Ana Sayfa >> Yazarlar Yrd Doç Dr N BERATLI | 17 Mayıs 2017, Çarşamba
Ben Türkiye’den yana tarafım…
Paylaş  
34
44
21

Türkiye’nin bugünkü güney ve doğu sınırlarını silahla çizen, bizzat Mustafa Kemal Atatürk’tür. Rus sınırını 2. Ordu Komutanı olarak, Muş’a kadar gelmiş Rus birliklerini bizzat bugünkü sınıra itmek suretiyle.  Güney sınırını da Liman von Sanders’ten sonra Yıldırım Orduları Komutanı olarak, Osmanlı birliklerini taa Nablus’tan bugünkü sınıra kadar, yok olmadan başarı ile geri çekebilmiş Ordular Grubu komutanı sıfatıyla. Savaşın sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi’nde, “Savaş sonrası sınırlar, herkesin ordusunun bugün bulunduğu noktadan başlar” dendiğine göre, bunu tartışmak bile abesle iştigaldir.

Bu Mustafa Kemal Paşa, mütarekeden sonra İstanbul’dan bir emir alır: “İngilizler, İskenderun’a küçük bir birlik çıkarmak istiyorlar. Kolaylık sağlayın…”

Sadrazam’a verdiği yanıt, şöyledir:

“İskenderun’un tek başına askeri bir önemi yoktur! Ancak eğer birisi, Musul ile Akdeniz arasında bir koridor oluşturmak isterse, İskenderun Limanı anlam kazanır. Bu bakımdan, buraya çıkarılacak bir birliğin hedefi, Musul’dur. Mütareke şartlarına, nüfus yapısına ve tarihsel gerçeklere göre, Musul bizim sınırlarımız içindedir ama burası önemli bir de petrol yatağıdır.  Verdiğiniz emri uygulamaya mezun değilim. Musul’dan Akdeniz’e Suriye’nin kuzeyinde bir koridor oluşturup, bize ait olan yer altı ve yer üstü kaynaklarını İngilizlere peşkeş çekemem. İskenderun’a yaklaşabilecek her İngiliz gemisi, top ateşi ile karşılanacaktır… Kendilerine bildiriniz…”

Bâb-ı Âli paniğe kapılır, ordular grubu lâğvedilir, Paşa ordusuz kalır, İstanbul’a geri çağrılır. İngilizler de İskenderun’a çıkıp, onun “Sonra bunu yaparlar, izin veremeyiz” dediği şeyi yaparlar. Yaveri Cevat Abbas’a o ünlü “Geldikleri gibi giderler” sözünü, İstanbul’a döndüğünde Haydarpaşa Limanı’nda söyler. Öte yandan da Sykes ve Picot, otururlar, çıkar ve petrol hesaplarına göre, Orta Doğu’yu harita üzerinde cetvelle bölerek, paylaşırlar. Bölgenin hiçbir yerinde toplumsal aidiyetin ulus ile belirlenmediği, kabileye, mezhebe, sülâleye göre biçimlendiği halklara, kendi değer yargıları ve çıkar hesaplarına göre, “ulus devletçikler” donu giydirirler. O gün bu gündür, bu bölge iflah etmedi…

Hemingway’in Mütareke İstanbulu’nu anlattığı, Türkçeye “İşgal İstanbul’u” diye çevrilmiş bir kitabı var. Orada der ki: “Siz zannetmeyin ki Kemal bu yaptığınızı sineye çekecek! İlk fırsatta Irak’a girip, Musul işini de çözecektir, Irak ve Suriye sorunlarını da…”

Nitekim, Lozan Konferansı bu işi çözemez! 1925’e erteler… Tam çözüleceği dönemde, Şeyh Sait meselesi çıkıp da Türkiye kendi iç işleri ile boğuşmakta iken de İngiliz Musul’u da Irak “devletine” bağlayıverir. Ta 1. Dünya Savaşı sonundan beri kavga sebebi olan Suriye ve Irak meselelerinde de Türkiye sadece Hatay’ı kurtararak, olup biteni sineye çekmek zorunda kalır.

 Bütün bu olanlar cereyan etmekte iken dedeleriniz,  benim yaşımda olanların babaları bile Osmanlı vatandaşıydılar… “Bize” de bir şeyler “battı” yani… Soyunu inkâr eden haramzade!

Şimdi aradan yüz sene geçtikten sonra, artık herkes kabul etti ki ta o 1918 yılında Mustafa Kemal’in ( daha Atatürk değildir) yaptığı tespit doğruymuş; bu bölgede Sykes-Picot Anlaşması ile ne devlet olur ne de huzur… Çare?

Isıtılıp önümüze sunulan yemek, halâ o eski yemektir! Hastalığın nedeni, çare diye ileri sürülüyor:

Musul’dan Akdeniz’e Suriye’nin kuzeyinde bir koridor oluşturmak!

Bu, denenmiş ve yüz yıldır bölgeye sadece felâket, kan, gözyaşı ve savaş getirmiş bir çözümdür ama petrol çıkarlarını garanti ediyor!

Şimdi, sürtüşen iki çıkarlar grubu vardır: Bir yanda petrol şirketleri ve onların devletlerinin çıkarları!  Onlara sarılarak kendi dar menfaatlerini elde etmeye kalkan ve Arapların başına gelenlerden de ders almamış, aymaz bir mikro şovenizmi buna ilave edin. Artı, satılmış Türkler ile Tayyip düşmanlığından, “bu herif düşsün de ister dünya savaşı çıksın, isterse Türkiye Ankara ve Konya vilayetlerinden ibaret kalsın” diyecek kadar gözü kör olanları da ekleyin!

Öte tarafta ise Türkiye ile bin yıllık deneyimle bölge halklarının çıkarlarının nerde olduğunu görebilenler…

İsteyen kusura da bakabilir: Ben, Türkiye’den yanayım…

Kendi ulusal aidiyetim için, doğuştan gelen bir ayrıcalığı katiyen talep etmediğim gibi, “kudretten” gelen bir aşağılamayı da asla kabul edemem…

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
22
 
0
 
2
 
0
 
1
 
0
 
0
 

YORUMLAR
1
ONAY BEKLEYENLER
0
17 Mayıs 2017, Çarşamba
Gıbrız Türkü         - Şeherin Kuzeyi
Sade, net, samimi ve cesur bir yazı. Tebrikler Sn Beratlı. İfadelerinize yürekten katılıyorum. Farklı bir düşüncede olsam bile ki böyle bir durum yok, duruşunu ve konumunu bu kadar açık ve gerekçeli ifade edene büyük saygı duyarım....
YAZARIN SON 10 YAZISI
11 Temmuz 2017, Salı    Mr. Anastasiadis, simply doesn't want
10 Temmuz 2017, Pazartesi    Çok üzüldüm...
28 Haziran 2017, Çarşamba    Yalan dolan üstüne şehir efsaneleri
26 Haziran 2017, Pazartesi    Politik tarihsel bir meseleyi genetik çözer mi?
25 Haziran 2017, Pazar    Bayramlık ağzımızla...
24 Haziran 2017, Cumartesi    “Eşşeklerden başka kıbrıslı yoktur…”
17 Haziran 2017, Cumartesi    Bir Köyün Anatomisi: Abohor
12 Haziran 2017, Pazartesi    Unite Cyprus - United Cyprus - Unitary Cyprus hem da now...
7 Haziran 2017, Çarşamba    Ahtapot plâkisi…
2 Haziran 2017, Cuma    Sülalenizi sevmek demesi var…

Mr. Anastasiadis, simply doesn't want
Yrd Doç Dr N BERATLI | 11 Temmuz 2017, Salı
Aysu Basri Akter’in, yazdıklarını okudunuz mu? Batılı bir diplomatın ağzından Cras Montana görüşmelerinin neden çöktüğünü, böyle anlatıyor.
Dün bizim gazetede yayınlanan Niyazi Kızılyürek’in söylediklerine de bir göz...
Çok üzüldüm...
Yrd Doç Dr N BERATLI | 10 Temmuz 2017, Pazartesi
Eskiler alıyorum,
Alıp yıldız yapıyorum,
Musiki ruhun gıdasıdır,
Musikiye bayılıyorum,
Şiir yazıyorum, şiir yazıp eskiler alıyorum,
Eskiler verip musikiler alıyorum,
Bir de rakı şişesinde balık olsam...
Demiş O...
Yalan dolan üstüne şehir efsaneleri
Yrd Doç Dr N BERATLI | 28 Haziran 2017, Çarşamba
Osmanlı Kıbrıs’a iki dalga halinde göçmen iskânı yaptı. İlk dalga 1572 ile 1600 tarihleri arasındadır. 12 bin aile gönderilmesi planlanmış ama 8 bin aile gönderilebilmiştir. İkişer çocuk olsa, 32 bin nüfus… Kaynak? BO...