Ana Sayfa >> Yazarlar Naci BAYRAMOĞLU | 13 Şubat 2017, Pazartesi
Babaannemin gençlik saçları...
Paylaş  
23
75
27

Eskiden gebe sözcüğünü kullanmak da ayıp sayılmazdı. Şimdilerde onun yerine “yüklü” anlamına gelen Arapça “hamile” sözcüğü kullanılıyor. Gebe hayvanlar için bile kibarlaşan köylüler “inek hamile kaldı” diyor. Gebe sözcüğü, bir kadının gebe kalması için gerekli işlemi anımsattığı için mi ayıp sayılıyor? İyi de, kadınlar hamile kalmak için başka bir işlem mi yapıyorlar? Ne biçim insanlarız? Hela ya da ayakyolu demeyi bile ayıp sayıp onun yerine Fransızcadan numarasız demek olan “sans numero” yerine yüz numara demek olan “cent numaro” yu almışız; hem de “sans” ile “cent” ikisi de Türkçede “san” okunduğu için Fransız’ın “numarasız” dediği” ve çift sıfırla (00) gösterdiği helaya biz “yüz numara” demişiz. İşte kibarlık diye ben buna derim, ama orman kibarlığı... Kibarlık uğruna dünyaya rezil olmak da işte budur.

 

(Aziz Nesin – Nah Kalkınırız )

Bugün, saçların ahenginden bahis açmak zannedilenin aksine oldukça yenidir. Hatta bu konuda kendini yetiştirmiş estet meslektaşlar, belki de sadece medeniyetin yaşandığı şehirlerde ya da modern olmayı dedelerinden hasbelkader öğrenmiş kasabalarda teselli bularak sürdürürler yaşamlarını.

Her şeyden önce coğrafyamızda kadınlarımız saçlarını topluma ve modaya mal edeli çok zaman geçmiş değildir. Hepimiz az çok bunu babaannelerimizin gençlik fotoğraflarından ve bugünkü siluetlerinden biliyoruz…

Halide Edip, Suat Derviş, Müfide Ferid gibi son Osmanlı ve yeni Cumhuriyet aydını kadınlarımız başlarındaki örtüyü çıkartmak için aslında oldukça direndiler. Özellikle Balkanlar’dan göç eden insanlara yardım etmek amacıyla oluşturulan küçük kadın cemiyetleri, oldukça dar bir çerçevede de olsa bu değişimde öncü rolü üstlenmişler.

Saç, makyaj ve kıyafet seçiminde “moda” anlayışına uygun davranmaya başlar zaman içerisinde kadınlarımız.

Bugünkü çarpık cemiyet hayatının fikri hür, vicdanı hür kadınları kimliklerini bulsunlar diye, dönemin basını da oldukça etkilidir. Saç boyası ve ilacının tanıtıldığı, teşvik edildiği reklamlar erken dönem Osmanlı basınında 1850’li yıllarla birlikte boy göstermeye başlar. Osmanlı moda cemiyetleşmesi parça parça oluşur ve kadınlar saç ürünlerini de Tanzimat basınından takip etmeye başlarlar. Eczacı Antuan Sebot tarafından 1857’de -aynı zamanda ilk gazetemiz- olan; Ceride-i Havadis’te görülür. Yine ilk gazetelerimizden Tercüman-ı Ahval’de “saç merhemi” başlığıyla yayımlanan bir başka reklamda ise saç ilacı tanıtılır. Saç ve saç ürünleri etrafında oluşmaya başlayan endüstri, kamuoyuna ilk önce basın yoluyla tanıtılır.

Bu “saç merhemi” ifadesini pek enteresan bulurum doğrusu…

Saçı boyayan bir malzeme için biraz da “şifa veren, iyileştiren” anlamında “merhem”

kelimesinin tercihi; boyanın sadece beyazları kapatmak için tasarlanmış bir tıp malzemesiymiş gibi sunuluşunu garipserim… Garipserim, çünkü anlarım ki; saçları kıdemli bir meleği andıran rahmetli babaannemin saçları meğer aslında hastaymış. Meğer derhal reklamda ifade edilen “saç merhemi” ni bulsa, sürse iyileşecekmiş saçları…

1905 tarihli “hanımlara mahsus gazete”de “saç uzatan” adıyla ürün reklamları da verilir. Hatta reklam metni uzun kadın saçlarından oluşmuş bir çerçeve içinde siyah beyaz uzar…

Bu ilaçları, bu merhemleri acaba kimler kullanmıştır diye hep merak etmiş ve o dönemin “hasta saçlarını” görmek istemişimdir. Bunu beceremediğim için hayal etmek zorunda kalmışımdır. Çoğu kez de açıkçası pek fark da göremem bugünkü reklam içerik ve metinlerinden.

Yine o dönemlerde her alanda ‘Kabe’miz Paris olduğundan, bütün referans ve isimler de Fransa’dan ithal edilir. Bunların çoğu Fransız kültür ve dilinden alındığı için isimleri de Fransızca olarak kabul görür; kısa, fırça gibi saçlar “alobros” , kıvırcık saçlar “ondüle”, topuzlu ya da arkadan toplanan saçlar ise “şinyon” olarak yerleşir.

Zamanla yazılı basında –gazete ve dergilerde- çizgi resimlemelerin yanı sıra gerçek fotoğraflar da basılır. Bu gerçek fotoğrafların bir kısmı Avrupalı saray mensubu kraliçelere, konteslere aittir. Zamanla güzellik yarışmalarında derece alan mankenler vesilesiyle saç modelleri tanıtılır. Asrileşme süreci içerisinde ön plana çıkan Osmanlı kadın yazar ve sanatkârların fotoğrafları da dergilerde -özellikle 1908’den sonra- sıkça boy gösterir. Bu fotoğraflardan Meşrutiyet döneminde yayımlanan saçlar çok zarif türbanlarla örtülüdür. Halide Edip, Suat Derviş, Müfide Ferid’in fotoğrafları bunlar arasında meşhur olanları…

Özellikle Bolşevik Devrimi’nden Türkiye’ye iltica eden Rus kadınların “sıkma baş” tabir edilen örtünme şekilleri dönemin modasını oldukça etkiler. Söz konusu bu aydın sanatçı bayanlar Türkiye’de kuaförlük sektörünün önünü açacak bir girişimde bulunurlar ve zamanla başlarındaki türbanı da çıkarıp “merhemli saçlarla” poz verirler. 1923 yılında yayımlanmış Afife Jale ve Nazire Sedad’ın fotoğrafları buna örnek olarak gösterilebilir.

Tanzimat Fermanı’nın hürriyet feryatları; Türk kadınını kendi kıyafeti ve hayat tarzı üzerine söz söyleme ve bilgi edinme lüksüne kavuşturmuş ve böylelikle yüzünü Batı’ya dönen Osmanlı-Türk kadın kimliği -bugün, aydınlanan Türk kadını, diyor aydınlar- artık başındaki örtüyü de atarak kendine model olarak; saçlarını merhemlemiş, cemiyete karışmayı başarıp kendilerine -basın yoluyla- model olarak sunulan Avrupalı aktris, model ve sahne sanatçılarını almışlardır…

Ve bugün nihayet “başörtüsü meselesi”ne dair düşüncelerini “nasıl” ifade edeceğine de karar kılarak, muhtemelen “kadın”ın da ne demek olduğunu merhemsiz anneannelerine öğretecek kadar ileri gidebilmişlerdir...

Türk kadınının bu öz güven serüveni, aslında en çok biz kuaförler tarafından takdir toplamıştır zannederim...

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
4 Aralık 2017, Pazartesi    Kuaför gereçleri...
27 Kasım 2017, Pazartesi    Her renk bir diğer rengin eksikliğidir...
20 Kasım 2017, Pazartesi    Kunduz tüyü gibi kara ve parlaktı...
6 Kasım 2017, Pazartesi    Yarıbuçuk...
23 Ekim 2017, Pazartesi    Kızıl ve sarı saç/aşk ve tutku
9 Ekim 2017, Pazartesi    Kesmek - ya da - kesmemek...
25 Eylül 2017, Pazartesi    Saç - sakal...
11 Eylül 2017, Pazartesi    İçimizdeki Buk...
14 Ağustos 2017, Pazartesi    Kaldırdık-Sayın Harmancı...
24 Temmuz 2017, Pazartesi    Sen başka bir sahilden ben aynı sahilden bakarken...

Kuaför gereçleri...
Naci BAYRAMOĞLU | 4 Aralık 2017, Pazartesi
Biz kuaförlerin, mesleki iş dünyası içerisinde, canlı asistanlar dışında olmazsa olmaz gereçleri sizlerle paylaşıyorum.
-Berberlik…
Fransız asortik kafiyesi ile kuaförlük; kentlerde moda kimliğine bürünmeyi sever…
...
Her renk bir diğer rengin eksikliğidir...
Naci BAYRAMOĞLU | 27 Kasım 2017, Pazartesi
Her renk bir diğer rengin eksikliğidir, öyledir çünkü böyledir.

Çünkü her renk bir diğerinin tutkusudur.

 

(Mustafa Nusa’nın Hikayesi)

 

*Saç rengi doğrudan kişinin ten rengiyle ilgilidir. Doğru saç rengi yüzde k...
Kunduz tüyü gibi kara ve parlaktı...
Naci BAYRAMOĞLU | 20 Kasım 2017, Pazartesi
*Kültür bir toplumun dili, müziği, örf ve adetleri, giyim kuşamından, yemekleri ve süslenme biçimlerine kadar birçok ayrıntıyı içerir. Bir toplumun kültürünün temeli bu ayrıntılardan oluşur. Bir bütünü oluşturacak ola...