Görüşme Yunan dayatmasının gölgesinde başlıyor

loading
29 Mayıs, Cuma
£

8.40

7.55

$

6.82

A- A A+

Görüşme Yunan dayatmasının gölgesinde başlıyor

Balıkçı denize açılırken "Haydi rastgele"dersiniz; bugün 21 Mart, İran ve Orta Asya'ya kadar uzanan ulusların yeni yıl başı...Yani Nevruz. Orta Asya'nın derinliklerinden gelen bir "Uyanış öyküsü".Tabiatın uyanışı, verimlilik, bolluk alâmeti...

İşte böyle bir günde KKTC Cumhurbaşkanı M. A.Talat ile Kıbrıs(Rum) Cumhuriyeti Başkanı Dimitris Hristofyas, Birleşmiş Milletler çerçevesinde Kıbrıs sorununa çözüm bulmak üzere yeni dönemin ilk buluşmasını gerçekleştirecekler. Unutmayalım, bize dayatılan referandum ve iç ve dış tehditlerle sağlanan "evet" sonucunun alındığı referandum, Ermenilerin soykırıma uğradıklarını iddia ettikleri ve de dünyaya o günü soykırım olarak kabul ettirmek istedikleri 24 Nisan'da yapılmıştı.Hatta Annan plânı sonunda "Bakir doğumda" ortaya çıkması beklenen "yeni Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bayrağı da Ermeni bayrağından kopya edilmişti.

Görüşme, 1948 yılından bu yana Kıbrıs konusunda ortaya konan 15 çözüm plânının ardından 16 ncısını üretmek üzere yapılıyor. Kipriyanu'nun Dışişleri Bakanı Nikos Rolandis'in "Dialog" gazetesinde yayınladığı bir makalesinde belirttiği gibi bu 15 plânın tümünü Rum liderliği reddetmişti. Bakalım 16 ncısı için kurulan tuzaklar ne?

Türk tarafında karmaşa vardır. Rum tarafında ise Atina'da yapılan plânlama adım adım uygulanmaktadır. Önce Hristofyas, ardından Karamanlis ve onun ardından Bakoyani'nin açıklamaları bunu onaylamaktadır. Bilinmelidir ki AKEL desteğinde seçimi Kleridis'e karşı kazanan zamanın Rum Lideri Vasiliu da, ilk günlerde, Hristofyas'dan da öte şirinlik muskası takınmıştı. Ta ki Atina kulağını çeksin! Ele alacağım.

KKTC Cumhurbaşkanı M.A.Talat, Ankara dönüşü Lefkoşa'da, "Annan Plânını temel alan anlaşmayı" savundu. Hatta büyük emek harcandığını, bu noktadan görüşme başlatmanın gerekliliği üzerinde durdu. Rum ve Yunan tarafında "Annan Plânının öldüğü" işaret edilerek, "8 Temmuz ilkeleri" bir anlaşma olarak sunuldu ve bu çerçevede görüşme olacağı işaret edildi. Buna 1977 ve 1979 Türk ve Rum Liderler arasında varılan mutabakat da ek olarak beliritildi. Birinci bölümü ilkeleri ve ikinci bölümü komitelerin oluşturulmasına ilişkin iki liderin kararını içeren bu belge, BM Genel sekreteri tarafından 25 Temmuz 2006'da Güvenlik Konseyine sunuldu. Ve Güvenlik Konseyi belgesi olarak dağıtıldı. Bu bir BM kararı değildir.

Bu arada bizden gizlenen bir haberi AB kaynaklarından yakaladık. Meğer Türkiye Başbakanı R.T.Erdoğan da AB ülkelerine teker teker mektup göndererek, Kıbrıs sorununun çözüm görüşmelerinin Annan Plânına dayandırılmasını istemiş. İşte bu sürpriz yetmemiş ki Yunan Başbakanı Karamanlis bunun mümkün olmadığını, o plânın öldüğünü açıkladı. Ardından da Yunan Dışişleri Bakanı Bakoyanni, "Garanti antlaşmalarına gerek olmadığını, Kıbrıs'ın artık AB üyesi olduğunu, yabancılara gerek kalmadığını, AB'nin garantisinin yeterli olduğunu", iki liderin görüşmesi arefesinde vurguladı.Hatta Hristofyas "Anavatanlar bu işe karışmasın" derken...


İş te bu sırada CTP Genel Sekreteri kalkıp heyeti ile birlikte AKEL merkezinde görüşme yaptı ve orada AKEL'cilerle, 8 Temmuz Gambari İlkeleri çerçevesinde görüşmeyi kabul ettiklerini açıkladı. Sayın Talat'ın sözcüsü ise hâlâ Annan Plânı sözlerinin etrafında dolanıyordu.

Hristofyas ise bu sırada, iki liderin görüşmeden iki gün önce, bir basın toplantısı düzenleyerek, dünyaya "Barışçı" mesaj vererek kazanım sağlamaya kalkttı. Burada söylenenleri maddeler hâlinde özetleyip bir araya topladım.İşte Hristofyas'ın tuzağı:

1.Şirinlik muskası taktı;Talat'a yapılan saldırıları da göğüslediğini göstererek barış meleği olduğunu pazarladı.Bu arada amaç Talat'ı savunur gibi yaparak 8 Temmuz İlkelerinin temel alınmasını sağlamaktı.
2."Zamanımız yok.Bu sefer başarmak zorundayız" diyerek güya çözümden yana tavır sergilerken, "Yeni bir başarısızlık halkımız için,Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler için felâket olacaktır" diyerek felâket tellâllığı yaptı.(Acaba Türkiye'ye karşı gücü olmadığını söyleyen Hrlstofyas, Kıbrıslı Türklere karşı gücünün yeteceğini ve de anlaşma olmazsa başka yolun deneneceğini mi anlatmak istedi?)...
3. Hristofyas'a göre 21 Mart buluşması "araştırma niteliğindedir". 8 Temmuz anlaşmasını hareket noktası olarak almak,1977 ve 1979 doruk antlaşmalarını da dikkate alarak, iki toplumlu, iki bölgeli federasyon oluşturmak hedeflenmiştir. BM Güvenlik Konseyi kararları Uluslararası Hukuk ve Avrupa Hukukunun ilkelerine dayalı çözüm öngörmektedir.
4. Hristofyas'a göre "Kıbrıs Devletinin tek egemenliği, tek vatandaşlığı ve tek uluslararası kimliği olacak ve Kıbrıslı Rum,Türk, Maronit ve Ermeniler dahil bütün halkın insan hakları ve temel özgürlükleri güvence altına alınacağı yapı" hedeflenmektedir.
5."Türkiye'nin Kıbrıs'a askeri müdahalesinin ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin topraklarının büyük bir kesiminin işgâlinin yarattığı koşullara karşı koymak için uzlaşmak zorunludur".(Burada Yunan Ordusuna ve Güneyi yöneten Yunanistan'a, Karamanlis ve Bakoyanni'nin sık sık yaptığı açıklamalara değinmedi.)
6. Hristofyas, "Pek çok şey Ankara'ya bağlıdır" diyerek kendisinden öncekilerin yolunda olduğunu, her konuda Ankara'yı suçlayacağını ve bu yolda politika yapacağının ipuçlarını verdi..

Lokmacı kapısı, bu iki Liderin buluşmasında, etrafa anlaşma oluyor izlenimi vermek için kullanılacak ve açılacaktır. Hristofyas Lokmacı Kapısının açılışını da şova dönüştüreceğini, adeta herkesin gözüne soktu.Bu zaten CTP ile AKEL arasında önceden anlaşılmıştır.

Rum-Yunan cephesinde varolanlar bunlar. Türkiye hayâl içinde hâlâ Annan Plânı çağrışımı yapmakta; KKTC'de ise Cumhurbaşkanı başka, CTP yetkili organları başka, Hükümet başka telden çalmaktadır. Eğer perde gerisinde gizli anlaşmaları yoksa... Ama en keskin kararı bana göre CTP Genel Sekreterliği verdi ve gidip AKEL ile görüşmelerin yol haritasına mühürünü vurdu. Bu da 8 Temmuz anlaşması veya ilkeleridir. Kim ne derse desin...

21 Aralık görüşmelerinin bir su yüzündekiler vardır, bir de perde gerisi. İşte CTP ve AKEL'in o açıklamadıkları ama geçmişte var olduğunu Hristofyas'ın da kabul ettiği "anlaşmaları" bu vesile ile belki öğreneceğiz.

Türkiye ve KKTC'deki Ulusal Güçleri ise toparlayan kimse yok.Dağınıklık ve yarış sürmekte.Ortada olmayan mirasın paylaşım kavgası verilmektedir. Bu hem siyasal partiler hem de sivil kuruluşlar bakımından gerçektir.Gün gele miras elden gidince, kavga bitecek ama elde kalan olmayacaktır...Lider olanlar, liderliklerini, bilmedikleri sürece kayıp sürecektir. Ha Ankara'daki AKP'nin resmi açıklaması hazır: "Biz ne yapalım? Kıbrıs Türkü oturup Rumlarla bu koşullarda anlaştı!"...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.