alanı tarihsel olarak 'Adalar Denizi' şeklinde adlandırılmıştır. Bu durum, kavramın modern politik tartışmaların ürünü olmaktan ziyade, daha eski Türk coğrafya ve denizcilik terminolojisinin bir parçası olduğunu göstermektedir.

Peki neden özellikle 'Adalar Denizi' ifadesi tercih ediliyor?
Öncelikle bunun güçlü bir tarihsel arka planı bulunuyor. Osmanlı döneminde söz konusu deniz, 'Cezayir-i Bahr-i Sefid' (Akdeniz Adaları) olarak anılıyordu. Türk denizcilik tarihinde ise Çaka Bey’den itibaren 'Adalar Denizi' kavramının kullanıldığı görülüyor. Piri Reis ve Kâtib Çelebi gibi önemli Osmanlı denizcileri ve coğrafyacıları da bu terminolojiyi eserlerinde kullanmışlardır.
Bu tarihsel kullanımın Cumhuriyet’in erken dönem söylemlerine de dolaylı yansımaları olduğu söylenebilir. 'Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!', Mustafa Kemal Atatürk’ün, 30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi (Dumlupınar Zaferi) sonrasında Türk ordusuna verdiği meşhur emirdir. Bu emirde geçen 'Akdeniz' ifadesiyle kast edilen hedefin, dönemin terminolojisi içinde bugünkü Ege Denizi kıyıları olduğu genel kabul gören tarihsel yorumlardan biridir. Nitekim Türk ordusunun ilerleyişi İzmir’e, yani günümüz Ege kıyılarına yönelmiştir. Bu durum, bugünkü terminolojik ayrımların geçmişte bugünkü kadar belirgin olmadığını ve söz konusu deniz alanının farklı tarihsel adlandırmalarla anıldığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
İkinci unsur, kavramın taşıdığı sembolik ve kültürel karşıtlıktır. 'Ege Denizi' adı, Yunan mitolojisindeki Kral Aegeus’un trajik hikâyesine dayanır. Türkiye’nin 'Adalar Denizi' söylemini öne çıkarması ise, bu mitolojik kökenli isimlendirmeye karşı kendi tarihsel anlatısını ön plana çıkarma çabası olarak değerlendirilebilir.
Meselenin bir de jeopolitik boyutu bulunuyor. 'Adalar Denizi' ifadesi, denizi adalar üzerinden tanımlayan bir yaklaşımı yansıtıyor. Bu durum, Türkiye’nin adaların statüsü ve silahsızlandırılması konusundaki tezlerini daha görünür hale getirebilecek bir söylemsel çerçeve sunabilir.
Sosyo-politik açıdan bakıldığında ise bu söylemin iki taraf açısından farklı nüansları bulunuyor.
Türkiye açısından değerlendirildiğinde, tarihsel mirasa dayalı bir terminolojinin kullanılması ulusal kimlik vurgusunu güçlendiren bir unsur olarak görülebilir. Aynı zamanda bu yaklaşım, Yunanistan’ın 'Ege' merkezli söylemine karşı alternatif bir dil oluşturma girişimi anlamına geliyor. Bunun yanında, adaların statüsüne ilişkin tartışmalar için söylemsel bir zemin oluşturduğu da söylenebilir.
Yunanistan açısından ise tablo daha karmaşık görünüyor. 'Adalar Denizi' söylemi, Türkiye’nin ada merkezli bir tanımı benimsediği izlenimini yaratabilir. Bu da, Yunanistan’ın adalar üzerindeki hâkimiyet yaklaşımını dolaylı biçimde meşrulaştıran bir etki doğurabilir.
İki söylem arasındaki farklar özetle şöyle değerlendirilebilir: 'Ege Denizi' kavramı, Yunan mitolojisindeki Aegeus anlatısına dayanırken, uluslararası literatürde yerleşik ve görece tarafsız bir coğrafi tanım olarak kullanılıyor; buna karşılık, Yunanistan’ın kültürel anlatısını güçlendirdiği yönünde değerlendirmeler de mevcut. 'Adalar Denizi' ise Osmanlı-Türk denizcilik geleneğine yaslanan bir kavram olarak Türkiye’nin tarihsel anlatısını güçlendirme ve adaların statüsünü gündeme taşıma işlevi görebilir; ancak aynı zamanda ada merkezli hâkimiyet iddialarını dolaylı biçimde destekleme riski de barındırabilir.
Sonuç olarak, Türkiye’nin 'Adalar Denizi' söylemini öne çıkarması; tarihsel mirası sahiplenme ve Yunanistan’ın mitolojik kökenli 'Ege' söylemine karşı alternatif bir anlatı geliştirme stratejisi olarak okunabilir. Bununla birlikte, 'Adalar Denizi' kavramının tarihsel kaynaklarda yer alan köklü bir adlandırma olduğu ve modern dönemde ortaya çıkmış reaksiyoner bir terminoloji olmadığı yönündeki veriler de dikkate alınmalıdır. Öte yandan, bu yaklaşımın diplomatik düzlemde Yunanistan’ın ada merkezli tezlerini güçlendirme ihtimalini de beraberinde taşıdığı yönünde değerlendirmeler bulunmaktadır"
— Hakan Çaydamlı (@hakan_caydamli) May 30, 2026
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.