EKONOMİ & FİNANS
okuma süresi: 11 dak.

İktisatbank piyasa analizi: Faiz rüzgârı tersine dönerken altın ve gümüşte momentum zayıflıyor

İktisatbank piyasa analizi: Faiz rüzgârı tersine dönerken altın ve gümüşte momentum zayıflıyor

İktisatbank, 13 Mart 2026’ya ilişkin piyasa analiz raporunu yayımladı. Raporda, "Faiz rüzgârı tersine dönerken altın ve gümüşte momentum zayıflıyor" ifadeleri kullanıldı.

Yayın Tarihi: 13/03/26 07:48
okuma süresi: 11 dak.
İktisatbank piyasa analizi: Faiz rüzgârı tersine dönerken altın ve gümüşte momentum zayıflıyor

İktisatbank, 13 Mart 2026’ya ilişkin piyasa analiz raporunu yayımladı. Raporda, "Faiz rüzgârı tersine dönerken altın ve gümüşte momentum zayıflıyor" ifadeleri kullanıldı.

Ortadoğu'da savaş ikinci haftaya taşınırken, taraflardan gelen sert açıklamalar kimsenin geri adım atmaya niyetli olmadığını da çok net bir şekilde gösteriyor. İran'ın yeni dinî lideri Mücteba Hamaney, Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidini yinelerken, bölge ülkelerinden ABD üslerini kapatmalarını istedi. İsrail Başbakanı Netanyahu ise İran rejiminin içeriden devrilebileceğini belirterek yeni lideri hedef alabilecekleri imasında bulundu. Bu arada Mücteba Hamaney'in sağlık durumu ile ilgili olumsuz iddialar var. Çatışmaların Lübnan'a da yayılmasıyla can kaybı 2 binin üzerine çıkarken, Irak'ta ABD uçağının düşmesi ve Fransız askerlerine yönelik saldırı gerilimin bölgesel boyutunu daha da büyüttü.

Enerji arzı ve altyapısındaki derin tahribat nedeniyle artan jeopolitik riskler, finansal piyasalarda sert dalgalanma yaratıyor. Hürmüz Boğazı'nda olası bir kesinti ihtimali petrol fiyatlarını yeniden psikolojik 100 dolar seviyesine taşırken, küresel hisse senetleri satış baskısına boyun eğdi. Enerji piyasalarını dengelemek amacıyla ABD'nin bazı ülkelere Rus petrolü satın alma izni vermesi dikkat çekerken, İran'ın petrol fiyatlarının 200 dolara kadar yükselebileceği uyarısını da göz ardı etmemek gerekiyor. ABD ile savaşta İran'ın uyguladığı enerji stratejisi dünyada kriz yaratarak herkesin acı çekmesine neden oluyor! Açıkça itiraf etmek gerekirse, uyguladıkları strateji de şimdiye kadar amacına ulaştı.

Orta Doğu'da savaşın uzama ihtimali, her geçen gün daha da artan enerji krizi ve bunun getirdiği belirsizlik, risk algısında hâliyle bozulma yaratırken, ABD borsaları dün geceyi %1,5'dan fazla düşüşle tamamladı. Bu sabah Pasifik'in diğer ucunda karamsar tablonun hâkim olduğunu görüyoruz. Gösterge endeks Tokyo borsası ve son dönemlerin flaş ismi Güney Kore borsası yaklaşık %1,5 geriledi. Güvenli liman arayışına paralel ABD doları güçlenmeye devam ederken, doların önde gelen para birimlerine göre değerini gösteren sepet kur DXY psikolojik 100 seviyesine gelerek son 4,5 ayın zirvesini test etti. Para birimleri liginde EUR dolar karşısında son iki haftada neredeyse %3'e yakın gerileyerek 1,15 seviyesinin altına inerken, YEN son dört haftadır dolar karşısında zemin kaybederek son iki yılın en zayıf seviyesine geldi.

Brent petrolün 100 dolara yakın seyretmesi hâliyle enflasyon endişelerini yeniden gündeme taşıyarak risk iştahını zayıflatırken, madalyonun diğer tarafında ise faiz indirimi beklentilerinin de hızla geri çekilmesine yol açıyor. Daha bir ay önce Fed'in bu yıl için yaklaşık 50 baz puan faiz indirimi yapacağı fiyatlanırken, son günlerde vadeli kontratlar ancak bir kez 25 baz puan indirime ihtimal vermeye başladı. Artan maliyet baskısı şirket kârlılıklarını ve enflasyon görünümünü tehdit ederken, ABD'de gösterge 10 yıllık tahvil faizinin getirisi %4,26 seviyesine kadar yükseldi. Önümüzdeki hafta Fed, Avrupa,  Japonya ve İngiltere Merkez Bankalarının olağan toplantıları, küresel piyasaların yönü açısından kritik olacaktır. Mevcut şartlarda, önde gelen para otoritelerinin bekle-gör stratejisine geçeceklerini düşünüyoruz. Japonya cephesinde her ne kadar haftaya faizlerin sabit tutulacağına kesin gözüyle baksak da, Nisan toplantısına yönelik kapının aralanacağını, artan enerji fiyatlarının gölgesinde piyasaların faiz artırım ihtimaline %60 şans verdiğini not edelim. 

Altının ons fiyatı, artan petrol fiyatlarının faiz indirimi beklentilerini zayıflatmasının yanı sıra, jeopolitik risklerin gölgesinde güvenli liman olarak doların ön plana çıkmasıyla ikinci haftayı da art arda düşüşle kapatmaya hazırlanıyor. Spot piyasada altının ons fiyatı dün akşam saatlerinde 5,050 dolar seviyesine kadar gerilemesi ardından bu sabah 5,100 dolar seviyesine toparlansa da, savaş ardından ilk gün test ettiği 5,418 dolar seviyesine nazaran son 10 iş gününde yaklaşık %6 gerilediğini not edelim. Geride bıraktığımız haftayı %10 düşüşle tamamlayan gümüşün ons fiyatı da bu hafta kararsız bir seyir izleyerek 84 dolar seviyelerinde salındığını not edelim. 

Özellikle gümüşte haftalık kapanışı büyük bir merakla takip edeceğiz. Teknik mânâda yukarıda 87 doların üzerinde temiz bir kapanış durumunda tereddüt etmeden uzun pozisyon alacağız. Öte yandan 81 dolar seviyesinin altında ise, gümüşte bir süredir dile getirdiğimiz 60-67 dolar seviyelerine kadar sert geri çekilmenin gündeme gelebileceğini düşünüyoruz. Çok açık bir şekilde, Hürmüz Boğazı'nın yarattığı enerji krizi ve bu durumun enflasyon riskini yeniden gündeme getirerek bütün denklemleri altüst etmesiyle, kıymetli madenlerin zayıf dolar temasıyla elde ettikleri mevzileri bir bir geri vermeye başladıklarını not etmemiz gerekiyor. Faiz getirisi olmayan kıymetli madenler, faiz indirimi beklentilerinden aldığı desteği kaybederken, piyasa faizlerinin de yükselmesi ilave baskı unsuru yaratıyor. Bu görüşlerin ışığında pozisyon almak için acele etmeden haftalık kapanışı dikkatle takip edeceğiz. Altının havlu atmaması için en azından haftayı 5,050 dolar seviyesinin üzerinde tamamlaması gerekiyor (bakınız grafik).

Türkiye cephesinde ise dün sonuçlanan olağan TCMB Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısından, beklentilere paralel olarak faizlerde herhangi bir değişiklik kararı gelmedi. Politika faizi %37 seviyesinde sabit tutulurken, bir ihtimal da olsa faiz koridorunun üst bandı artırılır mı sorusu ise başka bahara kaldı. Toplantı ardından yayınlanan politika metninde savaş ve neden olduğu enerji krizinin olası etkilerine dikkat çekilirken, beklediğimiz üzere şahince bir üslup kullanıldığını görüyoruz. 

Savaşa dâhil olmayan Türkiye ekonomisi üzerindeki maliyetinin ise her geçen gün daha görünür hâle geldiğini not etmemiz gerekiyor. Net enerji ithalatçısı bir ekonomi olan Türkiye için yükselen petrol ve enerji fiyatları, hem cari açık hem de enflasyon kanalıyla olumsuz bir etki yaratıyor. Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte turizm gelirlerine yönelik belirsizliklerin artması da döviz girişleri açısından ilave bir risk oluşturuyor. Bununla birlikte savaşın etkisi yalnızca enerjiyle sınırlı kalmıyor. Deniz taşımacılığı maliyetlerindeki artış, lojistik kaynaklı gıda enflasyonunu yukarı iterken, gübre fiyatlarından tedarik zincirlerine kadar uzanan geniş bir maliyet baskısı yaratıyor. Dünya deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilim, aynı zamanda küresel gübre ticaretinin yaklaşık üçte birinin geçtiği hatları da sekteye uğratma riski taşıyor. Tüm bu gelişmeler bir araya geldiğinde Türkiye ekonomisinin aynı anda cari açık, enflasyon, büyüme ve döviz gelirleri açısından çok yönlü bir baskıyla karşı karşıya kaldığının altını kalınca çizmemiz gerekiyor.

Hazır konu açılmışken, savaşın TCMB rezervleri üzerindeki etkisine de değinmekte fayda görüyoruz. Savaşın patlak vermesinin ardından geçen ilk altı iş gününde TCMB rezervlerinin yaklaşık 25,5 milyar dolar azaldığını görüyoruz. Ancak piyasada havanın kısmen sakinleştiği Salı günü Merkez Bankası’nın yaklaşık 3 milyar dolar tutarında döviz alımı yaptığı anlaşılıyor. Böylece ilk yedi iş gününün toplamında rezervlerdeki net azalış 22,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti (bakınız grafik). Ocak ayı sonunda 82,3 milyar dolar ile zirve yapan manşet rezerv rakamı ise son gelişmelerle birlikte 47,6 milyar dolar seviyesine kadar gerilediğini not edelim. 

Her ne kadar rezerv kaybı ilk bakışta yüksek görünse de, mevcut tabloyu şimdilik alarm verici olarak değerlendirmiyoruz. Zira rezervlerdeki erimenin neredeyse tamamının sıcak para niteliğindeki yabancı portföy çıkışlarından kaynaklandığı anlaşılıyor. Nitekim 6 Mart ile biten haftada -yani savaşın ilk haftasında- yabancıların devlet tahvili portföyü 1,7 milyar dolar, hisse senedi portföyü ise 0,8 milyar dolar azaldı (bakınız grafik). Buna karşın yurt içi yerleşiklerin döviz talebinde belirgin bir artış görülmemesi, piyasada otoritenin kuru her koşulda savunacağına yönelik güçlü bir beklentinin hâkim olduğuna işaret ediyor.

Tüm bu gelişmelere rağmen Türk mali piyasaları dünyanın aksine güçlü kalmaya çalıştığını dün de gördük. BIST100 endeksi dün günü %0,7 yükselerek küresel eğilimden olumlu mânâda ayrışarak tamamlarken, tahvil ve CDS cephelerinde ise bozulmanın sınırlı kaldığını görüyoruz. USDTRY kuru pazartesi valörlü işlemlerde -hafta sonu fonlama etkisiyle- 44,19 seviyesine yükseldi.

Mali piyasaların gündeminde bugün Fed'in favori enflasyon göstergesi olan PCE verisi bulunuyor. Her ne kadar Fed'in haftaya faizleri sabit tutması ve sene sonuna kadar bir kez faiz indirimine gitmesi beklense de, yine de veri para politikasına ilişkin beklentiler açısından yakından takip edilecektir. Bu arada dün savaşın yarattığı belirsizlik ya da ABD bütçesi üzerinde yaratacağı ilave yük karşısında ABD Başkanı Trump dün gece Fed Başkanı Powell'ı hedef alarak acil bir şekilde faiz indirimlerine başlaması çağrısında bulundu!

İktisatbank Günlük Piyasa Analiz ve Yorumu 13 Mart Cuma

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.