Okşa, öp, ört ki üşümesin!

loading
29 Mayıs, Cuma
£

8.40

7.55

$

6.81

A- A A+

Okşa, öp, ört ki üşümesin!

"Aman tehdit etmeyelim,aman sert çıkmayalım,aman masadan kalkmayalım ki AKEL ve Hristofyas ürkmesin, korkmasın, dayatmasın,bize yaklaşsın! Barışı yalnız bu iki Lider sağlar!"...Lâfazanlık şimdi bu. Ortodoksların dini günü olan "Kadaklizmosa" bile gidip, AKEL'cilerin sırtını okşayarak onları da "Ortaklığa" razı etmek istiyorlar. Bazıları buna "Paylaşım" diyerek kapının ardında olduğunu işaret ediyorlar...Rumun ne zaman bizimle birşey paylaştığına tanık olduklarını asla akıllarının ucuna getirmezler.

Bana göre bunu söyleyenler burunlarının ucunu görmeyenlerdir. Bunlar hâlâ o eski ideolojik kasıntı ve tafralı günlerin hayâli ile Kıbrıs Türkünü tehlikeye atmak için her ödünü vermek üzere sıraya girenlerdir. Benim halkımın ilk kez, 20 Temmuz 1974'de ve de sonrasında "Oh be yaşamak,özgürlüğü doya doya teneffüs etmek ve de istediğin yere gitmek ne güzelmiş" dediğinin farkında değiller.Teslimiyetci, ödüncü ve de mandacı kafaları ile AKEL'in yüzü suyu hürmetine halkımın haklarını Rumun ayakları altına serecekler. Buna "Barış" diyorlar ve de hınzırlığına barışın tüm adaya, 20 Temnmuz 1974'de geldiğini teslim edemiyorlar...

Geçen gece BRT'de iki kamp hâlinde, Kıbrıs'ın son duurmunu tartıştık. Her programa koşa koşa giden Sayın Ali Erel, BRT'de her kesimi kucaklayan ve her kesime söz hakkı tanıyan bu açık oturuma gelmedi. Mazeret de söylemedi.Ama biz biliyoruz. O görüş ve düşüncelerinin tartışmasız olduğuna inanmaktadır. AB avukatlığına soyunduğu için geriye kalan takıntılara(?) iltifat etmemektedir.

Neyse BRT'deki açık oturum 3 saat sürdü. Kına gecesi gibi 21.00'de başladık 24.00'de noktaladık. Herkes eteğindekini döktü. Konuşmacılar belirli sivil kitle örgütlerinden gelmişllerdi. Açıkladılar. Ben "Milli Konseyi" temsilen katıldım. Ben de bunu açıkladım ve bazı haddini bilmezlerin yazdıklarını yanıtladım. "Milli Konsey at değil,deve değil; yeraltı örgütü hiç değil " dedim ve Konseyin KKTC sathında örgütlendiğini, ada dışında da temsilciler tayin etmeyi sürdürdüğünü, "Milli davaya" sahip çıkanların "Fikir üretme plâtformu" olduğunu, "Beyin Fırtınası" yapan benzer kuruluşlardan biri olduğunu, önceliğin Kıbrıs davası ve Anavatan Türkiye ile olan bağların daha da güçlendirilmesi olduğunu, halkın barış içinde Türk Ordusunun sağladığı güven ortamında özgürlüğü teneffüs etmesinin öncelikli konu olduğunu, KKTC'ye sonuna kadar sahip çıkacağımızı, bu uğurda her girişimi yapmakta kararlı olduğuımuzu anlattım. Elbette anlayana...

Yoksa Hristofyas'ın ayağına kadar giderek onu "Kıbrıs Cumhuriyeti Devlet Başkanı" kabul edenlerin bizi anlamalarını beklemiyoruz. Bunun bir Kıbrıs(Rum)Cumhuriyeti olduğunu görmek istemeyenlere ders verecek değiliz. Ancak benim, bizim,Milli Konseyin hareket noktamız, Kıbrıs Türkünü yeniden ateşe atmamaktır. Rum ve Yunanlının istediği gibi Kıbrıs'ı yeniden birleştirmek uğruna, Kıbrıs(Rum)Cumhuriyeti'ne yama olmaya kalkanlara karşı mücafelede kararlılık göstermek gerekmektedir. Önemli olan geçmişte 2800 Şehit veren halkımın,yeniden burnunun kanamamasıdır. Halkım barış ve refah içnde bu topraklarda yaşamalıdır. Kan ve ölüm,ambargolar yüzünden bu adadan göç eden evlâtlarımızın yeniden bu adaya dönmesini hedeflemek meselesidir.

Bizler,yeniden ayağa kalkarak,bu yola başkoyduk. Teslimiyetciliğe, mandacılığa yeter dedik. Gördüklerimizi, bildiklerimizi halkımızla paylaşmaya çalışıyoruz. AB yolunda Rum ve Yunanlı ile işbirliği yaparak, medyada kirlilik yaratanların ipliklerini pazara çıkartmaya da kararlıyız. Üç kuruşluk para yardımı veya kredi uğruna koskoca Milli Davayı hançerleyen ve gölge düşürenlerin, insafsızlığını sergilerken, halktan saklananları ortaya dökerken, bunun kişisel yanı olamaz. AB yardımı uğruna yayın yapan, makale yayınlayan, dergi ve kitap basanların 1963 Rum saldırılarının Akridas Plânı gereği olduğunu saklamaları,1974'ün hata olduğunu yazıp söyleyebilmeleri ve "Enosis" yolunda yapılan katliamları inkâr etmeleri, onlara yakışmıyor ama susup oturanlara da, hiç mi hiç yakışmıyor...

Son Rum-İngiliz Memorandumu; son BM Güvenlik Konseyi kararı, adaya gelen BM ve AB temsilcilerinin artık "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin" var olduğunu nerede ise, KKTC'de iktidarı elinde bulunduranların önünde söylemeleri, onların da onayını almaları noktasına kadar ulaşmaları, bizi arkadan hançerlemekten başka birşey değildir. AKEL bağının Moskova'ya kadar uzandığını, ana parti, yan parti ilişkilerinin geçmişi, Kıbrıs Türkü ateş içinden geçerek KKTC'yi ilân ettiği hâlde kendisine "Cemaat" yakıştırmaları yapılması, buna razı olanların masada söyledikleri ve kabul ettikleri yüz karasıdır.

Talat, Hristofyas tarafından kullanılmaktadır. Bunu gördüğü için Sayın Talat, "Görüşmelerin ve ortamın çökmekte olduğunu" nihayet teslim etti. Ne var ki görüşmeleri kesmeyeceğini söyleyerek elindeki kozu Hristofyas ve takımına armağan etti...Talat ve ekibini şunu bilmiyor ki, Makarios'tan başlayarak, her Rum Lider masaya oturdu, bizi "Toplumlar arası görüşmeler" düzeyinde bırakıp Uluslararası temasla, üzerimize baskı oluşturmak üzere hareket etti. Makarios, Kipriyanu, Kleridis, Vasiliu, Papadopulos ve şimdi de Hristofyas, Yunanistan'da yazılan senaryoyu oynayan başarılı oyunculardır.Talat'la masada "İki Lider olarak" görüşen Hristofyas, İngiltere ile Memorandum imzalarken, "Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı", BM ve AB'de kabul gören "Kıbrıs Cumhuriyeti Devlet Başkanıdır". Amaç o masaya ve Türkiye'ye, Uluslararası baskıyı yönlendirmektir.Bunu söylüyor ve de saklamıyorlar.

Hedefleri masadaki "İki Lider, ,ki Toplum" yapısını "Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'ne" yama yapmak,Garanti antlaşmalarını ortadan kaldırmak, Türk Ordusuna gerek olmadığını, yerine AB ordusunun yeterli olacağını kabul ettirmek ve sınır olmayan bir yapıyı egemen kılmaktır.Yunanlı Türk Eyaletine(!) gelip yerleşecek ama "Serbest dolaşım ve yerleşim olmayacağı için, Türk Yurttaşlarının adaya yerleşme hakkı olmayacaktır! ...Bu "enosis" yoludur. Girit'te de böyle oldu...Uluslaraarası müdahaleyi bu yolla davet etmek, Haçlı Ordusunu harekete geçirmek ana politikadır.

Bunu aramızda göremeyen ve bugün hasbelkader ÖP'ün payanda olduğu bu iktidar, tekerleğin döneceğini; bulundukları yerlerde de yellerin eseceğini bilmelidir.Teslimiyet, asla barış ve özgürlük getirmez. Elindekini, Ruma armağan edenler hüsrana uğrarlar... Tarih bunu böyle yazdı.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.