Cumhurbaşkanı M. Ali Talat’a toplumun verdiği “kredi” inişte yuvarlanırken; Dimitris Hristofyas’ın “kredibilite” dönemi daha yeni başlıyor...
ABD ile batı dünyası; AKEL’e doğal olarak “temkinli” yaklaşıyor...
Bizdeki bazı kesimler ise; başarısızlığı garanti saydıkları için, büyük bir iştahla “Hade; çözüm hemen şimdi, yapsınlar da görelim” demeye başladılar...
Çok da haksız değiller hani...
Kıbrıs’ın yakın tarihinde AKEL’in aldığı iki karar; sorunun derinleşmesinde önemli etken olmuştur...
Bunlardan birincisi; Enosis’e destek verme kararıydı...
İkincisi de “Annan Planı’na “Hayır” denmesiydi...
Birincisinde Hristofyas, henüz parti saflarına bile katılmamıştı...
Ancak ikincisi karararın oluşmasında ciddi anlamda sorumluluğu ve payı vardı...
AKEL’in bu iki “Günah”ı, kimisine göre affedilebilirdir, kimisine göre ise iki toplumun ilişkilerinde geri dönüşü olmayan yaralar açmıştır...
CB Talat’ın açıklamalarına bakıldığında, AKEL’e ve Hristofyas’a yönelik öfkenin kaynağı Annan Planı’dır ve CTP yönetiminde henüz bu öfke dinmemiştir.
Bunun dışında AKEL’in başka “Günah”larından da söz edilebilir...
Örneğin; Papadopulos’a verdiği destek, neredeyse Kıbrıs’ın son dönemine damgasını vuran, Kıbrıs sorununu geri dönülmez biçimde etkileyen bir “Günah”tır...
Çözüm yanlıları; Annan Planı çerçevesinde iki eski liderin (Klerides-Denktaş) geçici de olsa, ilk dönemde görev almalarını beklerken, AKEL olası bir başarısızlığı ve arkasından yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kolluyordu.
Kopenhag’ta, kaldığımız otelin lobisinde Hristofyas’a “Bu iş galiba olmayacak” dediğimde, yanında oturan Papadopulos’u bana göstererek “Hiç merak etme, bu adamı aday göstereceğiz ve Kıbrıs’ta çözümü biz bulacağız” demişti...
O günlerde Papadopulos’un adı kulislerde dolaşıyor ve çözüm yanlıları bunu hiç de sempati ile karşılamıyordu...
Hristofyas’a Kopenhag’da “endişelerimi” sıraladığımda, “AKEL kimsenin denetimine girmez. Korkma, dümen her zaman bizim elimizde olacak” demişti...
O gün Hristofyas’ın “önceliği”nin, acil bir çözüm değil, devlete yerleşmek ve güç sağlamak olduğunu gözlerimle görmüş ve hayretler içinde kalmıştım...
Çok iyi anımsıyorum... Bir AKEL’ci bakan daha sonra bu tutumu “We need power my friend” diye açıklamıştı...
Yani “Bizim; güce ihtiyacımız var arkadaşım...”
Aslında bu “güç” arayışı nedeniyledir ki AKEL; Papadopulos’la kurulan “ittifak”ın yaşamasına, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasından daha büyük öncelik verdi...
Böyle olunca da, Papadopulos dizginleri eline aldı ve AKEL ile Hristofyas, beklenen toplumsal önderlik yerine, ultra milliyetçi bir kişiliğin arkasından dört buçuk yıl sürüklendi.
Bu dönemde; AKEL’in iki toplumun yakınlaşmasında yeterince risk aldığı, insiyatif geliştirdiği, proje ortaya koyduğu söylenemez.
Diğer partilerden “farklı” olduğunu ortaya koymakta da başarısız oldu AKEL...
Kendisini “Ulusal konsey”e aşırı biçimde bağımlı tuttu...
Tabii bu süreç içinde Türk tarafında da AKEL’in eski “Yoldaş”ı CTP pek çok konudaki “politika”larını tamamen değiştirdi... Aynen AKEL gibi halka ve kendi sağındakilere daha hoş gelecek popülist yaklaşımlar içine girdi...
Belki de bu yüzdendir ki, bu iki partinin kurduğu ortak komitelerde hiçbir anlaşma sağlanamadı, birbirlerinden ne kadar uzakta oldukları ortaya çıkarılamadı...
Tüm bu anlattıklarım, bir umutsuzluk tablosunun öğeleri...
Ancak; yine de sanırım bu iki lider bembeyaz bir sayfa açabilirler ve her şeye yeniden başlayabilirler...
AKEL’in başkalarına katlanarak elde ettiği gücü; bu kez Rum halkı doğrudan kendisine vermiştir.
Hristofyas, bu “kredi”yi kullanarak zaman aşımına uğramadan yol alabilir. Popülizm yapmasını gerektirecek eski koşullar yoktur. Risk almakta geçmişte sergilediği cesaretsizlik; şimdiki makamında sistemin verdiği yeni olanakla cesarete dönüşebilir.
“İmaj kavgası”nda Talat’a ve ekibine kök söktürebilir...
“Kredi”sinin tadına bakarken, “evet”imizin son kırıntılarını da Talat yeyip bitirebilir...
Bizden söylemesi...