EKONOMİ & FİNANS
okuma süresi: 17 dak.

Çerkez: Hükümet ekonomiye odaklanmalı

Çerkez: Hükümet ekonomiye odaklanmalı

<FONT face=Verdana>KTTO Başkanı Günay Çerkez Ekonomide durumun iç açıcı olmadığı uyarısında bulundu. Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Günay Çerkez, ekonominin durumunun iç açıcı olmadığını söyledi.Ticaret Odası Başkanı Çerkez, hükümetten beklentilerinin ekonomiye odaklanması ve sorunlara çözüm üretmesi olduğunun altını çizdi.</FONT>

Yayın Tarihi: 03/07/10 17:00
okuma süresi: 17 dak.
Çerkez: Hükümet ekonomiye odaklanmalı
A- A A+

Başkan Çerkez, ekonominin şu aşamada en büyük sorununun kaynak sorunu olduğuna işaret ederek, "Devletin hazinesine bir yerlerden sıcak para bulunması şart. Çünkü ekside olan bir hazineyle devlet yürütmek gerçekten imkansız ve bu böyle olduğu sürece de sıkıntılarımız çok daha büyük boyutlara ulaşacaktır" dedi.

Bu sorunun aşılabilmesi için hükümetin süratle harekete geçmesini isteyen Çerkez, "Burada çok çabuk, elde şu anda artıda olan 'assetlerimizi' özelleştirmemiz lazım. Veya, gerçekten bir yerden bir bir finansal kaynak bulmamız gerekiyor. Prensipte ikisi de olabilir. Yeter ki bunları çok ciddi bir şekilde dikkate alıp, üzerlerine eğilerek ve süratle yapalım. Zaman ekonomide para demektir. Bir şeyi geciktirdikçe onun maliyeti, zarardaysa zararı daha da çoğalır. Bunun için öyle çok fazla oturup kalmak, düşünmek gibi lüksümüz yoktur. Süratle bazı adımlar atmak zorundayız" diye konuştu.
Ekonominin Sesi'nin sorularını yanıtlayan Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Güney Çerkez, inşaat sektöründeki ipoteklerle ilgili sıkıntının gerçekten patlamaya hazır bir yanardağ gibi olduğu uyarısında bulundu ve "Altta basınç çoğalmaktadır bu konuda hükümet tedbir almalıdır" dedi.

Çerkez'e sorulan sorular ve verdiği yanıtlar şöyle:

Soru: Ülkedeki ekonomik tabloyu nasıl görüyorsunuz?

Günay Çerkez: Ekonomik durumu oda olarak çok iç açıcı görmüyoruz. Ekonomide bir sıkışıklık, bir darboğaz yaşanmaktadır. Bunun herkes farkındadır. Elbette ki bunun birçok sebebi var. Bunun başında son 17 aydır devam eden seçim rüzgarları var. Ardarda gelen seçimler birçok bakanlık ve dairede malesef işleri durma noktasına getirmiştir. Yeni hükümet göreve başladıktan sonra bir bütün olarak tek bir konuyla, Kıbrıs Türk Hava Yolları konusuyla ilgilenmiştir. Tabii ki bu da çok önemli bir konu.. Ancak bunun yanında ekonomide daha birçok sektör vardır. Bu sektörlere gereken ilginin gösterilmesi ve alınması gereken önlemlerin alınması gerekir. Aksi takdirde, domino etkisi gibi diğer sektörlerde de ayni sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz.

Soru: Sizce ülkede siyasi istikrar sağlandı mı? Çünkü ekonomik istikrarın sağlanabilmesi için siyasi istikrarın sağlanması şart. Bu konuda ne diyeceksiniz?

Günay Çerkez: Benim şahsi görüşüme göre siyasi istikrarı yakalayamadık; her ne kadar da ortada bir iyi niyet olsa da.. Niyet başka birşey, gerçekleştirmek de başka birşeydir. Malesef, bir süreden beri siyasi istikrar ve buna bağlı olarak ekonomik istikrarı yakaladığımızı söyleyemem. Bu yeni hükümet, İrsen Bey'in Başbakanlığındaki hükümetimiz, ekonomik odaklı olacağını söyledi. Biz de bunu çok doğru karşıladık. Şimdi "Ekonomik odaklı olacağız" sözünün arkasında hükümetin durmasını ve gerçekten ekonomik odaklı olduklarını göstermelerini bekliyoruz. Bu şekilde davranmaları gerekir.

Soru: Yerel Yönetim organları seçimleri de geride kaldı. Şimdi bunu göstermelerini mi bekliyorsunuz artık?

Günay Çerkez: Tabii karamsar bir resim çizmek istemiyorum. Zaten çevremiz sıkıntılarla doldu, daha da fazla karamsar bir resim çizmek yerine yerel seçimlerden sonra arzumuz, umudumuz süratle hükümetin yaz tatili de dinlemeden, çünkü kriz olan yerde durmak, tatil yapmak gibi bir lüksünüz olmaz, gereken tedbirlerin alınması lazımdır. Bu tedbirler süratle alınmazsa daha birçok KİT bir bir çok yakın zamanda, yıl sonunu belki bulur belki bulmaz, KTHY'nin durumuna düşecektir. Burada bizim görüşümüz bu duruma düşmeden yani, bu KİT'lerin değerini sıfırlamadan, hatta sıfırın altına borca geçmeden, zaten çoğu borçta, bu borçları daha da büyütmeden süratle çok ciddi şeffaf ihale şartnameleriyle bunların yapılarını değiştirmek lazım. Belki özerk bir yapıya kavuşturmak, özelleştirmek ya da "PPP" denilen "Private, Public Partnership" dedikleri yapılara kavuşturmak lazım. Şu da bir gerçektir ki bir şekilde devletin hazinesine bir yerlerden sıcak para bulunması şart. Çünkü ekside olan bir hazineyle devlet yürütmek gerçekten imkansız ve bu böyle olduğu sürece de sıkıntılarımız çok daha büyük boyutlara ulaşacaktır.

Soru: Bu sıcak para nasıl bulunabilir?

Günay Çerkez: Bunun çeşitli yönleri vardır. Burada en büyük şansızlığımız Anavatan Türkiye de artık bize güvenini en azından tam yitirmediyse bile, daha önceki gibi güven duymamaktadır. Burada çok çabuk, elde şu anda artıda olan 'assetlerimizi' özelleştirmemiz lazım. Veya, gerçekten bir yerden bir bir finansal kaynak bulmamız gerekiyor. Prensipte ikisi de olabilir. Yeter ki bunları çok ciddi bir şekilde dikkate alıp, üzerlerine eğilerek ve süratle yapalım. Zaman ekonomide para demektir. Bir şeyi geciktirdikçe onun maliyeti, zarardaysa zararı daha da çoğalır. Bunun için öyle çok fazla oturup kalmak, düşünmek gibi lüksümüz yoktur. Süratle bazı adımlar atmak zorundayız. Bu belki bazı kesimleri, sektörler için bazı acı sonuçları da beraberinde getirecektir ama neticede bunu şimdi yapmazsak, daha sonra verilecek olan reçete çok daha acı olacaktır. Süratle ve kararlılıkla hareket edilmelidir. Hiçbir şeyden korkmadan, çünkü korkacak birşeyimiz kalmamıştır. Şimdi herkes içinde olduğumuz geminin su almakta olduğunun farkındadır. Bu geminin içinde kaptan da, tafya da, baş çarkçı da belki değişik değişik zamanlarda ama tedbir almazsak hepimizin akibeti ayni olacaktır. Artık herkes kişisel ya da zümresel çıkarları bir tarafa bırakıp, hep beraber oturup da yaratıcı modellerle bu bulunduğumuz durumdan çıkma noktalarına bakmalıyız. Bakmakla da kalmamalıyız, süratle kararlar alıp bunları uygulamaya koymamız gerekir.

Soru: Oda olarak en öncelikli konu ya da en öncelikli olarak ele alınmasını istediğiniz ne vardır?

Günay Çerkez: Öncelikli yapılacak olan dediğim gibi bir şekilde piyasaya ve devlet hazinesine sıcak para bulunmasdır. Bu gittikçe azalan güveni yeniden tesis etmek için gereklidir. Bunun yapılması için de fedakarlıklara gereksinim vardır. Burada hem emek, hem sermaye, hem de devlet kanadı, herkes elini taşın altına koyup bulunduğumuz şu andaki sıkıntılı dönemden çıkmak için birşeyler yapmalıdır.

Soru: Şu anda içinden geçilmekte olan dönemi olağanüstü diye niteleyebilir miyiz?

Günay Çerkez:Bize göre öyle. Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Bazıları bunun farkında olmayabilir. Hala daha lale devrinin devam ettiğini düşünenler olabilir. Ama dibe çok yaklaştık. Tam vurmadıysak bile herhalde vurmak üzereyiz. Dolayısıyla artık kozmetik çözümlere değil, kalıcı çözümlere ihtiyacımız vardır. Acı olsa da bunları bir defa yaşayıp bu durumdan kurtulmamız gerekir. Aksi takdirde her gün sıkıntılar içerisinde olacağız. Bunları söylerken "çaresiziz" gibi yanlış algılamalar da olmasın. Çareler vardır. Burada iradeli hareket ederek hükümetimizin alması gereken, değişik nedenlerden dolayı çok gecikmiş olan (ben bu konuda kimseyi suçlamak istemiyorum) kararların alınıp hemen uygulamaya konulması gerekmektedir.

Soru: İnşaat sektöründe son dönemlerde yaşanan sorunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Günay Çerkez: Bu konuda hükümeti de uyardık. Bu konu, inşaat sektöründeki ipoteklerle ilgili sıkıntı gerçekten patlamaya hazır bir yanardağ gibidir. Altta basınç çoğalmaktadır. Bunu olayı dramatize etmek için söylemiyorum. Ama sektörün biraz da içinde olan bir kişi olarak bunu söylüyorum. Bana göre yaşanan bir krizdir ve bundan iki üç hafta önce yaşananlarla birlikte daha çok küçük bir kısmını gördük bunun!. Süratle bunu bir kriz yönetimi ekibi oluşturup ele almak lazımdır. Çünkü gerçekten bu yaşananların önemini anlamadıkça bunlara ciddi ve kalıcı bir çözüm bulmak imkansızdır. Bunun için ilk önce sorunu ve yaşanan sıkıntıyı çok iyi anlamamız lazımdır. Sıkıntıya girip ipotekleri banka tarafından satılan müteahhitlerle ayni durumda kaç tane daha müteahhit bulunduğunu, bunun karşılıklarının ne olduğunu şu anda tahminime göre kimse bilmiyor. Bunu süratle tespit edecek bir çalışma yapılmalı, belki Merkez Bankası kanalıyla bankalardan kaç tane daha müteahhidin ayni durumda olduğunu öğrenmek lazım. Bunların mali boyutunun belirlenmesi lazım. Yani sorunun ilk önce boyutunu ve çeşidini bilebilmek lazımdır. Kaç çeşittir? Bunlar gruplaştırılabilir mi? Hepsi ayni çeşit mi bu sıkıntıların, buna bakmak lazımdır. Sonra da bunlara çok ciddi şekilde gerekli uzmanlardan da katkı alarak çözüm üretmek lazımdır. Bunu kontrol altında, bir kriz ekibi altında kontrollü bir şekilde yönetebilmek lazımdır. Buna paralel olarak alınması gereken bana göre tedbirler vardır. Bugün Merkez Bankası'nın uyguladığı faizler biliniyor. Bu faizler üzerinde normal ticari bankaların ne kadar daha fazla faiz koyabilecekleriyle ilgili bir üst sınır, limit konulması lazımdır. Çünkü bu gördüğümüz rakamlar gerçekten kabul edilebilir rakamlar değildir. Bunlara artık hükümetin otoritesini kullanarak belli kurallar getirmesi lazımdır. Aksi takdirde her konu kendi başına bırakılırsa, bu kendi ekonomimizden başka ülkenin imajı, prestiji ve ülkeye dönük güveni de sarsacak sıkıntıları beraberinde getirecektir. Zaten tanınmış olmamanın getirdiği sıkıntıları yaşıyoruz. Ambargo ve izolasyonlar altındayız. Bir de böyle durumlarla, ki bunlar olabilir, çok daha önceden tedbirler alınsaydı bunlar olmazdı, ama önemli olan ortaya çıkan bir sıkıntıyı, bir sorunu en kısa zamanda çözebilmeyi başarmaktır. Sorunları minimum zararla ve çabuk çözmektir.Bu, bizim sorunları çözme konusunda ne kadar becerikli ve istekli olduğumuzu göstermesi açısından da önemlidir. Bunları yapmamız halinde sorunların üstesinden gelebiliriz. Krizler her ülkede değişik şekillerde gündeme gelebilir. Kim derdi ki AB ülkeleri içerisinde en az 3-4 ülkede ekonomik kriz yaşanacaktı. Dolayısıyla krizler olabilir. Önemli olan bunlara gerçekçi ve kalıcı çözümler bulmaktır. Bunlar için de biraz iradeli hareket etmemiz gerekiyor.

Soru: Oda olarak sizin yurt dışında da bazı temaslarınız oldu. Özellikle Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda girişimlerde bulunduğunuzu biliyoruz. Bu arada Türkiye'nin limanlarını Güney Kıbrıs'a açmaması gerektiği konusunda açıklamalarınız var. Bu konularda ne söyleyeceksiniz?

Günay Çerkez: Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili bilhassa Lizbon anlaşmasının uygulamaya girmesiyle önümüzde bir açılım gördük. Çünkü o zamana kadar AB içersinde Rumların veto hakkı olduğundan bu konuda birşey yapmamız pek mümkün değildi. 2004 yılında AB tarafından önerilen Doğrudan Ticaret Tüzüğünü biz yaptığımız temaslarla hep masada bırakmayı başardık. Ve Lizbon anlaşmasıyla bunu, Doğrudan Ticaret Tüzüğünü tekrardan gerek burada AB ülkelerinin büyükelçileri nezdinde, gerekse Brüksel'de yaptığımız girişimlerle gündeme getirdik. Ve konu Avrupa Parlemantosuna taşındı. Şimdi orada hangi komitede görüşüleceği konusunda bir ihtilaf var. Böyle ihtilafları Avrupa Parlamentosu Başkanlık Divanı çözer. Buna da onlar karar vereceklerdir. Doğrudan Ticaret Tüzüğü bize Avrupa Birliği ülkeleriyle ticaret yapmakta büyük bir rahatlık sağlayacaktır. Ancak, izolasyon ve ambargoların üzerimizden kalkmasına muadil bir tüzük değildir. Bir tek ABAD kararlarıyla Kuzey Kıbrıs'tan AB ülkelerine giren ürünlerin tarifelerini etkileyecek olan bir tüzüktür. Şöyle ki; şimdi AB'ye bizden giden ürünler sanki üçüncü ülkelerden gelirmiş gibi bir muamele görür ve yüzde 14- 20 arasında gümrük ve harçlara tabi tutulur. Bu tüzüğün geçmesi durumunda AB ülkelerine giren ürünlerimiz sanki AB üyesi ülkelerden gelirmiş gibi işlem görecek ve sıfır gümrük ve harç uygulanacaktır. Bu tabii ki bir güven unsuru olarak ülkemizdeki üretimi gerek tarımsal ve sanayi ürünlerinin tekrardan artmasına,gerekse ihracatımızın artmasına sebep olacaktır. Ve bu tabii ki ekonomimize büyük bir katkı sağlayacaktır. Biz bu tüzüğün uygulamaya girmesini şiddetle istiyoruz. Çünkü bu bizim hakkımız. Bunu AB bize kendileri önerdi. Zaten bakıldığında bu tüzüğün uygulanmaması durumunda AB kendi içinde çelişkiler içerisine düşmüş olur. Çünkü AB toprağı olan Kuzey Kıbrıs'tan direk olarak başka bir AB ülkesine girerken harç ve vergi ödemesi, gümrük ödemesi tamamen abes bir durumdur. Ancak bu, yani Doğrudan Ticaret Tüzüğü, Türkiye'nin Güney Kıbrıs bandralı gemi ve uçaklarına deniz ve havalimanlarını açmasına muadil değildir.Tüzüğü bize Avrupa Birliği önermiştir. Şimdi bunu şartlandırıp da "Türkiye limanlarını açsın" noktasına getirmek doğru değildir. Yanlıştır. Muadil de değildir. Burada muadil olacak hareket şu olacaktır. Eş zamanlı olarak bizim hava ve deniz limanlarımız açılırsa o zaman Türkiye'nin limanlarının da açılması bize göre adil bir mütekabiliyet olur. Aksi takdirde yalnız Doğrudan Ticaret Tüzüğünün onaylanması karşılığında Türkiye'nin limanlarını açmasını kimse isteyemez. Rum Lider Hristofyas'ın bu konuda açıklamalarını görüyoruz. Yine AB'yi tehdit ederek Türkiye ile bundan sonra gündemde olan başlığa karşı tavır koyması kabul edilecek birşey değildir. Ben şunu anlamıyorum. Bir taraftan iki toplumun, iki ekonominin yakınlaşması için birçok faaliyet yapılırken, esas bu iki ekonominin yakınlaşmasında katalizör görevi yapacak olan Doğrudan Ticaret Tüzüğüne Rumların bu kadar şiddetle karşı çıkmaları çok düşündürücüdür. AB'nin bu aşamada kendi iradesini ortaya koyma zamanı geldiğine inanıyorum. Aksi takdirde böyle her ülkenin tertiplerine karşı AB eller havada teslim olacaksa, o zaman AB'ye karşı burada şu anda yüzde 35'lere düşen güven daha da azalacaktır. Eminim AB yetkilileri bunları hep dikkate alarak kendi evlerini disipline edecek şekilde bir karar verecektir. Bunu da çok yakında göreceğiz.

Soru: Başka ne eklemek istersiniz?

Günay Çerkez: Zaman, toplumsal hareket etme ve ekonomik diriliş için birlikte mücadele zamanıdır. Kutuplaşma zamanı değildir. Toplumsal diyalog öne çıkmalı ve gerek siyasi otorite, gerekse emek ve sermaye biraraya gelerek bu çok ciddi ve sıkıntılı dönemden minimum zarar görerek çıkılması için hep beraber gerekini yapmalıyız. Kavga zamanı değildir. Herkes de kabul edecektir ki bundan sonra herkes pastadan kendi katkısı kadar pay almak durumunda olacaktır. Ve burada tabii ki önemli olan üretim, verimliliktir. Bunu her alanda gerçekleştirmeliyiz. Kamuda, özel sektörde, her alanda önemli olan budur. Ülkeyi rahatlatmamız, yaşamı kolaylaştırmamız lazımdır. Hiç bir kuruş sarf etmeden bunların birçoğunu yapabiliriz. Bürokrasiyi rahatlıkla alınacak kararlarla rahatlatabiliriz. Artık bu ülkede bir şirket kurmak için 3 hafta koşturmamak, beklememek lazımdır. Türkiye'de bu iki saatte yapılır. Türkiye'de tapu- koçan almak da öyle..Bizde yıllarca tapu için beklenir. Müteahhitlik sektörünün sorunlarından biri de budur. Bankanın ipoteği kırması durumunda bunun açık artırmaya çıkması için 6-7 yıl beklememek lazım. Çünkü bu arada faizler sürekli çalışmaktadır. Tapuda yeteri kadar adam yoksa, bu kabul edilebilecek bir durum değildir. 2001'de açık artırmaya gidilmesi kararı alınan gayrı menkul var, hala tapu çok meşgul olduğundan açık artırma günü veremiyor. Bu hafta içinde her gün rahatlıkla yapılabilir. En az üç- beş artırma yapılabilir. Bu belirsizliklerin kalkması lazım. Yabancı yatırımı teşvik etmek lazım. Yapacak o kadar çok iş vardır ve birçoğunun kaynağa da ihtiyacı yoktur. Yeter ki bu konuda niyet olsun . Yeter ki siyasi otorite buna karar versin. Günlük düşünmenin artık zamanı geçmiştir, kalıcı ve uzun vadeli düşünmek lazımdır. Bunlar yapıldığı takdirde birçok sorun aşılır. Ülkemiz çok güzel bir ülkedir ve kıymetini bilelim.

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.