Orams davasında net tavır gerek
Orams davasında net tavır gerek
Kıbrıs dış karışmacılıkla savaşa itilmektedir.İşte bunun öyküsü.
"Avrupa Toplumları Mahkemesi(ABAD) rapörtörü Juliane Kokott,Orams davasındaki raporunu hazırladı ve açıkladı.Şimdi sıra ABAD'ın alacağı kararda.Hukukcuların genel görüşü,mahkemenin vereceği kararda, rapörtörün kararına göre davranacağı şeklindedir.Yani her Yargıç, hazırlanan bu rapora bakarak, bazı bölümlerde ya yeni düzenlemeler ister veya olduğu gibi kabul edilmesinden yana tavır koyar.Yargıçlar tavırlarını belirleyince,muhtemelen Mayıs 2009'da karar çıkacaktır.
Orams davasının ne olduğunu,daha önce "Milli Konsey" Hukukcular ekibinin hazırladığı genel değerlendirmeden anımsamak gerekmektedir. Geniş bilgi için benim köşemde yayınlanan söz konusu değerlendirme raporuna bakmak yeterli olabilir. Özetle: Orams çifti Lapta topraklarında arsa satın alarak buraya yüklü bir harcama yaparak, emeklilik günlerini geçirecekleri bir "Yuva" inşa etti. Bunun gibi birçok örnek vardır. Bunun katmerlisi ise "Kıbrıs(Rum)Cumhuriyeti'nde" Türk malları üzerinde yapılmıştır. Yani mallarımız yağmalanmıştır. Ancak ambargoları sürdüren, dünyaya "İşte Türklerle görüşmekteyiz" imajını vermek isteyen Rum öte yandan Orams çiftini örnek alarak KKTCyi dağıtmak istemektedir.
Önce Kıbrıs(Rum)Cumhuriyeti mahkemelerinde Orams çifti aleyine karar aldılar. Orams'lara savunma hakkı bile vermediler. İngiltere'deki mallarına el koymaya kalktılar. Orams çifti İngiltere Mahkemlerinde savunma yaparak davayı kazandı.Çünkü Garantör İngiltere Yargıçları, vijdani sorumluluklarla 45 yıldan bu yana adada varolan durumu kararda ortaya koydular. "Adada fiili durum vardır.Kıbrıs(Rum)Cumhuriyeti 1960'ın ortaya koyduğu Cumhuriyet değildir; bunun Kuzeyde otoritesi yoktur. Türklerin de Güneyde malları vardır ve Kıbrıs(Rum) Cumhuriyeti bunlar üzerinde tasarruf yapılmasına engeldir. Hatta Yargıya engel olmaktadır."
Bu noktada iş bağlanmıştı. Ne ac ki, KKTC Cumhurbaşkanı M.A.Talat, Hukukcular ekibinden aldığı yanlış işaret üzerine, Rumların Avrupa Mahkemesine gitme istemine olumlu yanıt verdi. Orams çiftini de ikna ettiler. Bu davayı AB Yargısına havale etmeyi gerektiren yasa veya içtihatın olmadığı,değerli Hukukcularımız tarafından teyit edlmektedir. İşte şimdiki yıkım bu yanlış adımın eseridir.Orada bir Yunanlı Başkan ve yine mallar konusunda taraf olan kadının eşi Kıbrıslı Rum Yargıç vardır. Raportör Kokott ise tam bir ay Güneyde Rumlarca ağırlanarak güya olayı inceledi. Ve de elimizdeki saçma sapan raporü ortaya koydu.
Kokott, ABAD kararının tüm AB ülkelerinde uygulanmasını ve bunun örnek karar oluşturmasını salık verdi.Yani AB'ye aday ülke Türkiye bile nerede ise elini uzatıp bu karardan ötürü bizim boğazımızı sıkmak zorunda bırakılacaktır.
Şimdi burada durup ABAD kararı açıklanmazdan önce düşünmek ve en iyi yolu bulmak gerekmektedir. Çünkü ABAD kararı, dönüşü olmayan bir sıkıntı yaratacaktır. Ankara her zaman gelişmelerden uzak durur, sonra Avrupa'dan esen havaya el kaldırır. Loizidu davasından sonra göreve gelen Erdoğan Hükümetinin tazminatı ödemesi, o güne kadar saptanan Türk tezini yıkmıştır. Eğer ABAD kararına da kafa sallanacağı,Talat iktidarının sorumluluk alması ve suçun ona atılması ile işin bağlanabileceği düşünülüyorsa, yıkıma destek çıkılmış olur. Bu ABAD kararı Loizidu kararının da ötesindedir. Rum-Yunan tuzağı gereği masada görüşme ile Türk tarafını oyalayan Hristofyas'ın, aslında KKTC'yi ortadan kaldırmak ve Türkü Ruma yama yapmanın yolunu açma kavgası verdiği apaçıktır.
Şimdi yapılması gereken bellidir. Bundan uzak durup Cumhurbaşkanı Talat gibi "Telâşa kapılmamak" zırhına bürünmek, kaybetmeyi göze almaktır.Ya da "Birleşik Kıbrıs" yolunu açmak isteyenlerin marifetinin bu olduğu apaçık ortaya çıkacaktır. Herşeyi yık ve koşullar ne olursa olsun "Kıbrıs(Rum)Cumnhuriyeti" ile birleşmekten başka yol bırakma???
Oysa Kokott raporünün çürük noktası "Kıbrıs Cumhuriyeti'dir". AB, gerek kendi kuralları ve gerekse "Üye alacağı devlette " var olan yapıyı dikkate almak durumunda idi. Yani Kıbrıs'ta 1960 yapısı ortada yoktur. 1960 Anayasa'sının gerektirdiği yapı tasfiye edilmiş, Türk-Rum ortaklığı yok edilmiştir.. "Kıbrıs (Rum)Cumhuriyeti'ne" yani sadece Rumlardan oluşan Yönetim haline dönülmüştür.Uluslararası Garantilere sahip, Uluslararası Kıbrıs antlaşmaları ise "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin" Türkiye Yunanistan'ın, her ikisinin de taraf olmadığı "Herhangi bir pakta,siyasi ve ekonomik olulşuma" üye olamyacağını amirdir.AB bunu çiğnemiştir.Kıbrıs Türk Halkının ve Türkiye'n'n hak ve hukukunu pas pas yapmıştır.
ABAD,hukuk diyorsa, Kokott raporunda bu noktalara değinmediğini, AB'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni değil "Kıbrıs (Rum)Cumhuriyeti'ni" üye yaparak hata yaptığını görüp, var olan siyasi sorunları da dikkate alarak, BM çatısı ve kararları altında "İkili siyasi görüşmelerin" sürmekte olduğuna da bakarak karar vermelidir.Çünkü mahkeme yoluyla siyasi sorunu çözmeye kalkmakla Kıbrıs'taki barışa hançer saplamış olacaktır.
Nitekim daha dün Rum Lider Hristofyas, görüşmelerin BM kararları zemininde sürmekte olduğunu teyit etmiş ve kendi görüşü olarak da nasıl bir çözüm öngördüğünü özetlemiştir. Bunu Türk Lider kabul etse veya etmese de görüşmelerin sürmekte olduğu ve zeminin ortaklık cumhuriyeti olduğu açıktır. ABAD bunu görmezlikten gelerek var olan yapının KKTC topraklarında otoritesini uygulamaya kalkmasına hak verirse, barışı ortadan kaldırır.Kamplaşma getirir.Görüşmeler ortadan kalkar.
Türkiye'ye AB üyeliği yolunda "Kıbrıs "konusunda santaj yapmak da mahkmelere düşmemektedir. Hele rapörtörlere hiç Kokott'un ortaya koyduklarına ABAD mühürü gelirse bakınız tablo ne olur?
"1.Kıbrıs(Rum)Cumhuriyet mahkemelerinde KKTC ile ilgili alınacak kararlar, AB ülkelerinin yargı organlarında aynen kabul edilmelidir.
2.Kıbrıs(Rum)Mahkemelerinde KKTC'deki mallar konusunda karar vermesi hâlinde AB ülkesi mahkemeleri bu kararı uygulamayı reddedemez.
3.Yukarıda ikinci maddede alınan karar, diğer AB mahkemelerinde KKTC'deki uygulanmasını reddedemezler.
4.Davanın tebliğinde usulsüzlükler olsa da davalıya tam savunma hakkı verilemese de "Kıbrıs(Rum)Cumhuriuyeti" mahkemeleri kararı gözden geçirip davalıya adaletsizlik olmadığı sonucuna varmışlarsa bu karar uygulanmalıdır".
İşte AB adaleti ve işte AB ülkelerinin hukukcularının tutumu.Son madde bunların hâlâ sömürgeci kafasından kurtulmadıklarını göstermektedir.Bunu Bayan Kokott temsil etmektedir. Hem karşı tarafa adaletsizlik yapılacak hem de bunu yapandan yeniden adalet beklenecek ama karar da uygulancak! Bu sadece adaletsizlik değil sömürgeci kafasının terbiyesizliğidir
Şimdi buna bakarak KKTC makamlarının ve bugün Ankara'da iktidarda olanların kesin tavır ortaya koymaları ve gecikmeden bunu yapmaları gerektiğini uyarırız. Aksi hâlde Türk Halkı Ruma köle olarak teslim etmiş olacaktır. Bu karardan sonra Kıbrıs Rumu ile görüşmelere ne gereksinim kalır ki?
Ha bu kararı KKTC'de uygulatmak isteyenler kavgayı davet etmiş olacaklardır. Bunu biliyorlar. Elini tutmak istedikleri Anavatan Türkiye'dir. Çünkü orada AB uğruna her ödünü verecek lobiler yarattılar ve Hükümet de bunların kuşatmasındadır. Muhalefet bile gerekeni yapmamaktadır.
Bu safhada Türkiye, ABAD'da müdahil olmalı, "Kıbrıs (Rum) Cumhuriye'tinin" AB üyeliğine itiraz etmelidir. Talat ve CTP istifa etmeli, seçimi gündeme getirmelidir. Çünkü halktan, bu konuda yetki ve onay almış değillerdir. AB ise kendi eliyle adaya "Savaş" getireceğini bilmelidir. Güneyde malını BM Viyana Nufus Mübadelesi anlaşması gereği terkedip Kuzeye yerleşenler, 45 yıllık hakkını kimseye yedirmez. Silâhını yüklenen evini, konutunu,işyerini savunacaktır. Ona tek bu yol bırakılmaktadır. Sömürgeci kafalar "Gunboat" politikası sürdürerek KKTC'yi tasfiye edemezler.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.