Köpekler: Hayat mükemmel olmak zorunda değil!
Köpeklerin bu gezegendeki her canlıdan daha iyi yaptığı bir şey var.
Kesinlikle her şeyi kutluyorlar.
Anahtarlarını al, kutlama.
Dolabını aç, kutlama.
30 saniye gittikten sonra odaya geri dön, büyük kutlama.
Doğum günlerini, 14 Şubat Sevgililer Günlerini, evlenme yıldönümlerini, bayramları, kandilleri, büyük haberleri veya tatilleri beklemiyorlar.
Köpekler günlük hayata heyecanlanmaya değermiş gibi davranırlar. Burada oldukları için mutlu uyanıyorlar.
Havayı bir mucizeymiş gibi kokluyorlar. Zira, mucizeler, kibir dolu kalplere dokunmaz!
Olimpiyatlardaymış gibi bir topu kovalıyorlar.
Beş yıldızlı bir spa gibi çimlerde yuvarlanıyorlar.
Köpeğin neşesi sayesinde bizim de neşemiz artıyor. Bu, küçümsenemeyecek bir nimettir.
Ne kadar az paranız ve ne kadar az eşyanız olursa olsun, bir köpeğe sahip olmak sizi zenginleştirir.
Dünyada sizi kendinden daha çok seven tek şey köpektir.
Köpeklerin en büyük korkusu, evden onsuz çıktığınızda tekrar geri gelmeyeceğinizdir.
Bu tür bir canlının yanındayken gülümsememek imkânsız. Ve dürüst olmak gerekirse bize verdikleri en büyük hediyelerden biri.
Bize hayatın mükemmel olmak zorunda olmadığını hatırlatıyorlar. Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard'a göre hayat, ileriye doğru yaşanırken ancak geriye dönüp bakıldığında anlamlandırılabilir, bu da anlık mükemmeliyetin imkansızlığına işaret eder.
Sokrates'in öğrencisi ve Aristoteles'in hocası Antik Yunan filozofu Platon “Köpekler bir filozofun ruhuna sahiptir” sözü ile, köpeklerin sadakat, merak, yabancıyı ayırt etme (dost/düşman ayrımı) ve bilgiyi arama (koku alma yoluyla dünyayı anlama) gibi özelliklerinin, felsefi bir sorgulama ve bilgece bir tavırla örtüştüğüne işaret etmektedir. En büyük bilgelik, İyi’yi Kötü ’den ayırmaktır.
Platon, köpeklerin dünyayı keşfetmeye, koklamaya ve öğrenmeye meraklarından dolayı, köpekleri bilginin peşinde koşan filozofun merakına benzetir. Köpeklerin, bir filozofun ruhuna sahip olduğuna dair atıflar, onların sadece içgüdüsel değil, ayırt edici bir sezgiye sahip oldukları düşüncesini yansıtır. Platon'a göre köpek, sıradan bir hayvandan çok daha fazlasıdır; o, ideal bir koruyucunun ve bir filozofun ruhsal özelliklerini taşıyan canlı bir örnektir.
Platon, köpeklerin tanıdıklarını sevdiklerini, tanımadıklarına ise tepki gösterdiklerini, bunun da bilgiyi (dostu) bilgelikle ayırt etme yeteneği olduğunu vurgular. Platon, köpeğin dost ile düşmanı birbirinden ayırt etme yeteneğine dikkat çeker. Köpek tanıdığı (dost) kişiye sevgi gösterirken, tanımadığına (düşman) karşı havlar. Platon, köpeğin bu tutumunu, "tanıdık" olanı bilgiyle, "yabancı" olanı ise cehaletle ayırt etmesi olarak yorumlar. Bu nedenle, bilgiyi (öğrenmeyi) seven ve bilmediğinden nefret eden canlılar oldukları için köpeklerin "filozofik" bir doğaya sahip olduğunu savunur.
Platon, köpeklerin içgüdüsel olarak doğruyu ve güveni arayan, karmaşık insan çıkarlarından uzak bir ruh halini simgelediklerini belirtir. Ruh kendine benzeyenden başkasını sevemez! İnsan bir köpeği gerçekten sevene kadar, ruhunun bir yanı uykudadır.
Araştırmalar, hayatta güvenebileceğimiz, kendimizi teslim edebileceğimiz canlılara sahip olmanın sinir sistemimizi rahatlattığını, beynimizin daha uzun süre sağlıklı kalmasına yardımcı olduğunu, duygusal ve fiziksel acılarımızı dindirdiğini gösteriyor.
Son yıllarda köpeklerle ilgili yapılan araştırmalar, sandığımızdan çok daha karmaşık ve “insana yakın” bir tablo çiziyor.
Köpekler sadece çevreyi değil, zamanı da koklayabilirler. Köpekler için zaman soyut bir kavram değil, fiziksel bir değişimdir. Gün içinde kokuların azalmasını, örneğin sahibinin sabahki kokusunun akşam azalmış olması, takip ederek zamanın geçtiğini algılarlar. Bir köpeğin koku alma duyusu, insanlarınkinden 10.000 ila 100.000 kat daha hassastır. İdeal koşullarda 20 km uzaklıktaki kokuları alabilirler.
Köpekler, odadaki koku yoğunluğunun azalmasını ölçerek saatin kaç olduğunu anlarlar. Örneğin, sabah evden çıktığınızda bıraktığınız yoğun kokunun gün içinde ne kadar seyrelmesi gerektiğini bilirler; koku belli bir seviyeye indiğinde sizin eve dönme vaktinizin geldiğini anlarlar. Yani köpekler için gelecek, "kokusu henüz gelmemiş olan" andır.
Köpeklerin koku alma duyusu o kadar gelişmiştir ki, kanser, diyabet, migren ve hatta bazı enfeksiyonları koklayarak tespit edebilirler. Köpekler, kandaki veya nefesteki kanserli hücrelerin yaydığı uçucu organik bileşikleri koklayarak tespit edebilirler. Kanserli hücrelerin sağlıklı hücrelerden farklı metabolik atıklar yaydığını bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Köpekler, insanların korku, stres veya sevinç gibi duygularını, salgıladığımız hormonları koklayarak anlayabilirler. Parkinson hastalığını belirtiler ortaya çımadan kokuyla anlayabildikleri kanıtlanmıştır.
Köpeklerin koku alma duyusu o kadar hassastır ki, laboratuvar ortamında eğitilen köpekler kan örneklerindeki kanserli hücreleri %96,7 doğrulukla ayırt edebilmiştir.
Bilimsel araştırmalar, köpeklerin güvenilmez veya kötü niyetli insanları, sahiplerine davranış şekillerinden ve kokularından anlayabildiğini göstermektedir. Köpekler, sahiplerine kaba davranan veya güvenilmez olan insanları fark edip onlara karşı mesafeli durmayı tercih ederler. Köpekler, güvenilmez bilgi kaynağını anında kara listeye alıyor.
Araştırmalar, ortalama bir köpeğin 165, zeki ırkların ise 250'den fazla kelime, jest ve işareti anlayabildiğini göstermektedir. Ayrıca köpekler, bir kelimeyi duyduklarında o nesnenin görüntüsünü zihinlerinde canlandırabilirler. Bu, yaklaşık 2-3 yaşındaki bir çocuğun zekâ seviyesine eşdeğerdir.
Köpeklerin siyah-beyaz gördüğü efsanesi yanlıştır. Köpekler dikromatiktir (iki renkli), yani insanlardaki kırmızı-yeşil reseptörleri yoktur. Dünyayı daha çok sarı, mavi ve gri tonlarında görürler.
Her köpeğin burun izi, insanların parmak izi gibi eşsizdir ve kimliklendirme için kullanılabilir.
Köpeklerin gözlerinin iç köşesinde, "nictitating membrane" adı verilen, gözü nemli tutmaya ve korumaya yarayan üçüncü bir göz kapağı bulunur.
Köpekler insanlar gibi vücutlarından terlemezler. Sadece patilerinden ve burunlarından terlerler. Vücut ısılarını dengelemek için nefes nefese kalma yöntemini kullanırlar.
İnsanlardaki sağ/sol el tercihi gibi, köpekler de sağ veya sol patilerini kullanmada baskındırlar. Çalışmalar, köpeklerin yaklaşık 1/3'ünün sağ, 1/3'ünün sol, diğerlerinin ise her iki patisini eşit kullandığını gösteriyor. İlginç bir şekilde, sol patisini baskın kullanan köpekler daha saldırgan olabilirken, sağ patisini kullananlar daha cesur olabilir.
Köpekler "suçluluk" hissetmezler; sadece siz sinirlendiğinizde korku veya boyun eğme tepkisi (kısık gözler, kulakların düşmesi) gösterirler. Köpekler, insanların yüzündeki gülümseme ile öfkeli ifadeyi birbirinden ayırt edebilirler. Bilim insanları, köpeklerin insanların anladığı anlamda ahlaki bir suçluluk duygusuna sahip olmadığını belirtiyor.
Köpekler de insanlar gibi REM uykusuna dalar ve rüya görürler. Uyurken bacaklarını hareket ettirmeleri, sevdikleri insanlarla veya oyunlarla ilgili rüyalar gördüklerini gösterir. Harvard Tıp Fakültesi'nde öğretim üyesi olan Amerikalı bir psikolog ve yazar Dr. Deirdre Barrett'ın araştırmalarına göre, köpeklerin uyku döngüleri (REM evresi) insanlara çok benzer. Köpekler rüyalarında gün içinde en çok etkileşime girdikleri şeyleri görürler. Bu da demek oluyor ki, uykusunda patilerini hareket ettiren veya mırıldanan bir köpek, büyük ihtimalle rüyasında sizinle oyun oynuyor veya sizi karşılıyordur.
Köpeklerin her yılının 7 insan yılına bedel olduğu bilgisi bilimsel olarak çürütüldü. 1868 yılında kurulan Kaliforniya Üniversitesi araştırmacıları, köpeklerin yaşamlarının başında çok daha hızlı yaşlandığını keşfetti. Yeni formüle göre, bir köpek 2 yaşına geldiğinde biyolojik olarak yaklaşık 40-50 yaşındaki bir insana eşdeğerdir; ancak yaşlandıkça bu hız yavaşlar.
Bir köpek sizinle göz teması kurduğunda, bu sadece sevgi değil, aynı zamanda beyinlerinde "oksitosin" (aşk hormonu) salgılamasını sağlar. Bu, insan bebeklerinin anneleriyle kurduğu bağa benzer. Köpeğiniz bu bakışla sizinle olan bağını fiziksel olarak güçlendirir.
Köpekler, dünyanın manyetik alanını algılamalarını sağlayan kriptokrom (CRY1, CRY2) adlı özel protein yapılı moleküllere sahiptir. Bu moleküller gözlerinde bulunur ve onlara adeta görsel bir "pusula" sağlar. Retina duvarında bulunan bu proteinler sayesinde dünyanın manyetik alanını fiziksel olarak “gördükleri” iddia ediliyor. Üstelik bu proteinlerin marifeti yalnız manyetik alan algısıyla sınırlı değil. Prof. Dr. Aziz Sancar’ın da ekibiyle birlikte uzun zamandır üzerinde çalıştığı, hatta “Nobel’i diğer çalışmamdan bekliyordum.” dediği çalışma da CRY genleri (CRY1, CRY2), yani kriptokromlar ve DNA hasarı ile ilgili. Bu pusula, uzağa atılan bir köpeğin aylar sonra evini bulup geri dönmesini sağlar. Sıklıkla karşılaşılan gerçek bir durumdur.
Yapılan güncel araştırmalar, köpeklerin burun uçlarının sadece koku almak için değil, aynı zamanda zayıf termal radyasyonu (ısıyı) algılamak için evrimleştiğini göstermiştir. İsveç’in Lund şehrinde 1666 yılında kurulan Lund Üniversitesi ve Macaristan'da 1635 yılında kurulan ülkenin en eski ve en prestijli devlet üniversitelerinden birisi olan Eötvös Loránd Üniversitesi'nin ortak çalışmasına göre, köpekler bir nesnenin veya canlının yaydığı vücut ısısını, o nesneye dokunmadan veya kokusunu almadan, sadece burnundaki sinir uçlarıyla fark edebilirler. Bu yetenek, avcı atalarından kalan ve karanlıkta bile canlı bir avın yerini tespit etmelerini sağlayan "altıncı bir duyu" gibidir.
Köpeklerin ağızlarının tavanında, üst kesici dişlerinin hemen arkasında “Jacobson Organı” adı verilen gizli bir duyusal sistem bulunur. Bu organ, koku duyusundan tamamen bağımsızdır ve sadece feromonları (duygusal ve biyolojik mesaj taşıyan kimyasallar) algılar. Bir köpek başka bir köpeğin poposunu kokladığında veya bir yeri yaladığında, aslında o canlının cinsiyetini, sağlık durumunu ve hatta ne kadar stresli olduğunu bu organ sayesinde bir "kimlik kartı" okur gibi öğrenir.
Köpeğiniz sadece bakmaz, sizi analiz eder. Yüz kaslarınızdaki en ufak bir gerilmeyi veya gevşemeyi fark ederek modunuzu ölçer. Eğer üzgünseniz, bu duyusal analiz sayesinde yanınıza gelip kafasını dizinize koyma ihtiyacı hisseder. Köpek beynindeki işitsel bölgeler, insan beynindekine çok benzer bir yapıda çalışır. Eötvös Loránd Üniversitesi araştırmacıları, köpeklerin sadece kelimeleri değil, ses tonundaki neşe veya üzüntü gibi duygusal yükleri de özel beyin bölgeleriyle işlediğini keşfetti. Yani ne söylediğinizden çok, nasıl söylediğinizi gerçekten anlıyorlar.
Köpekler, ağlayan bir insan gördüklerinde sadece üzülmüyorlar; beyin taramaları, köpeğin beyninin o anda fiziksel bir acı çekiyormuş gibi tepki verdiğini gösteriyor. Yani köpeğiniz üzüntünüzü sadece anlamıyor, o acıyı sizinle kelimenin tam anlamıyla "yaşıyor".
Güncel araştırmalara dayalı yeni veriler, köpeklerin insanlarla olan yakın bağı nedeniyle gerçek zamanlı bir evrim sürecinde olduklarını öne sürüyor. Şehirlerde yaşayan sahipsiz köpeklerin trafik ışıklarını kullanmayı ve toplu taşıma araçlarıyla navigasyon yapmayı öğrenmesi, bilişsel kapasitelerinin vahşi atalarından hızla uzaklaştığını gösteren şok edici bir adaptasyon örneğidir.
1365 yılında Avusturya’nın başkenti Viyana’da kurulan Viyana Üniversitesi tarafından yapılan son deneyler, köpeklerin insanların niyetlerini anlayabildiğini kanıtladı. Araştırmaya göre köpekler, bir insanın onlara bilerek mi yiyecek vermediğini yoksa fiziksel bir engel nedeniyle mi veremediğini ayırt edebiliyor. Eğer bilerek vermediğinizi anlarlarsa, size olan güvenleri anında sarsılıyor. Araştırmacılar bu durumu köpeklerin bir "zihin kuramı" (theory of mind) başlangıcına sahip olması olarak tanımlıyor. Zihin Kuramı, kendimizin ve başkalarının duygu, inanç, niyet, arzu ve düşüncelerinin kendimizinkinden farklı olabileceğini anlama ve bu zihinsel durumları yorumlama becerisidir.
Köpeklerin burunları, vücut iflas etmeye başladığında salgılanan "ölüm kokusu" gibi kimyasalları henüz kişi hayattayken tespit edebiliyor. Çürümeyi andıran koku, kişi henüz hayattayken, özellikle yaşamın son saatlerinde veya günlerinde salgılanır. Nature dergisindeki çalışmalar, bazı köpeklerin ağır hastaların durumunun kötüleşeceğini saatler öncesinden fark edip alışılmadık tepkiler verdiğini gösteriyor. Köpekler, sadece koku değil, ölüme yaklaşan bir insanın davranışlarındaki değişiklikleri, enerji seviyesindeki düşüşü ve duygusal durumu da (stres, korku) hissederler.
En son sismolojik araştırmalar, köpeklerin deprem dalgaları yüzeye ulaşmadan önce atmosferdeki iyonizasyon değişimlerini ve statik elektriği algılayabildiğini öne sürüyor. Bu, onların felaket gelmeden dakikalar önce neden paniklediğinin bilimsel açıklamasıdır.
Çernobil çevresindeki köpekler üzerinde yapılan son genetik araştırmalar, köpeklerin yüksek radyasyonlu ortamlarda hayatta kalmak için DNA'larını hızla değiştirdiklerini ortaya koydu. Science Advances dergisinde yayımlanan bu çalışma, köpeklerin ekstrem koşullara adaptasyon hızının dehşet verici düzeyde olduğunu kanıtlıyor.
Köpekler, insanı yalnızca “besin kaynağı” olarak değil, nörobiyolojik ödül olarak kodluyor.
1877 yılında kurulan Tokyo Üniversitesi'nde tarım bilimcisi ve ziraat mühendisi olan Profesör Hidesaburo Ueno, 1925 yılında üniversitede kalp krizi geçirip öldüğünde, Hachiko henüz 1.5 yaşındaydı. Hachiko, profesörün öldüğünü bilmeyerek tam 9 sene 10 ay boyunca her gün aynı saatte istasyona giderek bekledi. Hachiko, sahibini beklediği Shibuya İstasyonu'nun önünde hayata veda etti. Hachiko'nun hikayesi, sadakat kavramını en uç noktada temsil eden gerçek bir olaydır. Bu da bizlere köpeklerin, sarsılmaz bağlılığını ve sadakatini simgeler.
İspanyol ressam Francisco Goya'nın "Köpek" (El Perro) tablosu’ndaki köpek ise, insanın doğa karşısındaki çaresizliğini, ölüm korkusunu ve Goya'nın kendi yaşadığı izolasyonu temsil eder.
Hiçbir mücadelenin karşılıksız kalmadığı bir kozmos içerisinde dönüştürüldüğümüzü anladığımız zaman daha yaşanabilir hayatlarımız olacağına inanıyorum! Kozmos düzenlidir; düzensizlik insanın yargılarında başlar. Zira, hepimiz seçici günahkarlarız; kendimize uygun gördüğümüz günahları işler, rahatsız olduğumuz günahları işleyenleri ise yargılarız. Belki de 20. yüzyılın en büyük filozoflarından biri olan Emil Michel Cioran'ın Çürümenin Kitabında yazdığı gibi; “Hepimiz sahtekâr olduğumuz için birbirimize tahammül ederiz. Asıl mesele; kimse bakmadığında kim oluyorsak, gerçekten oyuz!
Yönetmenliğini Sir Ridley Scott'ın yaptığı, 2005 tarihli, Kingdom of Heaven filminde Cüzzamlı Kral olarak bilinen IV. Baldwin’nin söylediği: “Bir kral bir insanı yönetebilir. Bir baba oğul dünyaya getirebilir. Ama unutma, seni yönetenler kral dahi olsalar ya da güce sahip olsalar, ruhun her zaman sana ait olur. Tanrı'nın önüne çıktığında: "Bana bunu başkaları emretmişti." ya da "Erdemli olmak beklenen şey değildi." diyemezsin. Bu yeterli olmaz!” sözü bireysel iradenin ve ahlaki sorumluluğun mutlak gücün üstünde olduğunu vurgulayan, birey özgürlüğü üzerine yapılmış derinlikli bir konuşmadır.
Büyük bir adam lider olmaya çalışmaz. Liderliğe çağrılır. Ve O da olur! O yüzden liderlerin üzerimizde gücü olmaz. O gücü onlara biz veririz.
Memento mori!
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.