Çeliker: ESBA ile farkındalık artacak
<P>Kıbrıs Türk Ticaret Odası Yönetim Kurulu ve ayni zamanda ESBA Yönetim Kurulu üyesi Salih Çeliker Ekonominin Sesi'ne ESBA sürecini anlattı. Salih Çeliker ESBA'ya Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın üye olması ve Yönetim Kurulu'nda yer almasıyla birlikte Avrupa'da Kıbrıs Türk tarafının lehine farkındalığın artacağını söyledi.</P>
Çeliker, ESBA üyeliği sonrasında Kuzey Kıbrıs'ın AB'ye uyumunun daha kolay olacağının altını çizerek, "Bunu doğru kullanırsak, günü geldiğinde AB'ye uyumu daha kolay sağlarız" dedi.
Ekonominin Sesi'ne doğrudan ticaret tüzüğü konusundaki gelişmeleri de yorumlayan Salih Çeliker, doğrudan ticaret tüzüğünün Kıbrıslı Türklere çok büyük bir getirisi olmayacağını söyledi.
Çeliker bu konunun Türkiye AB ilişkilerinde bir pazarlık konusu yapılmamasını da isteyerek,"Doğrudan ticaret tüzüğünün eşdeğeri Türkiye'nin limanlarını Rumlara açması olamaz. Böyle birşey bize çok büyük zararlar verir. Bizim de hava limanlarımız uluslararası trafiğe eş zamanlı olarak açılmadan Türkiye limanlarını Rumlara açmamalıdır" dedi.
Çeliker Rumların bu konularda Brüksel'de çok ciddi ve kapsamlı lobi faaliyetleri yürüttüklerine de işaret ederek, Kıbrıs Türk tarafının bu konudaki çalışmalarının yetersiz olduğu ve Brüksel'deki faaliyetlerin artırılması gereğine vurgu yaptı.
Yeni hükümetten beklentilerini de açıklamaları sırasında dile getiren Çeliker, serbest liberal ekonominin geliştirilmesi ve özel sektörün büyütülmesinin ekonominin büyümesi için şart olduğunu söyledi.
Ekonominin Sesi'nin sorularını yanıtlayan Çeliker kamunun daha fazla büyütülmemesi uyarısını da tekrarladı.
Çeliker'e sorulan sorular ve verdiği yanıtlar şöyle:
Soru: ESBA ile başlamak istiyorum. Nedir bu ESBA, bize bu konuda bilgi verir misiniz?
Salih Çeliker: ESBA, "European Small Bussiness Alliance" dediğimiz bir örgüttür. Avrupa Birliği içerisinde, hem AB üyesi ülkelerden hem de çevre ülkelerden, 35 ülkeden bir buçuk milyon kişi üyesi olan bir sivii toplum örgütüdür. ESBA tam anlamıyla bir sivil toplum örgütüdür. Avrupa Birliği'nden hiç maddi kaynak almamakla da övünen bir örgüttür. Tamamen bağımsız olan bu örgüt AB içerisindeki düzenlemeleri küçük işletmelere zarar verip vermediği açısından inceleyerek lobicilik yapar. ESBA küçük işletmelerin menfaatlerini korumak için çalışır. Avrupa'da küçük işletme derken 0-250 kişi arasında insan çalıştıran KOBİ'ler (Onlar SME diyor buna) kast edilir. Bunlar bir adım ileri giderek MSE diye bir tabir çıkarttılar yenile. Şimdi SME "Small and Medium", küçük ve orta ölçekli işletmeler için kullanılır. Bunlar MSE yaptı, yani "Micro and small" bu da mikro ve küçük ölçekli işletme demek.. 0 ile 25 kişi arasında insan çalıştıran işletmelere dönük çalışırlar. Amaçları bu mikro ve küçük işletmelerin yapılan düzenlemeler karşısında zarar görmemesini sağlamaktır. Bu yönde lobi yapan bir sivil toplum örgütüdürler. Merkezi Brüksel'dedir.
Soru: Kıbrıs Türk Ticaret Odası nerden nereye, nasıl süreçlerden geçerek buraya üye oldu, bize bunu özetler misiniz?
Salih Çeliker: Bilindiği gibi Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın Brüksel'de bir temsilciliği vardır. Bu temsilcilikte tam zamanlı olarak görev yapan Mualla Çıraklı diye bir bayan arkadaşımız var. Mualla Hanım'ın orada çok başarılı çalışmaları var. Yaptıklarından oda olarak çok memnunuz. Mualla Hanım oradaki temasları esnasında ESBA örgütü ile bir araya geldi Bu örgütün Brüksel'de çok faal ve etkin bir örgüt olduğunu gördü. Bize, odaya bu örgütle ilgili bilgi gönderdi ve bu örgütle temasa geçilmesinde yarar olacağı önerisinde bulundu. Odamız dış açılımlara büyük önem verir. Mualla Hanım'dan gelen öneriyi bu çerçevede değerlendirdi ve bu konuda girişim başlatılması kararı alındı. Bu çerçevede çalışmalar başlattık. Bu arada geçtiğimiz yıl sonunda bu örgütün başkanı Kıbrıs'taki durumu yerinde görmek ve bizi daha iyi tanımak üzere ziyaretimize geldi. "Acaba biz de bu örgüte üye olabilir miyiz?" diye görüşme ve arayışlar başlattık. Ziyareti sırasında bu bayan başkan odamızı, yaptığımız çalışmaları üç gün boyunca yerinde inceledi. Temasları sonrasında bize istememiz halinde ESBA'ya üyelik başvurusu yapabileceğimizi söyledi. Biz de hemen yaptık. Ocak ayının sonunda ben Odayı temsilen bu girişimi ileri götürmek üzere Brüksel'e gittim. ESBA'nın yılda üç kez yapılan Yönetim Kurulu toplantılarının bir tanesine katıldım. O toplantıda bana bir sunuş yapıp, hem odayı tanıtma hem de ülkedeki durumu anlatma fırsatı verdiler. Bu sunuş sonrasında beni ve benimle birlikte toplantıya katılan Brüksel'deki arkadaşımız Mualla Hanım'ı dışarı çıkardılar ve kendi içlerinde bir durum değerlendirmesi ve ön oylama yaptılar. Ön oylamada odamızın yaptığı üyelik başvurusunun ileri götürülmesi için oybirliği ile karar çıktı. Burada hemen şuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Orada çıkan kararda Yunanistan'ın da olumlu oyu vardı. Bu, üyeliğe ön kabuldü aslında; çünkü tam üye olabilmemiz için Genel Kurul'da bu üyeliğin onaylanması gerekiyordu. Genel Kurul geçtiğimiz ay içerisinde 5 Mayıs'ta yapıldı. Oraya da odayı temsilen yine ben katıldım. Bu arada ayni günlerde odamızdan direk ticaret tüzüğünün lobi çalışmaları için beş kişilik bir heyet de Brüksel'de bulunuyordu. Hemen şunun da altını çizmek istiyorum, malesef Kuzey Kıbrıs'tan direk ticaret tüzüğü için çalışan tek örgüt biz kaldık. Bu nedenle bu konuda daha etkin olunabilmesi için diğer ekonomik örgütleri de harekete geçirmek için odamız bir çalışma başlattı. Ben Brüksel'de bulunduğum süre içerisinde odamızın heyetiyle birlikte direk ticaret tüzüğü konusunda çalışmalara da katıldım, ESBA'nın genel kurul toplantısına da gittim. ESBA'da üyeliğimiz onaylandı, bu arada Başkan 9 kişilik yönetim kuruluna beni de aldı. Şu anda Avrupa'da çok etkin olan bu örgütün 9 kişilik yönetim kurulunda Kıbrıs Türk Ticaret Odası da temsil ediliyor.
Soru: Bunun anlamı ne? Orada ne yapacaksınız?
Salih Çeliker: Yılda 3-5 kez toplantılar yapılır, bunun dışında internet üzerinden sürekli iletişim içindeyiz. Bir network oluşturdular ve gelişmeler bu network üzerinde değerlendiriliyor, istişareler yapılıyor. AB içerisinde yapılan yasal düzenlemeler sürekli mercek altına alınarak bunlar lehinde ve aleyhinde lobicilik yapılıyor. Bizden gerek örgüt olarak, gerek kişisel beklenti ve birikimlerimizle bu örgüte katkı koymamız isteniyor.
Soru: Bu Kıbrıs Türküne ne kazandıracak?
Salih Çeliker: Bu, Kıbrıs Türküne bir kere maddi değil ama bir farkındalık getirecek. Bu örgütün, ESBA'nın olduğu ve temsil edildiği her ortamda, Yönetim Kurulu'nda üyelerin isimleri geçerken Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın da ismi geçecek. Adı geçince de elbette ki bu örgüt nedir, nerededir gibi sorular gündeme gelecek. İlk kabulde ismimizi "Cyprus" diye değil, "North Cyprus" diye kabul ettiler, biz de buna itiraz etmedik. Zaten bütün Kıbrıs'ı temsil etme diye bir iddiamız yoktur. "North Cyprus" denilmesi bizi hiçbir şekilde rahatsız etmez, aksine mutlu eder. Bu aslında Yunanistan temsilcisinin bir talebi idi. Buradaki amacı da bütün Kıbrıs'ı temsil etmememiz idi. Yeniden bize ne kazandıracağına dönersek. Birincisi farkındalık yaratacak ve Kıbrıs Türk Ticaret Odasıyla Kuzey Kıbrıs'ın isminin bütün Avrupa'da bu örgütün yer alacağı her ortamda dile getirilmesini sağlayacak. Örgütün düzenleyeceği önemli toplantılarda ben hem kendi odamızı hem de ESBA'yı temsil etme olanağı bulacağım. Bu da önemli. Ve bu örgüt içerisinde yer alan bir buçuk milyon kişinin bizim yaptığımız hareketlerden haberdar olması söz konusu olacak. Artı AB'de, bizim AB'ye üyelik sürecimiz de göz önünde bulundurulduğunda, orada geliştirilmekte olan yasal düzenlemeleri günü gününe takip ederek, umarım buna hükümetlerimiz de inanırsa, kendimizi bu süreçte AB ile uyumlaştırma olanağı yakalayabileceğiz. Bu da çok önemlidir. Zamanında uyumlaştırma fırsatı yakalayacağız. Daha sonra AB'ye üyelik sürecimiz gündeme geldiği zaman inşallah bu süreçlere bir nebze daha hazır olma zemini yaratacak. Dolayısıyla bu üyeliğin çok yararlı ve olumlu bir gelişme olduğuna inanıyorum. Odamız da böylesi önemli bir uluslararası örgütte temsil ediliyor olmaktan çok mutludur. Bunun da altını çizelim. Bu gelişmenin yaşanması sonrasında toplumumuzdan da çok ciddi takdir ve tebrik aldık. Bu da bizi mutlu etti. Biz bir yıl bu son noktaya gelmek için çalıştık ama bunu kamuoyu ile paylaşmadık. Bunun nedeni Rumların bir şekilde bu üyeliğin önünü kesmeye çalışmasına fırsat yaratmamaktı. Nitekim yaratmadık ve hedefe vardık. Rumların malesef önceden bu tür gelişmeleri fark etmesi halinde neler yaşanabileceğini direk ticaret tüzüğü konusunda yaşananlarda gördük. Aslında direk ticaret tüzüğü bizim için çok büyük bir olay olmamakla birlikte ve bu tüzüğün bizim ekonomimize katkısının asgari düzeyde olacağını bilmemize rağmen, Güney Kıbrıs'ın bu süreçleri engelleme girişimleri bizi üzer ama böyle bir de gerçek var. Onun için ESBA konusunu gizli tuttuk, açıklamadık. "Gerçekleşsin sonra açıklarız" dedik. Nitekim öyle oldu. Bu arada ben ESBA genel kurulu için Brüksel'e gidecek olmam nedeniyle Oda Başkanımızın da önerisiyle oda yönetiminden 4 kişi daha az önce de bahsettiğim gibi direk ticaret tüzüğü konusunda lobi çalışmalarında bulunmak üzere ayni tarihlerde Brüksel'e gitti. Bu arkadaşlar ben ESBA toplantılarına katılırken Avrupa Parlamentosunda temaslarda bulundu. Ben de toplantım olmadığı saatlerde arkadaşlara katıldım ve birlikte parlamento içerisinde görüşmeler yaptık.
Soru: Lobi çalışmalarını anladığım kadar yeterli görmüyorsunuz?
Salih Çeliker: Malesef bu konuda çok zayıfız. Bizim Brüksel'de olduğumuz günlerde Rumlar 250 kişiyle lobicilik faaliyetleri için oradaydı.
Soru: Herhalde az önce de söz ettiniz, lobicilik konusunda eksikliği tespit ettiniz ve bu konuda diğer ekonomik örgütleri de harekete geçirmek için çalışma başlattınız. Ne yapacaksınız? Bu çalışmalarda neyi hedefliyorsunuz?
Salih Çelikler: Odamız Ekonomik Sivil Toplum örgütlerini bir toplantıya çağırdı. Direk Ticaret Tüzüğünün yasallaşması süresinde etkin olabilecek kişilere gerek yazılı, gerek sözlü, gerekse Brüksel'i ziyaret ederek lobi çalışması yapılmasının şart olduğunu düşündüğümüz için böyle bir adım attık. Özellikle Brüksel'de parlamenterlerin ve diğer oradaki etkili çevrelerin ellerine gidecek yazılı, "hard copy" dediğimiz yarım sayfa, bir sayfa büyük puntolarla yazılmış ürünlerin çok etkili olabileceğini düşünüyoruz. E-postaların da etkisi olabilir ama oradaki temaslarımız sırasında bunu da gördük ki yazılı belgeler e-postalara göre çok daha etkili. Çünkü bir parlamentere günde 800'ü aşkın e-posta gittiğini düşünürseniz, yazılı ürünlerin daha etkili olacağını görürsünüz. Nitekim orada temas ettiğimiz parlamenterler de ayni şeyleri söylediler. Günde 700-800 e-posta aldıklarını ve bunları çok da gerektiği şekilde değerlendiremediklerini söylediler. Bize okunabilir, çok uzun olmayan, iri puntolarla yazılmış yazıların daha dikkat çekici ve etkili olabileceğini anlattılar. Aslında lobicilik bir sanat, bir meslek. Onun için biz bu işi yüzde yüz doğru ya da çok doğru yaptığımızı iddia etmemekle birlikte, başta doğrudan ticaret tüzüğü konusu olmak üzere bu konularda Brüksel'de çok zayıf olduğumuzu ifade etmek zorundayız. Devletin orda bir temsilciliği var. Ama devletin tek başına orada varlığı yeterli değildir. Sivil toplum örgütlerinin de her çeşitiyle gerek sosyal, gerek kültürel, gerekse ekonomi olarak, bütün sivil toplum örgütlerinin ulaşabildiği kadar oralara ulaşması bizim açımızdan çok önemlidir ve ihtiyaçtır. Bir tabir vardır. "Dünyanın merkezi Sarayönüdür" deriz ya!. Dünyanın merkezi bilmemiz lazımdır ki Sarayönü değil, malesef Brüksel'dir. Ya da şuna Avrupa'nın merkezi de diyebiliriz.Bu coğrafyanın merkezi konumuna gelen Brüksel'de çok yoğun bir hayat vardır. Parlamentoya günde binlerce kişi girer-çıkar!. Fransa'nın sütçüsünden, Belçika'nın demircisine, Almanya'nın şoföründen, İtalya'nın şarapçısına herkes parlamentoya gider derdini anlatmaya çalışır. Ve orada yapılan lobicilik çok işe yarar. Bizim Kıbrıs'taki her çeşit sivil toplum örgütünün de kendi özgür iradesiyle Brüksel'de birşeyler söyleyip yapmasında yarar vardır diye düşünüyorum.
Soru: Peki bu konuda hükümetten beklentileriniz ne ?
Salih Çeliker: Bence Brüksel'deki temsilcilik güçlendirilmelidir. Malesef sekiz buçuk aydır oradaki temsilcilik boş kaldı. Biz gittiğimizde Ahmet Erdengiz Bey yeni atanmıştı. Ve elinde çantası, yanında görevli memurlarıyla çok hızlı bir çalışma temposu içerisinde olduğunu gördük. Bundan çok memnun olduk. Çok ciddi bilgi ve kültür birikimi olan Ahmet Beyin bu iş için çok uygun biri olduğunu düşünüyoruz. Ama oradaki ekibin daha da güçlendirlmesi lazımdır. Oradaki memurlarımız ellerinden geleni yapıyorlar ama sayı artmalı. Bu arada Ahmet Bey ve ekibi ile, bizim oradaki temsilcimiz Bayan Çıraklı'nın oraya lobicilik için gidecek olanlara her türlü yardımı yapmaya hazır olduğunu ben buradan alenen beyan etmek istiyorum. Kıbrıs Türk Ticaret Odasının bir kararı vardır bu konuda, onu da belirtmek isterim; çok absürd istekler olmadıkça Kıbrıs Türk Sivil Toplum örgütlerine Brüksel'de gerek bilgisiyle gerek birikimiyle Ticaret Odasının oradaki temsilciliği yardımcı olmaya hazırdır. Tabii ki orada yapılacak girişimlerin Ticaret Odası'nın ilke ve prensiplerine ters düşmeyen tarzda olması koşuluyla....
Soru: Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusuna dönecek olursak bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Salih Çeliker: Bu konudaki tartışmalar devam edeyor. Geçtiğimiz ay içerisinde Brüksel'de bu konu tartışıldı. Rum tarafı çok ciddi bir lobicilik çalışmasıyla bunu engellemek için canla başla uğraşıyor. Bu tüzük şu anda ticaret komitesinde. Bu komitede tüzükle ilgili bizim lehimize bir karar çıkması olası. Peki nedir lehimize beklenen gelişmeler, bunu da topluma açıklamak lazım. Toplumdaki beklentileri bu konuda çok yükseltmemek lazım. Lehimize beklenen gelişme, 1994'teki ABAD kararının aleyhimize getirdiği negatif etkenleri ortadan kaldırmasıdır. Bu aman aman çok büyük bir kazanımdır ve yarın geçtiğinde ihya olacağız diye bir durum yoktur. Bu tüzük, Kuzey Kıbrıs'ta üretilen AB'ye girmesi uygun ürünlerin AB'ye üçüncü ülkelerden girerken yüzde 15-20 oranında var olan vergi uygulamasından muaf olmasını sağlayacak. Yani bir AB ülkesinden gidermiş gibi vergi ödemeden bu ürünler AB'ye girecek. 1994'te alınan ABAD kararına kadar zaten giriyordu. Şimdi bu tüzükle yeniden ürünlerimizin rekabet edebilirlik şansı artacak. Elde edeceğimiz olay budur. Evet, Ticaret komitesinde lehimize böyle bir sonuç çıkabileceğini gören Rum tarafı bu tüzüğün oradan alınıp hukuk komitesine aktarılması için uğraş vermektedir. Bu yönde bir talepleri vardır. Hukuk komitesinde kendilerini güçlü görüyorlar ve oradan bu tüzüğün bizim lehimize geçmeyeceğini düşünüyorlar. O nedenle böyle ciddi bir çalışmaları var. 250 kişi ile bir çalışma yürütüyorlar. Bu arada orada Rumlar bir de paralı lobi şirketleri ile de bu konuda çalışıyorlar. Bunun için de yüz binlerce dolarlar ödüyorlar. Şu anda bu direk ticaret tüzüğünün bizim lehimize geçme ihtimali vardır. Ama Rumların bu yaptıkları lobi çalışmaları nedeniyle her gün azalmaktadır. Bunun için biz oradaki kendi lobi çalışmalarımızı yeterli görmüyor ve artırılması gerektiğini söyleyip bu yönde uğraş sarf ediyoruz. Bu arada, bu doğrudan ticaret tüzüğünün çok daha başka alış verişlerin ya da anlaşmaların konusu olabileceği noktasında endişelerim de var. Bu konu Türkiye ile ilgili gelişmelerin de bir alt başlığı haline getirilebilir. Bu aşamada bu konuda böyle bir al-ver süreçleri yaşanıyorsa bilemiyoruz doğrusu. Ama şunu da ifade etmem lazım,odamız üç beş aydan beri gerek Türkiye'deki bazı yetkililerle gerekse Avrupadakilerle, direk ticaret tüzüğünün Türkiye'nin limanlarını açmasıyla eş değerde olmadığı, tüzüğün çok daha küçük bir olay olduğu yönünde temaslarda bulunuyor. Bu aşamada direk ticaret tüzüğüne karşı Türkiye'nin limanlarını Güney Kıbrıs'a açması çok dengesiz bir gelişme olur. Bu bizim çok aleyhimize bir durum yaratır. Bunu tüm ilgili taraflarla paylaşıyoruz. Muhataplarımıza bunu anlatıyoruz. Bize göre Türkiye'nin limanlarını açması Kuzey Kıbrıs'ın deniz ve hava limanlarının da eş zamanlı olarak dünyaya açılmasıyla eşdeğerdir. Ama direk ticaret tüzüğünün kazanımları, Türkiye'nin limanlarını Güney Kıbrıs'a açmasıyla eşdeğer değildir. Bundan biz zararlı çıkarız diye düşünüyoruz. Dolayısıyla direk ticaret tüzüğü 2004 yılında bize söz verildiği için aslında bizim hakkımızdır. Ama ne gibi başka pazarlıkların konusu olacak, o da bir soru işareti olarak karşımızda durmaktadır. Bu konuda bir süprizle karşılaşmak istemiyoruz.
Soru: Ülkenin şimdi bir azınlık hükümeti var. Odanın yeni hükümetten beklentileri ne?
Salih Çelikler: Oda iç siyaset konularında her zaman tüm taraflara eşit mesafede ve belli bir seviyede durma kararlılığındadır. Geçirdiğimiz son seçim süreçlerinde de böyle bir duruş sergilendi. Önümüzdeki yerel yönetimler seçimlerinde de benzer bir duruş sergilenecek ve oda herhangi bir siyasi açıklama yapmayacaktır. Odamızın 3 bini aşkın üyesi arasında herkesin destekleyeceği gönlünde yatan bir siyasi parti vardır. Oda siyasal konularda nötür duruşunu sergilerken, ekonomik anlamda bir dünya görüşünü de savunmaktadır. Bu dünya görüşümüz de serbest piyasa ekonomisinin, liberal ekonomik sistemin her zaman en doğru yöntem olduğu iddiasıyla hükümetin bundan sonraki icraatlarında özel sektörün büyütülmesi, yatırımların artırılması, iş hayatının büyütülmesi ve bu nedenle ülkenin genel ekonomisinin büyüyeceğini öngörmekteyiz. Her görüştüğümüz yetkiliye bu düşüncelerimizi ifade ediyoruz. Son zamanlarda hükümetin ticaret insanını yeterince desteklemediğini, yatırımcıyı yeterince desteklemediğini de ifade ediyoruz. Dünyada da yaşanan ekonomik krizde iş hayatının gerek Türkiye'de gerekse Avrupa'da olduğu gibi aslında hükümet tarafından gerektiği şekilde desteklenmediğini düşünüyoruz. Ülkenin kurtuluşu özel sektörün büyümesiyle mümkün olacaktır. Buna şiddetle inanan bir örgütüz. Kamuyu daha fazla büyütmenin bir anlamı yoktur. Zaten bunu iddia edecek herhangi biri de artık kalmamıştır. Bunu iddia edebilecek tek yer kamudan rant elde eden sendikalar olabilir. Ama bunda artık bir doğruluk tarafı kalmamıştır. Sendikaların da büyük bir çoğunluğunun büyümenin ekonomik büyümeden geçtiğine ve özel sektörün de büyüyüp verimli işletmeler haline gelerek tüm halkın bundan daha çok yarar elde edeceğine inandığını görüyoruz. Bu konuda sendikalarla, çalışanların örgütleriyle de ciddi temaslarımız var. Odamız çalışan ve çalıştıran örgütlerin bir arada olmasıyla bütün ülkenin bundan yarar elde edeceğine inanmaktadır. Bu nedenle de bu birlikteliği sağlamak için bir yıldır çok ciddi bir uğraş içerisinde bir çalışma yapıyoruz. Bu konuda çalışan, çalıştıran ve devletin bir arada olduğu toplantılar düzenliyoruz. Bu konuda mesafe katedilmesiyle ülkenin ekonomik hayatında işlerin daha iyi olacağına inanıyoruz. Hiçbir işveren çalışanın sömürülmesi ya da kötü yaşaması arzusunda değildir. Yeter ki iş hayatının önü açık olsun, yatırımlar çoğalsın, dış yatırım gelsin ve bu yatırımlarla çalıştıran insanların daha çok çalışan talebi olsun. Zaten bu şekilde ancak kamuda artan yük geri çevrilebilir. Büyümenin tek yolu özel sektörün büyümesinden geçer diye düşünüyorum. Sermaye birkiminden korkmamak lazımdır. Sermayeden korkmamak lazımdır. Sermaye çok iyi birşeydir. Bunu kabullenmek lazımdır. Sermaye birikimiyle, büyük sermayeli şirketlerin oluşmasıyla, yatırım ve iş hayatının büyümesiyle istihdamın da değerini bulacağına inanmamız gerekir. Son zamanlarda bazı uluslararası bankaların kredi verirken bilançoya bakmaları bunun bir göstergesidir. Bilanço yapıları çok düzgün olmayan bazı şirketlerde çok büyük sorunlar yaşanmaktadır. Ama bu bilançoların düzgün olmaması da eskiden beri sermayenin büyümesine ve yapılaşmasına doğru değer verilmemesi nedeniyledir. Bunu da artık tartışmak lazımdır. Anlamak lazımdır ki ülkeye sermayenin bir zararı yoktur.
Ekonominin Sesi
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.