İktisatbank piyasa analizi: Petrol kükredi, altın suskun; piyasalar savaşı değil enflasyonu fiyatlıyor
İktisatbank, 9 Mart 2026’ya ilişkin piyasa analiz raporunu yayımladı. Raporda, "Petrol kükredi, altın suskun; piyasalar savaşı değil enflasyonu fiyatlıyor" ifadeleri kullanıldı.
İktisatbank, 9 Mart 2026’ya ilişkin piyasa analiz raporunu yayımladı. Raporda, "Petrol kükredi, altın suskun; piyasalar savaşı değil enflasyonu fiyatlıyor" ifadeleri kullanıldı.
Küresel mali piyasaların yeni haftaya âdeta yangın yerine dönmüş bir görüntü ile başladığını görüyoruz. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı 120 dolar seviyesine yükselirken, gerilimin kolay kolay sona ermeyeceği beklentisine paralel piyasaların bir kez daha ne var ne yok sat eğilimine büründüklerini (likidasyon) görüyoruz. İsrail, İran'a yönelik saldırılarını genişleterek Tahran yakınlarındaki büyük yakıt depolarını hedef alırken, Hamaney'in yerine yeni dinî lider olarak oğlu Mücteba Hamaney seçilmesi de tansiyonu daha da artırdı. Trump yeni lideri "kabul edilemez" olarak niteledirirken, İsrail ise yeni liderin de hedef olabileceğini söyleyerek gerilimi daha da tırmandırdı. Savaşın etkisi İran sınırlarının ötesine taşarken, İran'ın Suudi Arabistan, Kuveyt, BAE ve Bahreyn'e yönelik drone saldırıları bölgedeki enerji ve su altyapısını hedef aldı. Bu tablo, savaşın yalnızca askerî değil, enerji piyasaları ve küresel ekonomi açısından da geniş çaplı bir risk oluşturduğunu gösteriyor.
Orta Doğu’daki savaşın yarattığı belirsizlik ve yükselen enerji fiyatları, hisse senetleri üzerinde baskı kurmaya devam ederken, en büyük 500 şirketin işlem gördüğü S&P 500 endeksi haftayı %2 düşüşle tamamlarken, yatırımcı endişesinin önemli göstergelerinden biri olan VIX, namı diğer korku endeksi, son bir yılın en yüksek seviyesine yükseldi. Bu gelişmelerin gölgesinde, yeni haftanın ilk iş gününde, Asya piyasaları oldukça sert sayılabilecek bir satış baskısıyla karşı karşıya olduklarını görüyoruz. Son dönemlerin flaş ismi Güney Kore borsası %8'den fazla gerilerken, gösterge endeks Tokyo borsası %7 düştü. ABD borsalarının vadeli işlemleri %2'den fazla gerilerken, altının ons fiyatı 5 bin dolar seviyesinin diplerine kadar gerilerken, sabah erken saatlerde gümüş 80 dolar seviyesinin altını test etti. Para birimleri liginde EURUSD paritesi 1,15 seviyesine gerileyerek son dört ayın dibini test ederken, belirsizlik ortamı devam ettikçe, ya da paralelde enerji fiyatları yükselmeye devam ettikçe, doların da değer kazanma eğiliminin devam edeceğini düşünüyoruz.
Bu noktadan isterseniz şu şekilde devam edelim. Herkes neden altının değer kazanamadığını anlamaya çalışıyor. Hatırlayın, İran savaşının patlak vermesinin ardından piyasanın ilk refleksi hâliyle altının sert şekilde yükseliş kaydetmesi olmuştu. Bu minvalde, geçen haftanın ilk iş günü, altının ons fiyatı 5,418 dolar seviyesini test etmesi ardından, haftanın ikinci iş günü 4,995 dolar seviyesine kadar gerileme kaydetmişti. Birinci gün savaş uzun soluklu olmayacak düşüncesiyle bir miktar da olsa vurdumduymaz davranan küresel piyasalar, işin ciddiyetine ancak ikinci gün varabildiler. Şöyle ki, küresel ölçekte ekonomik ve jeopolitik belirsizlik endeksinin tarihin en yüksek seviyesine çıkarak Covid-19 pandemisi veya 2008 Küresel Finansal Krizi dönemlerini dahi geride bırakması ile, jeopolitik risklerin yükselmesi ve arz tarafına yönelik endişelerin güçlenmesiyle enerji piyasasında alımlar hızlanırken, enerji maliyetlerinde yaşanan kesin sıçrama, küresel enflasyon beklentilerini de tabir caizse altüst etti!
Haftalık bazda bakılırsa, altın gerilerken, Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı yine âdeta kükreyerek %28 yükseliş kaydetti. Katar'daki LNG tesisinin vurulması sonrası Avrupa gösterge doğal fiyatı %64 yükseliş kaydederken, böylesine büyük bir jeopolitik şokta altının beklenen tepkiyi vermemesinin arkasını büyük ölçüde doların gücüne bağlamak gerektiğini düşünüyorum. Enerji fiyatlarında yaşanan kükreyişe karşı piyasanın ilk geliştirdiği refleks hâliyle güvenli limana sığınmaktan ziyade, enflasyon korkuları olarak ön plana çıktı. Enerji fiyatlarındaki sıçrama kaynaklı enflasyon, hâliyle faiz indirim döngüsünde olan merkez bankalarını âdeta ters köşeye yatırırken, piyasa vadeli kontratlarına bakılırsa, Fed'in bu yıl faiz indirime ihtimaline tanınan şansın da azaldığını görüyoruz.
Uzun bir süredir Trump politikalarının gölgesinde adeta itilip kakılan doların ise savaş dönemlerinde derin ve likit finansal piyasalarının da yardımıyla yatırımcılar için yeniden sığınılacak yegâne liman olarak öne çıktığını bir kez daha tecrübe etmiş olduk. Bu minvalde, doların önde gelen para birimlerine karşı değerini gösteren sepet kur DXY, geçen hafta doların piyasa faizlerinin de yükselmesiyle psikolojik 100 dolar seviyesine dayanarak Ocak ayı sonunda gördüğü dip seviyelere kıyasla yaklaşık %4,5 toparlanma kaydetti.
Faiz indirim beklentilerinin azalması, enflasyon beklentilerinin artması, enerji fiyatlarının yukarıya gelmesi, hatta doların değer kazanması aslında ABD Başkanı Trump'ın çizdiği resimle de çeliştiğini rahatlıkla söylememiz gerekiyor. Hatırlayınız, kıymetli madenler, artan savunma harcamalar, genişleyen bütçe açıkları ve ABD Hazinesinin daha rahat borcunu çevrilebilmesi için Fed üzerinde var olan faiz indirimi yönünde siyasi baskıyla son bir yılda âdeta şaha kalkmıştı. Enerji kaynaklı enflasyon artışı karşısında ise Fed'in faiz indirmekte zorlanacağını fiyatlayan piyasalarda uzun vadeli tahvil faizleri satış baskısına boyun eğerken, doların ise güçlenme eğilimine girdiğini not etmemiz gerekiyor. Faiz getirisi olmayan altının ise, böylesi bir ortamda zayıflamasına pek de şaşırmamak gerekiyor.
Tarihsel olarak bu tür krizlerde ilk tahlilde enflasyon beklentilerinin doları güçlendirdiğini, daha sonra ise savaşın ekonomik maliyeti hatta durgunluk kaygıları ön plana çıkınca piyasaların yeniden fiat para yerine altına sığındıklarını görüyoruz. Bu minvalde, bugün aslında tartışmaya çalıştığımız konu altının neden yükselmediğinden ziyade, savaşın süresi olmalıdır. Eğer hızlı bir ateşkes sağlanırsa, altının bugün kaydettiği seviyelerin sadece bir durak olduğunu, yükseliş isteğinin yeniden başlayacağını, eğer süreç uzayacak olursa, altının bir süre daha baskı altında kalacağını düşünüyoruz. Teknik mânâda aşağıda psikolojik 5 bin dolar seviyesi piyasa tarafından hâlen daha savunulurken, yukarıda ise 5,400 dolar seviyesi üzerinde gecelik kapanış görmeden (dikkat etmek gerekir ki böylesi bir kapanış manşetleri tüm zamanların en yüksek kapanışı olarak süsleyecektir) acele etmek istemiyoruz. ABD'de altına dayalı en büyük ETF olan GLD, geçen hafta 4 milyar dolardan fazla büyüklüğünde rekor çıkışa sahne olduğunu da hazır yeri gelmişken not edelim!
Savaşın gölgesinde her ne kadar farklı kesimlerden gelen altın sorularını cevaplamak için geniş bir yer ayırsak da, bir dönem ateşli bir savunucusu olduğumuz gümüşte ise şimdilik yukarıda 91 dolar seviyesi geçilmeden aceleci olmak istemiyoruz. Hatta, söz konusu seviyenin geçilememesi durumunda daha da aşağı sırası ile 67 ve 60 dolar seviyelerini -eğer görülürse- güvenli alım bölgesi olarak göreceğiz. Öte yandan, Ekim 2025'den bu yana devamlı bir şekilde satış baskısına boyun eğen ve pek çok tevatürü de beraberinde getiren Bitcoin, Trump'ın hafta ortası kripto para piyasasına yönelik düzenlemelerin hızlandırılması çağrısıyla ayağa kalkmaya çalışsa da, açık bir şekilde nefesi yetmedi. Uzun bir süredir sıkıştığı 67 bin dolar seviyelerinde 74 bin dolar seviyesine kadar kısa süreli bir sıçrayış görsek de, beklediğimiz yükseliş için şartların henüz olgunlaşmadığını anlıyoruz. Bitcoin yeniden 67 bin dolar seviyelerine geri çekilirken, daha da aşağı 63 bin dolar seviyesi kırılmadıkça, çıkmayan candan umut kesilmez diyeceğiz. Aksi hâlde ise daha da aşağı seviyeler kaçınılmaz olarak gündeme gelecektir.
Savaşın kazananı olmayacağı görüşümüzü ise bir kez daha gündeme getirmek isteriz. Körfez ülkeleri, son yılların değil belki de tarihinin en büyük stratejik şoklarından biriyle karşı karşıya kalırken, inanılmaz paralar harcanarak kurulan ışıltı vitrinlerin bugünlerde soru işaretlerine sebebiyet verdiğinin altını çizmemiz gerekiyor. Sadece on gün gibi kısa bir zamanda, petrol ve doğalgaz ticaretinin kurulu düzeni ciddi biçimde sarsılırken, İran'ın savaşı askerî olarak kazanmasına bile gerek olmadığını, savaşın ekonomik açıdan sürdürülemez hâle gelmesinin bile yeterli olacağını düşünüyoruz. Ucuz maliyetli dronelarla karşılayabilmek adına kullanılan milyonlarca dolarlık füzelerin de elbette bir stok sınırı vardır! Yanan her havalimanı, vurulan her petrol tesisi ve Hürmüz Boğazı'nın kapalı kaldığı her gün küresel maliyetinin katlanarak arttığını görüyoruz.
Doğu Akdeniz'de artan Orta Doğu gerilimi, bizim adamızda bile dikkat çekici bir askerî yığınağın oluşmasına sebebiyet verdi. Geçen hafta Güney Kıbrıs'ta bulunan İngiliz üslerine yapılan drone saldırısı ardından, Almanya'nın savaş gemisi hafta sonu Limasol Limanı'na ulaşırken, Fransa, İtalya, İspanya ve Yunanistan'ın da bölgeye savaş gemileri ve savaş uçakları göndererek adanın güvenliğine yönelik önleyici tedbirleri güçlendirdiğini görüyoruz. Henüz Milli Savunma Bakanlığı resmî açıklama yapmasa da, Türkiye'nin de KKTC'ye 6 adet F-16 konuşlandıracağı yurt dışı basına da yansıdı. Bugün Fransa Cumhurbaşkanı Macron Güney Kıbrıs'ı ziyaret edeceğini not edelim.
Savaşın kazananı olmadığı gibi, faturasını ise tüm dünyanın ödeyeceğini düşünüyoruz. Örneğin, geçen haftanın ilk iki gününde savaşa taraf olmaya Türkiye'de TCMB'nin rezervleri 14 milyar dolar azaldı. TCMB'nin uzun bir süredir kuru enflasyonun çok altında dengeleme tercihiyle USDTRY kuru sakin seyrini koruyarak bu sabah ilk işlemlerde 44,07 civarında salınmaya devam ettiğini görüyoruz. TCMB rezervlerinin şu aşamada yeterli olduğunu, masanın diğer tarafında oturan biri olarak da müşteri cephesinden döviz talebini gelmediğini rahatlıkla söyleyebilirim.
Faiz indirim döngüsüne girmişken, geçen sene Mart ayında (19 Mart) yaşananlar karşısında önden önlem almayı tercih eden TCMB, likidite adımları ile üstü kapalı da olsa piyasa faizlerini 300 baz puan yukarıya itti (TL REF %39,99). Borsa İstanbul son üç haftada %10 gerilerken, faiz indirim beklentilerinin azalmasıyla bankacılık endeksi %20 geriledi. Türkiye'nin risklerini gösteren 5 yıl vadeli CDS risk primi 262 baz puanla neredeyse son beş ayın zirvesine yükseldi. CDS risk priminin yükselmesi Türkiye'nin daha pahalıya borçlanması mânâsına gelirken, net enerji ithalatçısı olması nedeniyle, enerji fiyatlarında artış, enerji faturasını kabartarak önümüzdeki dönem cari dengenin giderek bozulduğu, enflasyonun yükseldiği, bütçe açıklarının arttığı, büyümenin ise düştüğü bir dönem olarak ön plana çıkacaktır.
Piyasaların gözü kulağı Orta Doğu'da olsa da, bu hafta Çarşamba günü açıklanacak ABD enflasyon verisi, Perşembe günü ise TCMB'nin olağan PPK toplantısını takip edeceğiz. TCMB'nin enerji fiyatlarına paralel politika faizini sabit tutmasına kesin gözüyle bakarken, daha şahin bir üslup da takınacağını düşünüyoruz. Piyasalar her ne kadar Fed'den 2026 yılında iki kez faiz indirimi bekleseler de, petrol fiyatlarının seyri ve Orta Doğu'daki gelişmeler, küresel risk iştahının yönünü belirleyecek en kritik başlıklar olmaya aday görünüyor.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.