ORAMS DAVASI:Rum balyozuna dikkat (2)
Dün ORAMS DAVASI konusunda çok değerli bir hukukcumuzun yaptığı değerlendirmenin giriş bölümünü yayınladım. Bugün de son bölümü yayınlıyorum.Temenni edelim ki bu açık uyarı, Lefkoşa ve Ankara'yı ayağa kaldırsın. Çünkü tehlike kapının ardında. Dava geri çekilmediği takdirde, TALAT-HRISTOFYAS görüşmelerinden çekilmek gerekmektedir. Eğer bu davanın önü alınmaz ve aleyhimize karar çıkarsa, KKTC artık ezici ambargo altına girecek ve halkı bıktıracak sınır aşılacaktır.Bu da görüşme masasında KKTC Cumhurbaşkanı M.A.Talat'ın önüne konanı kabul etmesi anlamını taşır. İşte söz konusu davanın geriye kalan bölümü:
"Davanın ilk duruşmasından sonra Sn. Cumhurbaşkanı adına yapılan açıklamada Oramslar adına yapılabilecek en iyi savunmanın yapıldığı ve davanın çok iyi gittiği söylenmiştir. Maalesef Sn. Cumhurbaşkanı bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde karartma uygulayarak davanın içerdiği tehlikeler konusunda halkımızı aydınlatmamıştır. Bir davada önemli olan tarafların kendi savunmalarını beğenip beğenmemeleri değil öne sürülen tüm görüşler ışığında Mahkemenin nasıl bir karar verme olasılığı bulunduğudur. Bu açıdan konuya bakıldığı zaman Kıbrıs Türk Halkı için tehlike çanlarının çaldığı anlaşılmaktadır. Karartma nedeniyle güçlükle ulaşabildiğimiz dava zabıtlarına göre bu davada KKTC nin idam kararı verilmek üzeredir. Çünkü Mahkemeye sunulan görüşlerin en önemlisi ve en etkilisi AB Yürütme Organı olan Avrupa Birliği Komisyonunun görüşü olup sunduğu görüşte Rum iddialarına tamamen katılmış bulunmaktadır.
Avrupa Birliği Komisyonu, "10cu Protokolün bir anlaşma oluncaya değin AB yasalarının Kuzey Kıbrısta uygulanmayacağı" şartını yorumlamış ve bu şarta rağmen Güney Mahkemelerinin Kuzeydeki mallarla ilgili karar vermeye yetkili olduğu ve Rum Mahkeme kararlarının tüm AB ülkelerinde icra edilmesi gerektiği görüşünü ifade etmiştir.
Sn. Cumhurbaşkanının KKTC nin tanınmasını talep etmeyeceğini beyan etmesi, KKTC topraklarının Rum devletinin kararı ile AB ye girmesine itiraz etmemesi, "Annan planına evet demekle Kıbrıs Türklerinin ayrı devlet kurmaktan vazgeçtiği" yönünde BM genel Sekreterinin öne sürdüğü görüşe karşı çıkmaması ve daha bir çok teslimiyetçi tutum ve açıklaması dünyada Kıbrıs Türk Halkının azınlık olmaya razı olduğu imajını yaratmış ve Komisyonun bu haksız görüşüne katkıda bulunmuştur.
ABAD ın Avrupa Birliği Komisyonunun görüşünü benimseyerek aynı doğrultuda karar vermesi halinde KKTC de eski Rum malı sahibi olan, Kıbrısta veya Londrada yaşayan Kıbrıslı Türklerin, İngilterede ve diğer AB ülkelerinde bulunan mal ve paralarına Rum Mahkemeleri kanalıyla el konulacaktır. Aynı önlemin KKTC de yatırım yapan yabancılara da uygulanacağına ve KKTC nin ekonomik gelişmesinin durdurulacağına kuşku yoktur.
Komisyonun görüşündeki olumsuzluk bundan ibaret değildir. Avrupa Birliği Komisyonunun görüşüne göre Rum Mahkemelerinin yetkisi Kuzeydeki taşınmaz mallarla sınırlı olmamalı, Kuzeydeki tüm sivil ve ticari konuları kapsamalıdır. Bu görüşün Mahkeme tarafından kabul edilmesi halinde Kıbrıs Türk Halkının tüm yaşam kaynakları Rum Yönetiminin ve Mahkemelerinin kontrolüne geçmiş olacaktır. Başta kıvanç duyduğumuz üniversitelerimiz olmak üzere Kıbrıs Türk ekonomisine katkıda bulunan tüm faaliyetler duracak veya Rum yönetiminin insafına terkedilmiş olacaktır.
Komisyonun görüşleri burada da durmuyor. Komisyona göre Davalı Türkün "bana savunma olanağı verilmedi" şeklinde bir itiraz yapması halinde AB ülkelerinin bu savunmaya itibar etmemesi ve Rum Mahkeme kararını aynen uygulaması gerekir. Komisyonun bu görüşlerinden bir tek anlam çıkarmak mümkündür. Komisyon, KKTC nin tasfiye edilmesini ve Rum Yönetiminin egemenliğinin Kuzeye yayılmasını talep etmektedir. Sn. Cumhurbaşkanı ile Hükümetin tavizci tutumu nedeniyle bu hedefe ulaşılacağını ümit etmektedir.
Dünyada bir Devletin ve Halkın kaderinin bir mahkemenin kararına bağlandığı görülmemiştir. Dünyada bir halkın Yöneticisinin halkını bu kadar tehlikeli bir noktaya getirdikten sonra sessiz kaldığı karartmalarla halkını uyutmaya çalıştığı görülmemiştir.
Sn Cumhurbaşkanına anımsatmak isteriz ki Kıbrıs Türk Halkı geçmişte Rum halkı ile eşit konumda idi. Bu nedenle Londra ve Zürih anlaşmaları ile 1960 Anayasasının yapımında eşit taraf olarak yerini almıştır. Aynı nedenle Rum Yönetimininin ortaklık devletini yıkarak ayrı bir Rum devleti kurmasından sonra KKTC yi kurma hakkına sahip olmuştur ve dolayısıyla KKTC Rum yönetiminden daha yasaldır.
2004 referandumundan sonra KKTC tanınması için yakalanan fırsat Sn. Cumhurbaşkanının "tanınma istemeyiz" açıklaması üzerine yitirilmiştir. O tarihten sonra bilerek veya bilmeyerek dünyaya Kıbrıs Türk Halkının azınlık olmaya razı olduğu mesajı verilmektedir. Bu nedenle Kıbrıs Türk Halkı geçmişte sahip olduğu eşit konumdan ve 1974 de Kıbrısa gelen gerçek barıştan uzaklaşmaktadır.
Son olarak Rum Yönetimine karşı yürütülen tavizci tutum sonucu Orams davasının ABAD a taşınması nedeniyle Kıbrıs Türk halkı devletini yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır.
Avrupa Birliği Komisyonunun görüşü KKTC yi tasfiye edecek ve KKTC halkını faşist Rum Yönetiminin tutsağı haline getirecektir. Bu görüşten sonra müzakere sürecinin bir anlamı kalmamıştır. Bu nedenle Sn Cumhurbaşkanını derhal görüşmelere son vermeye davet ederiz.
Sn. Cumhurbaşkanını Avrupa Birliği Komisyonu görüşünü değiştirinceye ve Kıbrıs Türk Halkının haklarına saygılı, hukuka ve insan haklarına uygun bir görüşü benimseyip Mahkemeye sununcaya kadar görüşmelere devam etmemeye davet ederiz. Bu önlemleri almayıp tavizci tutuma devam ettiği takdirde sorumluluğunun ağır olacağını bilgisine getiririz."
Bu dava AB'nin Rum yanlısı tutumu ile bu hale geldi.Boğazımıza ilmik oturtuldu;çekilmek üzeredir. Gerelken yapılmalı, GÖRÜŞMELERRDEN ÇEKİLMELİYİZ
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.