Ankara’ya söv... Prim yap...

Yayın Tarihi: 23/05/22 07:00
okuma süresi: 8 dak.
A- A A+

Çözüme destek verse de söverler vermese de söverler. Para verse de vermese de söverler. Karışsa da söverler karışmasa da söverler. Ne çekti be bu Ankara hepinizin elinden...

Bazen yeni söz söylemek çok zor gelir insana. Son günlerde Türkiye karşıtı söylemlerde bulunmak o kadar bir popüler oldu ki ya da Ankara Hükümetine kelime anlamıyla sövmek o kadar bir popüler oldu ki akıllara zarar. Anlamıyorum şuursuzca yapılan eleştirileri değil hakaretleri.

Geçtiğimiz gün Meclis ve Elçilik önünde eylemler vardı. CTP ile dört parti eylem yaptı. Dört parti CTP’nin eylemini kendi lehine kullanmasını da bildi. Üstelik CTP’nin bu eylemden vazgeçin bize katılın demesine ragmen CTP Meclis önünde eylem yaparken diğer dört parti temsilcileri elçilik önünde eylem yaptılar, yaptılar ve adettendir bir de pankart açıldı “İşgalci Türkiye defol git” gibisinden. Pankartı açanların kim ve kime ait olduğu da bilinmiyor bu arada. Bu da ilginç değil mi ? Kabullenen bir parti de çıkmadı bildiğim kadarıyla.

Bazı aktivist eylemlerin Rum yönetimi bağlantılı olduğu artık herkes tarafından bilinen bir gerçek.

İdeolojik olarak yapılanlar olduğu gibi gerçekten menfaate dayalı paraya dayalı yapılan eylemlerde var.

Eleştiri olsa sorun yok anlaşılırdır eleştirmek herkesin hakkı ama sövmek başka bir dünyada yaşamak gibi geliyor bana.

Biraz geçmişe gidelim ve bugüne gelelim. Türkiye lehine ve aleyhine yapılan eylemleri inceleyelim.

Annan Planı dönemlerini hatırlıyorum. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan çözüm sürecine oldukça ciddi bir destek veriyordu. Hükümette CTP, Cumhurbaşkanlığında ise CTP’nin aday olarak seçilmiş Mehmet Ali Talat vardı. Hani bir zamanların Ankara Hükümetlerine karşı en sert muhalefetini yapan CTP, tek vücut olmuş çözümün peşinde koşturuyordu. En büyük destekçisi de bizzat Recep Tayyip Erdoğandı.

O yıllarda Ankara Hükümeti hem içte KKTC Devletine ciddi bir maddi destek içindeydi hem de Kıbrıslı Türklerin haklı davasının Dünyada duyulması için Cumhurbaşkanı Talat’a ciddi destek içindeydi.

Ne gelen paralar ne gelen yardımlar kimseyi rahatsız etmiyordu. Hatta o yıllarda Ankara daha çok yardım yapıyordu Kıbrıs Türk halkına.

Kimseler de bu durumdan rahatsız değildi. Memur istihdamları, 13. Maaşlar ve aklınıza gelen her türlü ama her türlü yardım fazlasıyla geliyordu.

Kimse de çıkıp demiyordu “Vay Türkiye bize müdahale ediyorsun”.

Bu öyle bir dayanışmaydı ki Sn Talat, Türkiye’de yaşasa AK Parti Hükümetine oy vermeyi dahi düşünüyordu. Varın siz anlayın ilişkinin boyutunu.

MİTİNGLER VE BOZULAN İLİŞKİLER

Bu ve buna benzer yazıları çok kaleme aldım bu nedenle uzun uzadıya konuları detaylandıracak değilim ama gelmek istediğim bir nokta var. Derken Türkiye iş yapmayan hükümetlere para vermekten sıkılmaya başladı. Çözüm süreci çökmüş, Rumlar çözümü reddetmişti. Bunun ardından Mitingler yapılmaya başlandı. Neye karşı ve kime karşı. Mitingler sözüm ona birer varoluş mitingiydi ama kime karşı?

Elbette ki Türkiye ya da Türk Hükümetine karşı. Mitingler ya amacından şaştı ya da amaca hizmet etti ve tek kelimeyle Türkiye’ye bir kez daha “barra” çekildi ve ipin ucu koptu. Yıllardır da kopuktur. Adı ne koyarsanız koyun ilk kez sağlıklı ilişki son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra oluşmaya başladı. Bir tür iki ülke arasında barış tesis edildi tekrardan ama buna müdahale deniliyor. Tabii olaya neresinden baktığınız da önemli.

PARA VEREN YARDIM EDEN BAŞKASI YOK

Önemli bir nokta var burada. KKTC’ye Türkiye’den başka para yardımı ya da diğer yardımları yapan başka bir ülke var mı ? Bakınız bu son derece önemli bir sorudur.

Diyeceksiniz ki “tamam be bay yardım eder diye her şeyimize de karışıyor”... Bu sıkça kullanılan bir cümledir.

Peki bir başka açıdan bakalım olaya. Dünyanın herhangi bir yerinde her türlü yardımı yapan bir devlet ya da mekanizmanın yardım ettiği ülkeye karışmaması söz konusu mu?

Yazıyı okuyanlar hemen örnek yazsın lütfen. Deli gibi peşinden koştuğumuz Avrupa Birliği’ni görüyoruz. İmrendiğimiz ve özendiğimiz Rum yönetimini de görüyoruz.

Şöyle hayal edin peki; her türlü maddi yardımın geldiğini var sayalım AB’den sizce “alın kardeşlerim yeyin ve keyfinize bakın” der miydi ?

Hepimiz biliyoruz ki demezdi.

Peki bu ilişki şekli doğru mu?

Hayır doğru değil! Peki var mı başka önerisi olan?

Tanınmıyorsun, üretmiyorsun, ihracatın yok ve beş kuruşsuz oturuyorsun. Hem müdahale ediyor diye sövüyorsun hem de para vermediğinde “işgal ettin bakacaksın” diye bağırıyorsun.

Ee hangisi?

ELÇİLİK ÖNÜNDEKİ EYLEMLER

Bu da başka tuhaf bir hareket. Neyse ki hayli azınlık unsurlar. Çözümden öte çözümcü olan küçük temsiliyetler. Ara sıra Türkiye Lefkoşa Büyükelçiliğinde eylem yapmak da şart. Amacı neyse. Amacı yok. Sadece eleştirdikleri Ankara Hükümetine karşın Rum Hükümetini memnun etmek çabası. Samimi de olsalar ki değiller rahatsız oldukları yapıdan bir başka yapıya aynı mantıkla hizmet etmek.

TÜRKİYE, GÜÇLÜ BİR KKTC İSTİYOR

Çok şükür ki Türkiye Cumhurbaşkanı Sn Erdoğan da birçok Kıbrıslı Türk gibi düşünüyor ve KKTC’nin kendi kendine yetebilen bir devlet olmasını istiyor. Her ne kadar ekonomik protokolleri eleştirsek dahi bu protokollerin aslında KKTC maliyesini ve ekonomisini disipline etmek için hazırlandığını biliyoruz.

Yıllar önce Kıbrıs’ta barış umudu varken en büyük desteği veren Cumhurbaşkanı Erdoğandı, bu süreç birkaç yıl önce çöktüğünde yine Kıbrıs Türk halkının her anlamda yanında olan Cumhurbaşkanı Erdoğan oldu.

Kıbrıslı Türkler olarak Erdoğan’a bir teşekkür borçluyuz, bunu biat etmekle karıştıranlar var ki işte yanlış burada yapılıyor. Herkesin içi rahat olsun Türkiye’nin bizden beklediği biat değil, herkes bunu böyle sanıyor. Türkiye’nin bizim hükümetlerimizden beklediği birincisi samimiyet ikincisi çalışmak. Ama gelin görün ki bizim hükümetlerimiz hem samimiyetsiz hem de tembel.

Bir şükrancılıktır gidiyor halbuki Ankara’nın duymak istediği şükrancılık değil çalışan ve iş üreten siyasettir.

Biz Allah razı olsun daha çok ver mantığındayız. Yani bir diğer deyişle çalışmayıp biat ederek para dilenen bizim siyasilerimiz.

Bunu iyi anlamak doğru okumak lazım.

SÖV VE PRİM YAP

Tabii yazıyı bitirmeden bir şey daha söylemek lazım. Bildiğiniz gibi Türkiye’ye sövmek bizim memlekette güzel prim yapar. Çözüm zamanı provokasyonudur. Tatlıdır da aslında , heyecanlıdır.  Belli zamanlarda toplanılır, yürünür ve sonra herkes evlere dağılır. O kalabalıkta yürüyen milletvekilleri bakan olduktan sonra sıkça Elçiliğe de uğrarlar. İşte böyle tezattır bu işler. Samimiyetsiz dedik ya.

Sonra kurultaylar peyda olur “aman yardım et bize” diyenler çıkar, beni seçtir diyenler çıkar.

Yıllardır böyle yaşanır tüm bu saydıklarım. Çözüme destek  verse de söverler vermese de söverler. Para verse de vermese de söverler. Karışsa da söverler karışmasa da söverler.

Ne çekti be bu Ankara hepinizin elinden...

*****************

Günün Sözü

"Aşkta sadık olanlar yalnızca aşkın uçarı yanlarını bilirler aşkın trajedisini bilenlerse vefasızdır."

Oscar Wilde

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Gökhan ALTINER yazıları