Hicran Boyacı: "Bize yaptıkları sayesinde hayatı kurtuldu, belki de öldürülecekti!''

loading
26 Ekim, Pazartesi
£

10.53

9.56

$

8.09

Hicran Boyacı: “Bize yaptıkları sayesinde hayatı kurtuldu, belki de öldürülecekti!’’

Hicran Boyacı: “Bize yaptıkları sayesinde hayatı kurtuldu, belki de öldürülecekti!’’

Savaşın tam ortasında 15 yaşında bir genç kız Hicran Boyacı... Bu topraklarda acının ortasındaki dostluğu bulmuş, ona yapılan bir iyiliğe karşılık bir Rum ailesini uçurumun kıyısından döndürmüş biri. "Bize yaptıkları sayesinde hayatı kurtuldu, belki öldürülecekti" ifadeleriyle eski dostu için Türk askerlerini, komutanlarını ayağa kaldırdığı o anları anlattı...

Hicran Boyacı: “Bize yaptıkları sayesinde hayatı kurtuldu, belki de öldürülecekti!’’
A- A A+

Kıbrıs Postası - MERVE YEŞIL

Savaşın tam ortasında 15 yaşında bir genç kız Hicran Boyacı... Bu topraklarda acının ortasındaki dostluğu bulmuş, ona yapılan bir iyiliğe karşılık bir Rum ailesini uçurumun kıyısından döndürmüş biri. Gençlik heyecanı, korkusuz yüreğiyle askerlerin peşine düşerek esir kampında gördüğü dostuna bir hayat bağışladı. "Bize yaptıkları sayesinde hayatı kurtuldu, belki öldürülecekti" ifadeleriyle eski dostu için Türk askerlerini, komutanlarını ayağa kaldırdığı o anları anlattı.

1974 BARIŞ HAREKATI’NI VE SÜREÇLERİNİ DUYMAK İSTİYORUM İLK ANDAN İTİBAREN, SAVAŞIN ÇIKTIĞI, O ANA KADAR NE OLDU?

Nasıl başladı? Ben bunu sadece oradan buradan birilerine sorarak öğrenebiliyorum benim neslim benden daha küçükler size gelene kadar bunu öğrenebileceğimiz bir yer yok en azından bunu yaşayan insanlardan gençlere aktarmak istiyorum. İlk savaş çıkana kadarki tutum, siyasi ortam, yaşadığınız çevre nasıldı sonrasında, savaşın çıktığı an herkes ne yapıyordu?

74 senesinde başladı tam tarih olarak hatırlayamıyorum. Rum tarafında bir fabrikada çalışıyordum. Çok büyük bir fabrikaydı orada rumlar toplanır türklerle beraber çalışırlardı.

2-3 gün önceydi gittik yine sabah çıktık ama hiç daha öyle birşey yok savaş çıkacak diye  .Daha önce biz 63’te yaşadık mesela ben 7 yaşlarında falandım, yani ilk defa geçirmedi Kıbrıs. Türkiye askeri yoktu o zaman. Biz kendi kendimizi savunduk ölenler öldü kaçırılanlar ve çoğu kayıp oldu. Kimi kime şikayet edelim insanlar öyle ölür giderdi, parçalar gömerlerdi insanları rumlar.

74  savaşında biz yine işe gittik sabah 7 falandı. Bekledik greyfurk portakal kamyonlarını. O  gün kamyonları bekliyoruz gelsin diye kamyonlar geldi ama açmazlar fabrikayı.

Birbirimize söyleniyoruz biz o sırada ne oldu da daha başlamadılar, baktık kamyon dolu iş var greyfurt portakal dolu. Zil çalardı karta basardık girerdik içeriye işbaşı yapardık. Zil çalmıyor, kartlarımız basmıyor.

Bir ustamız vardı ismi Banayi’ydi. Onun daha üstleri vardı ama onlar fazla ilgilenmezdi çalışanlarla, bir o vardı fabrikada baktık üzüntülüydü telefon elinde gidiyor geliyor gidiyor geliyor ne oldu dedik bu adama acaba.

Kendi kendilerine Rumlar Rumlarla başlamış kavgalara, saldırmaya başlamışlar. Daha tam duyulmadı bir iki olay olmuş dün gece…

En son topladı bizi 1-2 saat sonra dediki şimdi sizi geri yolluyoruz bugün iş yok. Bineceksiniz şimdi geldiğiniz otobüse, herkes kendi otobüsüne neyle geliyorsa ona binecek tekrar geri gideceksiniz sormayın nedir ne değildir diye binin gidin evinize. Sonra da dedi ki yani kötü birşey olmayacak size, çıkın vakitli evlerinize gidin sadece dedi. Biz de korktuk neden böyle söylüyor diye. Biz şu an rum tarafındayız bir buçuk saatlik yolumuz var istese göndermezdi. O bizi göndermese bizi kimse gelip alamazdı. Yani istese kendisi kaçıp gidebilirdi.

Hemen doldurdular bizi otobüsüe dediler ki doğru yerinize. Tembih etti bize kimseyle konuşmayacaksınız kampı geçiniz durdururlarsa size söyleyin iş yoktu geri gidiyoruz gelmedi kamyon portakal yok bir şey yok ödemesinler bizi boşu boşuna diye evimize yolladılar diyeceksiniz dedi Banayi bize. Rumca bilen konuşsun dedi.

Mağusa’nın çembere getirdi bizi bıraktı, hadi dedi evinize. Kaçarken de hakkınızı helal edin dedi. Bilmiyoruz ne olacağımızı biz dedi. Birbirimize girdik, siz korkmayın gidin evinize dedi.

Mağusanın içerisine girilebilen kapılara askerlerimizi koymuşlar silahlarını mevzilendiler kuruldular. Biz evimize gittik başladı herkes söylemeye savaş çıkıyor galiba rumlar birbirine girdi. Gece haberler başladı o zaman daha televizyon bazılarında var bazılarında yok. Bayrak radyosu haber vermeye başladı; rumlar birbirine girdi, köylerde silahlı saldırılar oldu.

Bize saldırmadan iki gün önceydi bu.

Denktaş sabahtan çıktı duyuru yapmaya başladı: Bütün halkıma sesleniyorum dikkatli olun, sokağa çıkmayın benden haber bekleyin evinizde outrun rumlar birbirine girdi. Herkes evinde kalsın her an bir şey olabilir beni bekleyin ben size tekrar ne söylersem onu yapacaksınız diye duyuru yaptı bize. Biz korktuk her an savaş çıkacak diye. Biz başladık aileler, insanlar toplandık.

Gece oldu baktık bütün elektrikler kesilmiş sırf karartma yapalım diye.. Ara ara haberler veriliyordu ama sadece rum tarafından anlatılan.

TÜRK KANALI YOK MUYDU?

Yok hiç yoktu... Türkiye bize yayın veremezdi yasaktı. Biz Türkiye’ye de gelemezdik yasaktı bize. Büyük vizeler falan istemek gerekirdi yani zorluklar vardı böyle istediğin gibi gidemezdin.

Zorluklar, çok kısıtlamalar vardı aklına ne gelirse.

Ara ara haberler veriliyordu onları dinlerdik. Şarkı çalarlardı ara ara.

Alarma girildi, kimse yarın sabah evinden çıkıp bir yere ayrılmasın bizi bekleyin radyoyu kapatmayın. Size ne diyeceksek onları yapacaksınız çünkü Rumlar her an saldırabilirler dediler radyoda.

Burada askerimiz vardı bizim ama gizliymiş meğer yani Kıbrıs askerlerinin içinde Türk askerleri de vardı ama gizliymiş bize söylemezlermiş. Görürdük ama nerede görev yaparlar bilemezdik.

Çabuk kapılarınıza şimdi askerler geliyor. Tüm Mağusa halkını mazgallara yolladılar. Gidin saklanın savaş çıkıyor. Saldırdılar bize. Mağusa’ya doğru askerler gelmeye başladı. Ateş açılmaya başlandı. Fakirhane vardı, Mağusa’ya vurmaya oradan başladılar. Bizim mücahitlerimiz geld. Eli ayağı tutan güçlü adamlarınız varsa gelsin torba doldurmaya mevzi kuracağız dediler. Babalarımız, abilerimiz askere çağrıldı. Geceden hepsi çağırıldı. Evde sadece kadınlar ve çocuklar kaldı. Benim de kaynım kaynıyor, durur muyum hiç ben erkek değilim ama bende gelmek istiyorum dedim. Biz zaten hisarboyunda kalırdık. Bende geleyim toprak taşıyayım dedim. Anneme söyledim komşularımız arkadaşlarım herkes gitti bende gideceğim dedim. Sen git saklan ben gelirim dedim. Bizi yer altına mazgallara yerleştirdiler. Ama ben girmedim çıktım askerlerimizin yanına. Çoğu zaten tanıdık.

Mağusa halkı birbirini tanır, küçük yer. Askerlerimiz açıkta savaşmasın diye mevzi kurmak için oradayız. Biz kuruyorduk 10 dakika sonra Barış gücü Gelip askerimize yıktırırdı. Kimi evinden kasa getirir torba getirir, uğraşır ama İngiliz askeri hepsini yıktırırdı. Açıklama da söylemiyor sadece yıkacaksınız diyor. Limanın üstü rum askerlerinin taburuydu. Onlarda bütün silahları doğrultmuş bize karşı bekliyorlardı. Rumlarıın yüksek bir yeri vardı zaten oraya çıktıklarında Mağusa’nın içini bile görürlerdi. Biz daha bir torba dolduramamışız. Nereye saklanıp ne yapacağız? Bizim insanımızda da karşı gelen oldu, İngiliz askeri silahını gösterdi vururum diye, bazıları üstüne yürüdü vur hadi diye. İngiliz de korktu o zannetti ki biz korkacağız. Saldırdılar birbirlerine. Londra’dan gelen bir adam vardı araya girdi Barış gücüne dediki ‘niye uğraşıyorsunuz bu insanlarla bak tepede rum askeri hazır silahıyla dürbünüyle bize bakıyor, niye onları durdurmuyorsun’. En sonunda uğraşmaktan vazgeçip gitti İngilizler. Sonunda vazgeçtiler ama bizim yaptıklarımızı çok defa yıktılar. Dört bir taraftan sardılar çevremizi. Saat sayıyorlar bize saldırmak için. Silahımız, bombamız bir şeyimiz de yok.

Gücümüz yok onlara karşı duracak gene de insanlarımız cesaretli. Kadını erkeği herkes askerimize yardım ederek torbaları doldurdu. 2 saat geçti sirenler çalmaya başladı. Halka duyuru yapmaya başladılar mikrofonla, herkes gelsin Mağusa kaleiçine. Çıkın evinizden,hiçbir şey almayın, alın çocuğunuzu çıkın kaleiçine gelin diye söylendi. Haber aldık rumlar saldırıyor dediler. Kimisi gelemedi, rumlar hangi köyden geldiyse...

Gülseren kampında o zaman rum askerleri duruyordu. Karakol ve Sakarya’da çoluk çocuk herkesi  esir aldılar. Biz kaleiçindeydik o bölgeler dıştaydı. Onlar daha tehlikedeydi. Kaçabilen geldi sığındı, diğerleri esir kaldı. Başladı savaş. O zamanlar rumlar türkler karışık yaşardık, komşuyduk. Başladılar rum köylerini basmaya. Muratağa’dan gelen bir arkadaşım vardı, bu gece köyüne gitme çatışma var bizle kal dedim. Ailemin başı dertdeyse benim de gitmem lazım dedi. O gece kaldı yanımızda yarın bellki Barış Gücü beni gönderir ailemin yanına diye umut etti.

Başladı artık savaş. Maraş’tan başladılar dört bir taraftan silah yiyorduk. Bizi 8 numaralı mazgala koydular.

MAZGALLAR VAR OLAN ÇUKURLAR MIYDI SİZ Mİ AÇTINIZ?

Venedik zamanından kalma. Mağusa’nın içi öyle bir yer ki her tarafı mağara.

Biz rumun emrindeydik, kimliklerimizde bile rumca türkçe yazıyordu. Köylerimizn adı rum köyüydü. Sonradan isimlerini biz değiştirdik.

Başladı artık kulaktan kulağa laflar. O vurulmuş, bu ölmüş diye kaynamaya başladı ortalık. İnsanlar çığlık çığlığa. Halk delirdi. Hepimiz delirdik o yerin altında. Yeni doğuran kadınlar var bebekler aç, doyuramadık,ağlar susmaz. Havasız, çok kötü. O yerin altında birbirimizee sarılıp kaldık öyle. Tuvalet yok, dışarı da çıkamazsın. Kapılarımıza güvenliğimiz için iki asker koydular hem de çıkmayalım diye. Baykal’daki insanlar oradan bi tünelden gelip Mağusa’nın içindeki o mazgala geldiler. Sivil savunma onlara yolu göstermiş. Meğer gizli gizli tünellerimiz, mağaralarımız varmış. Çatışma başladı, dışarı çıkılmaz! Bizim içerde hiç bir şeyden haberimiz yok. Bazıları radyolarını getirmiş. Hepimiz toplanıp dinlerdik. Bayrak radyosunu açardık, hala hiç bir bilgi yok. Tek söyledikleri saklanın, korkmayın. Öğlen oldu tek tük haberler gelmeye başladı; şu köye girdi rumlar halkımızı aldılar gibi haberler gelmeye başladı. Sınırüstünde bir köyü kahvehaneye toplamışlar. Bir başka köyde okula topladılar halkımızı... Yani türkleri evlerinden toplayıp bir yerlere koyuyorlar. Başlarına da ruma askerlerini dikerler. Bazıları bazı rum köylerine dokunmadılar. İlk günler zarar vermediler. Radyo sürekli gelen haberleri söylüyor. Denktaş anons yaptı ‘sakın korkmayın, çarpışma çıktı, önce kendi aralarında şimdi de bize döndüler. Olduğunuz yerden çıkmayın,hastlarınıza, yaşlılarınıza iyi bakın’ diye anons yapıldı.

Başladılar sağlık çadırı kurmaya. Kapımızdaki askerlere soruyoruz haber almak için. Onlarda bir şey söylemiyor. Ama nasıl kötü o yer altı, karanlıktan korkup hiç durmadan ağlayan çocuklar, bayılanlar, fenalık geçirenler... Hepimiz aynı durumdayız. Gecesi büyük çatışma başladı. Limandan saldırdılar. Hiç durmadan ateş, hiç durmadan!

Alttan alttan duymaya başladık, Türkiye geliyor. Bizim için toplantılar düzenliyorlar, ne yapabilirizi tartışıyorlar. Mağusa limanından, Girne limanından nerede deniz bulduysa çıkarma yaptı Ecevit... İlk başta söylemediler. Gizlice duyuyoruz ama yalan mı gerçek mi bilmiyoruz.

Ölen çok, yas var. Bir umut Türk askerini bekliyoruz. Ecevit’in uyarısı mıdır nedir bilmem o gece ateşkes oldu. Silah atmayı bıraktılar ama tabi tek tük atıyorlar. Biz bir kaç kişiyle yerde yata yata sürünerek askerimizin yanına gittik, bize kızdılar ‘git be başımızı derde sokacaksın’ diye. Babamızdan, abimizden, tanıdıklarımızdan haber var mı onu sorarız. Biz oraya haber almak için çıkıyorduk; ben çıkarken yanımdaki tembihlerdi ‘çıkıyor musun be Hicran oğlumu sor, babamı sor, kocamı sor’ derlerdi. Erkeklerimiz savaştığı yerden kaçıp sürüne sürüne sorardı; karım, kızım hangi mazgalda diye.

PEKİ SİZİN MAZGALLARDA OLDUĞUNU NEREDEN BİLİYORLARDI?

Komutanlar söylemiş, ailelerinizi yerleştirdik merak etmeyin siz onları korumaya bakın diye bilgilendirmişler. Geldi bize bir asker; kim nerede kalıyorsa ailelere ve savaşan erkeklere haber götürcek.

Tabi herkes sessizleşti ama ağlayanlar da çok şehit haberi mi geldi acaba diye. İsim sayar ‘evet ben buradayım’ ‘eşin iyidir merak etme, selamı var’  diye söylerler. Beklerim beklerim hiç kimse benim babamın ismini söylemedi. Sürekli koşturdum yanına ‘abi beni babamın adı yazar mı yazar mı ‘ diye ‘ yok abim’ dedi. Babam öldü diye ağlamaya başladım o da beni sakinleştirir; yok abim daha gezeceğim yerler var adı yazılmamıştır dedi. Meğer her bölüğe birer asker koymuşlar haber versin insanlara diye, benim babamın adınıda gelen diğer askerden duydum. Bizi tembihliyorlar, sakın çıkmayın, aramayın kocanızı babanızı dedi. Artık o senin ailenin bir parçası değil de devletin bir malı. Günlerce kapıda bekledim, haber gelmesini. Meğer her bölüğe birer asker koymuşlar haber versin insanlara diye, benim babamın adınıda gelen diğer askerden duydum.  O sırada da çatışma devam, vira!

Ama nasıl ateş ederler, sanki kaldığımız yeri görmüşler gibi üstümüze yağıyordu resmen. Askerler kaçıp kaçıp annesini karısını kızını görmeye gelirdi o sırada da derlerdi kim şehit düştü ne oldu ne bitti diye, tabi feryat figan. Ben her gelenin önüne atlardım, babamın adını söyleyip abi babamı gördün mü diye sorardım. Adam limandan gelmiş bizim nerede olduğumuzu öğrenmiş, buldu bizi.

Bir baktım babam geliyor. İki adım attı üçüncü adımını gördüm yanına silah atıldı, kıl payı kurtuldu. Adam limandan gelmiş bizim nerede olduğumuzu öğrenmiş, buldu bizi.

Bizim mazgal en kötü mazgaldı. Çifte mazgal vardı,  o lüks sayılırdı, havadardı ama o da tehlikeliydi çünkü etrafları açıktı. Bizimki pis ama daha emniyetliydi. Ki öyle de oldu. Ayhan diye bir askerimiz vardı. Eşini çocuğunu görmeye gitmiş çifte mazgala, tam girecekken üstüne bomba düştü öldü orada ailesinin gözü önünde. Onun haberi geldi bize. Artık öyle bir hale geldik ki herkes birbirinin acısına koştuyor. Karşı komşumuzun çocuğu doğmuştu. O halde kadının sütü kaçmış, askerden izin alalım da çocuğun karnını doyuracak bir şeyler yapalım dedik. Asker de geldi sordu ‘evi en yakın olan kim var’ dedi. Su ısıtıp süt yapalım da içsin. En yakında bizim ev vardı. Aldı beni asker hadi gidelim dedi. Çocuk aç, ölücek.zaten olduğu gibi kaçmıştık, kapılarımız açık. Girdik eve, sıcak su ısıttık termosa koydum. Yollarda insanlar deli gibi koşuyor hala daha adres bulma derdindeler benim karım nerede benim kocam nerede diye.

Biz haber aldık. Türkiye geliyor. Başladık haber almaya. Türkiye filan köyü aldı. Türkiye burayı geçti. Bizde sevinçler başladı. Bayrak radyosu veriyor çoşkuyla ‘şu an şu köyü aldık, bayrağımızı diktik’. Biz de bayram yapıyoruz. Sarılıyoruz. Türkiye askerleri zırhlılarla geldiği için biz de daha emniyetli, güçlü hissediyoruz. Bir kaç saat içinde bir köyü daha alıyor geçiyor askerlerimiz. Mağusa’ya asker Maraş’tan girdi. Temizleye temizleye maraşı aldık. 20 gün kaldık onun içinde. Sonra evinize gidebilirsiniz dediler. Artık rumlar size bir şey yapamaz yerleşin evlerinize dediler.

Bu söylendikten sonra haber geldi askerimiz Mağusa’ya gelecek. Buna rağmen yine başladılar bize ateş atmaya. Ansızın acayip bir ses duyduk. Meğer uçaklarımız gelmiş. Türkiye iki tane uçak göndermiş. Ben uçağı duyunca fırladım dışarı. burnunu aşağı veriyor sonra yükseliyor sanki yangın var gibi bir şeyler gördüm. Burun verip yükseldi burun verip yükseldi, limanı bombalar. Gözümün önünde. Hem ağlardım hem gülerdim o an. Hepimiz çıktık, alkışlıyoruz. O liman günlerce yandı, günlerce sönmedi ateşi. Gözümüzün önünde her yeri bombaladı askerimiz. Duyduk ki zırhlılar gelecek. Biz çıktık hisara. Bir baktık 3 tane zırhlı geliyor, üstünde kocaman türk bayrağı. Bizde onlara el sallıyoruz. Bizim insanımız da onlara yer gösteriyoruz. Şurada insanımız var gidin kurtarın onları diye. Geldi askerler bizim mazgala. Her biri bir yere ayrılmış. Bir çavuş geldi ya dageneral ne ise artık hiç unutmam yüzünü. O sevinci anlatamam. Başladık milli şarkılar söylemeye. Bir minnet duygusu, sevinç, üzüntü hepsi birbirine karıştı. Bizi mazgaldan Türk askeri çıkardı. Türkiye gelmese biz dünyada yoktuk. Geldi komutan annelerim, bacılarım sizi kim kapattı bunun içine dedi. Bizi rumların kapattığını zannettiler. Hadi evinize gidin diye bizi evlerimize gönderdi. Hadi artık biz geldik, biz varız gidin evinize rahatça uyuyun dedi.

Herkes evine gitti. Sokağa çıkma yasağı var. Ve günlerce aylarca elektiriğimiz gelmedi.

GERİ GELDİĞİNİZDE EVİNİZ NE HALDEYDİ, RUMLAR EVLERİNİZİ YAĞMALAMIŞ MI?

Rumlar kaçtı gittiği için rumlar bizim evimizi yağmalamadı. Biz onları yağmaladık. Türkiye hala görüşmeler yapıyor esirlerimizi almak için.

Bizde de onların esirleri var bizde onları vereceğiz. Biz onlara iyi davrandık, yemek verdik. Ama onlar bizim askerlerimizi dövmüşler, konuşturmak için. Komutan bize dediki savaş daha bitmedi, sadece şu an yanınızdayız korkmayın dediler. Sizi güvenle bırakıp öyle gideceğiz dediler. Bizim ev hisara yakın, Mağusa kapısına yakın. Tabi tank da orada duracak, giriş orası. 3 zırhlı kapımızın önüne park etti.

Geldi askerin biri yanımıza,abla dedi bir arkadaşımız yaralı yatıyor, bi sıcak su, bez bir şey var mı dedi. Zırhlının içinde boğazından yaralanan genç bir asker varmış, fena halde vurulmuş. Ama nasıl üzüntülü o çoçuklar. Biz de üzüldük tabi. Bir kaç asker çökmüş yere ağlıyor. Bir yandan da gelen giden halktan insanlarla sohbet ediyor askerler. Bize soruyorlar burası neresi, rumların mıydı diye. Onlar da anlatmaya başladı günlerdir yollarda ne halde olduklarını. Bir tanesi daha üç günlük askermiş, savaşa gelmiş. O içerde yaralı olan çocuk bir saate kalmadan öldü. Hepimiz üzüldük ağladık. Annem bizi eve gönderdi. Girdi kendi de askerlerimize çorba yaptı. Hepsi teşekkür ediyor tabi günlerdir açtık boğazımızdan doğru düzgün bir şey geçmedi diyorlar. Onların da ailesinin haberi yokmuş. Nerede olduklarını bilmiyorlarmış. 2-3 gün durdular orada ama sanki o sürede aile olduk. Sabah uyanır yanlarına çıakrdık. Onlar seslenirdi ‘günaydın Fatma aba, çaylar hazır mı’ derlerdi. Bir gün oturduk sohbet ediyorduk. Bir baktım bir tanesi bir şeyleri sürükleye sürükleye getiriyor. Limandan bize hediye tabak çanak getirmiş. Onlar görüyordu bizim tabağımız yoktu. Plastik tabak çatalımız var. Onlara hep çorbalarını plastik tabakta verdik ordan anlamışlar tabağımızın çanağımızın olmadığını.

Bizim yer altında kapı vardı limana çıkan. Yan tarafımızda boş bir bina vardı. Asker de sabaha kadar limandan eşya taşımış, mahalleliye dağıtmak için. Askerlerle ahbap olduk. Biz artık biraz biraz askerlerden yüz bularak kendi mahallemizden çıkıp arka mahallelere kaçmaya başladık. Gittim. Tesadüf, Banayi. Bakıyorum çok benziyor, emin de olamadım. Komşumuz vardı Abidaba diye o da Banayi’yi tanıyordu koştum Abidaba’nın yanına. Birlikte esirlerin oraya gittik, emin olduk artık; kesin Banayi. Üstünde aynı giysi... Bizi o gün evlerimize gönderdiğinde belki de kendi evine o dönememişti. Napalım napalım? Gittik askerlerin yanına. Banayi’nin yanına girmek istedik izin vermediler. Sonunda Banayi’nin yanına gidip bizi göstermesini istedik askerden. Banayi’yi tarif ettik, asker gitti yanına. Bizi gösterdi. Bizi görünce gülümsedi ama nasıl bir gülümseme korku, panik, hüzünlü bir gülümsemeydi. Sorduk askerlere; biz ne yapabiliriz bu adama diye. ‘Rum o adam, nereden tanıyorsunuz’ diye sordular bize. Anlattık, bize yaptığı iyiliklerden bahsettik. Onunla konuşmak için yalvardık askerlere. Askerler izin vermedi. Sonra bizde gizlice komutanların yanına gittik. Komutanlarda bir kaç esirden bilgi almaya çalışıyordu, onlarla konuşuyordu. Sonunda bizi tanıyan Kıbrıslı bir asker gördü bizi geldi yanımıza, ne yapıyorsunuz burada diye. Onlara durumu anlattım. Çağırdılar Banayi’yi. ‘Ooo Hicranimu’ dedi. Konuştuk, ağlaştık. Ailesinden haberdar değilmiş. Askerinize sorun ailemi almışlar mı size söylerler dedi. Banayi ile Türkiye askeri Türkçe konuşmaya başladılar. Askerler çavuşa soracak neredelermiş ailesi diye.

Askerler, saldırdıkları yere numara, renk koymuşlar rumca bilmedikleri için. Anında Türkiye askeri telsizle konuştu. Asker bize sordu rumların bize tecavüz edip etmediğini bile. Çünkü bizim askerimiz rumların çocuklarını kadınlarını öldürmedi. Telsizden söylüyor; çoğu kaçtı, geri kalanını da biz getirdik öldürmedik dedi. Sordu, öğrendi. Banayi’nin ailesinin olduğu bölge boşmuş. Asker girmiş bakmış hiç bir insan yokmuş orada. Düz geçip gitmiş orayı asker.

Kapıya barış gücü gelecek ve komutan esirler için görüşecek onlarla. Yarım saate, bir saate getiriyorsunuz insanları buraya, kaç kişi aldıysanız herkesi getirceksiniz dedi. Barış gücü vermek istemedi. Türk askeri de ‘planım yok ama hemen yaparım ‘ dedi yani gelir basarım orayı demek istedi. Beş kişi beş kişi göndereceğiz dedi. Sabaha kadar tek tek hepsini getirdiler. Kimini dövmüşler, kimine iyi davranmışlar, kimini sorguya çekmişler cephaneniz var mı o nerde bu nerde diye. En sonunda Banayi’nin yanına iki asker koyup istediği yere götürün bu adamı dedi komutan. Bize yaptığı iyilikler için. Bize yaptıkları sayesinde hayatı kurtuldu, belki öldürülecekti.

SONRASINDA HAYATA NASIL DÖNÜLDÜ?

Uzun zaman açlık yaşadık. Devlet bize karavana verirdi. Askere tencere verirdik bize yemek koyarlardı. Dükkanları açmaya başladık. Örneğin fırından anlayan varsa gelsin ekmek yapıp halka dağıtacağız dediler. Eli iş tutan herkesi bir yere koydular gönüllü çalışmaya başladık. Okulların içini yatak yaptık. Çünkü artık göçmenlerimiz vardı. Yakın köylerden göç aldık. Herkes birlik oldu. O insanlara yemek, kıyafet, battaniye verdik. Herkes kilosuna göre birer parça kıyafetinizi verin dediler. Öyle öyle kendi içimizde yardımlaşma başladı. Aylarca o insanlar orada kaldı. Yavaş yavaş devlet yardım etmeye başladı. Artık bölge bölge açılmaya başladık. Tabi bazı noktalarda gizli gizli çıktı insanlar ganimet için.

Kıbrıs halkına kurayla ev vermeye başladılar.

Bu eve 74’te oturduk. Rum eviydi, devlet verdi. Temizledik, taşındık. Yan taraftaki evde şahane koltuk var daldık, aldık. Süngerli yatak bulduk aldık, bizde nerede süngerli yatak.

BUNLAR RUMLARIN EVİYDİ DEĞİL Mİ?

Tabi. Ganimet toplamak yasak. Devlet bir çoğunu toplayıp ambarlara koymuş, örneğin yeni evlenen insanlara verecek. Biz yeni evli değiliz, özel bir durumumuz yoktu devletin bize o eşyaları vereceği.

Kapılar açıldıktan sonra akın akın Rumlar geldi...

Daha bir kaç yıl öncesine kadar gelenler hala vardı.

Benim evimin sahibi de geldi. Sohbet ettik ahbap olduk. Kimileri baktı, diktiği üzümlerine iyi bakılmış, evini boyamış temizlemiş çok mutlu olurlardı.

Çoğu dava açtı evini tekrar almaya çalışan oldu. Kazanan da oldu. Davası hala devam eden de var. Sonra Türkiye buraya işyerleri açmaya başladı. Para kazanmaya başladık. Türkiye’den köy köy insan taşıdılar buraya. Nüfusumuz çoğalsın diye. Kaç insan kaldık zaten!

Savaş sonrası zorluk çekmedik. Babam para kazanmaya başladı. Yeniden hayata başladık.

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için Telegram kanalımıza katılın!

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer TOPLUM Haberleri