Geliniz bunları "Basın Konseyinde" ele alalım

Yayın Tarihi: 14/12/08 00:00
okuma süresi: 9 dak.
A- A A+

Geliniz bunları "Basın Konseyinde" ele alalım

Yüksek Mahkeme Başkanları görev devrettikçe, biz "Kıbrıs Türk Basın Konseyi" Yönetim Kurulu olarak göreve yeni başlayan Başyargıcı ziyaret ederek, "Basın-Yargı" ilişkilerini konuşur, WAPC-Dünya Basın Konseyleri Birliği'ne üye olan "Kıbrıs Türk Basın Konseyi'nin " ilkelerini, Basın Yüksek Konseyi'nin fonksiyonlarını, orada görev alanlar konusunda bilgi sunarız. Basında kirlilik istemediğimizi belirtir, basını darbeleyen basın davalarının azalması ve hatta sonlanmasına karşı öneriler sunarız.

Sayın Nevvar Nolan da göreve başladığında ziyaret edip başarılar diledik ve basın davalarının mümkün olduğunca "Basın Konseyi" yolunu tüketmesi konusundaki temennilerimizi sunduk. Elbette Sayın Nolan başvuru sahiplerinin elini tutamaz. Onlar Anayasa ve Yasalardan kaynaklanan haklarını kullanmak isterlerse kimse buna engel olamaz.Ama başvuru ersnasında veya ilk duurşmada "Yargıçın" temenni yollu sözleri tarafları "Basın Konseyine" yönlendirirse,taraflar zarar görmezler. Basın bundan kazançlı çıkarken, mağdur olduğunu iddia eden taraf da zarara uğramaz ve bol harcama yerine bir sayfalık dilekçe bedeliyle "Aşağılanmasını" tamir edebilir.Kimse yüksek tazminatla "namusuna sürülen lekeyi" silebilir de, "Basın Yüksek Kuruluna" varılacak kararla bu tamir edilemez diyemez.


Elbette basının kendi kendini eleştirmesi gerektiği üzerinde de dururuz.Çünkü son zamanlarda basında kirlenme vardır.Politikacı-iş adamı-basın arasında doğan yeni köprülerin basın özgürlüğüne zarar verdiğine inanmaktayız. Ancak bunu meslek örgütleri gözetmek ve "Basın Konseyi "ile işbirliği yapılması gerektiğini görmek durumundadırlar.Kamplaşmakla bir yere varılamaz.Kişi veya kurumlar sınırlarına saygılı oldukları sürece birinin ötekine zarar vermesi düşünülemez.Ancak ülkemizde davalar sürmektedir. Yüksek tazminatlar, hatta hapislik istenmektedir. Oysa şeref ve haysiyet söz konusuysa bunun "Bir Lira tazminatla" da bağlanması yeterlidir. Amaç basın araç ve gereçlerine ve hatta yayını etkileyerek geriye kalan çalışanlara da zarar vermekse o başka…Çünkü hakaret,aşağılama,küçük düşürmenin yüksek tazminatla tamir edileceği diye bir iddia olamaz.

Yine de "Basın Konseyi" yolu zorlanacağına, Devletin tepesinde oturanların bile yargı ve yüksek tazminat yolunu tercih etmeleri; hatta hapis yolunun açılmasını zorladıkları acı ile görülmektedir. Nedeni ne olursa olsun Dünya Basın Konseyleri Birliği ve Kıbrıs Türk Basın Konseyi bu tutumu benimseyemez.Bugünlerde WAPC Genel Sekreterinden aldığımız yazılarda WAPC'nin özellikle Afrika ülkelerinde yyaılmakta olduğunu göstermektedir. Nijerya ve Uganda bunlardan ikisidir. Bunları unutup KKTC'de geriye mi gideceğiz? Hele düşük tazminatla işi bağlamak varken, yüksek tazminat veya hapislik istemleri bizi çağın gerisine itmez mi?

Bazı davaları, kamplaşmaları bizler Rum basınından öğreniyoruz. Bu yazıya neden olan da budur. Gazeteci-Yazar dostumuz Hasan Kahvecioğlu'nun POLİTİS'teki yazısı durumu özetledi. Bu üzüntü vericidir. POLİTİS gazetesinde yapılan yayını bilgi için aynen aktarıyorum.İşte o yazı:

"İş adamı Asil Nadir'e ait, Kıbrıslı Türklerin yüksek tirajlı Kıbrıs
Gazetesi'nde yazı işleri müdürü olan Başaran Düzgün, 16 Nisan 2007'de
kendine ait sütunda 'Türkiye Bir Kötülükten Kurtuluyor' başlığı altında bir
makale yayınladı. Makalenin hedefi Abdullah Gül'den önce Cumhurbaşkanı olan Ahmet Necdet Sezer idi. Bu makalede, Düzgün, Sezer'i, Papadopulos ile aynı çizgiyi izlediği yönünde suçladı ve ' Kıbrıslı Türklerin %65 oranında desteklediği Annan Planına düşmanlık yapıyorlar' dedi.

Düzgün'e göre, Sezer 'halk iradesine' saygı duymuyordu. Başaran Düzgün bu makale ile milliyetçilerden birçok tepki aldı. Makalenin yayınlanmasından birkaç gün sonra, 'Türkiye Cumhurbaşkanına küfrettiği' yönünde suçlandığını, fakat o hiçbir zaman Türkiye Cumhurbaşkanına küfretmek istemediğini yazmak
zorunda kaldı.

Başaran Düzgün aşağıdakileri yazdı: 'Bu bir algı meselesidir. Eğer bu
şekilde algılandıysa, hem Sayın Sezer'den hem de onun şahsında kendini rencide edilmiş hisseden herkesten özür dilemek gerekir.' Fakat bu özür Başaran Düzgün'ü kurtarmak için yeterli değildi. Türkiye
Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliği 1. Müsteşarı İbrahim M., gazeteye,
'Ahmet Necdet Sezer'e ve onun şahsında Cumhurbaşkanlığı makamına küfredildi' diye yazdığı bir mektup gönderdi.

Müstaşar mektubunda şunları söyledi: ' Cumhurbaşkanımıza yönelik yaptığı hakaretler ile kendini Türk hisseden herkesi derinden yaraladığını
düşünüyorum.' Bu mektup, 'hukuki bir karşılığın olması gerektiğini' bildirdi. Yani, elçilik davanın mahkemeye götürüleceği ve gazetecinin cezalandırılması gerektiği işaretini verdi.

Türkiye Büyükelçiliği Müsteşarı, Kıbrıs Gazetesini de 'Cumhurbaşkanına hakaret edilmesine araç olmasından dolayı' esefle kınadığını yazdı. Bir süre sonra, beklenen oldu ve Başaran Düzgün ile Kıbrıs Gazetesi aleyhine dava açıldı.

Davanın en ilginç boyutu 'Dışişleri Bakanı' ve Özgürlük ve Reform Partisi
Başkanı Turgay Avcı'nın mahkemeye 'davacı' olarak başvurması oldu. Turgay Avcı, Elçiliğin 'talebini' şahsen üstlendi. Başaran Düzgün, 'Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in adını lekelemekle' ve 'Türkiye ve KKTC arasındaki huzuru bozmakla' suçlandı.

Başaran Düzgün ile beraber, o zamanlar gazetenin Genel Yayın Yönetmeni olan Süleyman Ergüçlü ve Asil Nadir'in kızkardeşi ve gazetenin yöneticisi Bilge Nevzat'ın eşi Fehim Nevzat da mahkemeye çıkarıldılar.Duruşma, ilk olarak 27 Kasım, sonrasında ise 26 Aralık'a ertelendi. Dava, 26 Aralık'ta Lefkoşa'da görülecek. Fakat dikkatleri çeken olay, "Kıbrıs" Gazetesinin konuya ilişkin herhangi bir şey yayınlamamasıdır. Asil Nadir'in Türkiye makamları ile çatışmak istemediği ve bu nedenle 'susmayı tercih ettiği' öğrenildi.

Kulislerde, ' Başaran Düzgün'ün görevden alınmasına'
yönelik baskılar aldığı ısrarla söyleniliyor. Davayı izleyen 'Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün' Talat'a protesto mektubu göndermesi olayı da sonucu değiştirmedi.

Kulislerden elde edilen bilgilere göre, bugünlerde emekli olması ve Türkiye'ye dönmesi beklenilen Türkiye'nin Lefkoşa'daki Büyükelçisi Türkekul Kurttekin,'ceza' konusunda ısrar ediyor ve kendisine başvuran arabulucuların ricalarını reddediyor. Talat da, kendisine yakın bir gazetecinin bu şekilde suçlanmasına yönelik kendisine sorulan sorulara 'net' cevaplar vermekten kaçınıyor. Başaran Düzgün'ün hem gazeteden ve Talat'tan destek alamaması ve konu hakkında yazamaması nedeniyle çok zor bir durumda olduğu görülüyor.

Bu nedenle dava, Kıbrıs Türk tarafındaki medya çevrelerinde merak ve
endişe ile bekleniliyor.

Başaran Düzgün'ün Makalesi: 'Görevi tamamlanmış Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Harp Akademisinde yaptığı bir konuşmasında şunları söyledi: '2004 yılında sunulan plan (Annan Planını kastediyor) artık geçersizdir ve gelecekte yapılması olası görüşmelerde gündeme tekrardan getirilmesi söz konusu olamaz.' Geçmişte sık sık olduğu ve hala yeltenildiği gibi bizim davalarımıza karışılmasından hoşlanmıyoruz. Fakat gelecek ay emekli olmaya hazırlanan Sezer için, 'Türkiye bir kötülükten kurtuluyor' saptamasını yapabilirim.' Bununla beraber, sınırlarımı aşmış olmam ve kimsenin davasına karışmam. Evet, Sezer'in emekliye ayrılması ile Türkiye ve Kıbrıslı Türkler de bir kötülükten kurtuluyor.'

Kamplaşma yaratan yazı ve olay bu.Ancak bunu "Kıbrıs Türk Basın Konseyi " yargı organı olan "Yüksek Kurulun'da ele almak daha isabetli olmaz mıydı? Niye yargı,niye hapislik cezası? Niye yüksek tazminat? Basında tansiyonu indirmenin yolu "Basın Konseyi" yolunu denemekten geçer.Tatmin olmayan isterse yargı yoluna devam eder.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.