"Milli Konsey" yeniden uyardı

Yayın Tarihi: 28/12/08 00:00
okuma süresi: 16 dak.
A- A A+

"Bir şey olmaz" yorumunu çok işittik. Şimdi de "Orams davası" sonuçlanırken aynı sözler işitilmekte. Bekleyeceğiz, tepki göstermeyeceğiz, kararın çıkması karşısında, efendilerin değerlendirme yapmasına olanak tanıyacağız…Yani atı alan Üsküdar'ı geçtikten, Hristofyas ve tayfası canımıza okudukltan sonra kapıya kilit vurmak için harekete geçeceklermiş! Ölme eşeğim ölme, yakında arpa saman bulacağız!…

"Milli Konsey" KKTC'nin varlığına yönelik "Orams davasında" gelinen noktayı Rum ve Yunanlının emrinde olan Rapörtör Kokott'un raporundan sonra yeniden değerlendirdi. KKTC'de herkes uyduruk yarışlar içine girerken, şimdi de mahkeme yoluyla varlığımız tehlikeye sokulmaktadır. Herkes "Milli Konsey'in" saygın hukukculara yaptırdığı değerlendirmeyi iyi okumalıdır. Çünkü konu mal konusundan çıkarıldı,öteye taşındı ve KKTC'nin varlığına yöneltildi.İşte Orams davasındaki son durumla ilgili değerlendirme:

"Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD) Raportörü Bayan Juliane Kokott 18 Aralık 2008 tarihinde Orams davasında İngiltere İstinaf Mahkemesinin sorduğu sorulara yanıt veren kararını açıklamıştır.

Lüksemburg'ta oturum yapan ATAD, AB nezdinde kurulmuş bir Mahkeme olup Avrupa Birliği Hukuku konusunda son sözü söylemeye yetkilidir. Mahkemenin ismi "Court of Justice of European Communities" yani "Avrupa Toplulukları Adalet Divanı" olmakla birlikte genellikle kısa ismi olan "European Court of Justice" "Avrupa Adalet Divanı" olarak anılmaktadır.

ATAD da her AB ülkesinden bir yargıç, yani 27 yargıç görev yapmaktadır. Yargıçlardan ayrı olarak Mahkemede 8 de "advocate general" görev yapmaktadır. Advocate general lar Avrupa Mahkemelerinde raportörlerin yaptığı görevi yapmaktadır. Raportörlerin savcılıkla veya avukatlıkla ilgileri yoktur. ATAD raportörleri yargı görevini yargıçlarla paylaşırlar ve yasal konularda görüş vererek Mahkemeye yardımcı olurlar. Görevleri Türkiye Anayasa Mahkemesindeki raportörlerin görevlerinin benzeridir. Raportörlerin açıkladığı kararlar veya görüşler pratikte ve gerçekte Mahkemenin vereceği kararın taslağıdır. Bu kararlar davayı dinleyen yargıçların görüşlerini yansıttığı için genellikle daha sonra Mahkeme tarafından onaylanmaktadır. Raportörlerin taslak kararları çok istisnai hallerde Mahkeme tarafından değiştirilmektedir.


ATAD ın başkanı üç yılda bir seçilmekte olup halen Yunanlı Yargıç Vassilios Skouris bu görevi yapmaktadır. Skouris in Rum Mahkemelerinin KKTC de meydana gelen olaylarda yargı yetkisi olup olmadığı konusunu kararlaştırmak için ABAD a havale edilen son derece siyasi Orams davasında Mahkeme heyetinde yer almaması gerekiyordu. Buna rağmen heyete katılarak başkanlık etmeye başlamış Ve Türk tarafının avukatları buna itiraz etmemiştir. Mahkeme heyetinde görev yapmamakla birlikte ATAD da görev yapan Kıbrıslı Rum Yargıç fanatik görüşleri ile tanınan ve daha önce Maraş'taki malı ile ilgili Türkiye'yi dava etmiş olan Bayan Myra Xentis Arestis'in kocası Yorgos Arestistir. Özetle Orams davasında Türk tarafının beklentisi Yunanlı bir yargıç başkanlığında görev yapacak olan Mahkeme yargıçlarının her gün birlikte çalıştıkları bir Kıbrıslı Rum meslektaşlarının şahsi konusu kadar ilgilendiği bir konuda meslektaşları aleyhine karar vermeleridir.

ATAD Raportörü Juliane Kokott görüşünde özetle Rum Mahkemelerinin KKTC de meydana gelen tüm sivil ve ticari olaylarda karar vermeye yetkili olduğunu dolayısıyla taşınmaz mal davalarında da karar verebileceğini ve verilecek kararların diğer tüm Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanması gerektiğini açıklamıştır. Bu taslak karar daha önce 16 Eylül 2008 de Mahkemeye görüşünü açıklayan AB Komiyonu Raportörü Silva de Lapuerta nın görüşünden de daha kötüdür ve Rum taleplerine daha fazla hizmet edacaktir. Her iki görüş de İngiltere Yüksek Mahkemesinin görüşünün tamamen tersidir. Çünkü İngiltere Yüksek Mahkemesi 10cu Protokolün "bir anlaşma oluncaya değin AB yasalarının Kuzey Kıbrısta uygulanmayacağı" şartını yorumlamış ve AB yasaları Kuzey Kıbrısta uygulanmadığına göre Rum Mahkemelerinin Kuzey Kıbrıstaki mallarla ilgili karar vermeye yetkisi olmadığına karar vermişti. AB Komisyonu Raportörü ile ATAD Raportörünün ikisi de bu şartı İngiliz Mahkemesinden çok farklı anlayarak Rum Mahkemelerinin Kuzeydeki olaylarla ilgili karar vermeye yetkili olduğu görüşünü benimsemişlerdir. Her ikisine göre de bu yetki yalnız mal davalarını değil tüm sivil ve ticari davaları kapsamaktadır. İki görüş arasındaki fark AB Komisyonu Raportörü 44/ 2001 sayılı tüzükte yer alan kamu politikası istisnasından davalıların yararlanmasına fırsat verecek daha geniş bir çerçeve çizmişti. ATAD Raportörü bu çerçeveyi sınırlayarak Kıbrıs Türklerine ve KKTC de bulunan yabancılara hiç şans tanımamayı tercih etmiştir.
ATAD Raportorünün kararına göre Kıbrıs Türkleri ile KKTC de iş yapan yabancılar hakkında Rum Mahkemelerinin verdiği kararlar tüm AB ülkelerinde uygulanacak ve Davalıların bu ülkelerde bulunan mal ve paralarına el konabilecektir. Kararda açıkça tartışılmamış olsa bile davalıların Avrupa ülkelerinde tutuklanması da söz konusu olacaktır. Çünkü Rum Mahkemesinin vereceği örneğin "inşaatı yık" kararına uymama suç oluşturacağından Avrupai tutuklama emirleri ile Davalıların AB ülkelerinde tutuklanması ve yargılanmak üzere Rum kesimine gönderilmesi veya hapislik kararı verilmişse hapsedilmesi mümkün olacaktır.

Rum Mahkemelerinin mülkiyetle ilgili konularda ne karar vereceğini tahmin etmek zor değildir. Çünkü bu konular Orams davasında Rum İstinaf Mahkemesinde tartışılmış ve Mahkeme içtihat niteliğinde nihai kararını vermiştir. Buna göre KKTC tapuları geçersiz olup Kıbrıs Türklerinin öne sürebileceği argümanların hiç biri geçerli değildir. Dolayısıyla ATAD Raportörünün görüşüne göre Rum Yönetimi veya Rum davacılar hiç bir güçlükle karşılaşmadan dilediği Türkün AB ülkelerinde bulunan mal ve parasına el koyabilecektir ve arzu ederse onları tutuklayıp dilediği süre hapsedebilecektir.

Mahkeme raportörlerinin kararları Mahkemenin görüşünü yansıttığından Mahkemelerin bu kararlarda daha sonra değişiklik yapması çok istisnai hallerde gerçekleşmektedir. Orams davasında ise bu olasılık hiç yoktur. Çünkü bu dava Türklerin büyük saflığı Rumların büyük çabası sonucu Rumların büyük zaferleriyle taçlanarak bu noktaya gelmiştir. Mahkemenin Raportör kararını aynen onaylayacağını görmemek için çok saf olamak veya Mahkemelerin işleyişi konusunda hiç bilgi sahibi olamamak gerekir.

Dava İngiliz Mahkemesine geri döndüğünde İngiliz Mahkemesinin davalıları kurtarması da çok güç veya imkansız olacaktır. Belki Oramslar kurtulabilir fakat diğer Türklerle yabancılara kim nasıl yardım elini uzatacaktır? ATAD Raportörünün kararına göre Rum Mahkemelerinin KKTC'de meydana gelen olaylarla ilgili karar verme yetkisi geneldir. Rum Mahkemelerinin ne karar vereceği ise bellidir. Rum mahkemesinin kararından sonra AB ülkelerinde icrayı durdurabilmek için davalının mücadele etmeye başlaması ve Yargıya başvurarak istisnadan yararlanmaya çalışması gerekir. Bu ise büyük para ve emek harcanmasını gerektiren bir olaydır. En büyük zenginlerimizin bile bu çabayı gösterebilecekleri şüphelidir. Zaten bu çabayı göstermeleri ekonomik realitelere de aykırı olacaktır. Örneğin "A" aleyhinde Rum Mahkemesinde bir dava açıldığını varsayalım. Mahkeme hiç zorlanmadan jet gibi "A" aleyhine kararını verecek ve "A" nın İngilteredeki evi aleyhine hiç zahmete girmeden icra takibi başlatılacaktır. Evin değerinin 100 000 Sterlin olduğunu varsayalım. İcrayı durdurmak için davalının İngilterede avukat tutması ve en az bir kaç milyon sterlin dava masrafı ödemesi gerekecektir. Bir kimse 100 000 Sterlinlik evi kurtarmak için birkaç milyon sterlin masraf yapar mı? Kaldı ki bu masrafı göze alsa bile istisnadan yararlanıp icrayı durdurabilmesi için icranın uluslararası kamu politikasına açıkça aykırı olduğunu kanıtlaması gerekecektir. Bu güne kadar kim böyle bir ilkeden yararlanarak bir icra emrini durdurabilmiştir? Bu ilkenin tanımı nerede yapılmıştır? Oramslar adına büyük masraflar yapıldığı için belki icrayı durdurmak mümkün olacaktır. Fakat diğer davalıların çaresiz kalacakları açıktır.

Bu gerçekler ışığında Raportör kararının 1974 Barış Harekatının intikamını almaya ve Kuzey Kıbrısa egemen olmaya çalışan Rum Yönetimi için büyük bir zafer olduğunu Kabul etmek gerekir.

Cumhurbaşkanı M. A. Talat Raportör kararının açıklanmasından sonra 19Aralık 2008 tarihinde "kararla ilgili spekülasyonların ekonomimize davanın kaybedilmesinden fazla zarar vereceğini, Mahkemenin nihai kararı henüz vermediğini, verilecek kararın İngiliz Mahkemesinin sorduğu sorulara yanıt vermekten ibaret olduğunu, konunun İngiliz Mahkemesinde tekrar ele alınacağını ve önümüzde uzun bir süreç olduğunu, sabırlı olmamız gerektiğini" söylemiştir. Sn. Talat ayrıca "burada söylenenlerin burada kalmadığını , AB ile ilgili kurumlara ve Mahkemeye de gittiğini, bu nedenle dikkatli olup konuşulmaması gerektiğini"söylemiştir.

Raportörün taslak kararının Mahkemenin görüşünü yansıttığını ve değişme olasılığı bulunmadığını yukarıda anlatmış bulunuyoruz. Daha sonra İngiltere Mahkemelerinin arzu etseler bile davalıları koruyamayacağını, Rum Yönetimi ile M. A. Talat ın işbirliği içinde davayı ATAD' a havale etmesinin İngiltere Mahkemelerini, davalıları koruyamayacak hale getirdiğini gördük.

Sayın Talat'ın dava konusunda söylediği sözler ya gerçeklerden tamamen kopuk rüya aleminde yaşayan bir insan olduğunu; ya da faşist Rum Yönetimi ile işbirliği içindeKKTC ve Kıbrıs Türk Halkının sonunu getirmek üzere olduğunu göstermektedir. Çünkü ATAD ın Kıbrıs Türk Halkını, faşist Rum Yönetiminin tutsağı haline getirmek üzere olduğu açıkça ortadadır.

Yargı bir devletin üç vazgeçilmez organından biridir. Ülkesindeki konularda yargı fonksiyonunu yerine getiremeyen ve bu fonksiyonun başka bir devletin Mahkemeleri tarafından kullanıldığı bir devlet, devlet olamaz. Bu nedenle ATAD kararı KKTC nin sonunu getirecek ve KKTCyi Rum Yönetimine bağlayacak bir karardır.

Sayın Talat ın söylediği tek doğru söz Kıbrısta söylenen sözlerin burada kalmadığı ve tüm dünya tarafından izlendiğidir. Maalesef Sayın Talat'ın söz ve davranışları tüm dünya tarafından izlenmekte ve Kıbrıs Türk Halkının devletinden vazgeçtiği ve azınlık olmaya razı olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. KKTC nin tanınmasını talep etmeyeceğini beyan etmesi, KKTC topraklarının Rum devletinin kararı ile AB ye girmesine itiraz etmemesi, "Annan planına evet demekle Kıbrıs Türklerinin ayrı devlet kurmaktan vazgeçtiği" yönünde BM genel Sekreterinin öne sürdüğü görüşe karşı çıkmaması, müzakerelerde "tek halk,tek egemenlik, tek devlet" ilkesini kabul etmesi ve daha bir çok teslimiyetçi tutum ve davranışı dünyada Kıbrıs Türk Halkının azınlık olmaya razı olduğu imajını yaratmış ve Mahkemenin tarafsız üyelerini etkileyerek Rum görüşlerine katılmalarına neden olmuştur. ATAD dın Rum görüşlerini bu kadar pervasızca desteklemesinin nedeni budur.

Dünya'da bir Devletin ve Halkın kaderinin bir mahkemenin kararına bağlandığı görülmemiştir. Dünyada bir halkın Yöneticisinin halkını bu kadar tehlikeli bir noktaya getirdikten sonra tehlikeyi anlamayarak halkını yatıştırmaya ve uyutmaya çalıştığı görülmemiştir. Cumhurbaşkanına anımsatmak gerekir ki Kıbrıs Türk Halkı geçmişte Rum halkı ile eşit konumda idi. Bu nedenle Londra ve Zürih anlaşmaları ile 1960 Anayasasının yapımında eşit taraf olarak yerini almıştır. Aynı nedenle Rum Yönetimininin ortaklık devletini yıkarak ayrı bir Rum devleti kurmasından sonra KKTC yi kurma hakkına sahip olmuştur ve dolayısıyla KKTC Rum yönetiminden daha yasaldır. Maalesef Sn Cumhurbaşkanının tutumu nedeniyle her geçen gün devletimiz yasallığını yitirmekte, halkımız eşit statüsünü kaybetmekte ve 1974 de Kıbrısa gelen barıştan uzaklaşılmaktadır.

Komisyon Roportörünün İngiltere Yüksek Mahkemesinin kararını iptal eden görüşünden sonra Cumhurbaşkanı yeterince uyarılmış olmalıydı. O tarihte alınabilecek çok etkili yasal önlemler vardı. KKTC nin davaya katılıp Rum Mahkemelerinin 1960 Anayasasına göre kurulmuş yasal Mahkemeler olmadığını, AB nin KKTC de yaşayan halkın değil başka bir Hükümetin kararı ile KKTC topraklarını AB ye almasının AB ilkelerine aykırı olduğunu ve bunlara benzer diğer iddiaları öne sürmesi halinde bu haksız gelişme durdurulabilirdi, hatta Rumlar hezimete uğratılabilirdi. Bu nedenle Rum hukukçular davanın ilk aşamalarında büyük kaygı yaşamışlar ve sık sık Türk kesimine koşarak neler yapıldığı konusunda bilgi almışlardır. Cm. Mehmet Ali Talat bu olanakları elinin tersi ile iterek Rum tarafını içinde bulunduğu çıkmazdan kurtarmıştır.

Bugün artık ATAD' ı etkileyecek yasal olanaklar yitirilmiştir. Mahkeme Raportörünün taslak kararı KKTC nin tasfiye edileceği ve Rum Yönetiminin egemenliğinin Kuzeye yayılacağı anlamına gelmektedir. Bu karar duyarlı bir Hükümet için savaş nedeni olacak kadar vahimdir.
Bu durumda Cumhurbaşkanı M.A.Talat'ı durumu tekrar gözden geçirmeye, tehlikenin büyüklüğü konusunda gerçekçi bilgi sahibi olmaya, ve fiili eylemlerle tehlikeyi ortadan kaldırmaya davet ederiz.
Cumhurbaşkanının bu aşamada tehlikeyi ortadan kaldırmak için alabileceği önlemler:

1.Görüşmelerden çekilmesi veya kararın olumsuz çıkması halinde görüşmelerin son bulacağını açıklaması

2.KKTC nin AB ile tüm ilişkileri kesmesi veya kararın olumsuz çıkması halinde keseceğini açıklaması.

3.Bu sürecin sürdürülmesi hâsinde, Cumhurbaşkanının istifa etmesi veya kararın olumsuz çıkması halinde istifa edeceğini açıklaması".


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.