Kara: Siyasi maaşlar 500 bin TL'ye yaklaşırken, işçilerin yüzde 50'den fazlası asgari ücretli; bu "Sosyal İflas"tır
Ekonomist Engin Kara, maaşlar arasındaki kopuşun enflasyonla açıklanamayacağını belirterek asıl sorunun ekonomik anlayış ve siyasi tercihlerden kaynaklandığını vurguladı. Kara, siyasi maaşların brüt yarım milyon TL sınırına yaklaştığı bir tabloda işgücünün yüzde 50’den fazlasının asgari ücrete mahkûm edilmesini “bir ülkenin bilançosunda sosyal iflas” olarak nitelendirdi.
Cardiff Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olarak görev yapan Engin Kara, milletvekili maaşları ve gelir dağılımına ilişkin tartışmalar üzerinden yaptığı değerlendirmede, sorunun yalnızca rakamlardan ibaret olmadığını vurgulayarak asıl meselenin ekonomik anlayış ve siyasi tercihlerde yattığını belirtti.
Kara, gelir adaletsizliğinin enflasyonla açıklanamayacağını savunarak, mevcut tabloyu “sosyal iflas” olarak nitelendirdi.
"MAAŞLAR ARASINDAKİ KOPUŞU SADECE 'ENFLASYON' İLE AÇIKLAYAMAYIZ; BU KOPUŞUN ASIL SEBEBİ 'ANLAYIŞ'TIR"
Kara'nın konuyla ilgili olarak Kıbrıs Postası'na yaptığı değerlendirmenin tamamı şu şekilde:
"Geçtiğimiz hafta milletvekili maaşlarıyla ilgili bir analiz paylaştım. Rakamlar ilgi gördü, manşet oldu. Gazeteler yazdı, insanlar tartıştı. Ama rakamlara takılıp asıl faili gözden kaçırmayalım.
Maaşlar arasındaki bu korkunç kopuşu sadece 'enflasyon' ile açıklayamayız. Evet, enflasyon ateşi harlar ama bu kopuşun asıl sebebi 'anlayış'tır.
Kendi ellerimizle halktan kopuk, kendi gerçekliğini yaşayan bir 'siyasi elit' yarattık. Ve ne yazık ki, bu eliti yaratırken halkı ihmal ettik.
PEKİ NE BEKLİYORDUK: İŞ İNSANI VE DEVLET ADAMI FARKI
Burada çuvaldızı kendimize, seçmen olarak kendi tercihlerimize de batırmalıyız. Biz siyaseti 'iş insanlarına' teslim ettik. Emekten yana olduğunu iddia eden siyasi geleneklerin bile vitrinine iş insanlarını koyduk.
Bir iş insanının doğası gereği emek bir maliyettir. Maliyeti (maaşları) düşük tutmak bir ticari başarıdır. Asgari ücretli sayısının artması 'ucuz işgücü avantajı' demektir. Bir iş insanına göre şu anki tablo 'sürdürülebilir' görünebilir.
Ama bir devlet adamına göre bu tablo korkunçtur. Çünkü devlet adamı için emek bir maliyet kalemi değil, toplumun refah kaynağıdır.
'İNGİLETER'DE ASGARİ ÜCRETLİ ORANI YÜZDE 6.5 İKEN BİZDE 'STANDART MAAŞ' OLMUŞ: İŞGÜCÜNÜN YÜZDE 50'DEN FAZLASI ASGARİ ÜCRETE MAHKUM'
Maliye Bakanlığı'nın açıkladığı veriler üzerinden hesapladığım Ocak 2026 tablosuna tekrar bakıyorum. Gördüğüm manzara sadece korkunç değil... Açıkça söylüyorum; rakamlara baktıkça, bir ekonomist olarak değil, bu toplumun bir bireyi olarak canım yanıyor.
Siyasi maaşların brüt Yarım milyon TL sınırına dayandığı; buna karşılık işgücünün %50'den fazlasının asgari ücrete mahkum edildiği bir sistemdeyiz.
İngiltere'de asgari ücretli oranı %6.5 iken bizde 'standart maaş' olmuş. Tecrübenin, eğitimin, ustalığın bir karşılığı kalmamış. 75 bin insan — kamudaki medyan gelirin sadece %30'una sıkışmış durumda.
Bu tablo, bir şirketin bilançosunda 'kârlılık' olarak görünebilir. Ama bir ülkenin bilançosunda bu 'Sosyal İflas'tır.
'YANLIŞ SORUYU TARTIŞIYORUZ, DOĞRU SORU ŞU: NEDEN BU ÜLKEDE HERKES ASGARİ ÜCRETE DÜŞTÜ?'
Biz haftalardır 'Asgari ücret kaç olsun?' diye kavga ediyoruz. Bu yanlış sorudur. Doğru soru şu: 'neden bu ülkede herkes asgari ücrete düştü?'
Neden doktoralı bir genç ile vasıfsız bir işçi aynı maaş bandına sıkıştı? Neden verimlilik bu kadar düşük? Neden 'asgari ücret ekonomisine dönüştük?'
Cevabı acı ama gerçek: Çünkü biz zenginliği üretimde ve verimlilikte değil; ucuz ve niteliksiz işgücü ithalatında aradık. Kendi insanımızı, kendi yetiştirdiğimiz pırıl pırıl beyinleri hor gördük; onların yerine 'daha ucuza çalışır' mantığıyla yurtdışından vasıfsız emek taşıdık. Kaliteyi kovup ucuzluğu seçerseniz, elinizde kalan tek şey yoksulluk olur. Şimdi borç batağına saplanınca 'Neden böyle oldu?' diye şaşırıyoruz. Şaşırmayın. Niteliksiz girdinin çıktısı, ancak borç ve sefalet olur.
'NE YAPMALI?'
Kısa vadede kanamayı durdurmak için üç adım şarttır:
1. Hayat Pahalılığı formülündeki matematiksel hata düzeltilmeli.
2. Eski cumhurbaşkanlarına tanınan ayrıcalıklar kaldırılmalı.
3. Siyasi maaşlara asgari ücrete ya da ortalama maaşa endeksli makul bir tavan getirilmeli.
Bu adımların bütçeye katkısı küçümsenemez. Yaptığım hesaplamalara göre; Ocak 2026 itibariyle sadece formül hatasının düzeltilmesi ve siyasi maaşlara tavan getirilmesiyle elde edilecek yıllık tasarruf, 2 Milyar TL'yi rahatlıkla aşıyor.
2 Milyar TL. Bu parayla ne yapılır? Bu para, 500 yeni öğretmen ve 500 yeni hemşire demektir. Bu kaynakla, Türkiye'nin yapmasını beklemeden, kendi hastane ve okul altyapımızı kendimiz yenileyebiliriz.
Şunu asla unutmayalım: Eğitime ve sağlığa yapılacak her yatırım, kısa vadede özellikle dar gelirli vatandaşımızın omuzlarındaki yükü hafifletecek en büyük ve en gerçek destektir. Eğer devlet okulu nitelikli olursa, vatandaşın cebindeki para özel okula gitmez. Devlet hastanesi güçlü olursa, özel hastane faturası ödenmez.
Maaşlarda oluşan o korkunç makası kapatmak için diğer yapısal reformlar da hayata geçirilmeli. Ama burada açık olmak ve altını çizmek zorundayım: Bu makası kapatmak zaman alacak bir süreç. Ancak kamusal hizmeti ayağa kaldırmak ve vatandaşın bütçesine dolaylı desteği vermek, doğru tercihlerle hemen mümkündür.
SONUÇ: ZORLU BİR TIRMANIŞ
Siyasetin son 24 saatine bakın... Sayın Başbakan ve muhalefet arasında 'hodri meydan' sesleri yükseliyor. Tam gazetelerine manşet olacak cinsten...Ama bu 'suçlama tenisi' karın doyurmuyor. Sorunu çözmüyor. Bedelini bizim ödeyerek izlemek zorunda kaldığımız bir kötü tiyatro sahnesi sanki.
Ben bu samimiyete inanmıyorum. Çünkü ortada yine o meşhur 'hayalet formül' dolaşıyor. Kimsenin görmediği, kağıda dökülmeyen ama üzerinden 'hodri meydan' çekilen o hayali formül... Oyun planı belli: 'Komitelerde bu işi uzatırız, araya zaman girer, sonunda da nasılsa sendikalar bunu reddeder, biz de işin içinden sıyrılırız.' 'dostlar alışverişte görsün.' Maksat çözüm üretmek değil, çözüm arıyormuş gibi yapmak.
Eğer taraflar gerçekten samimiyse, 'Hodri Meydan' demeyi bıraksınlar. Yarın sabah sendikaları da çağırıp, yukarıda belirttiğim 3 somut adımı kabul ettiklerini açıklasınlar. Hemen ardından da diğer yapısal reformları görüşmeye başlasınlar. Samimiyetin testi budur.
'BU TABLO KARŞISINDA SESSİZ KALMAK, SADECE BİR EKONOMİK TERCİH DEĞİL AYNI ZAMANDA BİR AHLAKİ TERCİHTİR'
Dante'nin o meşhur sözünü hatırlatmak isterim: 'cehennemin en karanlık yerleri, ahlaki kriz zamanlarında sessiz kalanlara ayrılmıştır' bu tablo karşısında sessiz kalmak veya 'mış gibi yapmak', sadece bir ekonomik tercih değil, aynı zamanda bir ahlaki tercihtir.
Bütün bunları düşününce yolun ne kadar uzun olduğunu biliyorum. Ama bu bir 100 metre koşusu değil, bir maratondur. Rakamlar bize yolun ne kadar dik olduğunu gösterdi. Şimdi mesele, o yokuşu tırmanacak doğru anlayışı inşa etmekte.
Sözün bittiği yerdeyiz Vekilim. Siz istediğiniz kadar 'rakamlar yanlış' diye bağırın, virgüllerle boğuşun... Nafile... Çünkü bu tablo bir istatistik hatası değil; vicdanın röntgenidir"
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.