kibris cyprus news haber kibris cyprus news haber
21 Temmuz 2008, Pazartesi Reklam  |  Künye  |  İletişim  |  Sık Kullanılanlara Ekle  |  Açılış Sayfası Yap

  ARŞİV
   


 ÇOK OKUNANLAR
Erbakan'a af istedi
 
Talat'a güvenimiz tam
 
Kıbrıs'taki gerçekler dikkate alınmalı
 
Çözümün koşullarını vurguladı
 
Rumlar Türkiye'yi BM ve AB'ye şikayet etti
 
TDP'den Soyer ve Uzun'a eleştiri
 
Baskının Türk tarafına yöneldiğini iddia etti
 
Tek sesliliğe ihtiyaç var
 
Kıbrıs'ta iki eşit halk var
 
Erdoğan'ın ziyaretine tepki gösterdi
 


Anlayana Sivrisinek Saz...
Rauf R. DENKTAŞ
Gerçek Bir Barış Harekatı Anısı
Prof.Dr.Ata ATUN
CTP’nin gözüyle ülkenin durumu
Mete TÜMERKAN
Otuz dört sene yetmedi...
Hasan HASTÜRER
Birilerinin bizi kalkındırmasını beklemeden
İsmet KOTAK

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   16 Mart 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

21 Mart  gece ile gündüzün eşitlendiği tarihtir. Kıştan çıkış, baharı kucaklama anlamını da taşır.  Birleşmiş Milletler Annan Plânını tepeden inme dayattığında, Ermeni oyununa da gelerek 24 Nisan tarihini saptamıştı. Bu da hayâli Ermeni soykırımı tarihi olarak bilinmekte idi. Zorla ve de çeke çeke yaptıracakları “Bakir doğum” sonucunda ortaya atacakları nesebî gayrî sahîh “Federal Kıbrıs Cumhuriyeti” için de, Ermeni bayrağını uygun bulmuşlardı.   BM herhâlde bu kez de eşitliği çağrıştırması ve de referandumdaki aptallıklarını örtebilmesi için 21 Mart’ı seçti. Ne de olsa Asya’da ve de başkaca ülkelerde baharın habercisi, aynı zamanda “yeniden doğuşu” da simgeler ve de çağrıştırır. Eh  ha bakir doğum, ha yeniden doğuş...İkisi de günahlardan arınma hâli!...Bunca yıldan beri onca Türkün kanına girildikten, Kıbrıs Türkünün haklarını Ruma teslim edip, ayaklar altında çiğnenmesine destek verdikten  sonra Hristiyan Kulüplerinden başkaca tutum beklenemez...

Onun için 21 Mart’a kadar Rum ve Yunan cephesinin “Türkiye’yi işgâlci” gösterek zemin kazanmak istediğini, Hristofyas’ın da Atina’da yeniden tütsülendiğini ve  de kılığına sokulduğunu da gözlemliyoruz...45 yılın işgâlcileri, Rum ve Yunanlı, kolkola girerek Türkiye’yi suçlayacaklar. KKTC tarafındaki Türkiye düşmanları da arada buna destek atacaklar. Bakalım bu Meclis ve bu Hükümet, bu iki ateş arasında nereye kadar haklarımızı savunabilecek?
     &&&
Haftanın başında Kıbrıs konusuna bu kadarlık temas etmek  isterim. Nasıl olsa herkes yazmakta, herkes eteklerindekini dökmektedir. Hafta içinde de yazılanları, açıklananları birlikte okuyacağız. Onun için ben, gerek bugün ve de gerekse gelecekteki konumumuzu ilgilendiren en temel  konuyu  ellemek istiyorum. O da KKTC’nin kalkınmasıdır. Kıbrıs adasında konumumuz ne olursa olsun, temel kalkınmış bir Kıbrıs Türk Halkının yere sağlam basabilmesidir. Güçlü ve paralı iseniz korkmayınız. Sizi kimse yıkamaz. Yeter ki güçlenme yolunda buna engel olanları bertaraf edebilesiniz.
     &&&
Bir yazımda “KKTC’de Üniversite kurulmasına ilişkin Yasa önerisini Meclis başkanlığına verdiğimde, ben bile bu sektörün bu denli büyüyeceğini düşünemedim” diye yazdım. Bu konuda hassas olan ve de geçmiş Yönetimlerde görev yüklenen bir dost ve okurum, bana o gün Meclis kürsüsünden yaptığım konuşmayı anımsattı. Orada, Üniveristenin bir kültür yumağı olarak Kıbrıs Türk Halkını, her anlamda, bulunduğu yerden alıp   yükseklere taşıyacağını işaret ettiğimi anımsattı dostum. Bu elbette bilgi düzeyi, kültürel, sosyal ve de ekonomik yapılanmadır.

Geldiğimiz noktada ambargolara esir düşmüş bir “Turizm” ; beceriksizliğin tutsağı olan “Ekonomi”, bizi bir yerlere taşıyamadı ama “Eğitim sektörü”, Üniversitelerle öteki sektörlerin lokomotifi oldu.  Şimdi bu alana yeni yarışçılar girmektedir.Bu da olumlu atılan adımlar olarak kabul edilmelidir. Bu şirin adada, KKTC Eğitim yapılanmasını, Rum ambargo ve zulmüne karşın başarmıştır. Bu alana,  kelle koltukta girip de her şeyini bu yola koyanları kutlamak gerekmektedir.

Bugün ben KKTC’nin topyekûn kalkınması için Üniversitelerimizden yararlanarak ortaya model konması gerektiğine değinmek istiyorum. Hükümet ve bağlı Kurumlar, Üniversitelere bedel  ödeyerek, belirli “Projeler” üretmelidirler. Örneğin, Turizm bir model olarak alınmalı, “Turizm master plânı”, ülkenin genel yapılanmasının ortasındaki yeri  incelenerek, tartışılarak, tayin edilmeli ve yasal dayanak sağlandıktan sonra kişi ve kuruluşlara göre  bunun dışına çıkılmamalıdır. Sanayi, Ticaret, Finans, Tarım, Eğitim, Kültür-Sanat,  Serbest Bölgeler ve öteki sektörler için yapılacak çalışmalar sonucunda KKTC’ye verilmek istenen şekil ortaya çıkarılmalı, bu yasaya, kurala bağlanmalı ve de bundan ödün verilmemelidir. Her sektörde küçük, orta ve büyük ölçekli yatırımlar, sanayide ve  tarımda atılması zorunlu adımlar, Türkiye’den borularla su getirilmesi, enerji için saptanacak girişimler, adaya finansman sağlanması için atılması gereken  adımlar, hep bu çalışma içinde tutulmalıdır. Bunun anlamı günlük istekler ve de görüşlerle ülkenin  etkilenmemesidir.

Ana kalıbın dışında üç örnek vererek yazımı bağlamak istiyorum:

1-Yıllarca önce DAÜ’de Tıp Fakültesi açılması için girişim yapıldı.Türkiye finansmanı sağladı. İlk adımda gerekli binaların temelleri atıldı. O anda da kavga başladı. Yok GaziMağusa’ya değil Lefkoşa’ya yapılmalı; yok şu, yok bu...Tıp Projesi gömüldü.

Şimdi YakınDoğu Üniversitesi, özel sektörün rahat ve de kolay karar alma üstünlüğü içinde, hazırlığını yaptı, parasını buldu ve Tıp Fakültesi’nin  temellerini attı. YDÜ’deki öteki Projeler gibi bu da hedefine varacaktır...Arabada giderken dinlediğim bir Radyoda konuşan birileri, DAÜ’deki girişimde olduğu gibi YDÜ için de  “Bunlar eğitim için kadavra bile bulamayacaklar” diyordu geçen gün. Güldüm. İşte kimi dev yatırım yapar, kimi bu dev yatırımı hayal bile edemez, kadavra ile uğraşır durur dedim kendi kendime.Bakanlıkta yatırımları ard arda sonuçlandırırken, ben de aynı olumsuzluklarla karşılaşmış ve boğuşmuştum ..YDÜ’deki Tıp Fakültesi için söylenenler,  aynen  Eczacılık, Dişçilik için de yinelenen aynı masaldı...

2-İtalya’da,Yunanistan’da, Fransa’da ve hatta Malta’da “Kültür ve Sanat Köyü” vardır. Dünyanın her tarafından bu köye başvuru yapılır. Sanatcılar gelirler, belirli süre orada yaşarlar. Orada sadece üretim yapılır. Eserlerin bir kısmı o projeye bağıilanır ve  parasal kaynak  sağlar.

1974 Harekâtından sonra hocam ve değerli dost  Prof. Türkkaya Ataöv’ü birkaç kez KKTC’ye davet ettim. Ona Beşparmakların güzelliklerini gezdirirken, Kantara yöresinde piknik arası verdik. Değerli Hocam “Bak İsmet, burası tipik bir sayfiye yeri. Bomboş. Buraya göçmen yerleşse de geçim sağlayamaz. Oysa burasını dünyada örnekleri bulunan , “Kültür ve Sanat Köyü” ilân edip, uygulama yaparsanız, hem dünyaya mesaj verir, tanınır, hem de binlerce eserin burada üremesine omuz verirsiniz” dedi. Bunu Bakanlar Kuruluna taşıdım ama o gün etraf yangın  yerine dönmüştü. Bununla ilgilenecek kimse yoktu. Kültür ve Turizm Bakanlığı daha sonra oluşturulmuştu.  Sonraki Hükümetlerin Eğitim ve Kültür Bakanlarına  da anımsattım ama sonuç alamadım...İşte şimdi öteki Üniversitelere  görev. Bunca oluşum vardır. Biri bunu sahiplensin diyorum.

3.Basında okuyucunda heyecanlandım. Kıyımın sürdüğü ve de ambargoların en feci koşullarda yaşandığı dönemde  “Çalışma ve Kooperatif Bakanlığı” yapan kişi olarak her yatırım beni heyecanlandırır. Ben yatırım delisiyim. Kim,nerede,hangi yatırımı yapmışsa alkışlar ve sahiplenirim. Çünkü bu toprağa alın terimi akıttığıma ve geride çalışan fabrikalar bıraktığıma inanırım.

19 Mayıs  Üniversitesi’ni Samsun’da toplanan  “Türklük Kurultayına” katıldığımız dönemde   ziyaret etmiştik. Geçen gün  Tarım alanında yaptıklarını okudum. Aktarayım: Bu Üniversitemiz  tarım alanında, hem eğitim, hem de üretim yapıyor.Tarım Fakültesinin ürünleri, Türkiye çapında, özel firmalar aracılığıyla satılmaktadır. Tavuk, yumurta, hindi, tavşan, sülün, bıldırcın ve yumurtası, arıcılık, kurbanlık koyun dahil küçük ve büyük baş hayvan, süt ve süt ürünleri, dondurma. Her türlü ürünün yetiştirildiği  seracılık.  Araştırma ve Uygulama çiftliği faaliyette.
 
İşte bir başka Üniversitemiz için faaliyet alanı...Tarım KKTC’nin önemli sektörü. Bir Üniversitemiz de Tarım Sektörünü yeniliğe hazırlamalı, eğitmeli, üretim için kolundan  tutmalıdır. Türk Köylüsüne omuzu vermelidir. Bu arada da üretmeli, örnek olmalıdır. KKTC’nin kalkınmasına katkı koymanın binlerce yolu  vardır; yeter ki isteyelim...Ama en kestirme yoldan Üniversitelerimiz  buna örnek oluşturabilirler.

   380 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  20 Temmuz 2008, Pazar   Biri bize söylesin: Hangisi gerçek?
  19 Temmuz 2008, Cumartesi   20 Temmuz, başlangıç değil sonuçtur
  18 Temmuz 2008, Cuma   20 Temmuz’un arefesinde Hristofyas’tan yeni dayatmalar
  17 Temmuz 2008, Perşembe   Şu tabloya bakınız
  17 Temmuz 2008, Perşembe   Bizi birleştirmek isteyen Belçika tarih oluyor
  15 Temmuz 2008, Salı   Kıbrıs oyunu ve CHP
  15 Temmuz 2008, Salı   İş çığırından çıktı
  10 Temmuz 2008, Perşembe   Sonsuza dek bağımsız
  08 Temmuz 2008, Salı   Dünya bizim için telâşta: “Hade tren kalkıyor!”
  07 Temmuz 2008, Pazartesi   Cumhurbaşkanı Talat’ın kafası karışık


 
  Reklam  |  Künye  |  İletişim  |  Sık Kullanılanlara Ekle  |  Açılış Sayfası Yap
© 2000 - 2007 KIBRIS POSTASI
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: haber@kibrispostasi.com
Kıbrıs Postası
Anadolu Ajansı Abonesidir. 
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dýþarýya link Last Digital

Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kıbrıs Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.