EKONOMİ & FİNANS
okuma süresi: 20 dak.

Dr. Besim:"TC İle imzalanan protokolde büyük eksiklikler var"

"TC İle imzalanan protokolde büyük eksiklikler var"

<P>DAÜ Öğretim Üyelerinden Dr. Mustafa Besim reel sektöre dönük mikro bazlı politikalar uygulanmasını istedi. Dr. Besim,"TC İle imzalanan protokolde büyük eksiklikler var" dedi.Doğu Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Mustafa Besim, Türkiye Cumhuriyeti ile imzalanan ekonomik protokolün tek bacaklı olduğunu ve bu şekliyle uygulamaya konulmaması gerektiğini söyledi.</P>

Yayın Tarihi: 03/06/10 09:09
okuma süresi: 20 dak.
"TC İle imzalanan protokolde büyük eksiklikler var"
A- A A+

Doç. Dr. Mustafa Besim, "Bence bu protokolde çok büyük eksiklikler vardır. Protokol tamamen KKTC devletinin kamu açıklarını ve Türkiye'ye olan mali bağımlılığı azaltmaya yönelik bir protokoldür. Ama reel sektörün büyümesi için gereken o politika ya da yaptırımları bu protokolde pek göremedik. Bu bir eksikliktir" dedi.

Mustafa Besim, Ekonominin Sesi'nin sorularını yanıtladı. Besim, reel sektöre yönelik mikro bazlı ekonomik politikaların hayata geçirilmesini istedi.

Mevcut siyasi yapının ülke sorunlarını çözmekten uzak olduğunun da altını çizen Mustafa Besim," Biz akademisyenler, iş çevreleri ya da gazeteciler bu konularda birşeyler yapılması için uğraşıyoruz. Sonuçta iş geliyor siyasetçiye bağlanıyor. Siyasetçi üzerine düşeni yapmazsa sonuçta birşey olmuyor. Ben etkin, üretken, dinamik ve daha çok çalışacak siyasetçilerin artık yavaş yavaş meclise girmesini istiyor ve siyaset kurumunun değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde, "ayni tas ayni hamam" hikayesi bu işin devam edeceğini düşünüyorum " diye konuştu.

İşte Mustafa Besim'e sorulan sorular ve verdiği yanıtlar:

Soru: Yeni hükümet ekonomik konularda ne yapmalı?

Dr. Mustafa Besim: Yeni hükümetin önünde hazırlanmış ve devam ettirmesi gereken Türkiye Cumhuriyeti ile imzalanmış bir protokol var. Özellikle aylık finansman sıkıntısı çeken hükümetin bu protokolde yer alan maddeleri bire bir yerine getirme zorunluluğu vardır. Bundan kaçamayacaktır. Bundan kaçmaya çalışması durumunda da gerek KİT'lerin gerek diğer kurumların bundan etkileneceğini görüyoruz. Zaten bunu yaşıyoruz. Bu nedenle de hükümet Türkiye ile imzalanan protokolü uygulamaya gidecektir. Yalnız şöyle bir durum vardır. İmzalanan protokolü olduğu şekiliyle tamamen uygulamaya kalkışırsa hükümet, bence sene sonuna kadar çok büyük protestolarla, eylemlerle, grevlerle karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle bu azınlık hükümetinin ya da oluşturulacak bir koalisyon hükümetinin bu protokolü bire bir uygulama gücü biraz zor olacaktır diye düşünüyorum. Ama tabii ki, diğer taraftan da uygulamak zorundadır. Çünkü, aylık nakit ve kaynak sıkıntısında olduğu için de onu zorlayacaktır. Hiç kötümser olmak istemememe rağmen ben açıkça belirteyim, kötümserim. Bu önümüzdeki 6 ayın, yani yıl sonuna kadarki dönemin gerçekten zor geçeceğini görüyorum. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti ile imzalanan protokolü genel anlamda değerlendirdiğimizde temel bir husus vardır orada. O da nedir? Türkiye Cumhuriyeti protokolde tamamen Kıbrıs'a yapılan yardımın, verilen desteğin bir şekilde azaltılması yönünde çalışmalar yapmaktadır. Yani "Kıbrıs'ta bulunan kara delikleri, açık veren kuruluşları nasıl halledebilirim ben ve dolayısıyla Türkiye'den Kıbrıs'a akan parayı bir ölçüde azaltabilirim" yaklaşımı ile olaya bakmaktadır. Şimdi diyeceksiniz ama gelen para miktar olarak artıyor. Bu yıl bir milyar TL'ye çıktı. Geçen yıllarda bu rakam daha azdı. Haklısınız. Ama oran olarak, ekonomideki oran olarak bu rakamın azaldığını görüyoruz. Bence bu protokolde çok büyük eksiklikler vardır. Protokol tamamen KKTC devletinin kamu açıklarını azaltmaya ve Türkiye'ye olan mali bağımlılığı azaltmaya yönelik bir protokoldür. Ama reel sektörün büyümesi için gereken o politika ya da yaptırımları bu protokolde pek göremedik. Bu bir eksikliktir.

Soru: Nedir daha başka eksikler peki?

Dr. Mustafa Besim: Potokolü aslında nasıl okuduğunuza da bağlıdır. Şimdi protokolü okuduğunuzda, protokol "Kamunun ekonomideki payını azaltmak için şunları yapmamız gerekir" der. Ama tamam onu azaltabilirsin ama özel sektörün de ayni anda mikro bazlı politikalarla, ki biz bunları hiç konuşmuyoruz, direk reel sektörün uzmanlaşmasını, belli alanlarda üstünlük sağlamak için teşviklerin bire bir sağlanacağı, bire bir desteklerin verileceği ve bire bir yeni pazarlara ulaşılacak politikalar hiç yoktur. Bir taraftan siz kamuyu bu protokolü uygulayarak küçültebilirsiniz, ama ayni anda özel sektörün de gelişmesi için birşeyler yapmanız lazımdır. Çünkü, sonuçta ekonomi bir bütündür. Eğer siz bir taraftan kamuyu küçültür, kısarsanız ve diğer taraftan özel sektörü geliştirecek politikaları uygulamazsanız, o zaman tek ayaklı bir ekonomi olacak ve ne yazık ki Kıbrıs'ta bizim ekonomimiz kamuya dayalı bir ekonomi olduğu için bu uygulamalardan çok da olumsuz etkileneceğiz. Eğer esnaf, müteahhit ay başını beklerse, devletteki ihalelere bakarsa, siz onları da kısar ve yapabileceği alternatif olanaklar da yaratmazsanız, o zaman ekonomi toptan küçülecek. Ve bu doğal olarak toplamda KKTC ekonomisinin, pastanın büyümemesine neden olacak. Bu işsizliği artırıp, devlet gelirlerini azaltacak. Sonuçta bu daha da kötü bir durum yaratacak. Kısacası bu protokolde ben eksiklerin olduğunu görüyorum. Reel sektörün büyümesine yönelik eksikleri görüyorum ben. Tamam, şunu da söyleyebilirsiniz. Eğer biz kamunun ekonomideki payını azaltırsak, ki bunun içerisinde bankacılık sektörü de var. Biliyorsunuz kamu önemli ölçüde bankacılık sektöründen kaynak kullanıyor!. Bu defa da ne olacak, özel sektörün o kaynaklardan daha fazla yararlanmasına fırsat yaratacaksınız. Ama bunu da yapabilmeniz için şirketlerin daha fazla kredi talep etmesi gerekecek. Şirketler niçin daha fazla kredi talep eder? Eğer bir yeni iş imkanı, yeni açılımlar görürlerse bunu yaparlar. Peki o yönde sizin bir politikanız var mı? O yönde sizin bir politikanız yok.

Soru: Biraz isterseniz konuyu açalım. Reel sektörü büyütebilmek için nasıl mikro ekonomik politikalar uygulamaya konulmalıdır?

Dr. Mustafa Besim: Ben şöyle düşünüyorum. Bizim Kıbrıs Türk toplumu olarak ne yazık ki yıllardan beridir kendi başımıza oturup da kendi planımızı, programımızı belirleyip, eksiklerimizi gidip Anavatan Türkiye'ye ya da diğer "donor"lara "Bizim eksiklerimiz bunlardır, sorunlarımız bunlardır. Biz bu sorunları çözmek için kendimize böyle bir reçete çıkardık. Ama bunları da yapmak için bir destek isteriz" demedik. Biz bunu hiçbir dönemde yapmadık. Her zaman için dıştan birileri bize birşeyler empoze etmeye çalıştı. Bu aslında bizim çok büyük bir eksiğimizdir. Son durum da ayni şekildedir. Özellikle CTP-BG koalisyon hükümetlerinin en büyük hatası hızlı büyüme döneminde bu yapısal sorunlara çözüm getirmemesi ve getirmediği gibi kara delikleri de daha fazla büyütmesiydi. Sonuçta krizlerin de yaşanmasıyla bu hallere geldik. O halde bu protokol madem ki hazırlandı ve bizim de buna ihtiyacımız var, biz de en azından KKTC hükümeti olarak gerek sivil toplum gerekse değişik kesimlerle oturup, bu protokolün eksiklerini belirleyerek en azından o eksikleri de yerine getirerek o protokolün iyi ayaklı olmasını sağlamalıyız. Özellikle reel sektöre yönelik politikalar geliştirmeliyiz. Reel sektöre yönelik politikalar neler olmalıdır? Bir; öncelikle bizim ülkemizde artık teşvik sisteminin yeniden gözden geçirilmesi lazımdır. Ve karşılaştırmalı üstünlüğümüz olan alanlara destek vermemiz lazımdır. Örneğin yeşil hat tüzüğünü incelediğimizde tarım sektöründe belli ürünlerde bizim üstünlüğümüz var ve bu ürünler zorluklar olmasına rağmen Rum tarafına gidiyor. Demek ki üstünlüğümüz olan alanları desteklememiz lazımdır ki, bu ürünlerdeki ihracatı ve ülkeye akan parayı artıralım. İki; bugün sektörel bazda, mikro bazda turizme yönelik agresif, uzmanlaşmaya yönelik politikalar gütmemiz lazımdır. Bunları da yapmıyoruz biz. Biz çok genel politikalarla yıllardan beridir Türkiye'den buraya otel inşaatları yaptırıyoruz. Görüyoruz ki milyarlarca liralık yatırımlar yapılmasına rağmen bu otellerdeki doluluk oranları istenilen düzeyde değildir. O halde turizmde sorun arzda değildir. Turizmde biz arzı sunabiliyoruz ama turizmde talebi bulamıyoruz. İşte talebe yönelik ulaşımın teşvik edilip desteklenmesi gerekmektedir. Bunun yanında bizim diğer çok önemli sorunumuz, piyasadaki şirketlerin finansmana erişim sorunudur. Bunun tabii ki değişik sebepleri vardır. İşte Kıbrıs sorunundan dolayı mülkiyet rejiminin kabul görmemesi ve bankaların bunu riskli görüp faiz uygulaması. Artı şirketlerin mali bilançolarının şeffaf olmaması. Ve bu mali tablolardan dolayı bankaların kredi vermek istememesi. Burada hükümetin özellikle "Bankalar kredi vermekte niçin isteksiz davranıyor" sorusuna yanıt araması, bu konuda tespitler yapması lazımdır. Bunların da aslında ne olacağı bellidir. Bunların üzerine gitmesi lazımdır. Nedir bunlar? Bir; mahkemeler bugün çok kötü durumdadır. Bir banka alacağını, verdiği krediyi tahsil edemiyorsa ve mahkemeyle bunu ancak üç-dört yılda tahsil edebiliyorsa bu da doğal olarak bankaya müthiş bir maliyet yükler. Faizler bunun için yüksektir. Bu ülkede ticari mahkemelerin mutlaka kurulması lazımdır. İhtisas mahkemelerinin kurulması lazımdır. Ticari ve alacaklı davaların kısa sürede çözümlenmesi lazımdır. İki; Kıbrıs sorunundan dolayı insanımızın kullandığı ipotek pek değerli değildir. Bu ipoteklerin daha değerli kılınması için hükümetin bir garanti fonu oluşturması lazımdır. Ve bu garanti fonunun da Merkez Bankası işbirliği ile Bankacılık sektöründe kullanılmasını sağlaması lazımdır. Bu sayede de bankalar belli bir güvenceyle bu pek değerli olmayan malları kullanarak daha iyi ve daha düşük faizlerle kredi verebilmelidirler. Üç; en büyük diğer sorun şirketlerin mali tablolarıdır. Bugün şirketlerimizin mali tabloları istenilen standartta değildir. İstenilen standartlarda olmadığı için de Bankalar kredi vermekte pek istekli değildirler. Bununla ilgili Maliye Bakanlığının birşeyler yapması lazımdır. Çünkü şirketler gerçek varlıklarını ve aktivitelerini beyan etmek istemiyorlar. Çünkü vergi sistemi o kadar bir çarpıktır ki, gerçekten bu vergi sistemi ile kar yapılması mümkün değildir. Yapsanız bile bunun çoğunu vergi olarak vereceksiniz. Bunun için vergi sistemindeki değişiklik sayesinde verginin kabul edilebilir bir seviyeye getirilerek, diğer kara deliklerin muafiyet ve diğer indirimlerin de kaldırılmasıyla basit bir vergi sistemi sayesinde şirketlerin daha gerçekçi beyanlarda bulunmasını sağlayabiliriz. Bunu da sağladıktan sonra şirketlere caydırıcı cezaların getirilmesi gerekiyor. Ama önce düzenlemelerin yapılması lazımdır. Önce sistemi düzeltmek lazımdır. Ondan sonra ağır cezai caydırıcı önlemler getirmek lazımdır. Çünkü mevcut koşullarda cezaları artırırsanız olmaz. Bu yanlış olur. Gerçi bizim ülkede yaptırım da çok uygulanamadığı için olacak bugüne kadar bu konuda adım atılıp yol alınamadı. Şirketlerin mali tablolalarının daha iyi hale getirilmesi ancak Maliye Bakanlığının yapacağı bu düzenlemelerle mümkün olacaktır. İşte bu gibi mikro ve spesifik politikalara ek olarak diğer önemli bir mesele asgari ücret meselesidir. Yani bizim emek piyasamızda ne yazık ki asgari ücrette bir katılık söz konusudur. Asgari ücretin de sektörel bazda uygulanması çok önemlidir. Belli sektörlerde emek arz fazlası vardır. O sektörlerde asgari ücret daha düşük olmalıdır. Belli sektörlerde ise eksiklikler vardır. O sektörlerde de asgari ücretin daha yüksek olması lazımdır. Dolayısıyla emek piyasasında bu sektörel düzenlemelerin yapılması mutlak surette şirketlerin daha etkin ve verimli çalışmalarını ve daha rekabet edebilir bir konuma gelmelerini sağlayacaktır. Bunun yanında, bizim şirketlerimize bakanlıklar tarafından, Ekonomi Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı ile de işbirliği içerisinde yönetimlerini yenilemeye yönelik işletme kredileri açısından destek verilmesi lazımdır. İlla ki sıfır faizli kredi değil ama, bugün bir bankadan siz krediyi yüzde 15-20 faizle alırsanız, bunun yüzde 10'unun devlet tarafından desteklenmesi ve geriye kalanının da şirketler tarafından karşılanarak yönetimlerini yenilemeleri, yeni teknolojiler getirmeleri, yeni teknolojiler sayesinde mali tabloların düzeltilmesi, yönetimde etkinliğin sağlanması gibi mikro bazlı politikalar bence daha etkili olacaktır. Biz genelde hep makro konuşuruz. İşte devletin açığı olmasın, enflasyon düşük olsun gibi çok makro şeyleri konuşuruz. Tamam, onlar da ekonomideki istikrarı sağlamak için gereklidir. Ama onların sağlanması sonrasında ekonominin büyümesi için de mikro bazlı, sektörel odaklı politikalar üretilerek ekonomideki özel sektörün büyümesi sağlanmalıdır. Bu ancak uygulanan programların iki bacaklı olması ile sağlanabilir.

Soru: Gördüğüm kadar mevcut siyasi yapının ülke ekonomisine dönük gerekli politikaları geliştirip uygulamaya koyabileceği konusunda karamsarsınız
.
Dr. Mustafa Besim: Evet yapacak gücü olmadığına inanırım. Toplumsal uzlaşının sağlanması uygulanacak ekonomik politikaların başarısı için şarttır. Bu bugüne kadar sağlanmadığı içindir ki, bu hallere geldik. Aslında bir de toplumsal olarak benimsenmiş politikalar uygulamaya çalışalım, göreceksiniz o zaman daha başarılı olacağız diye düşünüyorum. Makro ve mikro bazlı, üzerinde toplumsal uzlaşının da sağlanacağı politikalar uygulanırsa sürüdürlebilir bir ekonomik yapıya ulaşmakta çok önemli adımlar olacağına inanıyorum. Bakınız, 2007'nin ikinci yarısından itibaren ekonomi bir küçülme dönemine girdi. Sonra seçimler sırasıyla geldi. Bu yıl ekonomide olumluya dönen bir tablo var ortada. Ama bu tablo da iki yıldır küçülen bir ekonomi olduğu için böyledir. Yoksa ekonomide şöyle ekonomiyi genişletici makro ya da mikro ekonomik politikalar uygulandığı için değil. Protokolde bu yıl yüzde 4 büyüme hedefi vardı. Ben bu hedefin zor yakalanacağı görüşündeyim. Bu turizme bağlıdır. Turizme bakıyorsunuz. En önemli kurum KTHY tehlikede. İnşallah diğer özel şirketler iyi yolcu taşır da turizmde iyi bir gelişme olur. Üniversiteler çok önemli. Ne kadar öğrenci geleceği önemli!. Daha önce de konuştuk, KKTC ekonomisinin 2010 yılında yüzde 4 büyüme hedefine ulaşabilmesi, bir turizme bir de öğrenci akışına bağlıdır. Bu ikisi konusunda ne yapılıyor? Bunlar bizim yüzde 4 büyüme hedefini yakalamamızı sağlayacak. Çünkü bütçeye bakıldığı zaman, bütçede ekonomiyi genişletici öngörülen yatırımlar yok. Kamu yatırım yapmıyor. Özel zaten geri çekildi, bekliyor. İnşaat sektöründe müthiş bir duraklama vardır. Bunun için dış talepte bir artış olması lazımdır. Dış talep nedir? Bir üniversitelere gelen öğrencidir iki turizmdir. Bunlarda birşey olmazsa biz yüzde 4 büyümeyi nasıl bulacağız? Bunun için hesap kolaydır. Bunları bekleyip görmemiz lazımdır. Sürdürülebilir bir ekonomiyi yakalamak için bizim mutlak surette yapısal sorunlarımızı çözmemiz lazımdır. Dönemsel ve yüksek oranlı büyümeler bizi bir yere götürmez. Tabii ki ben bu yorumları yaparken Kıbrıs konusu gibi çok belirleyici olan bir konuda bir gelişme olmayacağını varsayarak söylüyorum. Yoksa Kıbrıs konusundaki olumlu bir gelişme ve yıl sonunda öngörüldüğü gibi bir çözüm, mutlak surette durumu çok daha fazla olumluya çevirecektir. Biz iktisatçılar her ne kadar da siyasilerin ekonomik politikalara müdahalelerinin ekonomiyi çok etkileyip yaraladığını söylesek de, aslında beğensek de beğenmesek de ülkedeki bu sorunları çözecek olan siyaset kurumudur. Onun için bizim etkin çalışabilecek, kısa vadeli çıkarlarını düşünmeyecek, belli çevresel çıkarlarını düşünmeyecek ama orta ve uzun vadeli vizyonu olan, toplumsal düşünce sahibi politikacılara ihtiyacımız vardır. Ama ne yazıktır ki, yıllar bu ülkede çok değişik bir politikacı yapısı çıkardı ortaya. Bunun için de ben kötümser olacağım yine ama bunlarla da bir yere varılacağını beklemiyorum. Onun için bizim gerçekten yaptırım uygulayabilecek politikacılara ihtiyacımız vardır. Kararlı politikacılara ihtiyacımız vardır.Bir meclise bakın.. Ne kadar yasa geçiyor. İşte belli birşeyleri düzeltip yamalamak için birşeyler yapılıyor. Meclisin böyle bir topyekün seferberliğe girip ne kadar mevzuatta yapılması gereken işler varsa yapması lazımdır. Hükümet motor olacak, yasaları meclise taşıyacak, komiteleri çalıştıracak. Bunun için gerçekten çalışacak siyasilere ihtiyacımız vardır. Biz akademisyenler, iş çevreleri ya da gazeteciler bu konularda birşeyler yapılması için uğraşıyoruz. Sonuçta iş geliyor siyasetçiye bağlanıyor. Siyasetçi üzerine düşeni yapmazsa sonuçta birşey olmuyor. Ben etkin, üretken, dinamik ve daha çok çalışacak siyasetçilerin artık yavaş yavaş meclise girmesini istiyor ve siyaset kurumunun değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde, "ayni tas ayni hamam" hikayesi bu işin devam edeceğini düşünüyorum. Şimdi hükümet programını genel olarak değerlendirdiğimizde ne görüyorsunuz? Hiçbir şey. UBP halka sorunlarını çözecek diyerek iktidara geldi. Ama bir yıl geçti, birşey olmadı. Siz halka bir söz verdiniz, halk sizi seçti ama söylediklerinizi yapamadınız. Toplumun bunun hesabını sorması lazımdır. Demokrasilerde halk sözlerin takipçisi olmalı, siyasetçiler de sorulanlara cevap vermelidir. Hesapverebilirlik, şeffaflık olmadığı için bu işler böyle devam edecek. Bir dış tazik gelecek, işte 2002-2003'teki gibi, öngörülen planda mülkiyet rejimi iş çevrelerince kabul edilir addedildi, inşaat sektöründe bir patlama oldu, dünyada da ekonomi iyi gidiyordu, o dalgadan da yararlandık. İyi bir yerlere geldik. Ondan sonra iyi plan yapamadığımız için, yapısal sorunlarımızı çözmediğimiz için yine düştük. Şimdi yine ne olacak diye bekliyoruz. Türkiye'ye bakıyorsunuz, toparlanıyor. Ama sizin de yapmanız gereken işler var. Bunu kim yapacak, iyi siyasetçiler yapacak. İşte iyi siyasetçilere ihtiyaç vardır. Yıllardan beridir çalışıyoruz, raporlar yazıyoruz ama bunları hayata geçirecek iyi bir siyasi ortam görmüyorum. Bu son dönemde tek memnun olduğum husus Ekonomi ve Maliye Bakanlarının değişmemesidir. En azından devamlılık ve iki bakanın da özel sektörden gelmesi bence yine de bir avantajdır. Artı Ekonomi Bakanının iyi şeyler yapmaya başladığını da görüyoruz. Bakanlık olarak çok zayıftırlar. Bakanlığın yapısal şeması çok zayıftır ve kapasitesi yoktur. Birşeyler üretmeye yönelik çalışmaları olsa da hep kendi uğraşlarıyladır. Bunlar hep eksikliklerdir. Her ne kadar da kamuda çok fazla aşırı istihdam olduğunu söylesek de, diğer taraftan da bakıyoruz ki kamudaki üretim o yönde değildir.

EKONOMİNİN SESİ

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.