İsrail, Güney Lübnan’ı ateş ve yıkımla yeniden şekillendiriyor
Güney Lübnan’da ateşkese rağmen süren saldırı ve yıkım operasyonlarında 10 binden fazla konutun zarar gördüğü açıklandı.
Güney Lübnan’da ateşkes anlaşmasının yürürlükte olmasına rağmen yıkımın boyutu giderek genişliyor.
Sınır köylerinde yaşayanlar, evlerinin durumunu uydu görüntüleri ve video kayıtları üzerinden takip ederken, birçok mahalle tamamen enkaz alanına dönüşmüş durumda. Lübnanlı değerlendirmelere ve sahadaki gözlemcilere göre ateşkes, savaşın sona erdiği bir aşama olmaktan ziyade, sınır hattının bombardıman, buldozer faaliyetleri ve sistematik yıkımlarla yeniden şekillendirildiği yeni bir döneme dönüştü.
İsrail ordusu, güneydeki çeşitli köylerde hava saldırıları ve yıkım operasyonlarını sürdürürken, yaşananların yalnızca Hizbullah ile yürütülen askeri çatışmalarla sınırlı olmadığı yönündeki endişeler de artıyor. Gözlemciler, sınır boyunca yeni bir coğrafi ve demografik gerçeklik oluşturulmaya çalışıldığı görüşünü dile getiriyor.
Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, Ulusal Bilimsel Araştırmalar Konseyi Genel Sekreteri Şadi Abdullah, ateşkesin yürürlüğe girmesinden 8 Mayıs’a kadar geçen sürede İsrail saldırılarının 5 bin 386 konutun tamamen yıkılmasına yol açtığını açıkladı. Abdullah ayrıca, 5 bin 246 konutun da hasar gördüğünü belirterek, bir aydan kısa sürede zarar gören veya tamamen yıkılan konut sayısının 10 bini aştığını söyledi.
Güney Lübnan’daki çevrelere göre bu rakamlar, İsrail operasyonlarının ‘noktasal hedeflerden çıkarak güney köylerindeki yerleşim alanlarını ve kentsel dokuyu hedef alan daha geniş çaplı bir yıkım sürecine dönüştüğünü’ gösteriyor. Aynı kaynaklar, söz konusu yıkımın sınır bölgelerine sivillerin geri dönüşü ve günlük yaşamın yeniden kurulması üzerinde uzun vadeli etkiler bırakacağı değerlendirmesinde bulunuyor.
Lübnanlı milletvekili Muhammed Havace Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail’in 27 Kasım 2024’te ilan edilen ateşkes anlaşmasına ilk günden itibaren uymadığını söyledi. Havace, İsrail’in ateşkesi, Güney Lübnan’da yeni bir fiili durum oluşturmak amacıyla kullandığını savunarak, bunun sistematik yıkım ve sınır hattındaki coğrafi ile demografik yapının yeniden şekillendirilmesi üzerine kurulu olduğunu ifade etti.
Havace’ye göre bölgede yaşananlar ‘münferit ihlallerden ibaret değil’, aksine Nakura’dan Hermon Dağı (Cebel eş-Şeyh) eteklerine kadar uzanan kapsamlı bir planın parçası niteliği taşıyor. Havace, söz konusu planın sınır bölgesinin tüm yapısını değiştirmeyi hedeflediğini; köylerin yıkılması, mahallelerin buldozerlerle düzleştirilmesi ve tarihi yapıların ortadan kaldırılması yoluyla uygulandığını öne sürdü.
Havace, İsrail’in yürüttüğü yıkım faaliyetleriyle ‘bu bölgelerde artık ne yaşam ne de nüfus kaldığı’ mesajını vermeye çalıştığını savundu. Havace, bunun Gazze Şeridi’nde uygulanan yönteme benzediğini öne sürerek, tehlikenin yalnızca coğrafi değişimle sınırlı olmadığını, aynı zamanda demografik yapıyı ve sınırları da hedef aldığını ifade etti.
Havace, Bint Cubeyl kentinin son savaş sırasında tamamen yıkıma uğramadığını ancak bugün ‘sokak sokak, ev ev’ hedef alındığını söyledi. Havace ayrıca, Aytarun, el-Hıyam, Aynata, Deyr Mimas ve Yarun gibi yerleşimlerde de saldırı ve yıkım operasyonlarının sürdüğünü belirtti.
Havace’ye göre saldırılar yalnızca konutlar ve yerleşim alanlarıyla sınırlı kalmadı; dini, tarihi ve kültürel yapılar da hedef alındı. Havace, Deyr Mimas’ta bulunan tarihi bir manastırın, Yarun’daki 150 yılı aşkın geçmişe sahip rahibeler manastırının yanı sıra Güney Lübnan’daki çeşitli kale ve arkeolojik alanların da saldırılardan etkilendiğini söyledi. Havace, yaşananların ‘İsrail’in bölgeyi yeniden şekillendirmeye ve tarihi-kültürel kimliğini silmeye yönelik eski bir projesinin bulunduğunu gösterdiğini’ savundu.
Bir diğer Lübnanlı milletvekili İbrahim Muneymine ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Güney Lübnan’da yaşananların İsrail’in ‘nüfustan arındırılmış bir alan oluşturma’ yönündeki açık girişimi olduğunu söyledi. Muneymine, bunun İsrail’in uzun süredir ‘tampon bölge’ başlığı altında dile getirdiği proje olduğunu savundu. Muneymine, son savaşın Hizbullah tarafından başlatıldığını öne sürerek, İsrail’in bu süreci köylerin sistematik şekilde yıkılması ve sivillerin yerinden edilmesi için gerekçe olarak kullandığını ifade etti. Muneymine, yaşananların savaş suçu kapsamına girdiğini ileri sürdü.
İsrail’in ateşkesi sahadaki hedeflerine hizmet edecek şekilde değerlendirdiğini savunan Muneymine, Tel Aviv yönetiminin ateşkes sürecini tünel arama ve keşif faaliyetlerini yoğunlaştırmak için kullandığını söyledi. Ancak yaşananların bunun çok ötesine geçtiğini belirten Muneymine, evlerin buldozerlerle yıkılması ve mahallelerin tahrip edilmesinin yalnızca tünellerle açıklanamayacağını, asıl amacın güç kullanılarak bir tampon bölge oluşturulması olduğunu dile getirdi.
Muneymine ayrıca İsrail’in, Güney Lübnan’daki nüfusu başka bölgelere göçe zorlayarak krizi ülke içine taşımaya çalıştığını öne sürdü. Bunun Lübnan’daki sosyal, ekonomik ve yaşam koşulları üzerinde ciddi baskılar oluşturduğunu ifade eden Muneymine sözlerini şöyle noktaladı: “İsrail bu şekilde aynı anda iki hedefe ulaşıyor: Bir yandan tampon bölge oluşturuyor, diğer yandan Lübnan içinde baskı yaratan ve dengeleri sarsan yeni bir demografik gerçeklik meydana getiriyor.”
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.