Söz,Hüseyin Mümtaz'ın...

Yayın Tarihi: 04/11/08 00:00
okuma süresi: 9 dak.
A- A A+

Hergün bu köşede kendi gözlemlerimi,eleştiri ve önerilerimi sunmaktayım. Bugün söz hakkımı dostum HÜSEYİN MÜMTAZ'a devrediyorum. Onun da en az benim kadar "Kıbrıs" üzerinde hakkı vardır.Gündemimizi iyi yakalıyor.Onun "HANGİ ASİMİLASYON" başlığını taşıyan o şık yazısını aynen aktarıyorum. Söz Hüseyin Mümtaz dostumun.

''N'oldu guzzum?'' derler adama, yahut ''Eyi sabbahlar!'' Kıblesi veya milâdı 2004'teki Annan Plânı olanlar Lefkoşa'yı, turistler gibi kaldırımlardaki mavi çizgileri takibederek dolaşmaya kalkarlarsa elbette ancak ''ağladığını'' görebilirler Lefkoşa'nın.. Çünkü onlara göre bir ''Yes be annem''le dünyaya bağlanılacak, eurolar akacak, Lâpta sırtlarındaki olmayan arazilere havuzlu villalar kurulup oralara ''iskân ve rehabilite'' edileceklerdi. Onların derdi Lokmacı'nın açılması değildi. Onlar her yolun, her sokağın Rum tarafına çıkmasını, sınırın olmamasını istiyorlardı.
Türkiye'den gelenlere pasaport-mühür, hâttâ vize konulsun, ama ''Rumcuklar'' kimliksiz, hesapsız ve kitapsız, elini kolunu sallaya sallaya girip çıksın.Hristofiyas da ''koşullarının'' başına onu koymuyor mu, ''serbest erişim''?..Rum KKTC'nin her köşesine serbestçe erişsin ki herşey ''normal zaman''daki gibi olsun; Rum yine efendi ve mal sahibi, Türk de yine onun ''acenti'' olsun.

Gerçi ''Eurocuklar'' yine akıp duruyor.USAID ve UNDP'den 2005-2008 yılları arasında STÖ'lere 21.8 milyon dolar aktarılmış.Bu iki kuruluş tarafından 1 Ekim 2005 tarihinde uygulamaya konulan ve ''Kıbrıslılık'' bilinci geliştirip ''Birleşik Kıbrıs'' yaratmayı hedefleyen ACT'nin ''kıdemli program direktörü'' Jaco Cilliers; ''Çalışmalarımız sonucu Kıbrıslılar'ın birleşik bir toplum öngörebileceği şartlar oluşmuştur'' diyor. (3 Kasım 2008 VOLKAN''.
Dikkatli okuyucu USAİD ve UNDP'nin ne demek olduğunu eski yazılarımızdan iyi bilir..
Aynı odaklardan kaynaklanan Selimiye'nin artık yıkılmakta olduğu havadislerine de fazla kulak asmayın.. AB fonlu restorasyonlara kapı açıp, camii ibadete kapamanın yolunu yapıyorlar.

Lefkoşa'nın ağladığını yazan Annanist aslında eski Lefkoşa'yı değil, gençliğini özlediğinin farkında değil. Eski Lefkoşa o tek şeritli Ortaköy Köprüsü, Hamitköy Köprüsü ve Çağlayan'da biterdi. ''O'' şehrin merkezi Girne Caddesi, Sarayönü idi. ''Mesai çıkışı'' hava alınabilecek tek yer hemen Ortaköy çıkışındaki ''Yıldırım Bölüğü''nün çay bahçesi, bira parkı idi.

Şimdiki ''Lokmacı Âni Müdahale Mangası'' Cumartesi geceleri Bandabulya'daki Bar'da çalan gruptan pusula yazıp şarkı isteğinde bulunuyor.Ha bir de ''Harem'' vardı..Kabına sığamayan, doğal olarak gelişen ve değişen şimdiki Lefkoşa, Hamitköy-Gönyeli ve Alayköy'le birleşmiş, şehrin iş merkezi ''yeni havaalanı'' tarafına, eğlence merkezi de Kumsal-Dereboyu civarına kaymıştır.

''İş'' ve ''ticaret''in de şekli-şemaili değişmiştir. Lefkoşa sokaklarında ''dilenci'' veya ''mendilci çocuklar'' yoktur. Rumların yapmadığı işleri her sabah güneye geçen ''Kıprıslıtürkler'', KKTC'lilerin yapmadığı işleri de Türkiye'den gelen ve istenmeyen yerleşikler yapmaktadır.
2008 ''kuzey''inin her kenti arasındaki ücra dağbaşlarında onlarca gece klübü, her kentinde bir sürü ''casino'', her sokağında at ve köpeklerin koştuğu betofisler vardır.
İlginç tesadüf, Lefkoşa'nın ağladığını ifade eden yazının ertesi günü yine aynı gazetede bir başka yazar, ''Dereboyu''nu anlatıyordu. Dereboyu'nun nasıl 24 saat ''yaşadığını'', güldüğünü..
Bener Hakkı Hakeri'nin köşesinde İlke Ergin ''durumcukları''ı, ''arabacıklar''ı, köşelerde motor kaputlarının üzerinde içilen ''biracıkların'' fotoğrafını çok güzel çizmişti.

Hristofiyas'a ''Bana yoldaş deme'' demediğinin altını çizen Talât'ın Marksist bürokratçıkları bile sokakarası meyhanelerde ezilen işçi sınıfının ucuz Rus votkası değil ama Dereboyu'ndaki publarda pahalı İngiliz-Amerikan viskileri ile günün yorgunluğunu atarlar.Sabah Dereboyu'na açılan her sokağın köşebaşında ''belediye zabıtası hanım kızlar'' boy gösterir. Araç parkettirmezler.

Akşam beşten sonra da hiç görünmezler. Yine ''modifiye edilerek'' eksozları acayipleştirilmiş otomobil ve motorsiklet seslerinden uyuyamadığım bir gecenin sabahında yürüyüş yaparken o hanım kızlara rastlayınca sormadan edemedim; ''Dün gece neredeydiniz?''
Cevap veremediler.Gece Dereboyu'nda polis yok. Devlet yok.Dereboyu'nda belediye de yok.. Her dükkânın önündeki her kaldırım ayrı-farklı en boy ve yükseklikte.. Osmanlı zamanındaki gibi ''otantik'' bir görünüm arz ediyor. Pislik ve çöplük diz boyu.

Devlet, KKTC'de yok. Fert var. Devlet ferdin hizmetkârı.. Ferdin devlete karşı hiç bir ödevi yok, ama devletin ferde karşı bir çok yükümlülüğü var.Şehit Ertuğrul İlkokul Müdürü Özyiğit sorunu çok güzel özetliyor; ''Bakanlık-Sendika çatışması eğitimi çökertti'' diyor.
Bakanlık-Özel sektör çatışması ekonomiyi; bakanlık-Çiftçiler Birliği çatışması tarımı, yine bakanlık-sendika çatışması idareyi çökertmiş vaziyette.

CTP ''yönetemiyor''. Tek yönetebildiği, ''Rumla birleşmek''.Özyiğit ''tamgün'' eğitim diyerek çocukları öğleden sonra da okula bağlayacak ders ve hobi eğitimleri vermeyi amaçlayan bir proje geliştirmek istiyor, sendika ve bakanlık ''beceremiyor''. Çocuklar aynı iş için Rum tarafına ve özel okullara gitmeye teşvik ediliyor. ("Kıbrıs"-. 3 Kasım 2008)

Rum Eğitim Bakanı Dimitriu, ''EOKA'ya ve EOKA'cılara hayranım, kimliğimiz Yunanlıdır'' derken, Kıbrıs Türk Orta Öğretmenler Sendikası Genel Sekreteri Şener Elçil aynı gün aynı saatte ''Başka bir ülkenin kitaplarını istemediklerini'' söylüyor. ''Türkiye'den Kuzey Kıbrıs'a gelen kitaplar aracılığı ile öğrencilerin yabancı bir ülke olan Türkiye'nin kültürünü öğrenmeye mecbur edildiklerini'' kaydederek ''Türkiye bu şekilde bizi asimile etmeye çalışıyor'' diyor.

İyi de ben 31 Ekim 2008 günü Lefkoşa sokaklarında ''cadı'' kıyafetinde öğrenciler,kapısında oyuk kabak olan işyerleri, kaldırımlarda piyasa yapan yine ''cadı''lı gençler gördüm. Yerel televizyonlarda Cadılar Bayramı programları seyrettim.Bu ''Halloween'' kutlamaları nasıl bir asimilasyondu acaba?Tersine asimilâsyon?

Kim ne derse desin ben her sabah kendi Lefkoşa'mda yürürüm.
Dün sabah önce Enver Eczahanesi'nden, sonra yine sola döndüm, Mardin-Midyat'ın küçük dar bir sokağında buldum kendimi. Eski Genel Hastahane'yi buldum. Laleli Camii'nin önünden geçtim. Kapalıydı. Çaldım, açtılar. Şirin, yemyeşil bir bahçede buldum kendimi.. Şırıl şırıl su akıyor, namaz vaktine temizliyorlardı ortalığı..
Sokak arasındaki, minaresi kendinden neredeyse büyük caminin şerefelerine 63'de rahmetli Özer Berkem'le beraber çömez Caner'in, ''Bayrak''ın ilk antenini taktığını kim hatırlar?

Hiç canınızı sıkmayın..Cadılar Bayramı'na, UNDP fonlu ''yabancı ülke bizi asimile ediyor'' çığlıklarına rağmen Göçmenköy-Taşkınköy arasında, Fehim ve Caner adında iki öğrenci 29 Ekim'de evlerinin önüne astıkları kocaman TC ve KKTC bayraklarını, 10 Kasım ve 15 Kasım'a kadar indirmeyeceklerini söylüyorlar. Biraz da oraları dolaşın..
Akşam, Suriçi'nde de, Dereboyu'nda da güneş aynı güzellikte batıyor. Üşenmeyin; Rum Ortodoks ortaklı yeni oteller yapılsa da siz Saray Otel'in en üst katına çıkın, Alayköy-Lefke istikametinde güneş batarken bulutların ve göğün rengini, resmini ve kokusunu içinize çekin.

Suriçi'nde de, Dereboyu'nda da yahut Kuzey'in herhangi bir kentinde, köyünde de her evin bahçesinin, yahut her dairenin balkonunun bir köşesinde mutlaka yine yasemin var ve inanmazsınız ama bırakın 74'ü; aynı 1571'deki gibi kokuyor.

Bu Halloween'li, bu AB fonlarıyla restorasyonlu ''asimilâsyon'' bize ters ey millet, bizi kesmez emin olun.. Rahat olun. Dere yatağında akar, dereler eninde-sonunda denize akar;''Sap döner saman döner, gün gelir devran döner''..


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.