Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Doç. Dr. N. BERATLI | 4 Ağustos 2019, Pazar

Düşük faiz 1

Paylaş  
38
60
39

Memleketteki banka faiz oranları, düşürülüyor… Doğru karar… Yıllardır bunu söyler, iddia ederiz ama bizi kimse dinlemez tabii… Şimdi Recep Tayyip Erdoğan söyledi diye buna da karşı çıkanlar vardır ve olacaktır. Sırf o dedi diye… Onun için eski yazılarımdan bazı alıntılar yapacağım.

9 Haziran 2012’de, bu sütunda demişim ki:   “KKTC Merkez Bankası’nın son raporuna göre, elimizdeki mevduat miktarı, 8.274.4 TL… Elimizdeki Likit yani, elinizi cebinize soktuğunuzda çıkan nakit para miktarı ne kadar? Bunun, %24’ü! Yani, 1985.85 TL… Özetle bankacılık sistemimiz “Sekiz bin Liram var”, demektedir ama aslında elinde 2 bin Lira bile yok!

Bunu fark edince, ne olduğunu anlamak için kaynak aramaya başladım. Sonunda, Prof. B. Gültekin Çetiner’in, internetteki bir makalesine rastladım. Hoca, Türkiye’de de mevcut para 53 milyar TL iken, bankalar sistemindeki mevduat toplamının 606 milyar TL olduğunu ifade edip, aslında piyasada dönen nakit yani gerçek paranın, var olduğu ileri sürülenin %10’u olduğunu iddia ediyor! Ya geriye kalan %90? Ben Hocanın yalancısıyım! Aşağıdaki satırlar, ona ait:

“ … Geriye kalan çoğunluk durumundaki %90’lık para bankalar tarafından havadan “yaratılıyor”.  Peki, bu %90 para nasıl var ediliyor ve açıklanacağı üzere yok ediliyor? Bu mekanizmanın adına kısmi rezerv (fractional reserve) sistemi deniyor. Diyelim ki bir bankanın elinde 1,000 Lira var. Mevcut sınırlamalara göre banka %10’unu tutarak geri kalan %90’ı kredi olarak veriyor. Böylece aşağıda açıklanacağı şekilde olmayan 9,000 Lirayı insanlara kredi olarak veriyor ve bundan rant elde ediyor. Tabi Merkez Bankasında olduğu gibi para borç olarak üretilirken faizi hiçbir şekilde üretilmemektedir... Bu havadan para “yaratma” işlemi sistemin doğal sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Şöyle: Bankanın elinde 1,000 Lirası olduğuna göre 100 Lirayı tutup bankaya gelen birisine %90’ını yani 900 Lirasını kredi olarak verir. Krediyi alan kişi parasını yine bankada tuttuğundan getirip sistem içerisinde ya aynı bankaya ya da başkasına yatırır. Gelen 900 Liranın 90 Lirası banka tarafından tutulup 810 TL tekrar borç olarak verilir. Bu kez 810 Lirayı getirip bankaya yatırırlar. Banka 81 TL tutup 729 TL borç verir. Bu süreç içerisinde banka kendi parası olan 1,000 TL haricinde 9,000 TL’yi havadan “yaratmış” olur! (1000+900+810+729+656+590+531+ 478+…..=10,000).  ... Pek çok kişi, bankalar ellerindeki parayı kredi olarak veriyor zannederek yanılmaktadırlar. Bankalar olmayan parayı (eldekinin 9 katı) var eder ve üzerinden rant elde ederek borçlular geri ödeme yaptığında otomatik olarak yok ederler. Arada hiç üretilmeyen faiz ise kişilerin servetlerinden bankaya aktarılır… Peki, sistemin en zayıf noktası nedir? Mudiler aynı zamanda bankaya gelip paralarını çekmek isterse sistem çöker. Zira sadece %10 paranın fiziksel olarak karşılığı vardır...”

Ulan bu nasıl iş? Deyip de karıştırınca, ortaya çıkmış ki sistem bu! Onu da 2.07.2012 günü gene bu sütunda şöyle anlatmışım:

2.Dünya Savaşı öncesinde, banknot para, altını temsil ederdi. Yani paranın karşılığı, maldı… Kaldı ki banknot ilk defa devletler tarafından değil, bankalar tarafından basılmıştır. Bu konuya da ayrıca gireceğim, çünkü aslında halâ bankalar tarafından basılıyor.  Anlamı: “Bu kâğıdı bankamıza getirene, şu kadar altın ödemeyi, taahhüt ediyoruz” demekti. Para’nın Krezus’tan beri süren macerasının tarihine kıyasla banknot, çok yenidir; 18.yy’da ortaya çıkmıştır.

2. Dünya Savaşı’nda ABD hariç, bütün dünya yakılıp yıkıldığı için, kimsenin elinde, ihtiyacını karşılayacak altın kalmadı. ABD ortaya çıktı ve dedi ki: “Siz altın peşinde koşmayın. Bende yeterinden fazla var. Gelin, uluslar arası para birimini, altından Dolar’a çevirelim. Ben, bana Dolar getirene, Dolar karşılığı altın verebilecek güce sahibim. Bunu taahhüt ediyorum!”

Öneri, kabul edildi! Sistem mantıklı görünüyordu ama değildi! Çünkü ABD Merkez Bankası, istediği kadar Dolar basma yetkisini elinde bulundurduğu gibi bütün dünyada dış ticaretin kendi parası ile yapılıyor olmasından, çok büyük kazançlar elde edebiliyordu.  Bir Kanadalı başbakan,” Bir ülke kendi parası üzerindeki kontrolü kaybederse, artık o ülkede kanunları kimin yaptığı önemli değildir” der.

1971 yılına gelindiğinde, ABD’nin elinde, bütün dünyada dolaşımda bulunan, yâni kendi bastığı Dolar miktarını karşılayacak altın, artık yoktu! Siz karşılıksız çek keserseniz, hapis yatarsınız değil mi? ABD Merkez Bankası’nı kim hapsedecek? Zamanın ABD Başkanı Nixon, “altın penceresi”ni kapattı ve dün anlattığım, “borca bağlı, faize dayalı” yeni bir sistem, yürürlüğe girdi. “Liberal dünya”nın, 1971’de kendi altın darlığına veya çok artan dış borçlarına veya parasının değerinin altın karşısında düşmesine karşı bulduğu önlem, bu oldu… Faizle borç vereceksin, o para da sistem içinde kaldığından, kâğıt üzerinde mevduat katlanacak… Borç geri ödendiğinde, sen onu silersin ama faizden aldığın sende kalır… Sonra gene borç verirsin, gene mevduat artmış görünür kâğıt üzerinde… Gene faizi alırsın… Böyle döner… Böylece, mevduatın artmış görünür ama gerçekte elindeki nakit, nerdeyse “var” dediğini, %10’una düşer… Böylece tarihi boyunca, altını temsil eden para; artık, borcu temsil eder oldu… Kimin en çok alacağı varsa, en zengin o! Çünkü en çok faizi o toplayacak! Piyasadaki nakit de ha bire bankaların elinde toplanıp, devamlı azalacak… Sonra olanın 10 misli kredi verilecek ve tekerlek böylece dönmeye devam edecek… Bu, 1971’de ABD bankacılığının Liberal Dünya’ya bir armağanıdır. Uzak Doğu ekonomilerini batırdı… Kendinde de ikide birde kriz yaratıyor… Çünkü, sürekli piyasada azalan nakit, ödeme darlığına düşünce, banka batacak! Tekerlek dönmeyecek…

Biz bu sistemi, bankacılığın amentüsü sanmaya devam ediyoruz… 2002’de neden battığımızı bile sorgulamadan…

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
7
 
0
 
1
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
1
ONAY BEKLEYENLER
0
4 Ağustos 2019, Pazar
        -

YAZARIN SON 10 YAZISI
12 Ekim 2019, Cumartesi    Dikkatinizi çekerim...
11 Ekim 2019, Cuma    Ben Türkiye'den yana tarafım...
30 Eylül 2019, Pazartesi    Dizi Yazı 9 - Pişmekte olan aşa su katmak
29 Eylül 2019, Pazar    Dizi Yazı 8 - 1979 Doruk Anlaşması
28 Eylül 2019, Cumartesi    Dizi yazı 7 - 1979 Denktaş - Kiprianu Doruk Anlaşması'na doğru
27 Eylül 2019, Cuma    Dizi yazı 6 - 1977 Doruk Anlaşması
25 Eylül 2019, Çarşamba    Dizi yazı 5 - 1977 Denktaş – Makarios Doruk Anlaşması
24 Eylül 2019, Salı    Dizi yazı 4 - Tekrar toplumlararası görüşmeler ve 1975 Viyana Anlaşması
23 Eylül 2019, Pazartesi    Dizi yazı 3 - 2. Cenevre Görüşmeleri
22 Eylül 2019, Pazar    Dizi yazı 2 - 1. Cenevre Görüşmeleri

banner
banner
banner
banner

Dikkatinizi çekerim...
Doç. Dr. N. BERATLI | 12 Ekim 2019, Cumartesi
Bunu da Mart ayında bu sütunda paylaşmışız… Okuyalım…
Öğrencilik günlerimizde İstanbul’da neler yapmakta olduğumuzu bilmeyen yok! Hem biz anlattık, hem de konuşuluyor. O minval üzere, o zamanlar bizim ideolojik şekil...
Ben Türkiye'den yana tarafım...
Doç. Dr. N. BERATLI | 11 Ekim 2019, Cuma
Bu yazı, bu köşede, ilk defa 17 Mayıs 2017 tarihinde yayınlanmıştı! Görülüyor ki erken yazılmış.
Türkiye’nin bugünkü güney ve doğu sınırlarını silahla çizen, bizzat Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Rus sınırını 2. Ordu Ko...
Dizi Yazı 9 - Pişmekte olan aşa su katmak
Doç. Dr. N. BERATLI | 30 Eylül 2019, Pazartesi
9 Ağustos 1980'de resmi bir açılış oturumu yapılmış ve bunu 16 Eylül'de yapılan bir toplantı takip etmiştir. 1980’in kışında BM Genel Sekreteri taraflara geçici bir anlaşma sunulmuştur. Bu anlaşmada Kıbrıslı Türklere ...