Bu ortamda suyumuza göz diktiler
Bugün politik ortamı ve daha sonra suyumuza nasıl göz dikildiğini ele alacağım. Bu ortamda, AB'ye karşı izlenen teslimiyet politikası ile neleri kaybedeceğimizin hesabını yapacağım. Bu kaybın başında Türkiye'nin can suyu gelmektedir.
Önce "Birleşik Kıbrıs" yaygarasının ne kadar yalana dayandığını yabancı kaynakların değerlendirmesinden aktarayım.Çünkü başta CTP ve Cumhurbaşkanı M.A.Talat ve de aynı politikayı pompalayanların "Hemen şimdi barış ve çözüm" sloganları ve de "Her ne pahasına olursa olsun Birleşik Kıbrıs" hedefleri, Kıbrıs Türkünü yıkıma ve esarete taşımaktadır. Aramızdaki bazı örgütler de Rumlarla işbirliği içinde olduklarını saklamıyorlar. Türkiye'nin
yüksek çıkarları darbelenmektedir.Bu alanda mesafe aldılar;bu yüzden yarın çok geç olacaktır.
Kıbrıs Türkünün hakları yanında "Su herkesin gereksinimidir" denilerek, dün bizden Trodos dağlarından akan derelerin KKTC topraklarına ulaşmasını engelleyenler, şimdi Türkiye'den borularla su taşınmasını da ellerine almak için Uluslararası toplantı düzenlettirmektedirler.Yazımı ikiye ayırıyorum.Önce ciddi,bizi tatmin eden bir antlaşmanın ufukta olmadığının kanıtlarını sunayım:
BBC son yayınında "Tabitha MORGAN" şmzalı haberine "Kıbrıs'ta barışa inanç yok" başlığını attı ve haberi şöyle verdi: "Kıbrıs'taki Türk ve Rum liderler Mehmet Ali Talat ve Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma müzakereleri çerçevesinde görüşmektedirler.Bu buluşma öncesinde yayımlanan bir rapora göre, görüşmelerin başarıya ulaşacağını düşünen Kıbrıslıların sayısı çok fazla değil.
Avrupa Politika Çalışmaları Merkezi tarafından yapılan araştırmaya göre barış süreci konusunda iyimser olan Kıbrıslıların oranı yüzde 20'nin altında. Rumların yüzde 18'i bu sürecin olumlu sonuçlanabileceğini düşünürken, Kıbrıslı Türkler arasında iyimserlerin oranı yüzde 13.Rapora göre iki toplum arasında önemli oranda bir güvensizlik de mevcut. Rumların yüzde 99'u Kıbrıs Türk yönetimine güvenilmemesi gerektiğini düşünüyor.
Güvensizlik bu denli yüksek olunca, politikacıların halka bir çözümü kabul ettirmeleri de kolay olmuyor. Kendi aralarında ne kadar anlaşırlarsa anlaşsınlar..."
Haber bu.Şimdi Rum Lider Hristofyas'ın Yunanistan'da yayınlanmakta olan "Kathimerini" gazetesine söylediklerini aktarayım:
HRİSTOFYAS: "Kapalı kapılar ardında Sayın Talat'ın verdiği güvencelerle Türk yönetiminin tezleri arasında bir çelişki var. Kapalı kapılar ardında Sayın Talat'tan tezini netleştirmesini istedim. "
"Ne yazık ki, Türkiye Cumhurbaşkanı çeşitli konuşmalarında iki bağımsız devlet
konfederasyonundan söz etti. Türkiye'nin nihai tezi buysa, anlıyorsunuz herhâlde, durum zor görünüyor".
"Garantöre ihtiyaç olmadığını savunuyoruz. Bundan ötesi nokta".
"Tezimiz son derece net. BM'nin rolünün ne ara buluculuk ne de üst hakemlik olduğu BM kararlarında da belirtiliyor. BM yetkililerinin rolleri, iki toplum liderinin çözüm bulmak amacıyla görüşmesini sağlayacak koşulları yaratmaktır".
"AB'nin yapmasını istediğim ve Sayın Barroso'dan da talep ettiğim uygun bir zamanda müdahale ederek, AB'nin ortak ekonomi ve AB müktesebatının
uygulanmasıyla ilgili temel ilkelerinin yerine getirilmesi amacıyla uzmanlığını aktarması. Bu yolla Kıbrıslı Türkler de bütün konularda farklı tezlerimiz ve uzun geçici süreler olmayacağını anlayacaklar. Aynı zamanda AB, Türkiye'ye,
Kıbrıs Cumhuriyetine karşı yükümlülüklerini yerine getirmez ise ilerlemesinin mümkün olmayacağını da açıklamalı."
Kıbrıs sorununun çözümlenmesi sadece gelecek yıl AB nezdinde sınavdan geçecek Türkiye veya 2010 yılı başlarında seçimlere gidecek, Sayın Talat için önemli değil, hepimizin
Kıbrıs sorununun çözümüne ihtiyacı var. İkiye bölünmüş olan yer memleketimizdir ve zaman geçtikçe bu bölünme derinleşiyor. Gerçekten ellerini uzatma ihtiyacını duyuyorlarsa, konfederasyon istemeye veya kabul edilmesi imkânsız taleplerde bulunmaya son versinler. Evet, bir sonuca varmama tehlikesi var".
YA SU KONUSU?
Elimde Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği'nin ortak olarak "Avrupa Akdeniz Enstitüsü" tarafından 13 Kasım-16 Kasım arasında Ispanya'da Barselona'da düzenlenen "Avrupa Kıbrıs Forumu" programı vardır.Bu kez "Susuz Kıbrıs" ele alınacaktır.Davetler çıkarıldı.Katılımcılar belli. Rum-Yunan ağırlıklı listeye rağmen AB'de Rum-Yunan tezine yakın olanlar da baskın durumda. Türkiye'den kimse yok. KKTC'den de sınırlı katılım var.Amaç belli: Türkiye Kıbrıs'a borularla su taşınmasını son noktaya getirmek üzeredir.Bunca yıl bunu söyleyerek para yiyenler bir kenara çekilmiş olmalı ki şimdi ciddi bir proje hazırlandığı söylenmektedir.
Suyun altından binlerce kilometre boru döşenerek yapılan taşımacılık bilindiğinden, artık 40 millik Türkiye-Kıbrıs arasının aşılacağı açıktır. Rumların başka kaynakları da olmadığından Uluslararası bu girişimi kullanarak, projeye ve işletmeye Türkiye'nin tek başına değil, Uluslararası örgütün egemen olması istenmektedir. Kuruluş Türkiye'den Kıbrısa su taşınmasını Türkiye'nin elinden çıkarmak ve yönetimine ortak olmak istenmektedir. Yani AB yoluyla Türk suyuna Rumların egemen oluşları sağlanacaktır. Barselona bunun ilk resmi başlangıcıdır.
Türk yetklililerin dünyaya bakarak ve de oralardan alkış bekleyerek "Neden olmasın" diyecekleri eski alışkanlıklarına uygundur. Ancak bunu yaparlarsa tarihi hata işlerler.Türkün elini zayıflatırlar. KKTC'ye sağlanacak avantajı ortadan yok ederler.Bunca yıl Türk suyunun adaya gelişini reddeden Rumun, kendini önce "Kıbrıs(Rum)Cumhuriyeti" olarak kabul ettirdikten sonra şimdi de başka yapacak girişim olmadığı için "Türk suyuna" sahip çıkmaya kalkması bir Bizans oyunudur.
Bu oyuna da gelmeyelim...Çünkü ortada anlaşma yoktur. Ortada Rum-Yunan egemenliğinin AB yoluyla dayatılması vardır.Benden uyarması...
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.