Ana Sayfa >> Yazarlar Yrd Doç Dr N BERATLI | 14 Şubat 2017, Salı
Enosis plebisiti ve Derviş Ali Kavazoğlu
Paylaş  
22
28
16

Kıbrıs Helen milliyetçiliği, adadaki Kıbrıslı Türk varlığını, yok farz eder. 

Niyazi Kızılyürek son kitabında,  Türk/Rum tanıkların ifadeleri ile “Urumcu” diye öldürülen Derviş Ali Kavazoğlu ile ilgili konuşulmayan bazı gerçekleri anlatılıyor…  Zavallı Kavazoğlu, MK üyesi olduğu AKEL ‘in bir diğer MK üyesi Dillirga ile ilgili olarak “  Rum ve Yunan, kutsal Helen kanı Dillirga’da birbirine karıştı”     deyince, arkadaşlarına, “Bunlar böyle konuştukça, benim kendi toplumum arasındaki pozisyonum ne olacak? Bizi dışlayıp hain konumuna getiriyorlar…” demiş ama dinleyen yok! Tanıklar hayatta…  Ve sanki de ağzı fal, rahmetli “hain” diye vuruldu… Göz göre göre… Şimdi “demokrasi şehidi”dir. Her ölüm yıl dönümünde, “iki toplumlu” anılır…

Ayni kitapta, Rum tarafında ünlü bir sosyalist olan Mario’nun bir itirafı yer alıyor. Benim de tanıdığım  Mario, 1967 Köfünye olaylarında MMO askeri idi… Zaten  o gün komutanlarının kendilerine “Tavukları bile vurun, Türk tavuğudurlar” dediğini önceden de anlatmıştı.   Mario 1967 koşullarında Kıbrıslı Türkler’i nasıl gördüğünü de hatırlıyor: “ Türkiye’den geldilerdi, geri gitsinlerdi…” Kitapta,  Köfünye  rezaletinden sonra,  fikrinin değiştiğini, sosyalist ve barışçı olduğunu anlatıyor, kendince… EDEK’e katılmış! 1963 Noel’inde Ledra Palas ve Kumsal’da Kıbrıslı Türkler ile vuruşanların, 1964 Mart’ta Bozdağ ve St. Hilarion’a yürüyenlerin de Lissaridis’in milisleri olduğunu bilince; insan bir daha düşünüyor! Lissaridis’in silahlı adamları Dar Boğaz ve St. Hilarion’u ele geçirmek için taarruz ediyorlar; karşılarındaki TMT güçlerinin komutanı da Arif Hasan Tahsin…

İnsan, “Soyalizme gel” demez mi?

Genel politik tarih açısından baktığınızda, Kıbrıs Helen milliyetçiliğinin, ta o ünlü ENOSİS Plebisiti’nden beri, adadaki Türk varlığını, Mario’nun  yukarıdaki tanımına uygun anladıklarını görür. Helen solu da bundan hali değildir! Zaten o “plebisit” de kilisenin değil; AKEL’in marifetidir. Kilise, komünistler imza kampanyalarına başladıktan, BM Genel Sekreterine mektuplar yazıp, self determinasyon yolu ile Yunanistan’a bağlanmak taleplerini ayyuka çıkardıktan sonra, milliyetçiliğin bayrağını onlara kaptırmamak üzere hoplayıp, başa geçmiştir.

Kıbrıs Helen sağının, kilisenin, faşistlerin, milliyetçilerin bizi “yok” görmesinin, izahı var… İdeolojisi zaten bunun üstüne kurulu… Ama güya ortak yaşamı hedeflemiş solun, halkın %20’sini, sırf etnik kimliği farklı diye “yok farz etmesi”, sol olmakla izahı gayri kabil bir durumdur.

Kimse, “Yunanistan’da sosyalizm oluyordu da biz de onlara katılıp, kestirmeden komünist olacaktık” yalanına sarılmasın! Plebisitin yapıldığı 1950’de, Yunan İç Savaşı çoktan bitmiş, komünistler ta Orta Asya’ya sığınmışlardı… Yoktu öyle “dağdan indik de siz de gelin” durumları! Kaldı ki Komünist partilerinin, ulusal sorun çözümünde böyle bir politikası olsaydı, Bolşevik Partisi hazır Moskova’da iktidara gelmişken, Rusya’nın işgali altında bulunan Finlandiya’ya referandum yaptırıp, bağımsızlığını tanımazdı! Adamlar sosyalizmi bırakıp, krallık kurdular ve bugün bile bağımsızlık günlerinde kızıl bayrak çekip, Lenin’i anıyorlar…

Bu “görmezden geliş”, adanın yarısının ellerinden gitmesine yol açsa da anlayış devam etmektedir. O bakımdan, şu son ENOSİS kutlamaları kararına itiraz edememeyi, anlayamayanlar, bilmelidirler ki onlar; her zaman kendi halkları içindeki değer yargılarına oynarlar. Kendi halkları ENOSİS istiyorsa, onlar da ENOSİS ister gibi yapar, hiç de başlarını derde sokmazlar… Nasılsa bizden muhalif ya da “muvafık” oy istedikleri de yok! Sistemlerinin içinde nasılsa yoğuz! Niye dikkate alsınlar ki?

O ikide birde ihanetle suçlanmayı göze alarak, kendi halkıyla belâya girme aymazlığı bize hastır. Kıbrıslı Türk solu, onlara lâf söylerse, sol olmak niteliğini kaybettiğini zannediyor ya?  “Biz böyle yaparsak, Türk yoldaşlarımızın kendi toplumları içinde hali ne olur?” sorusu, tarih göstermiştir ki umurlarında bile değildir. Tohumunuza para vermediler…

En güzel örnek Derviş Ali Kavazoğlu’dur…

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
15
 
0
 
1
 
0
 
0
 
0
 
0
 

YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
23 Nisan 2017, Pazar    Yalanlar ve komik trajedi...
15 Nisan 2017, Cumartesi    Başkanlık sistemi
12 Nisan 2017, Çarşamba    Liberal faşizm
7 Nisan 2017, Cuma    Türkiye’de referandum
4 Nisan 2017, Salı    Ameller (eylemler) niyetlere göredir…
3 Nisan 2017, Pazartesi    Havalar ısındı
27 Mart 2017, Pazartesi    Her yeni duyulan yeni değildir…
20 Mart 2017, Pazartesi    Masaya dön Akıncı...
2 Mart 2017, Perşembe    BM parametreleri ve çözüm…
28 Şubat 2017, Salı    Çözüm sektörü

Yalanlar ve komik trajedi...
Yrd Doç Dr N BERATLI | 23 Nisan 2017, Pazar
Başkanlık Sistemi başlıklı yazıyı, bilerek bir hafta yerinde bıraktım. Gerek onu okuyanlar, gerekse nerdeyse çeyrek asırdır bu konuda yazdıklarıma göz atmak zahmetinde bulunanlar, göreceklerdir ki ben Başkanlık Sistem...
Başkanlık sistemi
Yrd Doç Dr N BERATLI | 15 Nisan 2017, Cumartesi
Bu yazıyı, 22.3.11 tarihinde bu sütunda yayınlamışım…
Okuyalım:
Başkanlık Sistemi, dünya siyasetine ABD’nin hediye ettiği bir siyasi düzenlemedir ve kökeni, daha sömürge iken, kurulmuş bulunan Sömürge Meclisi’ne day...
Liberal faşizm
Yrd Doç Dr N BERATLI | 12 Nisan 2017, Çarşamba
Tanım bana ait değil, kimse boşuna hallenmesin…
Mussolini’nin, İtalyan Sosyalist Partisi yayın organı Avanti’nin başyazarı olduğunu sık sık yazarım. Hazret, yeni bir sosyalizm anlayışı vaz ederken, Faşizm’i icat etti...